

Halkımızın yazının icadından 20 nci yüzyıl başlarına kadar kendi dilinde yazısının olmadığını biliyor, bundan üzüntü duyuyoruz. Dilimizde, bir başka dilden alınmaksızın yazmak, okumak, kağıt, kitap gibi kelimeler olduğu halde yazının olmayışını açıklamak da zor olsa gerek. Halkımız bu kelimeleri başka dillerde (Tatarca, Arapça, Rusça, Türkçe gibi) okuyup yazma anlamında kullanmış olabilir. Zira atalarımızın Kazan, Petesburg, Kahire, İstanbul gibi zamanın kültür ve eğitim merkezlerinde eğitim amacıyla bulunduklarını biliyoruz.
Bununla birlikte 20 nci yüzyıl başlarında Sovyet Devrimi ile birlikte ilk olarak kendi dilimizde eğitim yapma imkanına sahip olduk. Doğrusunu söylemek gerekirse bu dönem halkımızca iyi kullanılmış, yazısız geçen binlerce yılın zararını bir çırpıda gidermek istercesine Çerkes rönesansı diyebileceğimiz ölçülerde bir yayın patlaması yaşanmıştır. Bu nedenle,1925 lerden bu güne yazın hayatımıza katkı sağlayan yazın emekçilerine ulusca teşekkür borçluyuz. Bu dönem içinde sahip olduğumuz eserler ulusumuzu gelecekte de besleyecek, büyütecek imkan ve kabiliyete sahiptir.
Ulusumuzun yaşaması için ekmek ve sudan öte oksijen kadar gerekli olan ve son asırda sahip olduğumuz bu kültür hazinemizin yazılmış olduğu alfabeyi değiştirmek isteyen, gerek vatanda ve gerekse diasporada kendini dil alfabe uzmanı sanan kişilerin varlığını biliyoruz. Bizi ulusumuzun yaşamı boyunca sahip olabildiği yegane kültür hazinemizden koparıp köksüz bırakacak olan bu girişimlere yol verilmemesi gerektiğini hatırlatmayı burada önemli buluyorum.
Son zamanlarda en çok kaygı uyandıran ulusal sorunların arasında genç yazarların yetişmemesi ön sıralarda yer alıyordu. Sovyet zamanında, basılan eserin az veya çok satmasına bakılmaksızın yazarlar destekleniyordu. Bu durumdan nüfusu küçük halklar yararlanıyorlardı. Bu kültür ve yayın politikası sayesinde Çerkes Rönesans ı diyebileceğimiz bir kültür atılımı yaşadık. Sovyetlerin yıkılışı ile birlikte kültür ve yayın politikaları da alt üst oldu ve yazarlara verilen destekler ortadan kalkınca genç yazarların yetişmeleri zorlaştı.
Çoğunluğunu Türkiyeli Çerkeslerin oluşturduğu ve amacı genç yeteneklere yardım etmek olan GUFES gurubu da bu sorunun farkına varmıştı. Bu nedenle yazma yeteneği olan gençleri desteklemek ve teşvik etmek için çaba gösterdi. Öykü yarışmaları düzenledi, derece alan gençlere ödüller verdi, kitaplarını yayımladı. Ancak yazarların yetişmesi salt bir gurubun desteği ile mümkün olmuyor. Bunun için ekonomik, politik, sosyal şartlarında olgunlaşması gerekiyordu.
Tam da genç yazarlar yetişmiyor diye hayıflanırken, daha önce Gufes gurubu tarafından da desteklenmiş olan gençlerden Siyuh Sultan’ın ilk öykü kitabı “Tutkun’un oyunu”yayınlandı.
Sultan’ı Ankara Çerkes Derneği üyeleri de tanırlar çünkü o bir kaç yıl önce Ankara’da bir yıl anadil öğretmenliği de yaptı. Sultan “Tutkun’un oyunu” adlı öyküsünde iki ailenin çocuklarının nasıl kumar bağımlısı olduklarını anlatıyor.
Öykünün kahramanı Lamıko Edik küçük yaşta babasını bir trafik kazasında kaybediyor, kendisini annesi Suret büyük özveri ile büyütüyor. Onun hem anası, hem babası hem de arkadaşı oluyor. Çocuğunu bir dakika dahi ihmal etmiyor, büyük bir anne sevgisi ile yetiştiriyor. Onun her yaptığını yakından takip ediyor ve her konuda kendisine yardımcı olmak için çırpınıyor. Edik de, annesinin yumuşak ve kararlı sesini bir gün dahi duymadığında endişeye kapılıyordu. Ana oğul iyi anlaşıyorlardı, aralarında derin bir saygı ve sevgi vardı.
Edik okulda sporla ilgilenir ve spor enstitüsüne girer. Güreşçi olarak Krasnodar’a müsabakalara gittiğinde çok sevdiği komşu oğlu Hasan ile karşılaşır. Edik’i kumar makinalarına ilk olarak Hasan götürür. Edik komşu oğlu Hasan’ın kumar bağımlısı olduğunu, kafasında başka bir düşünce olmadığını, kendisine hakim olamadığını, aşırı borç yüklerine girdiğini, kumarsız yaşayamaz olduğunu görür
Edik kendisinin kumarcı olmayacağına inanıyordu. Okurlar da Suret’in bu kadar emek verdiği oğlunun kumarbaz olabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Öykünün yazarı inandırıcı olabilmek için kumar makinaları ile ilgili tüm ayrıntıları öğrenmişti. Gerçek bir yazar gibi konuyu her yönü ile araştırmıştı.
Kumar makinası para verildiğinde bir müzik sesi çıkarıyordu. Bu ses gittikçe Edik’e annesinin sesinden daha tatlı gelmeye başlamıştı. Annesine de, antrenörüne de yalan söylemeye başlamıştı. ”Batık” durumda olan Hasan’ı kurtarabilmek adına büyük borçlara giriyordu. O artık kumar tanrısının emrine girmiş, kölesi olmuştu. Öykünün sonunda Hasan, Edik’i kurtarabilmek için kendi canını feda etmek zorunda kalır.
Kitapta bu öykünün dışında üç ağaç, yabancı, üç kirazın öyküsü, tuzluk, suçlu kim adlı öykülerde yer alıyor.
Siyuh Sultan öykü ve şiirler yazmakla kalmıyor. Kendi gibi başka gençleri de yanına alarak “Nıbceğu” adlı yeni bir dergi çıkarmaya başladı. Birinci sayısı Mart 2013’te çıkan derginin ikinci sayısı buğünlerde okurlarla buluştu. Sultan derginin ikinci sayısına şu sözlerle başlıyor: “Ulusal Adiğe dergisinin ikinci sayısını memnuniyetle okurlarımıza sunuyoruz. Dergimizde mevcut sorunlarımızı dile getirmekle birlikte, köylerimizin durumu, köylerimizde yaşayan ailelerin adları, dış ülke Adiğelerine ait sayfaları da bulacaksınız. Genç şairlerin yanı sıra, ulusal sorunlarımızla ilgilenen kişilerin de bizimle beraber olmalarından memnunuz.”Nıbceğu” katkı sağlayanlara teşekkür ediyor. Bize katkı sağlamak isteyen herkesi çağırıyoruz. Görüş ve önerilerinizi “Nıbceğu”de dile getirelim. Bize gelen her yazıyı değerlendireceğimize inanın. Çalışmalarımız sizin için, dilimiz için, ulusumuz içindir”
Sultan bunları yaparken büyük imkanlara sahip olduğunu düşünmeyin. O adeta yoktan var etmeye çalışıyor. Sultan’ı hepimiz desteklemeli, teşvik etmeli ve cesaretlendirmeliyiz. Eğer bir gencimiz yazar
olsun istiyorsak Sultan bu işe en yakın olanıdır. Ona çıkmış olduğu yazarlık ve yayıncılık yolunda başarılar diliyorum.
Yazımı bu şekilde bitirmişken diğer bir genç yazarımızın daha kitabı yayımlandı. Söz konusu olan Dzıbe Saniyet’te daha önce GUFES tarafından desteklenmiş gençlerimizden biri. Burada Gufes’in gençlerimizi desteklerken ne kadar isabetli kararlar vermiş olduğunu da belirtmeden geçemiyeceğim.
Dzıbe Saniyet’in öykülerinin yer aldığı kitap “Can baharla yüklü” adıyla yayımlandı. Burada sözü gazeteci Ğonejıko Setenay’ın Adığe Mak gazetesindeki tanıtım yazısına bırakalım: “Saniyat’ın yazılarındaki derin düşünceye, kullandığı ilginç dile şaşmamak mümkün değil. Öyküleri sürekleyici bir dille yazılmış. Yaşamı algılayış, doğa güzelliklerini dile getiriş şekli kimseye benzemiyor. Kendine özgü anlatım tarzıyla karakterleri konuya yerleştiriyor.
Öyküleri bir çırpıda okunacak türden. Yaşamdaki olayları karşılaştırmalar yaparak ortaya koyuyor. En çok emek verdiği ve en beğendiği öykülerini “Can baharla yüklü” kitabında topladı. İnsanı yaşatan sevgi, yaşamda meydana gelen anlaşmazlıklar, bunların çözüm şekli üzerine görüşlerini kitapta bulabiliyoruz.”
Ulusumuzun gelecekte var olabilmesi için genç yazarların varlığının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu iki genç yazarımızın diğer gençlere de örnek olmasını diliyorum.





Çetao İbrahim / Maykop
Vatandan değerlendirmeleriniz çok kıymetli sayın Çetao. Kendi adıma müteşekkirim.
11 Aralık 2013 Çarşamba Saat 02:14Çetao İbrahim'in yazılarında mühim bir misyon saklı bence. Çerkesyanın sessiz ve üretken kültür çalışanlarını diğer herkesle tanıştırıyor olması. Xeku'nun sosyal- kültürel hayatının yükünü sırtlamış bu insanların diasporayla irtibatlanmaya, diasporanın da onlarla oksijen bağı kurmaya ihtiyacı var. İbrahim abi tamda bunu yapıyor ve böylesi liyakatli insanları muştuluyor bize.
Çerkesyanın gelecekteki entelektüellerinin, sanatçılarının izini sürdürüyor.
İşte Siyuh Sultan ve Dzıbe Asiyet le tanıştırıyor bizi .Ve ne iyi yapıyor.
GUFES'in genç yazarlara olan bu desteğini kutluyorum. Sayın Çetao'nunda belirttiği gibi artık şu günümüzde genç yazarları görmenin çok zorlaştığını ve sonunda bu iki genç yazarın yayınları ve emeklerini görmek gerçekten umut veriyor..
Wopsow Siyux Sultan, Wopsow Dzibe Saniyet.. Başka yeni genç yazarları da görmek dileğiyle..
