Karakter boyutu :
GİTMEDİĞİN VATAN SENİN DEĞİLDİR

18 Ocak 2014 Cumartesi Saat 00:02

Çerkesler olarak, tarihte karşılaştığımız olaylar nedeniyle Anadolu Ermenileri ile benzeştiğimizi görürüz. Her iki halkta varlığını ve bağımsızlığını koruyabilmek için karşı dinden olan bir büyük imparatorluğa karşı mücadele vermek zorunda kalmış, bu mücadele her iki halk içinde yenilgi ile sonuçlanmış, topraklarından sürgün edilmiş ve soykırıma uğramışlardır. Her iki halkın büyük bölümü günümüzde vatanı dışında, sürülmüş oldukları ülkelerde yaşamaktadır.
Aramızda bir fark vardır ki Ermeniler Çerkeslerin aksine, kaybettikleri vatanlarının bir karışını dahi unutmamak, oralarda geçmişteki varlıklarını ve bunlardan günümüze kalanları tanımak için çaba içerisindedirler. İMC televizyonunda yayınlanmakta olan “Gamurç” adlı programın yapımcıları anadolu'da nerede bir Ermeni yerleşim birimi varsa oraya uzanıp bu yerde tarihte ve günümüzdeki Ermeni varlığı konusunda izleyicileri bilgilendirmektedir. Bu programın Çerkesler tarafından da örnek alınması gerektiğini düşünüyorum.
Diaspora Çerkeslerinden bir çok insanın son yirmibeş yılda Çerkesya gezilerinde bulunmuş olduklarını biliyoruz. Yılda ortalama 500 kişinin vatan ziyaretinde bulunduğunu kabul edersek yirmi beş yılda onikibin beşyüz rakamına ulaşırız. Türkiye Çerkeslerinin nüfusunu bir milyon kabuledersek bu güne kadar vatanı görmüş olanların oranı yüzde birdir. Bu geziler de çoğunlukla Nalçık, Mıyekuape, Sohum gibi kentlere yapılan turistik gezi mahiyetindedir.
Vatanımıza olan ilgimiz bundan ibaret kalacaksa geleceğimizden umutlu olma imkanımız yoktur. Günümüzde vatanımızdaki herhangi bir şehre gitmekle, Türkiye içindeki bir şehre gitmek arasında bir fark kalmamıştır. Her biri İstanbul'dan bir uçak bileti mesafesindedir.Vatanımızla ilişkilerimizi daha da sıklaştırmak zorundayız. Sadece belli şehirler ve turistik yerleri değil Çerkesya'nın her şehrine,her köyüne,her dağına ve her nehrine uzanmalı, buraları geçmişi ve bugünü ile tanımaya çalışmalıyız. 150. yılda bu tür gezilerin programlanmasını umut ediyorum. Unutmayalım ki gitmediğin vatan senin değildir.
DÖNÜŞ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Çerkeslerin vatanlarından sürülüp başka ülkelere ilk adımlarını attıkları andan itibaren başlamış olan vatana dönüş sorunu geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında Türkiyede siyasi bir harekete dönüşmüştür. Bu hareketi başlatanlar dönüşü “Kendi vatanında kendi kaderini tayin eden bir toplum olmak” şeklinde tanımlamışlardır.
Dokuz kelimelik bu cümle, Çerkeslerin bugün ve gelecekteki siyasi ihtiyaçlarını karşılar niteliktedir. Önemli olan bu cümlenin içini doldurabilmektir.
Vatandan sürülüşten bir asır sonra dönüş hareketi ortaya çıkmıştır. Bir asır boyunca vatanda ve diasporada ki Çerkesler birbirinden habersiz kalmış, olabildiğince birbirine yabancılaş(tırıl)mıştır. Diaspora ile vatandakilerin yeniden buluşmaları, aynı ulusun birer parçası olduklarını yeniden keşfetmeleri dönüşçülerin özverili çalışmaları ile mümkün olabilmiştir. Bunları başarmak o günlerin koşullarında hiçte kolay olmamıştır. Salt bu hizmetleri nedeniyle de olsa dönüşçülere bir teşekkür borçlu olduğumuzu unutmayalım.
Yeryüzünde eleştirilmeyecek düşünce ve siyaset tabiki yoktur.Bu eleştiriyi yaparken geçmişimize tabanca ile ateş etmememiz gerekir. Aksi halde Reul Hamzatov'un dediği gibi geleceğimiz de bize topla karşılık verir.
SURİYE ÇERKESLERİ
Suriyede başlayan iç savaştan sonra vatanlarına dönüş yapabilen Suriye Çerkesleri meslek ve sanatlarına uygun olarak küçük çapta işyerleri açmaya, kendilerine uygun çeşitli işlerde çalışmaya, dil sorunlarında ilerlemeler sağlamaya başlamışlardır. Yaşama adaptasyonları gelişerek devam etmektedir. Bu gidişle Suriye Çerkeslerinin büyük bir kısmının, tıpkı Kosovalılarda olduğu gibi bir kaç yıl içinde vatanla iyice kaynaşacaklarına şüphe yoktur.
Türkiye ve Ürdün'de kalmış olanlara da vatana dönüşleri konusunda yardımcı olunması ve teşvik edilmeleri önde gelen ulusal görevlerimiz arasındadır.
Suriye Çerkeslerinin Türkiye ve Ürdün'de barınmalarına destek olmak hayırseverlik, vatana dönüşlerine sebep olmak ise yurtseverliktir. Bizi ileriye taşıyacak olan ikincisidir.
RUSYA VE ÇERKESYA
Adiğe Cumhuriyeti Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü'nce 1995 yılında çıkarılan kitap "Rusya ve Çerkesya"(XVIIInci yüzyılın ikinci yarısı ve XIX ncu yüzyılda) adını taşıyor. Kitabın ön sözünün çevirisi aşağıya çıkarılmış olduğundan kitabı tanıtmak için başkaca bir şey söylemeye gerek kalmadığını düşünüyor, bu çeviriyi yapan Çetao Denef Kayhan'a da teşekkür ediyorum.

ÖNSÖZ
Tarih biliminde, diğer tüm toplumsal gerçekliklerde olduğu gibi olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Milli tarihimizde yaşanan pozitif aydınlanma bu gelişmelerin başlıca sebebidir.
Rus-Kafkas savaşları uzun bir süre tartışmalara sebep olmuştur. Bu tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Kısa bir süre önce Mohaçkale, Nalçik, Koşhable, Adıgeysk ve Krasnodar'da düzenlenen bilimsel konferanslar bunun bir göstergesidir. Modern tarih bilimince Rus-Kafkas savaşları, Kuzey Kafkasyalı dağlıların XVIII- XIX yüzyılları arasında Rus kolonizasyon politikalarına karşı verdiği milli kurtuluş mücadelesi olarak tanımlanır. Adıgeler için tam bir trajediye dönüşen bu savaş neticesinde Çarlık güçleri silah zoruyla Kuzey Kafkasyayı işgal etmiştir. Çerkes halkı ise genoside maruz kalmış, tarihi topraklarından sürgün edilmiştir.
Elinizde ki bu kitapta, Rusya, Türkiye ve İngiltere'nin XVIII yüzyılın ikinci yarısından XIX yüzyılın sonlarına kadar Çerkesya ile ilgili politikalarını irdeleyen makalelerine yer verilmiştir. Rusya, Türkiye ve diğer batılı güçlerin doğu sorunu konusunda yürüttükleri diplomatik savaş makalelere konu olmuştur. Yazarlar o zaman ki Çerkes dış politikasına ışık tutmuş, Rusya ve Türkiye'nin 1830'lu yıllarda Kuzey Kafkasya üzerinde yaşadıkları rekabeti incelemişlerdir.
Dağlıların milli mücadele liderleri ile ilgili makaleler Shalyaho A., Keraşev A. Ve Paneş A,'ya aittir. Yazarlar tarihi değerler ışığında bu önderlerin kahramanlıklarına ışık tutuyor. Çerkes göçü gibi trajik bir konu Mambetov G., Kasumov A., Taniy A., ve Giş N.'in makalelerinde mercek altına alınmıştır. Çerkeslerin Türkiye'ye göçü Çarlığın kolonizasyon politikalarının sonucu olarak değerlendiriliyor. Rus-Kafkas savaşların edebiyat, folklor ve müzik üzerindeki etkileri Shalyaho A., Vunarokova R., Sokolova A. Ve Şazzo Ş.'nin makalelerinde araştırılıyor.
Rus-Kafkas savaşları tarihi her ne kadar bizlere geçmişin trajik olaylarını hatırlatsa da, savaşı yaşayan Kuzey Kafkasya halkları ve Rusya arasında dostane ilişkilerin gelişmesine ön ayak olmalıdır.
Bu kitap Kuzey Kafkasya tarihi ile ilgilenen herkese, öğretmenlere, öğrencilere ve akademisyenlere yol gösterecektir.
A. Paneş , A Hunagov
ÇETİN ÖNER ADİĞE DİLİNDE
Tanınmış yazar, rejisör ve aktör Çetin ÖNER(Гъогул1)'in “Dağlara yazılıdır”adlı romanı şair ve çevirmen Yenemuko Mevlüt Atalay tarafından Adığe diline çevrilerek geçtiğimiz yılın sonlarında kitap halinde yayımlandı. Böylece Türkiye diasporasına ait bir edebiyat ürünü ilk olarak(yanılıyorsam düzeltebilirsiniz) vatanımızda Adığece olarak yayımlanmış oldu.

Daha önce Türkiye diasporasından olup ilk Adığece şiir kitabını(Къущхьэ гупщысэхэр:Dağ düşünceleri) yayımlamış olan şair ve çevirmen Yenemuko Mevlüt Atalay'a bu emeğinden dolayı teşekkür ediyorum.

Kendisinin, Türk edebiyatından başka eserleri yakında Adığe diline kazandıracağı gibi, Adığe şair ve yazarlarına ait olup, Türkçe'ye çevirdiği eserlerini de yakında göreceğinizi umut ediyorum.
Çetao İbrahim- Mıyekuape
17-01-2014
Aramızda bir fark vardır ki Ermeniler Çerkeslerin aksine, kaybettikleri vatanlarının bir karışını dahi unutmamak, oralarda geçmişteki varlıklarını ve bunlardan günümüze kalanları tanımak için çaba içerisindedirler. İMC televizyonunda yayınlanmakta olan “Gamurç” adlı programın yapımcıları anadolu'da nerede bir Ermeni yerleşim birimi varsa oraya uzanıp bu yerde tarihte ve günümüzdeki Ermeni varlığı konusunda izleyicileri bilgilendirmektedir. Bu programın Çerkesler tarafından da örnek alınması gerektiğini düşünüyorum.
Diaspora Çerkeslerinden bir çok insanın son yirmibeş yılda Çerkesya gezilerinde bulunmuş olduklarını biliyoruz. Yılda ortalama 500 kişinin vatan ziyaretinde bulunduğunu kabul edersek yirmi beş yılda onikibin beşyüz rakamına ulaşırız. Türkiye Çerkeslerinin nüfusunu bir milyon kabuledersek bu güne kadar vatanı görmüş olanların oranı yüzde birdir. Bu geziler de çoğunlukla Nalçık, Mıyekuape, Sohum gibi kentlere yapılan turistik gezi mahiyetindedir.
Vatanımıza olan ilgimiz bundan ibaret kalacaksa geleceğimizden umutlu olma imkanımız yoktur. Günümüzde vatanımızdaki herhangi bir şehre gitmekle, Türkiye içindeki bir şehre gitmek arasında bir fark kalmamıştır. Her biri İstanbul'dan bir uçak bileti mesafesindedir.Vatanımızla ilişkilerimizi daha da sıklaştırmak zorundayız. Sadece belli şehirler ve turistik yerleri değil Çerkesya'nın her şehrine,her köyüne,her dağına ve her nehrine uzanmalı, buraları geçmişi ve bugünü ile tanımaya çalışmalıyız. 150. yılda bu tür gezilerin programlanmasını umut ediyorum. Unutmayalım ki gitmediğin vatan senin değildir.
DÖNÜŞ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Çerkeslerin vatanlarından sürülüp başka ülkelere ilk adımlarını attıkları andan itibaren başlamış olan vatana dönüş sorunu geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında Türkiyede siyasi bir harekete dönüşmüştür. Bu hareketi başlatanlar dönüşü “Kendi vatanında kendi kaderini tayin eden bir toplum olmak” şeklinde tanımlamışlardır.
Dokuz kelimelik bu cümle, Çerkeslerin bugün ve gelecekteki siyasi ihtiyaçlarını karşılar niteliktedir. Önemli olan bu cümlenin içini doldurabilmektir.
Vatandan sürülüşten bir asır sonra dönüş hareketi ortaya çıkmıştır. Bir asır boyunca vatanda ve diasporada ki Çerkesler birbirinden habersiz kalmış, olabildiğince birbirine yabancılaş(tırıl)mıştır. Diaspora ile vatandakilerin yeniden buluşmaları, aynı ulusun birer parçası olduklarını yeniden keşfetmeleri dönüşçülerin özverili çalışmaları ile mümkün olabilmiştir. Bunları başarmak o günlerin koşullarında hiçte kolay olmamıştır. Salt bu hizmetleri nedeniyle de olsa dönüşçülere bir teşekkür borçlu olduğumuzu unutmayalım.
Yeryüzünde eleştirilmeyecek düşünce ve siyaset tabiki yoktur.Bu eleştiriyi yaparken geçmişimize tabanca ile ateş etmememiz gerekir. Aksi halde Reul Hamzatov'un dediği gibi geleceğimiz de bize topla karşılık verir.
SURİYE ÇERKESLERİ
Suriyede başlayan iç savaştan sonra vatanlarına dönüş yapabilen Suriye Çerkesleri meslek ve sanatlarına uygun olarak küçük çapta işyerleri açmaya, kendilerine uygun çeşitli işlerde çalışmaya, dil sorunlarında ilerlemeler sağlamaya başlamışlardır. Yaşama adaptasyonları gelişerek devam etmektedir. Bu gidişle Suriye Çerkeslerinin büyük bir kısmının, tıpkı Kosovalılarda olduğu gibi bir kaç yıl içinde vatanla iyice kaynaşacaklarına şüphe yoktur.
Türkiye ve Ürdün'de kalmış olanlara da vatana dönüşleri konusunda yardımcı olunması ve teşvik edilmeleri önde gelen ulusal görevlerimiz arasındadır.
Suriye Çerkeslerinin Türkiye ve Ürdün'de barınmalarına destek olmak hayırseverlik, vatana dönüşlerine sebep olmak ise yurtseverliktir. Bizi ileriye taşıyacak olan ikincisidir.
RUSYA VE ÇERKESYA
Adiğe Cumhuriyeti Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü'nce 1995 yılında çıkarılan kitap "Rusya ve Çerkesya"(XVIIInci yüzyılın ikinci yarısı ve XIX ncu yüzyılda) adını taşıyor. Kitabın ön sözünün çevirisi aşağıya çıkarılmış olduğundan kitabı tanıtmak için başkaca bir şey söylemeye gerek kalmadığını düşünüyor, bu çeviriyi yapan Çetao Denef Kayhan'a da teşekkür ediyorum.

ÖNSÖZ
Tarih biliminde, diğer tüm toplumsal gerçekliklerde olduğu gibi olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Milli tarihimizde yaşanan pozitif aydınlanma bu gelişmelerin başlıca sebebidir.
Rus-Kafkas savaşları uzun bir süre tartışmalara sebep olmuştur. Bu tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Kısa bir süre önce Mohaçkale, Nalçik, Koşhable, Adıgeysk ve Krasnodar'da düzenlenen bilimsel konferanslar bunun bir göstergesidir. Modern tarih bilimince Rus-Kafkas savaşları, Kuzey Kafkasyalı dağlıların XVIII- XIX yüzyılları arasında Rus kolonizasyon politikalarına karşı verdiği milli kurtuluş mücadelesi olarak tanımlanır. Adıgeler için tam bir trajediye dönüşen bu savaş neticesinde Çarlık güçleri silah zoruyla Kuzey Kafkasyayı işgal etmiştir. Çerkes halkı ise genoside maruz kalmış, tarihi topraklarından sürgün edilmiştir.
Elinizde ki bu kitapta, Rusya, Türkiye ve İngiltere'nin XVIII yüzyılın ikinci yarısından XIX yüzyılın sonlarına kadar Çerkesya ile ilgili politikalarını irdeleyen makalelerine yer verilmiştir. Rusya, Türkiye ve diğer batılı güçlerin doğu sorunu konusunda yürüttükleri diplomatik savaş makalelere konu olmuştur. Yazarlar o zaman ki Çerkes dış politikasına ışık tutmuş, Rusya ve Türkiye'nin 1830'lu yıllarda Kuzey Kafkasya üzerinde yaşadıkları rekabeti incelemişlerdir.
Dağlıların milli mücadele liderleri ile ilgili makaleler Shalyaho A., Keraşev A. Ve Paneş A,'ya aittir. Yazarlar tarihi değerler ışığında bu önderlerin kahramanlıklarına ışık tutuyor. Çerkes göçü gibi trajik bir konu Mambetov G., Kasumov A., Taniy A., ve Giş N.'in makalelerinde mercek altına alınmıştır. Çerkeslerin Türkiye'ye göçü Çarlığın kolonizasyon politikalarının sonucu olarak değerlendiriliyor. Rus-Kafkas savaşların edebiyat, folklor ve müzik üzerindeki etkileri Shalyaho A., Vunarokova R., Sokolova A. Ve Şazzo Ş.'nin makalelerinde araştırılıyor.
Rus-Kafkas savaşları tarihi her ne kadar bizlere geçmişin trajik olaylarını hatırlatsa da, savaşı yaşayan Kuzey Kafkasya halkları ve Rusya arasında dostane ilişkilerin gelişmesine ön ayak olmalıdır.
Bu kitap Kuzey Kafkasya tarihi ile ilgilenen herkese, öğretmenlere, öğrencilere ve akademisyenlere yol gösterecektir.
A. Paneş , A Hunagov
ÇETİN ÖNER ADİĞE DİLİNDE
Tanınmış yazar, rejisör ve aktör Çetin ÖNER(Гъогул1)'in “Dağlara yazılıdır”adlı romanı şair ve çevirmen Yenemuko Mevlüt Atalay tarafından Adığe diline çevrilerek geçtiğimiz yılın sonlarında kitap halinde yayımlandı. Böylece Türkiye diasporasına ait bir edebiyat ürünü ilk olarak(yanılıyorsam düzeltebilirsiniz) vatanımızda Adığece olarak yayımlanmış oldu.

Daha önce Türkiye diasporasından olup ilk Adığece şiir kitabını(Къущхьэ гупщысэхэр:Dağ düşünceleri) yayımlamış olan şair ve çevirmen Yenemuko Mevlüt Atalay'a bu emeğinden dolayı teşekkür ediyorum.

Kendisinin, Türk edebiyatından başka eserleri yakında Adığe diline kazandıracağı gibi, Adığe şair ve yazarlarına ait olup, Türkçe'ye çevirdiği eserlerini de yakında göreceğinizi umut ediyorum.
Çetao İbrahim- Mıyekuape
17-01-2014
Bu yazı toplam 4808 defa okundu.
Orhan Özen
Ne güzel sayın jaji ordan böyle güzel haberler almamız.
sayın Çetao şahsım adına size müteşekkirim.
Jaji
İbrahim abi nerdeyse gazete görevi görüyor tek başına. Maykopda neler var neler yok biliyoruz oturduğumuz yerden.
Thawoğepsaw
