Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Ulusal Felaket, Ulusal Yeniden Varoluşa Nasıl Dönüşür?
20 Mayıs 2026 Çarşamba Saat 13:20


Çerkes Soykırımı’nın (1864) uluslararası arenada hukuki ve politik bir statü kazanması, hem tarihi adalet arayışı hem de günümüz küresel güç dengeleri (reel-politik) arasında sıkışmış oldukça karmaşık bir konudur. 


Bu mesele, yalnızca geçmişte yaşanan büyük bir trajedinin anılması değil; Çerkesya’nın jeopolitik konumu, Rusya’nın bölgesel nüfuzu ve diasporanın yaşadığı ülkelerin dış politika stratejileriyle doğrudan bağlantılıdır.


Ayrıca soykırımın tesbiti ve uluslararası tanınmışlığı, yeni, olası soykırım suçlarının tekrarlanma riskini de ortadan kaldırması için olmazsa olmazdır. 


Tarihsel Adalet arayışı önce uluslararası kamuoyunun vicdanlarında yankı bulmalıdır. Tüm dünya ve insanlık yaşanmış bu tarihi olayı  tanımalı ve bilmelidir. 


​Moskova, "Soykırım" (Genocide) teriminin hukuki sonuçlarından (toprak talebi, geri dönüş hakkı, tazminat) çekindiği için konuyu tamamen tabulaştırmakta ve olayı "Kafkas Savaşları'nın trajik sonuçları" olarak yumuşatmaya çalışmaktadır.


Çerkes halkının 1864’te uğradığı büyük felaket/ soykırımın tarihsel bir adalete kavuşması, sadece geçmişe ağıt yakmakla değil, geleceği rasyonel ve stratejik bir akılla inşa etmekle mümkündür.


Bir halkın özgürleşmesi, birleşmesi, üzerinden uyuşukluğu atması ve mücadele ruhuna tutunması, travmadan sıyrılıp küresel aktör haline gelme vizyonunu içerir.


Çerkesya’nın Mevcut Demografik ve Politik Yapısı, Çerkesler için iç parçalayıcı ​derecede kötüdür. Ulusal bütünlükten yoksun, kabile ve lehçeleri dil dayatmaları ile karşı karşıyadır.


Rusya Federasyonu içindeki Çerkes cumhuriyetlerinde (Adığe, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes) yerel yönetimler Moskova’ya doğrudan bağlıdır. Ayrıca kıyıda özerklikten yoksun Çerkes toplulukları adacıklar şeklinde bulunmaktadır. Rusya'nın baskı, sindirme ve yoketme politikaları doludizgin devam etmektedir. 


Çerkes halkının anavatanlarında çoğalmamaları için diyaspora topluluklarının Çerkesya'ya gelişi ve yerleşmeleri sıkı sıkıya engellenirken, Rusya ve Ukrayna’dan Ruslar bölgeye yerleştirilmektedir. Ekonomik daralma ve maaş politikalarıyla işsizlik, yoksulluk teşvik edilmekte, yerel nüfusun bölgeden uzaklaşması için yönetim her yolu denemektedir. Ukrayna cephesinde ön saflara Rus olmayan azınlık bireyleri sürülmektedir. Daha şimdiden binlerce Çerkes gencinin yaşamı söndürülmüştür.


Çerkes ulusu kendi kültürel, dilsel, geleneksel ya da çağdaş, demokratik, öz yönetime ters ve çok kötü bir noktadadır.


Bu konuları reel-politik, sosyolojik ve stratejik boyutlarıyla, soykırımı odağa alarak analiz etmemiz gerekiyor.

bir veya daha fazla kişi, kalabalık, sokak ve yazı görseli olabilir

21 Mayıs 2012 Çerkesya Yurtseverleri'nin Taksim Meydanı, istiklal caddesi-Rus konsolosluğu arasındaki yürüyüşü.


*Soykırımın Tanınması Neden Gereklidir?* 


​"Tanınma" talebi, sadece sembolik bir mahkeme kararı ya da parlamento deklarasyonu değildir; bir halkın geleceğinin teminatıdır. Ulusal varlığın​ bir özne, bir kimlik olarak güvence altına alınması anlamına gelir.


Asimilasyon (kültürel erime), soykırımın zamana yayılmış devamıdır. Soykırımın tanınması, Çerkes kimliğini küresel düzeyde "koruma altındaki bir değer" haline getirir.


Uluslararası hukukta tanınma; vatansızlık statüsünün son bulması, bu zamana kadar sürgün ile yer değiştirmiş milyonlarca Çerkes'in çifte vatandaşlık, tarihsel topraklara (Çerkesya) koşulsuz geri dönüş hakkı ve kültürel/ dilsel hak ve varlıkların iadesi gibi somut hukuki bir basamak oluşturur.


*Tarihsel Adalet ve Kolektif İyileşme* 


Yaşanan büyük travmanın fail ve dünya tarafından kabul görmemesi, halkta "kronik bir güvensizlik" ve psikolojik sıkışmışlık yaratır. Tanınma, kolektif belleğin onarılması için şarttır.


​ *Reel-Politik Bağlamda Tanınma* 


​Reel-politikte devletlerin "vicdanı" yoktur; çıkarları ve güç dengeleri vardır. Dolayısıyla tanınma, devletlerin adalet duygusuna hitap ederek değil, jeopolitik denklemlerin içine yerleştirilerek gerçekleşebilir.


1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nin geriye doğru yürütülmesinde hukuki zorluklar bir yana; reel-politik düzlemde Çerkes Soykırımı’nın tanınması, devletlerin adalet duygusundan ziyade Rusya ile olan ilişkilerinin seyrine (dostluk, rekabet veya çatışma derecesine) göre şekillenmektedir. Çerkes politikası, bu küresel filler savaşında kendi haklı davasının bir "araç" haline gelmesini önlemek ile uluslararası görünürlük kazanmak arasındaki ince çizgide yürümek durumundadır.


*Zorluklar (Bariyerler)* 


Rusya Federasyonu; toprak bütünlüğü, tazminat ve Çerkesya ve tüm Kafkasya’daki demografik kontrolü kaybetme korkusuyla bu konuyu kırmızı çizgi olarak görür. 


Rusya ile ekonomik veya askeri ortaklığı olan devletler (Türkiye dahil) bu ilişkiyi riske atmak istemez.


Türkiye, tarihsel olayların siyasi parlamentolar tarafından değil, tarihçiler tarafından incelenmesi gerektiği yönünde genel bir dış politika tezine sahiptir (özellikle 1915 olayları bağlamında). Çerkes Soykırımı’nın resmi olarak tanınması, bu genel dış politika doktriniyle usulen çelişme riski taşımaktadır. Oysa sonuçta Rusya Ermeni soykırımını tanımakta, Türkiye ise Çerkes Soykırımı’nı tanımamaktadır.


*Uluslararası Hukukun Geriye Yürüme Sorunu* 


1948 BM Soykırım Sözleşmesi teknik olarak bu tarihten önceki olayları kapsamaz. Bu durum, devletlere hukuki bir kaçış rampası sunar.


Ancak soykırım suçlarını Çerkesya topraklarında doğrudan işlemiş yönetici ve asker kişiliklerin şehir meydanlarında büst/ heykellerinin duruyor olması dahi bu suçu ve faili ele vermektedir. 


Çarlık Rusyasının mirasçısı bugünde Çerkes topraklarını elinde tutan ve yıllardır sömüren Rusya Federasyonudur.


*Diasporanın Dağınıklığı* 


Diyasporanın homojen bir siyasi iradeye sahip olmaması ve yaşadıkları ülkelerin (Türkiye, Ürdün, Suriye, Libya, Mısır, AB, ABD) iç politikasına entegre olurken kendi ulusal ajandalarını ikincil plana itmesi önemli ve aşılması gereken en büyük sorunların başında gelir. 


*Fırsatlar (Kaldıraçlar), Küresel Çok Kutupluluk* 


Rusya’nın batı sistemiyle yaşadığı yapısal kırılma (Ukrayna Savaşı sonrası küresel izolasyon), Çerkesya ve Rusya genelindeki insan hakları ve tarihsel adaletsizlikler Batı dünyasında (AB, ABD, Doğu Avrupa) daha fazla yansıma buluyor. Bu Çerkes politik hareketi için tarihi bir fırsat penceresi aralamaktadır.


 *​Dijital Çağ ve Küresel Kamuoyu*


Sosyal medya ve dijital diplomasi sayesinde Çerkesler, devletlerin sansür mekanizmalarını bypass ederek küresel sivil toplumun (insan hakları örgütleri, yerli halkların haklarını savunan yapılar) desteğini arkasına alabilir.


*Ulusal Felaket, Ulusal Yeniden Varoluşa Nasıl Dönüşür?* 


​Tarihte büyük felaketler yaşayan halkların (örnek Yahudiler) bu travmayı ulusal bir rönesansa dönüştürme formülü "Mağduriyet psikolojisinden, politik özne bilincine geçiş"tir.


​ *Travmanın Kurumsallaşması* 


Yas tutmak ilk aşamadır ancak kalıcı varlık için trajedi; enstitülere, kitaplara, müzelere, akademik kürsülere, sinema filmlerine, edebiyata ve uluslararası bir literatüre dönüştürülmelidir.


Duygusal acı, entelektüel sermayeye evrilmelidir.


​ *Vatan (Toprak) ile Bağın Dinamik Tutulması* 


Fiziksel olarak Çerkesya'da yaşanmasa bile; dil, evlilikler, ekonomik yatırımlar ve kültürel projelerle anavatandaki Çerkes cumhuriyetlerinde yaşayan halkla organik, kesintisiz ve derin bir bağ kurulmalıdır.


Dijital çağda "Ağ-Tipi Ulus" (Network Nation) modeliyle, coğrafi olarak dağınık ama zihnen beraber bütüncül bir yapı kurulabilir.


*Ekonomik ve Entelektüel Güç* 


Güçlü bir diyaspora sermayesi ve uluslararası kurumlarda (BM, AB, akademi) söz sahibi olan Çerkes aydınları, lobiciliğin motor gücüdür. Entelektüel, kararlı, inatçı, istikrarlı, donanımlı aydınlar toplumun önünü açarlar. Akılcı, isabetli ve sonuç getiren yaratıcı politikalar üretir ve uygularlar.


*Sivil ve Meşru Mücadele Yöntemleri* 


Anavatanlarında yaşayan yerel Çerkes elitleri ve aktivistleri, kimliklerini ve dillerini koruma mücadelesi verirken, Moskova’nın sert güvenlik reflekslerini (aşırılıkçılık suçlamaları) üzerlerine çekmemek için uluslararası politik taleplerden ziyade kültürel haklara odaklanmak zorunda kalmaktadır. Ancak bu durum, Çerkesleri sonuca ulaştırmaktan uzak ve sadece kültürel nosyona odaklanma getirmektedir. Oysa politika gerekli ve kaçınılmazdır.

​Şiddet içermeyen, uluslararası hukuka ve demokratik meşruiyete dayalı yöntemler, haklı davayı terörize etmek isteyen odakların elindeki en büyük kozu alır. Ayrıca Rusya’nın bugüne kadar -örnek- Çeçenya'da uygulayarak kara-propaganda da kullandığı ekstremizm ve terörizm gibi güçlü saldırı silahlarını yok eder. 


Çerkes uluslaşma süreci sağlıklı, mantıklı ve kontrollü bir gelişme sürecini içermektedir. Çerkesler meşru hedeflerine, meşru yöntemlerle ulaşmak üzere yürümektedir. 


Çerkesler, dünyanın en eski uygarlık odaklarından biri, sivil inisiyatif ve yükselen yumuşak bir gücü simgeler.


 *Küresel Politika ve Ukrayna Savaşı Sonrası Dönem* 


​Son yıllarda (özellikle 2022'de başlayan Ukrayna Savaşı ve sonrasındaki küresel kutuplaşma ile), Batı dünyasında Rusya’yı uluslararası alanda baskılama ve "sömürgeci geçmişiyle yüzleştirme" eğilimi arttı.


​Ukrayna Parlamentosu Çerkes Soykırımı’nı resmen tanıdı. Bazı Doğu Avrupa ülkelerinde de bu yönde tasarılar ve komisyon çalışmaları gündeme getirilmektedir. Bu hamleler diyaspora tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır. Çerkes halkının haklı davası kadar, Rusya Federasyonu’nun içeriden etnik fay hatları üzerinden zayıflaması olumlu bir gelişmedir.


Çerkesler, ilkeli ve kararlı tutumu ve uluslararası ittifakları ile politik amaçlarına ulaşabilmek için epey mesafe almıştır. 


 *​Akademik ve Hukuki Diplomasi* 


1864-Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile ilgili, Rusya'nın tarihsel suçları apaçık ortaya konulması gerekmektedir. 


Yaşanmış suçlara ait Rus arşiv belgeleri, askeri raporları, Osmanlı, Gürcü, Bulgar, İtalyan, Yunan, İran, İngiltere, Almanya arşivlerinin dünya dillerine çevrilerek uluslararası hukuk normlarına göre tasnif edilmesi gerekmektedir. 


 *"Çerkes Soykırımı Hukuk Komisyonları" kurulması* 


​Yumuşak Güç (Soft Power) ve Kültür Diplomasisi, Çerkes kültürünün, dansının, müziğinin ve felsefesinin (khabze) dünya kültürel mirasının bir parçası olarak UNESCO gibi platformlarda tescillenmesi demektir. Kültürel sempati, siyasi meşruiyetin öncülüdür.


​ *Uluslararası Lobiler ve İttifaklar* 


Dünyadaki diğer sürgün ve soykırım mağduru halklarla, yerli halkların haklarını koruyan (UNPO - Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Organizasyonu gibi) yapılarla ortak platformlar kurmak mutlaka gereklidir.


​ *Uluslararası Entegrasyon ve Ulusal Varlık Dengesi* 


​Diasporadaki en büyük tehlike; içinde yaşanılan topluma ya tamamen entegre olup erimek (asimilasyon) ya da gettolaşarak dünyadan kopmaktır. 


Denge, "Çift Kimlikli / Geçirgen" bir stratejiyle kurulur:


[Dünya ile Entegrasyon] <-> [Entelektüel/ Politik/ Ekonomik/ Bilimsel/ Teknolojik Güç] <-> [Çerkes Kimliğinin İhyası]


​Çerkes gençleri yaşadıkları ülkelerde (Türkiye, Almanya, ABD vb.) en iyi eğitimi almalı, bürokraside, ticarette, sanatta, kültürde ve akademide zirveye oynamalıdır. Bu uluslararası entegrasyon için kolaylaştırıcı bir yoldur. Ancak bu gücü elde ederken; dilini, tarihini ve anavatan bilincini koruyacak sivil toplum ağlarının içinde kalmalıdır (Ulusal varlık).


​Kültür merkezleri artık sadece düğün veya lokal buluşma yerleri olmaktan çıkmalı; uluslararası projeler üreten, fon yöneten, dil laboratuvarları kuran, yaratıcı politikalar üreten, keşfederek kendini aşan, profesyonel düşünce kuruluşlarına (Think-Tank) dönüşmelidir.


​Sonuç olarak; Çerkes siyaseti, dünyadaki jeopolitik fay hatlarının ne zaman kırılacağını kestiremez ancak o kırılma anı geldiğinde; hukuki altyapısı hazır, entelektüel sermayesi güçlü, lobisi örgütlü ve anavatanıyla bağı diri bir "özne" olarak masada yerini alacak şekilde bugünden kurumsallaşmak zorundadır.


​Çerkes diasporasının kurumsal dönüşümü (örneğin vakıf/ dernekçilikten, bilinçli ulusal politik varlığa ve lobi/enstitü modeline geçiş) konusunda dünyadaki başarılı diyaspora modellerinin (İrlanda, Yahudi vb.) Çerkes gerçekliğine nasıl uyarlanabileceğini ve somut adımların neler olduğu daha geniş çerçevede, özellikle diyasporanın lobi faaliyetlerinin dönüştürücü gücü veya uluslararası hukuktaki güncel gelişmeler gibi spesifik bir başlık altında daha derinlemesine tartışacağız.


Bu yazı toplam 413 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net