

Ankara’nın o gri ama vakar dolu koridorlarında, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Rus Dili kürsüsünde yankılanan o ses sustu.
"Avrupa Tarihi dersine İlber Hoca gelecek" haberi kulaklarımıza çalındığında, sadece bir müfredatın değişeceğini değil, zihnimizin coğrafyasının yeniden çizileceğini anlamıştık. O gün içimize düşen o çocuksu ve devasa mutluluk, bugün yerini derin bir kederin asaletine bıraktı.

İlber Hoca dersliğe girdiğinde zaman bükülür, mekan silinirdi. "Yazmayın çocuklar, dinleyin ve sorun!" derdi, kuru bir ezberin değil, yaşayan bir efsanenin davetiydi. Onun dersleri tozlu kitap sayfaları arasında bir gezinti değil; kralların taç giyme törenlerinden halkın ekmek kavgasına, sanatın zarafetinden savaşın yıkımına uzanan devasa bir belgesel şöleniydi. Hiçbir kütüphanenin raflarına sığmayan o uçsuz bucaksız hazineyi, bir imparatorluk sofrası kurar gibi önümüze sererdi.
Unutulmazdı o ders araları...
"Şimdi siz alışkanlık üzere dışarı çıkıp fosur fosur sigara tüttürürsünüz," derdi muzip bir edayla. "Gelin, iki dersi birleştirelim; o süreyi bir ödül gibi kantinde beraber harcayalım. Çaylar benden, sigara kendinize verdiğiniz emeğin mükafatı olsun." derdi.
O yıllarda elinde piposu, o devasa entelektüel birikimini taşımakta zorlanan yorgun ama mağrur gövdesi ve henüz kırkında olmasına rağmen altmışın ağırlığını taşıyan bastonuyla, karşımızda bir profesörden ziyade, zamanın ötesinden gelmiş bir bilge dururdu. Onunla aynı masada çay içmek, bir ayrıcalığın ötesinde, tarihin yaşayan nefesiyle temas etmekti.
Onu tanıyan her zihin şu soruyu sormadan edemezdi: "Eğer İlber Ortaylı bir 'Profesör' ise, diğerlerini hangi teraziyle tartmalı, nereye koymalı?"
Son yıllarında, o derya deniz birikimini ekranlar aracılığıyla halkının sofrasına cömertçe taşıdı. O, üzerinde oturduğu muazzam medeniyet mirasından bihaber olanlara; bir kral lahitini ineklerine su yalağı yapan o "kifayetsiz cahilliğe" karşı tek başına bir kültürel kurtarıcıydı. Halkını uyandırmak, onlara kim olduklarını hatırlatmak için ömrünü bir mum gibi eritti.
Türk halkı onu belki geç tanıdı, ama gidişiyle her daim aranacak bir kutup yıldızını kaybetti. Şimdi o yorgun ama ışıl ışıl zihin, tarihin ebedi sessizliğine çekildi.
Ruhu şad, devri daim olsun. Dileriz ki; onun ömrünü adadığı o engin tarih bilinci ve tavizsiz dünya görüşü, mirasına sahip çıkan bu halkın zihninde bir meşale gibi yansın; cehaletin karanlığı, onun yaktığı meşaleyle ebediyen aydınlansın."
Ne güzel anıların var Wumar.
Allah rahmet eylesin. mekanı cennet, ruhu şad olsun.
