

İnsanın toplu halde yaşaması, aynı zamanda uygarlığın keşfini de beraberinde getirmiştir.
İşbirliği, dayanışma, güvenlik ve bazı temel gereksinimler için insanoğlu onbinlerce yıl önce toplu halde yaşamayı seçti.
Bu seçim, temel gereksinimlere erişim kadar, hırs, rekâbet ve sert çekişmeleri de beraberinde getirdi.
Binlerce yıl önce kabile/ klan ölçeğine ulaşan topluluklar, daha da genişleyerek toplum olmayı başardılar. Ve ardından son birkaç yüzyıl içinde ulus olmaya başladılar.
Eskilere takılan, bozuk plak gibi kendini tekrarlayanlar tedavülden kalktı.
Kendini yenileyebilen, gelecek olan, gelişim trendlerini iyi okuyabilen, doğru ittifak ilişkileri geliştirebilen, coğrafyayı iyi değerlendiren, tarih bilinci oluşturabilen, toplumu iyi örgütleyip, kurumsallaşabilen ülkeler/ uluslar, sert rekâbet koşullarına göğüs gererek ayakta kaldılar.
Son iki yüzyıl içinde, ne dersek diyelim, Çerkes halkı olarak, sınıfta kaldık.
Ne durumun farkına vardık, ne gelişmeleri iyi okuyabildik, ne de düşmanlarımızı iyi tanıyıp tahlil edebildik. Bu konu; ayrı bir yazı konusu. Onun için bunu başka bir zamana bırakıp bugüne gelmek istiyorum.
Çerkes halkı için bugün söz konusu olan varoluş mücadelesidir. Ya bu mücadeleyi kazanacak ve evren yer ile yeksan olana kadar varlığını koruyacak ya da giderek çoğalan bir hızla yok oluşa sürüklenecek.
Neolotik (Yeni Taşçağı) dönemden beri Çerkes toplumu yaşadığı bölge olan Kuzey Batı Kafkasya’yı, Çerkesya olarak kayıtlara, haritalara ve tarihlere geçirmeyi başarmıştı.

Bugün Çerkes halkı, içinden çıkardığı öncü, aydın güçleri aracılığıyla yeniden varoluş yoluna girmiştir.
Her zaman yazıyorum. Çerkes olmak, sadece Çerkesçe bilmek veya Xabze (Khabze) kültürünü içinde yaşayabilen kişi demek değildir. Bütün bunları yadırgamıyorum, ama Çerkes olmak, Çerkes ulusunun birliği, dirliği ve haklı savaşına destek vermek, Çerkes toprağının ve ulusunun geleceği kaygısını paylaşmaktır.

16 Kasım 2014 günü bir grup Çerkes yine Polonezköy’den dünyaya seslerini duyurmaya çalıştı. Çerkes Soykırımının tanınması için Polonya’ya yaptıkları başvurunun (Bakınız >>> http://www.cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3376 ) basın açıklaması Polonezköy-Adampol Meydanında yapıldı (Bakınız >>> http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=6462 )
Polonya ile Çerkesya arasındaki ilişki, dostluktan öte bir anlam ifade etmekte. Her iki ülke, eş dönemlerde, 1830 ve 1863 yıllarında Rus emperyalizmine karşı kahramanca birer direniş sergilediler. Ve dönem dönem her iki tarafta da savaşan güçler, bir diğerinin bağımsızlık savaşına katıldılar.
Polonya Ordusunda savaşan Çerkes süvarileri büyük yararlılıklar gösterdiler. Geleneksel hafif zırhları ve kıyafetleriyle Polonya Ordusuna katılan bu savaşçılar dışarıdan bakanlar tarafından hemen ayırt ediliyorlardı.
En son Çerkes Kurtuluş Savaşı sırasında Polonyalı yurtseverler, Çerkes saflarına katılarak büyük bir kahramanlık yazdılar. Dahası bu insanlardan bazıları Çerkes kızları ile evlenerek akrabalık bağı tesis ettiler.
Hepsini, her iki cephede de savaşa katılan ve halklarının özgürlüğü için canlarını, mallarını, zamanlarını feda etmeyi göze alan insanların her birini ayrı ayrı anıyor ve rahmet diliyorum.

Katılımcısı olduğum talebimizin, Polonya tarafından en kısa zamanda tanınacağını umuyorum.Polonezköy bu anlamda simgesel değeri olan bir yerdi, Çerkesler için. Orada bulunmak, bir zamanlar emperyalizme karşı omuz omuza savaşmış insanların torunları için çok önemli olmalıdır.

Bazen 50, bazen 150 kişi, sayı fark etmez. Sürekli, istikrarlı şekilde her ayın 21’inde yapıldı bu eylemler. Emek verenleri yürekten kutluyorum.
Kar demeden, kış demeden, soğuk demeden, sıcak demeden geliyorlar ve seslerini tüm dünyaya duyurmaya çalışıyorlar. Ben de zamanım ve sağlığım el verdiğince bu eylemlere destek olmaya çalışıyorum.
Eylemler bugüne kadar, gürültüsüz, patırtısız olduğu için olsa gerek, Türkiye ve dünya kamuoyundan yeterince ses getirmedi. Ama olsun, bir gün bu sesin eninde sonunda yankı bulacağını düşünüyorum.
Nitekim bu kez eylemlerin yeni katılımcıları vardı; aramızda Ukraynalı ve Kırımlı Yurtseverler, Çerkes Soykırımı konusunda destek vermek üzere 21 Kasım 2014 tarihinde Beyoğlu, İstiklal caddesindeki eyleme katılmışlardı.
Kendilerini bu güzel destekleri nedeniyle kutluyorum.
Biliyorum zalimler çok güçlü, çok akıllı ve çok kurnazdırlar.
Yine bir yolunu bulup, geçmişteki Tatar ve Moğol akınlarından dem vurup, Çerkeslere verdikleri zararlardan söz edecekler.
Keşke bunlar birer tarihsel objektivizm içinde ele alınsa, artık aynı saflarda, birbirinden farksız durumda iki halk var ortada;Tatarlar ve Çerkesler. Bunların kendi aralarındaki çekişmeleri pişirip pişirip gündeme getirmek isteyen ya da Kafkasya’nın Türkileri ile Kafkasoidleri arasında çatışma zemini yaratmak isteyen provakatörler çıkacaktır ortaya.
Fakat bizler, inadına, inadına zalimlerin planlarını bozalım. Onların bizi birbirimize kırdırma projelerini, arzularını boşa çıkartalım.
Başarı için el ele gönül gönüle verelim.
Unutmayalım; Rus Çarlığı, hangi düşman ile savaşıyorsa, düşmanının düşmanlarını kendinde topladı ve öyle savaşa girdi.
Çerkesleri; Ermeni, Alman, Gürcü, Ukraynalı ve bir çok ulustan topladığı yüzbinlerce asker,kumandan, mühendis ile yenmeyi başardı. Hatta Çerkesler’le mücadele ederken Çerkesler’den birçoklarını satın alarak, onları kullanarak, Çerkesya’yı işgal etmeyi başardı.
Savaşta çok değişken ve olmazsa olmaz varsa da, ittifak ilişkileri çok çok önemli. Yani düşman zehir gibi kurnaz ve çok çok güçlü. Onu yenebilmemiz dünyada konjonktürel gelişme, politik ittifaklar ve stratejik ilişkilere bağlı. Akıllı ve bilinçli olursak güçlüğü aşabiliriz.
Çerkes ulusu, hiçbir şekilde angajmana girmeden, kendi ulusal çıkarlarını gözetirken, dünyadaki tüm insanlık ve evrensel değerlerle doğru ve mantıklı bir korelasyon kurmalıdır, kuracaktır.
Yeterki kendimiz olmayı, yöresel olmak kadar dünyalı olmayı, ulusumuz kadar insanlık alemini gözetmeyi başarabilelim.
Düşman olarak, karşımızda özgürlüklerimizin düşmanı olan Rusya Emperyalizmini görelim. Sade ve munis Rus/ Slav halklarını değil. Zira halklar birbirlerine kolay kolay düşman olmazlar. Halkları birbirine düşman edip, kırdıranlar zalim yöneticiler, egemenlerdir.
Halklarımızın özgürlüğü, topraklarımızın birliği ve gelecek kuşakların korkusuzca yaşama garantisi için bütün bunları yapmalıyız, yapmak zorundayız. Geçmişte yaşananlardan ders almak, hataları yinelememek ve düşmana karşı yeni, akılcı, gerçekçi ve en önemlisi insani (insanı öne alan) politikalar üretmeliyiz.
Yaşasın dünyanın ezilmiş halklarının haklı mücadelesi ve dayanışması!
Yaşasın Ukrayna! Yaşasın Polonya! Yaşasın Kırım! Yaşasın Çerkesya!
Semih Bey,son paragrafı "Yaşamasın Ukrayna! Yaşamasın Polonya! Yaşamasın Kırım! Yaşamasın Çerkesya! diye bitirseydiniz eğer,ne olduğu belli olmayan,Rusya tarafından doğrudan desteklenen ve eğitilen ve kendisine malzeme sunulan, Rusya adına çalışıp işgören,Çerkeslerin kuracağı her ittifaka şiddetle karşı çıkan,ismide cismi de belirsiz ve "kullan ve at" usulüne uygun olan kişiliğini kullanılması ve atılması için piyasada satışa sunanlardan tepki almazdın.
Eğer son paragrafı "Yaşasın Rusya,Yaşasın Rusya,Yaşasın Rusya,Yaşasın Rusya" diye bitirseydin ne iyi olurdu:)Egoist zorbalar ve onların mankurtları kurtlanmış yuvalarında ciyaklayarak sevinirlerdi.
Ama bu tür adamlar kendilerini akıllı ve uyanık,başkalarını ise sersem zannederler,en büyük hataları budur ve bu hata onları bitirir.
Çerkesya'nın,Ukrayna'nın,Kırım'ın,Polonya'nın yaşamasından kimler gocunur? Irkçı,faşist,gerici Rus bürokrasisinin memurları tabiki.
Bakın bir faşist Rus ırkçısı istihbaratçı neler yazmış;http://www.kavkazoved.info/news/2014/11/24/krymsko-tatarskie-i-velikocherkesskie-nacionalisty-hotjat-druzhit-protiv-rossii.html.
İşte sizin bu yazınıza tepki gösteren düşüncenin kaynağı budur, aynı damardan besleniyorlar, aynı yerden tetikleniyorlar,aynı yerden yönlendiriliyorlar. Saygılarımla.
Semih Bey,
Yazınız mükemmel,fakat Rusya tarafından Çerkes hareketine enjekte edilen bazı Rusya ajanları, yalakaları ve işbirlikçileri yazınıza fena bozulmuşlar,alıp sazı ellerine yaşadıkları ve çoğaldıkları kanalizasyona bulaştırmışlar.
Ukrayna'nın işgaline açıkça destek vererek Çerkes hareketinden koptuklarını ve artık Rusyanın gönüllü birer hizmetçisi durumuna geldiklerini ilan eden ve Çerkes sorunu ile değilde,ulusal Çerkes hareketine mensup kişilerle uğraşmaya başlayanlar kendilerini bitirmişlerdir ve tarihin karanlık sayfalarında yer alacaklardır ve çok değil az bir zamanda ortaya çıkacak objektivizm onların yüzünü katrana boyayıp topluma ve tarihe deşifre edecektir.
Saygılar,
Yazı beni nasıl grururlandırdı bilemezsiniz. Bu zamana kadar hep kuşku ile yaklaştığım
ama açıkçası kanımı da kaynatan bir mesele bu mesele. Hem Çerkes hem Tatar kanı taşımamdan dolayı iki halkın sorunlarını içselleştirmiş bulunuyorum.
Çok sevindim, dayanışmanın devamının geleceği umudunu taşıyorum.
Sağlık ve esenlik diliyorum.

