


Geçtiğimiz aylarda gazetelerde bir haber herkes gibi beni de şaşkınlığa uğrattı. Fakat ne diyeyim? Ayrıca çok da sevindirdi.
Sibirya'nın donmuş topraklarından çıkarılan ve 30 bin yıldan daha eski olduğu tahmin edilen tohumlar, herkesi şaşırtarak çiçek açmıştı.
30 bin yıl süren uykusundan uyandırılarak yaşama döndürülen bitki, dünya üzerindeki en eski, çok hücreli yaşayan organizma ünvanını da kazanmış oldu.
Bilimadamları, bitkinin tohumlarının aşırı soğuklar tarafından korunarak ona "donmuş bir gen havuzu" sağladığını söylüyorlar.
Bu inanılmaz keşif, mamutlar gibi dünya üzerinden uzun yıllar önce silinmiş canlıların donmuş nehir yatakları gibi bölgelerde kalıntıları bulunabilirse, tekrar yaşama döndürülebileceği anlamına geliyor.
Aynı zamanda bu, Mars gibi dünya dışı buzlu gezegenlerde bir zamanlar varolmuş yaşamın izlerinin sürülüp, buralardaki canlıların da yeniden yaşama döndürülebileceği anlamına da geliyor.
Bitkinin tohumlarının Buz Çağı'nda sincaplar tarafından toprağa gömüldüğü ve bu şekilde günümüze kadar ulaşabildiği tahmin ediliyor(1).
****
Yaklaşık 149 yıl önce işgal gören bir ülkeydi Çerkesya!
İşgal ve soykırım sonrası bu ülkenin artık haritalardan silinmiş ve bir daha geri gelmeksizin yok edildiği düşünülüyordu.
Ta ki yeryüzünün farklı bölgelerinde yaşayan, soykırıma uğramış halkın çocukları ortaya çıkıp, ülkelerinin ve halkın yaşadığını haykırmaları muştulamaları ile belli oldu ki, hiçbir şey “Yoktan var edilemediği gibi varken de yok edilemez”.
Böylesi bir durum doğa içinde, sizin gözünüzde olmaz gibi görünüyorsa da gerçekte vardır. Yoktan var, vardan yok olanlar sadece formasyon değiştirir.
Kimya kuralı olarak “Enerji Korunumu”/ “enerjinin sakımı kuralı” diye bir yasa okumuşsunuzdur. Anımsatayım dedim.
Bir bakın, bin sekiz yüzlü yıllarda Modern Kimya’nın babası olarak anılan Lavosier, bu prensibi ileri sürüyor; “Hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz”. Bunu söylerken, gerekli şartları da belirtiyor.
Yani diyor ki, kapalı kaplarda bulunan bir madde, -mesela düdüklü tencerede var olan bir madde kaybolmaz-, ancak başka başka şekillere dönüşebilir. Sıvı olan gaza vb… Buraya da dışarıdan bir madde girmediği sürece, yoktan var olmaz.
****
Rus Çarı II. Aleksandr ve işgal güçlerinin yöneticileri de düz bir mantık gütmüş ve zalimce yok ettikleri bir halkın artık hiçbir biçimde (şekilde) kendine gelemeyeceğini ve bir daha hiçbir şekilde toparlanamayacağını düşünmüşlerdi.
Cahiliye Araplar’ı da aynı hataya düşmüş ve kız çocuklarını çocuk saymadıklarından, Hz.Muhammed’i “Ebter (Soyu Kesik)” olarak gördüler.
Bugün kimse, peygambere “Ebter” diyenlerin adlarını anımsamıyor.
Ancak günümüzde yeryüzünde, 20 milyonu peygamber soyundan geldiğini düşünen, 1 milyar 500 milyon Müslüman var.
Ad, soy, ünvan, düşünce, inanç, nasıl yürüyüp de yüzlerce yıl ötesine taşınabiliyor. İşte tam bu noktadan bakmalı olaya.
“Ebter” diyenler, kendileri ebter oldular.
****
Günümüzde Rus Çarlığının resmi mirasçısı rolündeki esas rol sahibi, Çerkes Sorunu konusunda giderek sıkışmaktadır. Soykırımla yok edilenler kadarının anayurdunda kaldığı ya da bir o kadarının sürgüne gönderildiği ve sürgünde yaşadığı da çok açık.
Şimdi bu sürgünlerin çocukları, milyonlarca insan “Kapanmamış Dava/ Hesap” için harekete geçmek üzereler .
Hesap nasıl kapansın? İlkin Kosova, sonra Suriye, şimdi de Irak Çerkesleri. Son haberler Irak'ın kuzeyindeki Çerkeslerin de Merkezi hükümet ile Kürtler arasındaki çatışmanın tam ortasında kaldıklarını gösteriyor. Alın size yeni bir sorun!
Kapanmayan hesap ortada durdukça, acılar tazelenir ve yara hiç bir zaman kapanmaz. Yüzyıllar değil, binyıllar da geçse bazı şeyler unutulmaz. Bilakis üzerine yenisi konarak katlanır.
Bugünkü haliyle dahi fatura oldukça kabarık ve uygarlık için vazgeçilmezler tek tek ardı ardına sıralanıyor.
Fakat “Zorba Rolünü” bugün dahi benimseyenler var. Ve zorbaların eski klasik silahları, yeni teknolojik olanaklarla daha da güçlenmiş, daha da tehlikeli hale gelmiş durumda.
Bu silahlar, o kadar çeşitli ve yakıcı ki, karşısındakilerin bir çoğunu kolayca korkutabiliyor, yıldırabiliyor, satın alabiliyor, aklını çelebiliyor ya da psikolojisini zayıflatabiliyor.
Son teknoloji ve çeşitli yöntemler daha neler neler?
Hedef şaşırtma, içeriden kargaşa çıkartma, yoldan saptırma, şiddet kazanını işletme, muhalifleri her şekilde cezalandırma, gruplara ayırma, didiştirme ve düşmanlaştırma, toplumsal hareket yerine bireyselleştirme ve ayrı ayrı yalnızlaştırma, herkesi fiyatına göre satın alabilme, düşkırıklıklarının önünü açma, oyalama, kendilerini çaresiz hissettirme ve daha bir dizi fiziksel, psikolojik, teknik yöntemler. Bunların hepsi etkisizleştirme yöntemleri olarak kullanılabiliyorlar.
Bunlardan birisi ve en önemlisi de bir şekilde halkın ve kurumların içine sızarak, örgütlü yapıları bozma ve insanları birbirine karşı güvensiz bakmalarını sağlamaktır.
Bir takım provokasyon ve ajitasyonlarla arzulanmakta olan, toplumsal belleği karartma, halkın kendisine karşı olan güvenini ve umudunu kaybettirme, kişileri ve grupları kendi aralarında birbirlerine kuşku ile bakar hale getirmektir.
Bu tür durumlarda kuşkucu bakış açısı o kadar yükselir ki insanlar birbirlerine ajan veya vatan haini gözüyle bakarlar.
****
Çerkes Ulusal Hareketi son yıllarda giderek güçlenmekteyse de “Zorbalar”, hareketi sonuçsuz bırakmak ve pasifize etmek için ellerinden, dillerinden, güçlerinden ne geliyorsa onu yapmakta ve yapacaktırlar.
Hareketi amacından uzaklaştırabilmek için, farklı politik, inançsal vb tartışmalara çekmek ya da hayali-hareketle ilintisiz- düşmanlar yaratma yollarına gitmektedir.
Dikkat ediniz! Son aylarda Sosyal medyada Çerkesler’in tartışma forumlarında öylesine acımasız bir ajitasyon vardır ki; XIX.yy.’da yapılmış olan soykırım ve sürgünü Rusya değil de ABD ya da İsrail yapmış sanabilirsiniz. Üstelik bu kara propaganda Çerkeslerin içinde bazı ellerce yürütülmektedir.
Geçmişte ne yapıldıysa!!! Örneğin Çeçen halkının üzerine 1993'den beri yapıştırılan Vehabist yaftası gibi üst düzey bir sosyal-psikolojik savaş yürütülüyor.
Bu karartma ve saptırma teknikleri, hem Çerkes toplumunu asıl hedeflerinden saptırma, hem de toplumun enerjisini, kendisine ait olmayan güç ve savaşlara çekerek, zayıflatma amacı taşıyor.
Her şeyden önce Çerkes Hareketi ile ilgili bilinmesi gereken şudur ki; Çerkesler ile yeryüzündeki rekabet alanı doğrudan kesişen tek güç Rusya’dır. Çerkes halkının sorunları bu ülke iledir.
Soykırım ve sürgün hesabında aranacak muhatap o’dur/ Rusya’dır. Rusya’nın dışındaki güçlerle olan çelişkiler ve sorunlar varsa bile, daima tali/ kısmi çelişki ve sorunlardır.
Eğer muhatap, bu zamana kadar yaptıklarından vazgeçmez, adalet ve barış için Çerkes Ulusunun kendi topraklarında bir araya gelmelerini, özgürlüklerini ve toplumsal rehabilitasyonun önünü açmazsa rahatsızlık, tartışmalar, hassasiyetler sürüp gidecektir.
Eğer ısrarla Karaçay-Çerkes, Abaza-Çerkes, Kazak-Çerkes rekabetinin fitilini ateşlemek ve halkları birbirine düşman etmeler sürer giderse sonuç, Rus-Çerkes çelişkisi içinden çıkılamaz hale gelecektir.
Ve rahatsızlıklar devam ettiği sürece de Rusya’ya rakip güç ve devletler bu açığı, bu virütik ortamı değerlendirecek ve faydalanmaya çalışacaklardır.
Hani -İyi bir benzetme değil ama- bataklık olduğu sürece, sivrisinekler
olacaktır ya, öyle!
İnisiyatif Rusya’nın elindedir.
****
Çerkesya Yurtseverleri Hareketi daha önceleri de sayısız defa belirtildiği üzere, yeryüzünde bulunan hiçbir politik gücün, devletin veya kurumun maşası, aleti, uzantısı değildir ve olmayı açıkça reddetmektedir.
Tüm dünya uluslarına ve devletlerine ise barış umuduyla yaklaşmaktadır. Buna Rus halkı ve devleti de dahil.
Gücünü Çerkes ulusundan alır, Çerkesliğe (Adıgağe) hizmet eder.
Tek amacı; Ulusu(Tlepkh), ülkesinde(Heku)nde birleşik ve özgür biçimde yaşayabilmesini, sivil araçlar, meşru yöntemlerle, şiddete başvurmadan, demokratik yöntem(temayül)lerle sağlayabilmek için çalışır.
Sürgünlerin çocuklarının anayurtlarına güvenle yerleşebilmelerini, özgürce yaşayabilmelerini amaçlayan ÇY, bu amaca ulaşabilmek için gerektiğinde politik erklerle iletişim kuracaktır, kurmalıdır.
Politika, her türlü dost ve düşman ayrımı yapılsa bile ayrımsız kontrollü iletişimdir. Kimse kimseyi RF konsolosu ile görüştü diye “Vatan Haini”, bir İslam ülkesinin yöneticisiyle görüştü diye "Aşırı Dinci", İsrailli bir gazeteciyle görüştü diye “Siyonist” ilan edemez.
Yeter ki Çerkes Ulusu için hareket edenler, bireysel- kişisel harekette bulunmasın ve toplumsal amaç ve çıkarlar için topluca eylem üretebilsinler.
Yakın zamanlarda gördüğümüz gibi giderek bölünen, fraksiyonların birbiriyle itişip durdukları, gereksiz polemik ve tartışmalarla halklarına zaman geçirttikleri dönem dilerim çabuk geçer.
Zaman, kaybedilecek zaman değildir. Derlenip toparlanma ve muhatabın karşısına dimdik çıkma zamanıdır. Aksi halde oyalanıp dolanıp, hazırlıksız bir anda başlayacak görüşmelerde yeni bir bozgun yaşanacaktır.
****
Her ne olursa olacak! Su akacak ve yatağını yaratacaktır.
Erken ya da geç! Mutlaka olması gereken yere varacaktır.
Çerkes halkının kaderi de akıyor, çağıl çağıl çalkalanarak, gümbür gümbür geliyor.
O su, kimine sel ile yeksan bir yıkım, kimine de canlılık, bereket ve hayat getirecektir.
Biz Çerkesya Yurtseverleri intikam duyguları ve öfke ile hareket etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Önyargılarımızın ve nefret duygularımızın önüne mantığımızı ve erdemlerimizi koyduk.
Fakat yüreğimizin olmadığı hiçbir yere gitmeyecek, hiçbir adım atmayacağız!
30 bin yıl sonra dahi olsa bir küçük tohumdan çiçek çıkıyorsa, bizim –egemenlere göre çerez çekirdek- tohumlarımız da günyüzünü aralayacak ve yeşerecektir.
Bizim direnişimiz, adalet ve hakkaniyet temelinde insanlık ve uygarlığı aydınlatacaktır.
Bu gittiğimiz yolda ayağımıza diken batmaması ve dizlerimizin hırpalanmaması mümkün mü?
Her şeye rağmen yolumuzda ilerleyecek ve halkımızı kurtuluşa eriştireceğiz.
Değilmi ki 30 bin yıl sonra bir tohum çiçeğe durur, biz ya da bizden sonra gelen kuşaklar da direnişten diriliş çıkartmayı başaracaklardır…
****
(1) http://dunya.milliyet.com.tr/31-bin-yasinda-cicek-acti-/dunya/dunyadetay/21.02.2012/1505912/default.htm
(2) Kevser; 108 : 3 “Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir”.
(3) http://www.altinsehiradana.com/kategoriler/say-5-kasm-aralk-2011-/item/255-lavoisier%E2%80%99in-basi-duserkenbilim-ayaga-kalkti
Gökyüzüne fırlatılmış bir işaret fişeği gibi yazılarınız. İçimizdeki benzini alevlendiriyor. Bu fişekler ile 30 bin yıl beklemeye gerek kalmayacak. Daha şimdiden orda burda kardelenler gün ışığına ulaştılar bile. Dün amca oldum ilk kez. Ve bana ad verme şerefi nail oldu. Çerkesçe ad verdim yeğenime. Sizin adınızı vermek istedim aslında, ama kızarsınız diye böyle oldu.
Yazılarınızı dikkat ve ilgiyle okuyoruz. Sağ ve esen olun.
Okuyun mutlaka, ama mutlaka...cünkü cerkesleri bircok tehlikeden haberdar eden ve ne yapmalari gerektigi konusunda yol gösterecek bir yazi. nezamandir böyle bir yazi bekliyorduk.
semih agabey herseyi cok güzel anlatmis sagolsun varolsun, eline yüregine saglik!
Cok güzel bir yazi ve karsilastirma Semih agabey! Wupsow
18 Aralık 2012 Salı Saat 13:53