Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Rusya Federasyonu ve Çerkesler
18 Şubat 2016 Perşembe Saat 12:21


Rusya Federasyonu (RF), kendine özgü bir federasyon. 1990’larda önce bir Federasyon Sözleşmesi imzalandı, ardından RF Anayasası kabul edildi.

İlk biçim anayasayı 88 yönetsel birim imzalamıştı. Federasyon’a alınan 21 cumhuriyetin kendi ayrı anayasalarını düzenlemeleri, ancak bu düzenlemelerin RF Anayasasına uygun olmaları öngörülmüştü. Bu 21 cumhuriyet (Kırım’la 22) dışında 7 kray, 49 oblast, 2 federal kent (Akyar ile 3 kent), 1 özerk oblast ve 10 özerk okrug da federasyona alınmıştı.

Cumhuriyetlerin kendi yasama meclislerinin bulunması, Rusçanın RF tamamında resmi dil olması kararlaştırıldı. Bu arada cumhuriyetlerin kendi dillerini de Rusça yanında (Rusçanın altında) resmi dil olarak ‘tesis edebilecekleri’ anayasal güvenceye bağlandı. Dikkat edilirse, Rusça dışındaki cumhuriyet dilleri için “resmi dil olurlar” denmiyor, “resmi dil olabilirler” anlamında bir ifade kullanılıyor. Bu ifade, söz konusu anayasa hükmünün edilgenliği/ zayıflığı anlamına çekilebilir. Bundan olmayabilirler anlamı da çıkar. Nitekim Karelya Cumhuriyeti’nde resmi dil Karelce değil, sadece Rusça.

21 cumhuriyet dışındaki yönetsel birimler bizde sık sık telaffuz edildiği gibi birer “eyalet” değil, olsa olsa yönetsel olanakları genişletilmiş birer il (vilayet) sayılabilirler. Özetlersek, gerçek eyaletin seçilmiş bir meclisi, hükümeti ve bağımsız yargısı bulunur, ayrıca eyalet meclisi yasa çıkarır, yasayla vergi de koyar. Örneğin, ABD, Almanya ve İsviçre’de eyaletlerin yetkileri böyle. Hindistan ve Pakistan’da da durum aynı.

Rus kray, oblast, özerk oblast ve özerk okrug meclislerinin yasa çıkarma ve eyalet hükümeti kurma yetkileri yoktur. Bu bakımdan, bunlar, federasyonun birimleri olmalarına karşın, gerçek anlamda eyalet değildirler. Cumhuriyet meclislerinin yasa çıkarma yetkileri vardır, ancak bu yetki de, daha çok sembolik düzeydedir. Çıkarılan yasalar, genellikle, ya federal yasaların bir tamamlayıcısı ya da geneli ilgilendirmeyen bazı basit konulara ilişkin olurlar.

Yukarıda belirtilen 6 ana kategoriye giren yerel birimlerle cumhuriyetler kendi içlerinde “rayon” (bölüm) denilen ilçelere bölünürler. İlçe birimlerinin yönetimi de, ilkesel olarak, cumhuriyet ve illerde olduğu gibi seçimle oluşur (anayasal olarak). Ancak şimdilerde atama yolu ön plandadır (Yeniden seçim sistemine dönüleceği de söyleniyor).

Çarpık Federasyon

Geçtiğimiz 2000’li yıllarda 10 özerk okrugun 6’sı feshedildi ve toprakları kraylara eklendi. Özerk okrug sayısı 4’e düştü (etnik/ulusal ilçe sayısı ise daha fazla, bkz “Национальные районы”). Bunu belirtelim. Adıgey ve Karaçay-Çerkes de dahil bazı cumhuriyetlerin feshedilmeleri, Adıgey’in Krasnodar Kray’a, Karaçay-Çerkes’in de Stavropol Kray’a eklenmesi gündeme gelmişti. Ciddi tepkiler sonucu ‘birleştirme projelerinden’ vazgeçildi (2006).

Bu konuda da hayli yazı yazdık.

Kray ve oblast gibi iller Federasyon’a hangi amaçlarla alınmış olabilirler? Belirttik, bu tür il meclislerinin yasa çıkarma ve hükümet kurma (hükmetme) yetkileri yok, gerekli yasaları federal meclis çıkarır, bu meclisler sadece idari kararlar alabiliyorlar. Valileri (gubernator) ya da yönetici başları (glava) bulunuyor. Tataristan dışında, şimdilerde cumhuriyetlerin başlarında da glavalar (başlar) var.

Şimdiki 85 federe birimden 22 cumhuriyet, 1 özerk oblast ve 4 özerk okrug sayısını çıkarırsak geride 58 birim kalıyor ve üçte ikiye yakın bir çoğunluk oluşturuyor. Bu da Rus olmayan birimleri etkisizleştirme, dizginleme amaçlı olmalı.


Cumhuriyet ve il birimlerinin kendi içlerinde ilçelere (rayon) ayrıldığını belirtmiştik. İlçeler arasında da farklılıklar var. Örneğin belediye teşkilatı bulunan ya da bulunmayan ilçe ve köyler, köy toplulukları (bucaklar) var, Thağapş gibi. Lazarevsk ilçesindeki Thapş köyü ya da Adıgey’in Afıpsıpe köyü bucak merkezleridir. Ayrıca birkaç ilçeden oluşan ve “okrug” (çevre) diye adlandırılan belediye birimleri de var. Örneğin, Soçi Büyük Şehir Okrugu/ Belediyesi, ‘Merkez ilçe’, ‘Lazarevsk (Psışuape)’, ‘Hostinski’ ve ‘Adler’ adlı 4 iç ilçeyi kapsıyor. Bu ilçeler Tuapse ilçesi ya da Tuapse kenti gibi bağımsız ilçe değildirler, Kray’da Tuapse ya da Anapa gibi doğrudan temsil edilmezler. Hepsi Soçi Büyük Şehir Belediyesine/okruga, Soçi Büyük Şehri de, Krasnodar Kray’a bağlıdır.

Bu arada belirtelim, 2010 yılı nüfus sayımına göre Soçi Merkez ilçesinde 4,778 (% 1.2), Soçi’ye bağlı Lazarevsk kentsel ilçesinde 4,014 (% 4,8) Adıge bulunuyor. Buna Tuapse kentindeki 804 (% 1,3) ve Tuapse ilçesindeki 4,183 (% 3,3) Adıge’yi de eklediğimizde Karadeniz kıyısında 13,779 gibi bir Adıge/ Şapsığ nüfusunun bulunduğunu görmüş oluruz (bkz. Население Сочи; Лазаревский район;Туапсе; Туапсинский район).


Rusya Federasyonu demokratikleşebilir mi?

Yeltsin ve ardından gelen Putin iktidarları ile birlikte Rusya Rus milliyetçi ve yayılmacı otoriter politikalara dönüş yapmış bulunuyor. Dolayısıyla barışı tehdit eden bir politika izlemekle suçlanıyor. Böyle bir ortamda cumhuriyet yönetimlerinden ve Rusya’daki küçük ulusal topluluklardan fazla şeyler beklemek ve ummak gerçekçi olmaz. Putin, güvenilir, sözünden çıkmayacak kişileri yerel yönetimlerin başına atıyor. Bunu bilmeliyiz. Görüyorsunuz Adıge Cumhuriyeti doğru düzgün bir Adıgece gazete yayınını bile sürdüremiyor. 56 yıldan beri geniş hacimli Adıgece-Rusça bir sözlük olsun yayınlanamamış.

Kâğıt kıtlığı olabilir mi?..

Eğitim konusuna gelince tam bir Arap saçı. Nasredddin Hoca’nın ‘Ölme eşeğim ölme’ hikâyesi gibi. Yasa gereği her öğrenci Rusça okumak zorunda, bu kesin. Ama hiçbir öğrenci, Rusça, İngilizce ya da Fransızca dışındaki bir dili, anadilini okumak, öğrenmek zorunda değil. Anadilleri seçmeli ders dilleri. Seçmeli ders, okunmayabilir ders anlamına da gelir. Hani Adıgece resmi dildi. Seçmeli dil eğitiminin altında da tuhaflıklar yatıyor. Örneğin, Adıge Cumhuriyeti’nde anadili ilkokulda haftada en çok 3 ders saati okutulabiliyor. Bundan öğrenci haftada 3 ders saati Adıgece okuyor anlamı çıkmaz. Bu üç saat her biri birer saat olmak üzere 3 ayrı derse bölünebiliyor: 1 saat Adıgece dilbilgisi, 1 saat edebiyat ve 1 saat de xabze/ gelenek dersi gibi. Öğrenci isterse 3 ders saatinin tamamını/ 3 dersi, isterse 2 ders saatini/ 2 dersi, isterse de sadece 1 ders saatini/ 1 dersi seçebilir, istemezse hiçbirini seçmez, Rusça ile yetinir.
Tabii köylerde, kalıntı olarak farklı bir uygulamanın devam ettiği söyleniyor. Ancak tasfiye süreci de sürüyor. Ayrıca köyler boşalıyor. Bu konuda da çok yazdık.

Rus yöneticiler, tıpkı bizimkiler gibi, usta birer toplum mühendisi olmalılar.


Rus yayılmacılığı sürdürülebilir mi?

Rusya 2014 yılında Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı ilhak etti, Ukrayna’nın doğu yarısını da işgal ettirerek Donbass adı altında bir Rus yönetim bölgesi oluşturdu. Bunun üzerine ABD ve AB’nin ekonomik yaptırımları geldi. Rus ekonomisi bildiğimiz gibi kıskaç altında, zorda. Petrol fiyatları düştü.

Yetmiyormuş gibi, 2015 yılında Rusya, baskıcı Esad rejimine arka çıktı. Suriye’ye destek sağladı ve asker gönderdi. Gerekçe Esad’ın daveti, Esad’a destek ve IŞİD’le mücadele. Ancak Rusya IŞİD’le mücadele yerine, Esad rejimine alan açmakla ilgileniyor gibi. Bu da Batılı ülkelerin, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tepkilerine yol açmış bulunuyor.

Hiçbir ekonomik getirisi olmayan böyle bir Suriye macerasını Rusya sürdürebilir mi? Uzun süreliğine Esad’ı ayakta tutabilir mi? Rus ekonomisi buna dayanır mı? Rusya’nın yanında Esad rejimi, Şii Hizbullah örgütü, İran ve Bağdat’ın Şii yönetimi var. İtibarsız, otoriter, ekonomik sorunlar içinde boğuşan berbat, gerici/ dinci yönetimler ya da topluluklar bunlar. Suriye’nin Sünni nüfus çoğunluğu (% 70) uzun erimde bunlara, Alevi/ Nusayri azınlık (% 12) diktasına ve Rus’a boyun eğer mi?..

Rusya Afganistan batağını unutmuşa benziyor. Rusya’nın bir başarı şansı olabilir mi? Çok zor.

Ancak Batı yaptırımlarını gevşetirse Rusya’nın bu yayılmacı politikalarını sürdürmek isteyeceği kuşkusuzdur. Bu da beraberinde daha fazla yayılmacılığı, daha fazla otoriterliği ve daha fazla kan akmasını getirecektir.

1992’de görüştüğüm Adıge Din Khase örgütü başkanı bana aynen şöyle demişti: “En önemli sorun Şapsığ sorunu, Şapsığe’nin yeniden özerkliğini elde etmesi sorunu. Rusya şu anda sersemlemiş durumda. Şapsığ sorunu çözülürse şimdi çözülür, Rus kendine geldiğinde hiçbir şey, hiçbir hak vermez”...

Bazıları sözlerimizi yanlış anlıyorlar. Biz Rusya Federasyonu’na ya da Ruslara karşı değiliz. Sadece Rusya’ya yönelik eleştiride bulunuyor, demokratik bir Rusya Federasyonu’nu savunuyor, Rus’un işlediği Çerkes soykırımını tanımasını ve Çerkeslere eski anayurtlarına yeniden yerleşme hakkını vermesini istiyoruz. Uluslararası bir haktır bu. Bunun için yalvarmıyor, demokratik bir hakkımız olarak bunları talep ediyoruz.

Rus, işine gelmediğinde susuyor, duymazlıktan ya da inkârdan geliyor. Bunlar dürüstçe tavırlar olamazlar. Bir süre önce yazdım. Putin 2014 Soçi Kış Olimpiyadı üzerine bilgilendirmede bulunurken, Soçi’de, geçmişte Greklerin, Romalıların ve Türklerin yaşadıklarını söylüyor, ama Soçi’nin asıl yerlisi olan Çerkeslerin adını ağzına almıyordu. Niye? Bilmediği için mi?..
Kırım’dan söz ederken de 1944’te topluca doğuya sürülen Kırım’ın kök halkı Tatarların adını bile ağzına almıyordu.

Çerkes soykırımı, Çerkes sürgünü ya da Türkiye’ye Çerkes göçü gibi kavramlar Rus resmi literatüründe yer almıyor. Rus resmi görüşü bunları yok sayma üzerine kurulu. Oysa, 1864 yılında Kuban Irmağı ağzından Bzıb Irmağına değin Karadeniz kıyıları ile bunun doğusunda, şimdiki Maykop’a kadar uzanan geniş bir coğrafya Çerkes nüfusundan tamamen temizlendi. Bir milyon üzeri Çerkes Rus askerlerince gemilere doldurularak Türkiye’ye gönderildi. Sözü edilen bu yerlerde tek bir Çerkes köyü, tek bir Çerkes bile bırakılmadı. Ülke ateşe verildi ve tamamen boşaltıldı. Hem de bir iki ay gibi kısa bir süre içinde.

Rus bu olaya bir ad vermiyor, bunun ne anlama geleceğini bilmezlikten geliyor. Şimdi biz de soralım, yaşanan bu olaya, ülke boşaltmaya, etnik kırıma ne gibi bir ad konmalı?..

Bu yerlerde 1861-1864 yılları arasında bağımsız bir Adıge/ Çerkes Devleti vardı, o devletin ülkesi ve halkı ne oldu?

Rus’un sorumluluğu yoksa, bu devlet, bu ülke ve halkı kendiliğinden mi buhar olup uçmuş?

Ya da Lût Kavmi gibi yer yarılıp içine mi düşmüş?..



Bu yazı toplam 6970 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Sayın Tarık Topçu (Hatko Schamis),
“Rusya Federasyonu ve Çerkesler” başlıklı makaleme karşı yaptığınız yazıyı okudum.

Şaşırmadım diyemem.
Öncelikle yine belirteyim. Saldırgan politikalar gütmedikleri sürece bütün ülkelere saygılıyım. Bu kapsama Rusya ve Ruslar da girer.


Yazınız’da Ukrayna’ya bağlı özerk Kırım topraklarını ilhak eden ve Ukrayna’nın doğu yarısına silahlı müdahalede bulunan Rusya’yı görmüyor, aksine olayları ters yüz ederek Ukrayna’yı sorumlu tutuyorsunuz.
Bütün dünyaca bilinen gerçekleri değiştirmeye kalkışmak kabul edilemez ve dürüstlük kurallarıyla da bağdaşmaz. Ancak Geçmişteki ve şimdiki Rusya’nın tutumlarıyla bağdaştırılabilir.

Kosova’da ne oluyordu? Sırbistan, Miloseviç rejimi Arnavutlara yönelik ve bütün bir halkı (2 milyon Müslümanı) hedef alan kapsamlı bir etnik temizlik ve katliam politikası yürütüyordu. Kosova artık Sırbistan’a bağlı kalamazdı. Bu savaş anlamına gelirdi. Halk iradesi esas alındı, bunu Rus ilhak politikaları ile bir tutamayız. Örnekleri var, Eritre Etiyopya’dan, Güney Sudan da Sudan’dan silahlı mücadele yoluyla ayrıldı. BM Güvenlik Konseyi Kosova ve Suriye konularında karar alamıyorsa Rus vetoları nedeniyledir.

Ortada bir savaş varsa, genellikle biri saldırgan ve biri de savunma (kendini koruma) pozisyonundadır. Ukrayna Rusya’nın neresine saldırmıştır? Ukrayna kendi geleceği ve güvenliği açısından AB ve NATO ile işbirliği yolunu seçti. Durumdan Rusya’nın rahatsız olduğu ve Rusya yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’in sapma göstermesi üzerine protestolar başladı, genişledi ve Yanukoviç Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı.

Bu tür bir hareket Ukrayna’nın iç işidir, düzen vermek hiçbir ülkenin, bu arada Rusya’nın da yetkisinde değildir. Ama Rusya mütecaviz bir duruş sergiledi, militarize birlikler düzenleyerek Ukrayna’ya müdahalede bulundu.


Geçmişte SSCB’nin Finlandiya, Baltıklar ve Polonya’da aldığı önlemlerden söz ediyorsunuz. Her biri birer lokma olan bu ülkeler tehdit mi oluşturuyordu? Polonya’nın doğu dik yarısını, Finlandiya’nın bir kısmını, Baltıkların tamamını ilhak eden Sovyetler mi tehlike altındaymış?

Ben çok gerek olmadıkça kişiler ve devlet başkanları üzerinden uluslar arası değerlendirmeler yapmamaya özen gösteriyorum. Bu bakımdan değil Putin, Stalin için bile karalayıcı ifadeler kullanmış değilim.

Rusya, Gorbaçov sonrasında giderek otoriterleşmiş ve dincileşmeye, Ortodokslaşmaya başlamışsa, sorumluluğu başka yerlerde aramaya gerek yok. Rusya 2000-2014 yılları arasında yüksek petrol gelirleri sayesinde anlandı, bunda ABD’nin payı belirleyici.

Ancak aynı Rusya milyarlarca dolar petrol parasını silahlanmaya ve silah teknolojisini geliştirmeye harcadı. Diğer sanayi kollarını ihmal etti.
Böylesine silahlanmış bir Rusya karşısında, 2014’te vurucu gücü 5000 (beşbin) olan bir Ukrayna nasıl tehdit olabilir?

1992’de 12 bin Şapsığ’ın Soçi’de tehdit olması ve Şapsığlara eski haklarınını geri verilmemesi gibi imza toplayan Rusların algılamalarına benzer bir “tehdit” bu.

Körfez ve Doğu Akdeniz petrol ve doğal gazının güneyden Avrupa’ya ulaştırılması neden kötü olsun? Bir rekabet dünyasında yaşıyoruz. Kim daha ucuz ve kaliteli mal temin ederse o kazanır. Biz mi olaylara yön veriyoruz?..

Sözünü ettiğiniz BAAS rejimi hangi etnik temele dayanıyor. Şu an Türkiye’de Kürt bakanlar var, bunlar Kürtleri mi temsil ediyorlar? Suriye hükümetinde bir Çerkes bakan da varmış, Çerkesleri mi temsil ediyor?..

Rusya’nın politikalarını yeniden keşfedecek değiliz. Her şey ortada. Örneğin, Gorbaçov döneminde ilkokul eğitimi matematik ve fen dersleri dahil Adıgece/ Çerkesçe idi, şimdi haftada seçmeli ders niteliğinde haftada 1-3 saat.

Adıgelerin/Çerkeslerin son başkenti Soçi. Rusya’nın bir uç köşesi olan Soçi Ortodoks kiliseler ve dev katedrallerle donatıldı. Oysa Ortodoks kiliselerin en güzelleri ve tarihi geçmişi olanları İstanbul’da. Rus bu katedrallerle ve Soçi Olimpiyadı tesisleriyle dış ülkeler turistlerini beklemişse, sanırı daha çok bekler.

Soçi, Çerkes kalbine saplanmış bir kama olarak kaldığı sürece, korkarım bir dipsiz kuyu olarak sürecek.

Çok şeyi biliyorsunuz ama Soçi’de Çerkesler için neredeyse bir karış tarım toprağı bırakılmadığını, Şapsığ ailelere ev arsası tahsis edilmediği gibi daire satın almalarına bile izin verilmediğini bilmiyor olmalısınız (Bkz. Adıge mak, “Kıyı boyu Şapsığların sorunları”)

Böylesine bir Rusya politikaları hele bizim açımızdan savunulabilir mi? O Rusya ki, sadece diasporay, Suriye Çerkeslerine sınırı kapatmakla yetinmiyor, Adıgeleri, özellikle Şapsığları soluyamaz hale getirmenin uğraşısında…

Suriye konusunda hayli yazı yazdım, katliamların durdurulması, her topluluğun çıkarını güvence altına alacak bir çözümün gerektiğini savundum. Bunu yazılarımı okuyan herkes görebilir.

Arap ülkeleri ümmet anlayışından çıkıp ulus aşamasına ulaşabilmiş değiller.Yine de Suriye nisbeten uygar bir ülke. Orada demokrasiye adım atılabilir. Kolay değil tabii.
150 yıllık deyimlere karşın Türkiye bile ümmet anlayışını tam aşabilmiş değil.

Suriye’de bir Alevi/Nusayri diktası bulunduğunu Mısır’daki sağır sultan bile duydu. Siz nasıl duymazsınız?

04 Mart 2016 Cuma Saat 15:23
Tarık Hatkov

Kerameti kendinden menkul Tarık Topçu (Hatko Schamis) ya da diğer bir adıyla Tarek Krumbholz en sonunda Hapi Cevdet Yıldız için yazı yazmış ve bir paravan kullanarak Mahmut Bi'ye saldırmış.

Yazısında sadece benim siyasi analizlerim geçerli,diğerlerininki değil demek istiyor.Halbuki kendisi herhangi bir siyasi analiz falan yapmıyor,yapamıyor,çünkü buna birikimi yeterli değil.”Düşmanlarına karşı beraberce savaşmak” istediği Rusyası,onun kulağına bir şeyler fısıldıyor,o da analiz diyerek derleme yapıp yayınlıyor.

Demek bu Tarık Topçu adlı şahsiyet “Batı karşıtı”.Fakat nedense işi hep Batı ile Almanya ile oldu,oraya gitti,orada uzun yıllar kaldı,oranın vatandaşlığını da aldı.Fakat nedense hiçbir zaman ait olduğu Rusya’ya gidip orada kalmayı,orada yaşamayı tercih etmedi.Hep anavatana dönüşten bahsetti ama hiçbir zaman anavatana dönmeyi düşünmedi,buna teşebbüs dahi etmedi ve hiçbir zaman da dönmeyecek.

Hep Batıyı eleştiren Müslümanların daima Batıya sığınması gibi,o da Batı düşmanlığına rağmen yine Batıya sığındı.Niçin “düşmanlara karşı beraberce savunmak istediği” Rusya’sına gidip oraya yerleşmiyor ? Anlayan var mı ? Niçin Almanya pasaportu taşıyor ama anavatana dönüş için Rusya pasaportuna başvurmuyor.

Her neyse konu uzun ama “kendisini güncellemeyen” biri varsa o da Tarek Krumbholz,yani Tarık Topçu,yani Hatko Schamis…Bu isim listesi uzar gider,belki yeni isimler de almıştır kimbilir sonunda “ov” eki olan.Tarık Hatkov güzel bir ad,neden olmasın…

Tarek Krumbholz yani Tarık Topçu bir zamanlar güzel yazılar yazardı. Mesela yazdığı bir yazısında ne demişti bu büyük siyasi analistimiz: “Yine son zamanlarda kimi "dönüşçü" kadroların yaptığı gibi, yaşanan kimi sorunlardan veya zorunluluklardan yola çıkarak, DÇB'yi Abaza-Adige örgütlenmesi olarak lanse etmek de pek doğru gelmiyor bana. Yıllardır Çeçen’iyle, Abaza’sıyla, Asetin’i ve Adige’siyle birlikte düğünlere-derneklere gittik geldik. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Hepimiz Kuzey Kafkasyalıyız: Çerkes'iz!.” (http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/arastirma/0074_henuz_caresiz_degiliz.htm). Vay be,demek Çeçeni Abazası v.s hepsi Çerkes miş.Tarık Topçu en son bir paravan kullanarak Mahmut Bi’ye de saldırmış ve onu dönüşüm geçirmekle suçlamıştı.Kendisi hangi dönüşümlerden geçti bu yazısından anlaşılır.

Üstelik “eski” lere bakacaksak eğer,kendisinin eskilerine de göz atmak gerekir.Türkiyede ne olmuştu,niçin ve nasıl Almanyaya gitti v.s.Bunları öğrenecek olanlar küçük dillerini yutabilirler.Bulunduğu ortama bir bukalemun gibi uyum sağlar kendisi.Nalına da vurur mıhına da vuru,nabza göre şerbet verir.
Deha bir siyasi analist olduğu için kendi aklınca ve kendisiyle ilgili bazı siyasi senaryolar yazar ve yayar vs.Bakalım ilerleyen günlerde kamuoyu ne gibi marifetlerini öğrenecek bu “siyasi” ip canbazının.Kendisi Rusya’ya deporte edilmeyi hak ediyor,ne dersiniz?

02 Mart 2016 Çarşamba Saat 11:07
Gonepsey YLDRM

Hatko Schamis Rusya tarafından seslenerek Cevdet bey'e demokratlık dersi vermeye çalışmış :) yakında Rusya gönüllü elçisi olup Havti Sohkorov ile elele dizdize mesaiye başlarlar bu gidişle. :)

26 Şubat, 18:29 ·
CEVDET ( HAPİ ) ABİ...
Sevdiğim, tarihimizi iyi bilen, çalışkan bir abimiz. Ama politik gelişmeleri doğru analiz edemiyor...Ve neredeyse bütün eski "solcu"lar gibi "eski", bilgiye daha aç ve daha aktif olduğu yıllardaki birikimini yiyor.

Bu birikim "yeni"lere bir şeyler anlatmak için "yeterli" olduğu için araştırma öğrenme yeteneği zamanla körelir eski "solcu"ların. Hele toplumda kendilerini geliştirmeye zorlayacak bir dinamik yoksa...
"Rusya 2014 yılında Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı ilhak etti, Ukrayna’nın doğu yarısını da işgal ettirerek Donbass adı altında bir Rus yönetim bölgesi oluşturdu. Bunun üzerine ABD ve AB’nin ekonomik yaptırımları geldi. Rus ekonomisi bildiğimiz gibi kıskaç altında, zorda. Petrol fiyatları düştü..." demiş son yazısında.

Ama tarih 2014'te başlamadı. Öncesi var. Ukrayna'da Rus olan her şeyden nefret edenlerin, Ukrayna'yı RF'na karşı silahlandırmak isteyen faşistlerin-ırkçıların bir darbesi var. "Batı" destekli, hatta bizzat "Batı"nın örgütlediği...

Cevdet abi, hadi olaylar yaşanırken bunları göremedin, kaynakları tarayamadın, ama artık "Leman"da bile yazılıp çiziliyor bunlar, tapeler var, wikilakes belgeleri var. Bunları da mı görmüyorsun?

Ne yapsın RF, eli kolu bağlı izlesin mi bu gelişmeleri? Kendisini savunma hattı kurmasın mı? 2. Dünya savaşı öncesi SSCB'nin Finlandiya'da, Baltık ülkelerinde ve Ukrayna-Polonya'da aldığı önlemler Stalin'in manyaklığı mıydı? Senin askeri-politik bilgin bu kadar mı?
Dünyaya yıllardır ortak "barış-silahsızlanma-saldırmazlık-sınırların değişmezliği" anlaşmalarını, bunların yenilenmesini öneren RF, reddeden Batı değil mi?

Daha dün, "Irak'ta, Yemen'de, Suriye'de, Libya'da dış müdahale olmamalı, bu ülkelerin halkları kendi sorunlarını kendileri çözmeliler" diyen RF değil mi?

RF, Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ülkelere "cehenmemin kapısını aralıyorsunuz" demedi mi?
Dün Çeçenistan'a silahları, parayı, cihatçı militanları akıtan, hala bu çabalarını devam ettiren kim/di? RF bunları bilmiyor mu?
Sonra, yaptırımlar RF'nun Ukrayna'ya müdahalesi nedeniyle mi başladı? Dünyada büyük bir jeopolitik bir savaşın yaşandığını, yaptırımların bunun bir sonucu ve Ukrayna'nın da sadece bir bahane olduğunu bilmiyor musun?

Irak'ın ve Libya'nın petrollerini dolara bağımlı olmaktan çıkarma kararı almaları sonrası yerle bir edildiklerini, bugün aynı kararı alan RF'nun, İran'ın ve Çin'in aynı nedenle "düşman" ilan edildiklerini hiç duymadın mı?

BRİÇ, RF-Çin veya RF-İran özel anlaşmalarının içeriklerini ve nedenlerini, Asya Yatırım Bankası'nı falan hiç merak etmiyor musun?

Rus ekonomisi zorda diyorsun? Zorda olan yalnızca Rus ekonomisi mi? Dünya krizini duymadın mı hiç? Yaptırımlar nedeniyle bir ülke çökertilebilecek olsaydı İran çökerdi. Ama çökmedi. Tam tersine, dinci-otoriter sistem stabilize oldu.

RF'nun köşeye sıkıştırılmasının da benzer sonuçlarının olduğu, RF'nun otoriterleştiği bir gerçek değil mi? Yoksa sen de idealizmin son kalesi, "bir manyak Putin yüzünden oluyor bunlar" diye mi düşünmeye başladın?

Ve sadece bu nedenle bile sol-demokrat bir insanın, eğer gerçekten RF'nun demokratikleşmesini istiyorsa, yaptırımlara ve Rus düşmanlığına karşı olması gerekmez mi?

Devamında ise, "...2015 yılında Rusya, baskıcı Esad rejimine arka çıktı. Suriye’ye destek sağladı ve asker gönderdi. Gerekçe Esad’ın daveti, Esad’a destek ve IŞİD’le mücadele. Ancak Rusya IŞİD’le mücadele yerine, Esad rejimine alan açmakla ilgileniyor gibi. Bu da Batılı ülkelerin, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tepkilerine yol açmış bulunuyor..." demişsin.

Resmen gerçekleri ters yüz etmişsin.
RF'nun Esad'a ve Suriye're desteği mi Batı'nın, Türkiye'nin ve Suudi Arabistan'ın tepkisine yol açtı? Yuh artık!

Suriye'de savaş ne zaman başladı? RF ve İran ne zaman müdahale ettiler?
Ayıp ayıp...

"...Hiçbir ekonomik getirisi olmayan böyle bir Suriye macerasını Rusya sürdürebilir mi? Uzun süreliğine Esad’ı ayakta tutabilir mi? Rus ekonomisi buna dayanır mı?

Rusya’nın yanında Esad rejimi, Şii Hizbullah örgütü, İran ve Bağdat’ın Şii yönetimi var. İtibarsız, otoriter, ekonomik sorunlar içinde boğuşan berbat, gerici/ dinci yönetimler ya da topluluklar bunlar. Suriye’nin Sünni nüfus çoğunluğu (% 70) uzun erimde bunlara, Alevi/ Nusayri azınlık (% 12) diktasına ve Rus’a boyun eğer mi?..

Rusya Afganistan batağını unutmuşa benziyor. Rusya’nın bir başarı şansı olabilir mi? Çok zor.

Ancak Batı yaptırımlarını gevşetirse Rusya’nın bu yayılmacı politikalarını sürdürmek isteyeceği kuşkusuzdur. Bu da beraberinde daha fazla yayılmacılığı, daha fazla otoriterliği ve daha fazla kan akmasını getirecektir..."
gibi cümlelerin ise aklın, bilginin ve vicdanın bittiği yer...
Uzatmadan:

1- "Rus ekonomisi bu sürece ne kadar dayanır" başka bir tartışma konusu, ama "...ekonomik getirisi olmayan..." derken, sen hiç "Katar-Suudi Arabistan-Körfez ülkelerinin petrol ve gazının İsrail-Suriye-Kıbrıs gazı ile birlikte AB'ne ulaştırılma, böylece AB'nin enerjide RF'na bağımlılıktan kurtulması projesi" diye bir şey duymadın mı? Bunun, ekonomisi halen % 45 oranında petrol-gaz satışına bağımlı olan RF için bir yıkım olacağını bilmek o kadar zor mu?

2- "Rusya’nın yanında olan Esad rejimi, Şii Hizbullah örgütü, İran ve Bağdat’ın Şii yönetimi itibarsız, otoriter, ekonomik sorunlar içinde boğuşan berbat, gerici/ dinci yönetimler ya da topluluklar... " da Suriye'ye ve Orta Doğu'ya demokrasi getirme iddiasında olan Batı, İsrail, Türkiye... hele hele o aşağılık krallıklar ve Suudi Arabistan cennet mi?
Meselenin "daha çok demokrasi mi, diktatörlük mü" değil, ekonomik-politik çıkarlar ve yeni dünya düzenine entegre olmayan devletlere diz çöktürülmek istemesi olduğunu daha anlamadın mı sen?

3- En ucube olan da "...Suriye’nin Sünni nüfus çoğunluğu (% 70) uzun erimde bunlara, Alevi/ Nusayri azınlık (% 12) diktasına ve Rus’a boyun eğer mi?..." cümlen?
Cevdet Abi, Suriye'de "Alevi/Nusayri" diktası mı vardı? "BAAS küçük burjuva diktatörlüğü" ne zamandan beri "Alevi-Nusayri diktatörlüğü" oldu? Bir Esad'a "Esed", İŞİD'e "DAEŞ" ve "öfkeli çocuklar" demediğin kalmış...

Suriye'de böyle mezhepçi bir sistemin olmadığını, BAAS ideolojisinin buna ters olduğunu, hükümette-güvenlik güçlerinde-bürokraside çoğunluğun "sunni" olduğunu ( mesela bakanların % 70'i sunniydi, ordunun da % 80'i... ), hiçbir dini inanışa müdahale edilmediğini, herkesin özgürce ibadetini yapabildiğini, dinini yaşayabildiğini bilmiyor musun? Hatta sunni inanışı için bir "paralel" şeriat mahkemesi bile vardı Suriye'nin..

Neye izin vermiyordu? Müslüman Kardeşlerin siyasallaşmasına ve iktidara gelmesine. Ki, daha sonra bizzat Erdoğan bile açıkça itiraf etti, Esad'dan Müslüman Kardeşleri iktidara ortak etmesini istediklerini.
Velhasıl, BAAS laik bir Suriye örgütlemişti. Ve Suriye'de "Alevi/Nusayri diktatörlüğü" değil, laik "BAAS diktatörlüğü" vardı.

"Afganistan bataklığı, Rusya'nın yayılmacılığı, daha çok kan akacağı..." tespitlerin ise uyduruk. Tam tersine, eğer Batı, Suriye'de durdurulursa Irak'da, Libya'da ve Yemen'de akan kan duracak, İran'da, Kore'de, RF'nda... akması muhtemel kan akmayacaktır.

Sana ders vermek haddime değil, Cevdet Abi; ama "aydın" rüzgarın estiği yönde yelken açmaz, dik durur. Yazıp-çizdiği ve toplumsal sürece müdahale ettiği için "salla pati" yazmaz, araştırır. Topluma ve insanlığa karşı sorumluluk duyar.

Hani "eski" birikimine fazla güvenmesen ve kendini güncellesen hiç fena olmaz.
Saygılarımla...

28 Şubat 2016 Pazar Saat 16:02
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net