

"Affetmek kolay..
Asıl zor olan tekrardan güvenmek!"
R. Will
Yunan'ı, Yunan yapan bugünkü Yunanlılar değil, antik Yunan'dı.
Bu sözü günümüz Yunanlılar'ını küçümsemek için değil, o dönem insanların fırsatları değerlendirme konusunda ne kadar yetenekli olduklarına dikkat çekmek için belirttim.
Trendi yakalamak, kazanmak, başarmak; her alanda arzudan öte bir tutku imiş.
Eski Yunan için, sadece kaliteli yiyecekler, yaşanılası evler, verimli topraklar, dayanıklı tekneler, güçlü bedenler ya da kullanışlı silahlara sahip olmak için en önemli şey, fırsatı kaçırmamakmış.
Örneğin; bir balıkçı için büyük bir balığı ağlarında görmek, kaçırılmaması gereken bir fırsattı ya da savaş meydanlarında düşman ordusunun zayıf bir yanını görmek de hızla değerlendirilmeli idi.
Örneğin Atina tiranları MÖ 6. yüzyılın sonunda kent yönetiminden çekildiklerinde, ileri gelenler, iktidar boşluğu doğurmayacak şekilde bir anayasa yaratmaları gerektiklerini keşfetmişler. Yeni anayasa, eskisinin zayıflıklarını taşımayan ve ondan daha güçlü özellikleri içinde barındırmalıydı.
Zaman, olaylardan hızla ders çıkartıp, yeni ve akılcı bir çözüm bulmayı gerektiriyordu. Yunan'da derhal bu fırsatı değerlendirerek, "her yurttaşa oy hakkı ve demokrasi"yi ortaya çıkarttı.
Yunan'ı, Yunan yapan ise belki bu tür sıçramalar idi. Ve bu sıçramaların dünyaya, insanlığa ve uygarlığa kattıklarıydı.
Yani Yunan bu gelişme ve sıçramalar ile sadece kendini ve halkını değil, insanlığı ve uygarlığı da yaratmış oluyordu.
Gelelim konumuza ve bugüne;
Rusya Federasyonu ile Çerkesler arasında yüzlerce yıl süren bir çelişki, bir çatışma hali bulunmaktadır.
1864 yılı Çerkesler'in, Rusya tarafından mahfı, soykırımı ve sürgünüdür fakat, bütün bu mahfa rağmen sorun bitmemiş ve çelişki süregelmiştir.
Ruslar, daha uzun süre, böbürlenerek, yaptıkları soykırımlardan,
kahramanca savaşarak yeni bir ülke yarattıkları halüsinasyonunu görmeyi
sürdürebilirler.
Çerkesler'de yüzlerce yıl daha
yaşadıkları soykırım ve sürgünün yasını tutup, kin ve nefret ile
midelerinden konuşmayı tercih edebilirler.
Tek
başına insan yaşamı kısadır ancak, halklar için 50 ya da 200 yıl çok
fazla bir zaman sayılmayabilir. İyi de neden? Az veya çok zaman, insan,
servet kaybetmek?
Çerkes/ Adığe halkı da, Rus halkı da aptalca, güçlerini tüketip, boş yere kendilerinin ve torunlarının, yaşam, servet ve zaman yitirmesine yol açacak boş hayaller izinde kaybolmak istemezler.
Kimse (aklı başında insanlar, sade yurttaşlar, devlet yöneticileri) durduk yerde sorun yaşamak ve didişmek istemez, kendi güvenliğini boş yere tehlikeye atmak istemez.
Dünya çok büyüktür! En azından dünyanın bu bölgesinde, Avrasya'nın merkezinde, km2'ye düşen insan sayısı halen azdır. Dolayısıyla şu anda yaşayanların bir kaç (belki on) katına yetecek kadar büyüklüğe sahiptir.
Biliyoruz ki, her halk özgür ve bağımsız yaşamak ister. Bu çok doğaldır. Olmuyorsa bir şekilde çatışma kaçınılmazdır. Fakat çatışmadan önce tüm meşru yollar denenmelidir.
Fırsatın önümüze gelmesini beklemek kadar, bir ara formül, bir çözüm yolu bulmak için çalışmak da gereklidir.
Rus'u, Rus, Çerkes'i, Çerkes yapacak olan, zamanında Yunan'ı, Yunan yapmıştır.
Hepimizi insan yapan ve yapacak değerler bellidir, ortadadır. Her ne olursa olsun, insanlık kazanmalıdır.
Geçmiş kaybedilmiş olabilir, fakat gelecek kazanılabilir. Öyleyse geç olmadan bugünden kazanmalıyız.
Buradan "başkaları için yaşayalım, kendimizi özne olmaktan çıkartıp, meta haline getirelim" demek anlamı çıkartılmamalıdır. Fakat onurlu bir barışa, kardeşliğe neden bir şans daha vermeyelim?
Terör ile yatıp kalktığımız şu günlerde, insanlığa, sevgiye, güvenliğe ne kadar çok gereksinimimiz olduğunu anlamış olmalıyız.
Belli ki terör, sadece kişi ya da belli grup/ toplulukların değil, devletlerin de sıkça başvurduğu bir savaş aracı, bir yöntem. Devletler, diğer devletleri ya da kendi idarelerindeki halkları dizginlemek ve sindirmek için teröre başvuruyorlar. Ama bu kazanılması olanaksız bir zafer! Terör ve şiddet ile nereye kadar?
Barışta taraflar vardır ve taraflar yoksa barış gerçekleşemez. Barış için temsiliyet birinci koşuldur.
Halkları temsil eden güçler, halklarını gerçekten hakkıyla temsil etmelidirler.
Barış için samimiyet, çözüm arama iradesi de ikinci koşuldur.
Çerkesler için Çerkesya, Çerkes ulusu, özgürlükler ve demokrasi vaz geçilmez olduğu gibi, bağımsız bir devlet olmak vaz geçilmez değildir.
Meşru temsiliyet ve orta-karar bir özgürlük ortamı oluşturmak üzere tarafların birbirlerine saygı göstermeleri, güçlü olan tarafın meşru olmayan yöntemler yerine, demokratik temayülleri çalıştırarak, yeni çözüm yolları bulmak üzere halkları cesaretlendirmesi gerekmektedir.
“Kazan kazan!” formülüne işlerlik kazandırmak, nalıncı keseri gibi sadece kendine kesmek değil, karşılıklı kazanç ve adil çözümler üretmektir.
İyi de bu nasıl olacaktır? Tartışma daha çok sürer. Fakat doğru ve akılcı bir çözüm için, çokça tartışmak ve beyin fırtınalarına hazırlıklı olmak gerekir.
Karşıt düşünce veya durumların yarattığı karışıklık, sıkıntılar, her iki tarafı da bekliyor olabilir ama, barış için ödenilen bedel, savaş ile kazanılacak olandan çok daha iyidir.
Bu da bir tercihtir. Karşıt düşünceleri okumak ya da diğer deyişle ters okumalardan fayda ummak! Ne dersiniz?
