Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
ÇERKESLERİ SİNDİRME HAREKATI VE TERÖRİZE OLMAYI REDDİYE
14 Haziran 2012 Perşembe Saat 15:46

      Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.                          Elie Wiesel

Türkiyeli Çerkesler, son iki hafta boyunca Kafkasya Forumu Aktivisti Kuban Kural’ın iki kişi tarafından takibini ve Rusça “Öleceksin!” yazılı tehdit mektubunu konuşuyor.

Olayın nasıl olduğu veya geliştiği konusuna girmeyeceğim, zira bunu basından herkesin izleme olanağı oldu.

Öncelikle bu olay karşısında, bazı tepkiler oldu. Ve bu tepkiler, özellikle de Çerkes camiası içerisinde farklı yankılar buldu. İlginçtir ki bu tür durumlar karambol olarak değerlendirilebilir. Zira hedeflenen kitlenin  kolayca ayrıştırılabilmesi için, bilgi kararmış ve hatta karartılmış olabilir.

Çerkesler, sadece Türkiye’de değil, 148 yıl sonra, yeryüzünün bulundukları her noktasında, üzerine ölü toprağı serpilmiş halinden kurtulmak üzere silkiniş içindedir.

Dünyanın her yerinde bugün itibarıyla en hızlı politize olan toplum da sayılabilirler. Öyle olunca da dünyanın belli başlı güçleri bu toplumun aktivitesini farklı yönlerde, belki bazı menfaatlere yöneltmek yönlendirmek isteyebilirler.

Öncelikle bu olayın tüm oluş ve sonuçsuz kalış haliyle, 21 Mayıs eylemleri öncesinde olması bir işaret sayılabilir mi? Bizce sayılabilir. Çünkü bu tür bir haber, eğer eylem öncesi haber kanallarına dağıtılmış olsaydı, toplumu terörize olma korkusu sarabilirdi. Eylemin hedefi bu konuda aceleci ve sabırsız davranmayarak olabilecek öfke selini de önlemiş oldu. Bu olumlu bir yaklaşım olmuş.

Çerkes toplumu ağır biçimde yaşamış olduğu, bir buçuk yüzyıllık travmatik olaylara rağmen, içinde kopan fırtına ve infiallere rağmen, terörize olmayı hiçbir şekilde arzulamıyor. Şiddeti açık biçimde reddediyor.

Üstelik bu genel olarak da böyle, içinde farklı kolları geliştiren toplum, Kafkasya Forumu, Birleşik Kafkasya, Kafkas Vakfı  ve Kafkas Evi gibi Kafkas Birlikçi, ÇHİ ve DİÇEG/Jineps gibi Türkiye politik arenasına angaje olmuş ve Kaf-fed gibi kültürel dernekçi büyük çatı kuruluşunu da içine almaktadır.

Tabii Çerkesya Yurtseverleri grubu -ki aslında gerçek anlamda Çerkes Ulusal Hareketini doğrudan temsile adaydır- ortaya çıktığından beri şiddet ve terörü açık biçimde reddetmekte, sivil, demokratik, politik ve hukuki zeminde, meşru mücadele platformunu kullanacağını açıkça ve net olarak defalarca belirtmiştir.

Bütün bu sayılan hareketler içinde, dinsel hassasiyetlerinden taviz vermeyenlerden, liberallere, sosyal demokratlardan,  sosyalist-marksistlere kadar farklı politik eğilimi paylaşan insan grupları mevcuttur. Söz konusu bütün gruplar içinde farklı bütün eğilimler varlıklarını sürdürmektedirler. Bu çokça önemsenmesi gereken bir durum.

Son dönemlerde Çerkesleri bir araya getiren platformlar, anayurt ve ulus bilinciyle özetlenebilir. Kim hangi tür şaşırtmaca veya farklı argümanlardan güç ve destek alıyorsa alsın, durumun özeti budur.

Daha önce yapılacağı açıklanan fakat 11 Haziran 2012 pazartesi tarihine ertelenen Kuban Kural’a tehdit ile ilgili basın açıklamasına www.cherkessia.net ve Çerkesya Yurtseverleri adına bendeniz katıldım.

Basın açıklamasını yapan kürsüde İnsan Hakları derneğinden bir temsilci Ahmet Taner vardı. Kuban Kural haliyle vardı, Kafkasya Forumunu temsilen Mkanba Çağlar ve bilim adamı Ferhat Kentel’de kürsüde yerlerini aldılar.

Yaklaşık yirmi dakika kadar süren basın açıklaması sonrasında sorulu yanıtlı bir diyalog ortamı oluştu. Bu diyaloglardan çıkardığımız sonuçlardan önce konuşmacılarca verilen mesajları Kafkasya Forumu sayfasından alıntılayalım.

İHD Üyesi Ahmet Taner, yaptığı açılış konuşmasında konu ile ilgili iki resmi girişimde bulunulduğunu açıkladı. İHD, İstanbul’daki Rusya Konsolosluğu’na gönderdiği mektupta, Geçmişte Rusya’da insan hakları savunucuları ve aydınların faili meçhul cinayetlere kurban gitmesinin bu ülkede de devlet adına suç işleyen özel savaş birimlerinin varlığına işaret ettiğini ve en temel insan hakkı olan yaşama hakkının ihlali konusunda üzerindeki kuşkuları gidermenin Rusya Federasyonu’na düştüğünü belirtti. Dernek, “konuyu uluslararası boyuta taşıma niyetinde olduklarını” da mektupta ifade ettiklerini söyledi.

Yabancı ülkelerin gizli servislerinin insan hakları ihlallerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumlu olduğunu da ifade eden Taner, “Türkiye İstihbarat birimlerinin bilgisi dışında insan öldürtecek, takip ettirecek, ölümle tehdit edecek kadar özgürce hareket etmesinin mümkün olmadığını bilecek kadar deneyim sahibiyiz” diye konuştu.

Kafkasya Forumu adına basın açıklamasında bulunan Mkanba Çağlar “Rusya’nın Çeçen mültecilere yönelik Türkiye’de oluşturduğu cinayet şebekesini bu defa Çerkes muhalefetine yönelttiği düşüncesindeyiz. Bizleri bugün sivil toplumun vicdanına sığınmaya sevk eden tedirginliğimizin sebebi, Rusya’nın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da kapsama yetkisine sahip bir suikast şebekesi için Türkiye’den vize aldığına yönelik kuşkumuzdur” dedi.

Kuban Kural’sa, aldığı tehdidin kişisel bir durumdan öte, yükselen Çekes diasporasına karşı yapıldığını dile getirdi.

Kural, emniyete verdiği ifadede NoSochi yarışmasının ödül törenine giderken takip edildiğini fark ettiğini, sonra değişik zamanlarda ve mekanlarda aynı şahıslar tarafından takip edildiğini, Çerkes Soykırımı eyleminden 5 gün önceyse ölüm tehdidi aldığını anlattı.(1)

Rusya bugüne değin açıkça devlet terörü olarak nitelendirilen eylemlerle suçlanmış ve suçlanmaktadır. Sadece 148 yıl önce gerçekleşmiş bulunan Büyük Çerkes Sürgünü ve Soykırımından değil, o zamandan bugüne değin işlediği sayısız suçlarla beraber anılmaktadır. 1863-64’te yapılan büyük bir insanlık suçu olmakla birlikte, benzerleri veya minyatürleri 1877-78’de, 1917-25’lerde, II. Dünya savaşı ve benzeri suçlar sayısız kereler yinelenmiştir.

İnsanlık suçları bu kadar kabarık bir ülkenin, böylesi bir eylem içinde olamayacağını söylemek biraz hafiflik olur. Fakat biz yine de karartılmış bir formasyon ağını görmezden gelemeyeceğimizi söylemek istiyoruz.

Ancak Rusya böylesi açık ve kendi ülkesel çıkarları anlamında itibar kaybına yol açacak bir eyleme açıktan izin vermiş olabilir mi? Soru sormayı sürdürelim.

Tehdit eyleminin failleri arasına, potansiyel olarak başka ülkeleri ya da dünyanın değişik ülkelerinde faaliyet gösteren ve hatta formel olmayan gruplar katılalabilir mi?

Yani örneğin Rusya’da faaliyet gösteren, fakat görünüm olarak devlete bağlı değilmiş gibi duran bir takım gruplar böylesi bir eyleme girişmiş olabilirler mi? Ya da bunu haber alan farklı ülke güvenlik birimleri eylemi başlamadan söndürmek istemiş olabilirler mi? Bütün bunlar tahmin edilebilir şeyler.

Yine de kanıtlanması ya da gerçekliği sorguya açık ve tahminden öte değil!

Ancak bildiğimiz bazı gerçekler var. Anna Politkovskaya, Natalia Estemirova, Oleg Kashin, Litvinenko gibi bir dizi Rusya muhalifinin yaşamına son verilmiş olması bir devleti doğrudan göstermese de, dolaylı yoldan işaret etmektedir.(2)

Devletlerin içinde devletlerin olduğunu bilmemek için cahil olmak gerekir.

Rusya’da sadece görünen bütün bir Rusya’dan ibaret değildir. Fakat insan hakları karnesi açısından Rusya’yı en kötüler sınıfına koyan da, işte bu devlet içinde devlet üreten yapılanmalardır. Örnek, Naşiler.(3) (4)

Devletin en üst kademesinden destek bulan bu tür örgütlenmelerin ucunun nerelere kadar varabileceğini, nasıl sonsuz bir bilgi, servet, silah ve lojistiğe ulaşabileceklerini varın siz hesaplayın.

Bu tür net bilgiler bize kadar geldiğine ve bu bilgilere ulaşmak için bir istihbarat ağına dahil olmaya gerek olmadığına göre, Kuban Kural’a tehdit ve bazı öldürme eylemlerinin faillerine karşı dünya, neden bugüne kadar harekete geçmedi veya geçmiyor? Ya da bu tür eylemler, niçin nasıl önlenemiyor?

Petrol, doğalgaz ve benzeri muhteşem, sınırsız kaynaklarıyla Rusya birçok ülke ve birçok gücün dikkatini kendine paratoner gibi çekmektedir. Rusya içinde ve dışında gelişen, yukarıda saydığımız terörize olma gerçekliğine, dünya güçlerinin mani olamama ya da frenleyememesinin tek sebebi, ağızlarına çalınan birer kaymak/bal mıdır?(5)

Eğer öyleyse ortada serseri mayın gibi dolaşan, çok tehlikeli bir durum bulunmaktadır. Dün Anna, Natalia ve Litvinenko, bugün Kural, yarın aramızdan veya değil başkaları.

Terörün sınırı yoktur.

Döner dolaşır ve birgün sahibini de vurur.

 

Kural’la ilgili İnsan Hakları derneğinde yapılan basın açıklamasından sonra soru soranlar arasında bendeniz de vardım.

Kısaca sorum şu idi; “Gerçekleşmemiş de olsa, eylemin arkasında bir fail var. Ve sizin sözlerinizden şunu anlıyorum. Bugüne kadar herkesin aklının arkasında Rusya’nın 2014 Olimpiyatları yaklaştıkça, gelişen Çerkes muhalefetini susturabilmek ve ikna edebilmek için bazı ufak tavizler verilecek ve böylece iş kapatılacaktı. Şimdi yeni bir gelişme söz konusu. Rusya, politikalarını sertleştiriyor. Bilindiği gibi Çeçenya’da da bazı kara propaganda metodları uygulamıştı. Dere ağızlarında canlı canlı kıtır kıtır kesilen insan videoları –ki düzmece olduğu çok belliydi- sayesinde, uluslar arası desteğini yitiren ve marijinalize edilen Çeçenya, savaşı kaybetmişti. Şimdi Çerkes muhalefetinin sinir tellerine dokunarak, öfkesini uyarmaya çalışıyorlar. Bunun sonucunda silahlı, terörize olmuş ve başka aşırılıklara kucak açan konuma getirilmek ve marjinalize edilmek istenen bir Çerkes toplumu sözkonusu.”

Kuban Kural’da sanırım onadı bu sözlerimizi. Kafkasya Forumunun da silahlı kalkışmadan ve şiddetten yana olmadığının altını açıkça çizdi. Sivil bir inisiyatif olduğunu belirtti.

Her nedense bu konuda görüşlerinin ÇY’den farklı olduğunu belirtmek gereksinimi duydu. Oysa sorum, ÇY’nin “Rusya’dan ne kadar taviz koparabiliriz sorusuna aradığı yanıt olmadığı çok açıktı!”(6) Yine de çabuk toparladı. Çerkes Ulusu hiçbir birey, grup veya kurumu basit tavizlerle susturulamazdı. Bu konuda giderek daha güçlü bir düşünsel konsensüs oluşmaya başladı. Ve her ses, giderek karşıda ki sesleri daha iyi algılamaya başladı. Hassasiyetler daha net algılanabiliyor.

Üstelik daha iddialı bir düşünce olacak ama. Çerkesler giderek fraksiyonlaşıyormuş, ayrışıyormuş gibi görüntü verseler de, birçok konuda, genel ve ortak bir bilinç geliştirmeye başladılar.

Bunun bir başka açık kanıtı: Gerek Kuban Kural, gerekse de Mkanba Çağlar’ın ağızlarından teyit edilen bir tanımlama ilginçti, Rusya tarafından susturulmak, sindirilmek istenen -Kafkasya muhalefeti veya siyaseti değil-; “Çerkes muhalefeti” ya da “Uluslar arası Çerkes Siyaseti”. Bu hareket ile doğrudan ilgili olan ise kendileriydi!

KF’nun kendilerini merkeze alma konusuna çekince koysak dahi, bunu olumlu bir gelişme olarak algılıyor, Forumun politikalarında önemli bir değişikliği ifade ettiğini düşünüyoruz.

Sevindirici bu gelişmenin arkasında ki faktörlerin içinde ve başında ÇY hareketini ve www.cherkessia.net’i görüyoruz. Ve bundan da kıvanç duyuyoruz.

Kaldı ki kendini “Kafkasya Forumu” olarak sunsalar da organizasyonlarının tabanının neredeyse % 90’nının Çerkes/Adige olduğu bir organizasyon karşısındayız.

Sonuçta geniş bir Kafkasya soyutlamasından, Çerkesya somutlaşmasına doğru hızla ilerleyen bir oluşum. Ve bu başka dinleyicilerin de anlaşılan dikkatini çekmiş. Toplantı sonrasında başka arkadaşlarında aynı kanaati paylaştığımızı gördüm.

Benzeri durumla başka diğer yapılarla da dönem dönem karşılaşmaktayız. Artık kendini farklı kulvarlarda tanımlayan Çerkes oluşumları, giderek Çerkesya ve Çerkes ulusu tanımlamasında birleşiyorlar.

Her ne şekilde düşünürsek düşünelim, Çerkes Ulusal/Politik hareketinin giderek uluslar arası arenada daha çok görüneceğinin açık sinyalleri ortaya çıkmaktadır.

Her ne şekilde olursa olsun, Çerkes toplumu içinden bazı kişilikler görünür olmaya başlamıştır.

XXI. yy.’ın “gecikmiş bir Milliyetçilikler” çağı olup olmayacağı belli olmamakla birlikte, gelişen bu tür hareketlerin başında adı anılan Çerkes hareketi üzerine saptırma ve yolundan çıkartma girişimleri, provokasyon ve ajitasyon bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Dünyaya yön veren ülkelerin, devletlerin, kurumların, grupların, çıkar şebekelerinin, inanmış idealistlerin ya da başka her tür organizasyonların, gelişmekte olan ulusal hareketlere yaklaşımı, kendi menfaatleri ölçüsündedir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Kimse kimsenin “kara kaşına, kara gözüne aşık” değil, temsil ettikleri organizasyonların çıkarları adına davranış sergilemektedirler.

Biz kendi cephemizden bakarsak, Çerkes halkının, ulusal, politik, ekonomik, sosyal, eğitsel vb alanlarda çıkarlarımızı gözeten tutum ve tavırlar alabiliyor muyuz?

Veya gelişen trend, olay ve olguları, Çerkes halkının menfaatleri ölçeğinde değerlendirebiliyor muyuz?

Uluslar arası alanda Çerkes halkını yeterince iyi ve doğru biçimde temsil edebiliyor muyuz?

Çerkes halkının, en çok birlik olması gereken zaman ve eylemlerde böylesi bir arayışa doğru ve akılcı yanıtlar verebildik mi?

Sorular giderek uzatılabilir. O kadar çok yanıt bekleyen soru var ki!

Biz Kuban Kural’a geçmiş olsun derken, tehdidin sahiplerine de sözlerini aynen iade ediyoruz.

Şiddete şiddetle karşılık vererek değil, meşru müdafaa gücümüzü demokrasi ve haklılığımızdan alıyoruz.

Ve inanıyoruz ki şiddete, teröre başvuranlar, kendi kanlarında boğulmaya mahkumdurlar.



(1) http://www.kafkasyaforumu.org/index.php?option=com_content&view=article&id=774:kurala-destek-c-gibi-bueyueyor&catid=7:aktuel&Itemid=205 

(2) http://journalists-in-russia.org 

(3) http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haberArchive&ArticleID=10591 

(4) http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haberArchive&ArticleID=10591 

(5) Fakat bu gün girişimlerinin yanıtı olacağı düşünülen fırsatlar, bir gün gelip de kayıp ve elden uçup gitmiş fırsatlara dönüşecek olursa, bunun zararı nasıl karşılanacak?

(6) Kuban Kural, Kafkasya Forumu’nun önde gelen kişilerinden ve 2012 yılının şubat başlarından, mayıs ayı başlarına kadar, 21 Mayıs için Ortak Etkinlik Düzenleme toplantılarında forumu doğrudan temsil eden bir aktivist. Doğrusu Etkinliğin ortaklaşa olmasına engel olanlardan da biri. Yapılan toplantıların sonuçsuz kalmasında epey emeği var! ÇY’ni uzun zamandır “Mikro-Milliyetçi”, “Neo-Faşist” suçlamalarıyla baş başa bırakan da temsil ettiği kurumun yazarları. ÇY bu süreçte yalnız kaldı ve Forum, diğer çoğunluk kurumları arkasına almayı başarmıştı. Bu Forum hanesine yazılan bir + olarak durmaktaysa da, tek başına etkinliği düzenleyen ÇY’nin, Forumun ittifak bağlarıyla düzenlediği etkinliğin bir benzeri organizasyon ve kalabalıkları meydana çıkartması ÇY’nin hanesine + yazdı. Fakat her şeye rağmen hatalar ve yanlışlar üzerinden politika yapmanın uygun olmadığını ve Çerkes ulusuna bir şey katmayacağını, katmadığını düşünüyoruz. Bütün bu menfi tutum ve karalama kampanyalarına rağmen ÇY şimdi dimdik ayakta. Bütün bu olanlara rağmen, iç çekişmelerin, kişiselleştirmelerin ve klan/klik zihniyetiyle çarpışmanın gereksizliği açık ve seçik ortada. Bu tür tartışma ve mücadelelerin Çerkes toplumunu bir ileri aşamaya taşımayacağı da ortada. Biz her toplum gibi ideolojik, düşünsel, sınıfsal farklılıkları içimizde doğal olarak barındıracağız. Fakat bir toplum, bir ulus, bir halk olmanın gereğini yapmak zorundayız. Belli zaman ve periyodlar da bile olsa aynı nokta ve çizgide bir araya gelmek zorundayız. Biz bu düşüncelerimizi aylardan beri sürdürdük ve bunu sadece görüntüde bir politik malzeme olarak göstermedik. Önceliğimizin Çerkes Ulusu ve yurdu olduğunu, bunların ali menfaatlerini gözeteceğimizi ve bu asgari müşterekte her daim işbirliğine hazır olduğumuzu net olarak belirttik. İşte o gün basın toplantısını da böyle bir gün, yani Çerkes ulusunun sımsıkı bağlarla birbirine bağlı olması ve her türlü terör ve şiddete karşı dayanışması olarak algıladık. Orada bulunuşumuzun tek amacı budur. Yoksa boy göstermek felan değildir. Samimiyet sınavından geçerken, halkımızın teveccühünü ve desteğini başka türlü alamayacağımızın farkında olmalı ve gerçekte olması gerektiği gibi doğal hedef ve amaçlarımıza kilitlenmemiz gerektiğinin altını kalın harflerle çizmeliyiz. Tersi Çerkes Ulusu ve Politik hareketini gerçek hedef ve amaçlarından uzaklaştıracaktır.


Bu yazı toplam 5410 defa okundu.





Semih Akgün

Bir yola çıkarken hedefler, amaçlar vardır.
Fakat yol sizi nerelere götürecektir?
KF'de farklı noktalara doğru gidiyor.
Adı değişmiyorsasa da hedef ve amaçları Çerkesya somutlaşmasında kendini bulmaya başlıyor.
Bu bence olumlu ve önemsenmesi gereken bir durum.

Ayrıca bu yazımda Çerkesler olarak, hangi görüş veya kurum adı altında olursak olalım, kendi evlatlarımıza sahip çıkacağız demek istedim.

Selamlarımla!

18 Haziran 2012 Pazartesi Saat 09:22
ÖzGüR- Bursa

?????

Semih abi yazının ana temasını anlayamadım.
Giriş, gelişme, sonuç olayına bağlamak istedim yine olmadı. Affınıza sığınarak tam olarak ne demek istediğinizi bir paragraf yazarsanız iyi olurdu.

16 Haziran 2012 Cumartesi Saat 01:29
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net