

Suriyeli Çerkesler 1934 yılında Yüksek Komisere hitaben bir dilekçe kaleme aldılar. İmzacılar Kuneytra, Hama, Humus ve Marc-Sultan Çerkesleriydi.
Arap milliyetçileri Suriye Çerkeslerinin ulusal azınlık olarak tanınma talebini kabul etmemişlerdi.
Gerekçe olarak Çerkeslerin – Suriyeli “çoğunluk” gibi – Sünni mezhebine mensup olmasını göstermişlerdi.
Ama Çerkesler ulusal azınlık olarak tanınma isteminden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdi. Yine vazgeçmeyeceklerdi.
Zira soy, dil ve gelenekler bakımından Suriyeli “çoğunluktan” farklıydılar.
İlginç olan, 1925 yılında Fransız manda yönetimi de aynı gerekçeye sığınmış, Çerkeslerin ulusal azınlık olarak tanınma girişimini geri çevirmişti.
***
Yine 1934 yılı; yeni bir dilekçe…
Manda rejimi sona yaklaşıyordu. Fransa ile Suriye Cumhuriyeti arasında bir antlaşma yürürlüğe girmek üzereydi.
Suriye Çerkesleri ulusal azınlık olarak tanınmayı öteden beri istemişlerdi. İstemeye devam edeceklerdi.
Çerkesler kendi kavmi özelliklerine, dil ve geleneklerine sahip bir topluluktu. Suriyeli “çoğunluktan” farklıydılar.
Yürürlüğe girecek antlaşmada yer alması istenen maddeler sıralanıyordu.
Bunlar Çerkes azınlığın parlamentoda temsili; işe alımlarda gözetilmesi; anadilde eğitim hakkı; Vakıflar yönetimine katılım ve muhtelif kültürel haklardı.
***
Fransa Arap milliyetçileriyle masaya oturmayı kabul etmiş, çatışmalar sona ermişti.
Mart 1936’da Çerkesler yeni bir dilekçe kaleme aldılar.
Fransa’ya sadakatlerini dile getirdiler, bu yüzden karşı karşıya oldukları risklere vurgu yaptılar, koruma istediler.
***
İki yıl sonra: 1938.
Fransa ile yapılan antlaşma uyarınca kurulmuş olan Ulusal Blok hükümeti bocalıyordu. Zira Paris ağır baskı uyguluyordu.
Suriye hükümetini 1936 antlaşmasını gözden geçirmeye zorluyor, azınlıklar için daha fazla güvence istiyordu.
Humus Çerkesleri kaleme aldıkları dilekçeyi Yüksek Komisere gönderdiler. Milletler Cemiyetine de iletilmesini istediler.
Dilekçe tarihin özetlenmesiyle başlıyordu.
Çerkesler yurtlarından sürgün edilmiş, aradan geçen uzun zamana rağmen toplumsal bütünlüklerini korumuşlardı.
Okulları, yayınları ve dernekleri bunun kanıtıydı.
O güne kadar birçok başvuruda bulunmuş fakat ulusal azınlık olarak tanınmamışlardı.
Ama henüz geç değildi. Suriye bir geçiş dönemi yaşıyordu. Antlaşma hükümlerinin değiştirilmesi için vakit vardı.
Çerkes gençleri ulusal hedefleri ve manda rejimine bağlılıkları doğrultusunda kanlarını akıtmışlardı.
Çerkes halkının Suriyeli “çoğunluğun” saldırısına uğraması kaçınılmaz görünüyordu. Faysal döneminde ve manda rejimi altında yaşadıkları bunun kanıtıydı.
“Etnik azınlık” olarak tanınmayı talep ediyor, bunun gereği olarak koruma istiyorlardı.
***
Başvuruların hiçbirine olumlu yanıt verilmedi. Gerekçe hep aynıydı: Çerkesler dini azınlık değildi. Suriyeli “çoğunluk” gibi Sünni mezhebine mensuplardı.
Tek kazanım anadil eğitimi oldu. Kuneytra ve birkaç yerde ulusal okullar açıldı. Bu bağlamda Emin Semguğ ve arkadaşlarına ayrı bir paragraf açmak gerekir.
Sayın Ömer Cansoy,
Kadir Natho'nun "Çerkesler" adlı kitabının ilgili bölümünü önerebilirim.
Sayın Kurmel Suriyeli çerkesler konusunda verdiğiniz değerli bilgiler için sağolun.
Suriye Çerkesleri üzerine yazılmış veya çevrilmiş Türkçe detaylı bir kitap var mıdır acaba önerebileceğiniz, okumak isterdim.
