Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Çerkesler: 21 Mayıs 1864'ten Günümüze...(3)
12 Mayıs 2011 Perşembe Saat 03:34

Dizi yazımızın ilk iki bölümünde Çerkesya’nın hangi yörelerinin deportasyona (dış sürgüne) tabi tutulduğunu açıklamaya ve Çerkeslerin yakın geçmişini özetlemeye başlamıştık. Uzak geçmişi ise, konu edinmemiştik.

Bu arada Çarlık Rusya’sının 50 ve 100 yıllık iyi hazırlanmış yayılma programları olduğunu ve uyguladığını, sistemli bir biçimde topraklarını genişlettiğini vurgulamıştık.

Bugün için böyle şeyler artık olanaksız.

***

Kavramlar üzerine

Eleştiriler oluyor. Kavramların, özellikle kıyılı Adıgelere yönelik olarak uygulanmış olan etnik temizlik ve deportasyonun  yeterince anlaşılamadığını görüyoruz (Adıgeleşmiş Cigetleri de bir Adıge/Çerkes topluluğu sayıyoruz). Bu gibi nedenlerle konu üzerinde biraz daha durmamız gerektiğine inanıyoruz.

Bir eğilime göre, Kafkasya’dan Osmanlı’ya yapılmış olan nüfus akışlarının tümü ‘sürgündür’. Biz bu tür yaklaşımları gerçekçi ve inandırıcı bulmuyoruz.

Biz, önceki iki makalemizde, etnik temizlik ve deportasyon kavramları üzerinde durmuş, bunların insanlığa karşı işlenmiş suçlar arasında yer aldığını ve zaman aşımına tabi olmadığını, bu suçların, dahası soykırım suçunun bir bölüm Çerkes’i (aslında Çerkes nüfusun çoğunu) kapsamak üzere Ruslarca işlendiğini belirtmiştik. Özetle, etnik temizlik ve deportasyonun, tarihi Çerkesya’nın tamamında değil, Karadeniz kıyıları ile onun uzantısı olan içerideki Abzah yöresinde uygulandığını yazmıştık.

Elbette Çerkesya’nın işgal edilmiş yöreleri, yani Belaya Irmağının doğusundaki yörelerde de ağır baskılar ve ülke dışına göçe zorlamalar olmuştur. Örneğin, 1858-1865 yılları arasında 10,500 Bjeduğ, 30 bin Abazin (Abaza), 4 bin Besleney, 15 bin K’emguy, Mehoş ve Yegerukay, 30,650 Kubanlı Nogay, 17 bin Kabardey ve 23,193 Çeçen Osmanlı topraklarına göç etmiştir (bkz. “История народов Северного Кавказа конец ХVIII в.-1917 г.”,s.207). Dahası Ruslar bütün Kuzey Kafkasya Müslümanlarını Osmanlı topraklarına gönderme konularını da ele almışlardı. Bunun olanaksızlığını anlayınca vazgeçtiler.

Ancak Ruslar, özellikle 1783 yılı Bağımsız  Çerkesya’sı  nüfusunu olabildiğince azaltmayı her zaman için hedeflemişlerdir. Rusların Adıgeleri diğer ezilen topluluklar içinde en tehlikeli topluluk olarak gördükleri anlaşılıyor. General Suvarov’un 1783 yılındaki Nogay ve Çerkes soykırımı politikası Çerkeslerce henüz unutulmamıştı (bkz. “Tehlike Kuzeyden Geliyordu”,internet).

Rus generalleri, demokratik bir yapılanması olan Çerkes  toplumunu, Rusya’nın geleceği açısından tehlikeli buluyor, Çerkes nüfusunu yok etmenin ya da azaltmanın yollarını araştırıyorlardı. Ancak nüfus azaltması yöntemlerinin tümünü etnik temizlik ve deportasyon  olarak göremeyiz. Çünkü işgal altındaki Çerkes topraklarında savaş yoktu, bütün bir nüfusun ayrımsız dışarıya sürülmesi olanaksızdı, bu nedenle dışarıya göçe zorlama ve teşvikler vardı. Bunun için işbirlikçilere para ödeniyordu, bazı işbirlikçilerin arşivlerden belgeleri bulunmuş, kimlikleri, yaptıkları çalışmalar ve aldıkları paralar saptanmıştır.

Aslında insanları yaşadıkları ülkelerin dışına göçe zorlamak da suçtur. Bu nedenle Çerkeslere uygulanan politikaların neredeyse hemen hepsi, araştırıldığında, bir köşesinden olsun suç kapsamına girer, biz o kanıdayız.

Ancak Çerkesya’da, Karadeniz kıyıları ile Abzah yöresinde uygulanan program göç zorlamalarından da farklıdır, eksiksiz bir etnik temizlik ve deportasyondur. Program gereğince Rus birlikleri sabaha karşı, öncesinden planlanmış köylere, yerli kılavuzların öncülüğünde baskın yapıyor, sivil Çerkesleri katlediyor ya da yakalıyor, her şeyi yağmalıyor, tecavüz ediyor, ardından köyleri ateşe veriyor, kaçan sivil halkı evsiz ve yiyeceksiz bırakıyor, soğuktan ve açlıktan ölmelerine yol açıyorlardı. Bu bir insanlık düşmanlığı, bir barbarlıktı. Bu gibi yöntemlerle değişik savaş suçları işlendiğini, operasyonların birçok durumda soykırım ve katliama dönüştüğünü, sonuçta Bağımsız Çerkesya Ülkesi’nin tamamen insansızlaştırıldığını ve bir ulusun topraklarından atılarak, el ülkelerine  yok olmaları için gönderildiğini belirtmemiz gerekiyor. Bu da bir soykırımdır.

Nitekim, Özgür Çerkesya sınırları içinde tek bir Adıge yerleşimi bile bırakılmadı. Rus birliklerinin ele geçirdiği yörelerde ateşe verilen köylerin dumanları tütüyor, kurt ulumaları ve sahipsiz köpek havlamaları ortalığı kaplıyor, devriye gezen, Çerkes köylerini ateşe veren ve meyve ağaçlarını bile bir bir kesen vahşi Kazaklar ve Rus askerleri ile karşılaşılıyordu. Bir de, Rusların korkulu rüyası olan ve dağlarda direnen korkusuz Adıge Hak’uçlar da (Хьак1уцу) vardı.

Şu durum bizi şaşırtmamalı: Günümüz Karadeniz kıyısında 24 Adıge (Şapsığ) yerleşimi/köyü bulunuyor. Bunlar nereden çıkmış olabilirler? Sürülmemiş ve ‘yerlerinde kalmalarına izin verilmiş’ olan Şapsığ Çerkeslerinin torunları olabilirler mi?

Değil…

Çerkeslerin topraklarından sürülmelerini düzenleyen 10 Mayıs 1862 tarihli Rus hükümet kararının uygulanmasına  Aralık 1864’te son verilmiş, kararname de 1867’de  iptal edilmişti. Bu bir af demek idi. Sürgün olayı da, fiilen, Haziran 1864’de tamamlandı. O tarihten sonra Osmanlı gemileri artık Çerkesya kıyılarına gelmiyorlardı. Sadece kuzeydeki Rus limanlarından (Taman,Anapa,Novorossiysk,vb) izinli göçler oluyordu.

Dağlarda  direnen Adıgelerin sayısı 1865’te 8-9 bin olarak tahmin ediliyordu (bkz.‘Hak’uçlar’). Bir de dağlarda ve  ormanlarda saklanmış olan dağınık küçük sivil gruplar da kalmıştı. Bunların çoğu Ruslarca yok edildi, bir kısmı da açlıktan ve dondurucu soğuklardan öldü.

Daha sonraları, yakalanan bazı Çerkesler, model tarımı yeni yerleşimcilere göstermeleri için Karadeniz bölgesinde kurulan Kazak stanitsalarına (müstahkem köy) dağıtılmışlardı. Bu gibi Çerkeslerin sayısı 1867’de 238 kişiye ulaşmıştı (bkz.T.Polovinkina’nın kitabı,ayrıca “Hak’uç”-Vikipedi).

Sürgün kararnamesinin iptal edildiği 1867 sonrasında, Karadeniz kıyıları askeri bir yönetim bölgesi olmaktan çıkmış ve sivil yerleşime açılmıştır. Bunun üzerine, Karadeniz kıyısından Rus bölgesine (Kuban oblastına) sürülmüş olan Çerkeslerin bir bölümü  geri döndü ve  günümüzün Karadeniz kıyısı Şapsığ toplumu oluştu (Daha çok bilgi için bkz. “Adıge Cumhuriyeti” ve “Hak’uç”-Vikipedi). 

Kuban oblastından (il) çıkarılarak 1896’da Karadeniz ili (guberniya) oluşturuldu, 1897’de 57,478 olan il nüfusu içinde 1,939 Çerkes (yüzde 3,3) bulunuyordu (bkz. “Karadeniz ili”-Vikipedi).Dönüş sonrası Karadeniz kıyısındaki  manzara böyleydi:Yüzde 3,3 Çerkes.

1896’da Soçi kentinin temeli atıldı ve eski Çerkesya’nın Ciget (Sadz) yöresi  Kuban oblastından çıkartılarak, Gagra adıyla Kutaisi iline (guberniya) bağlı Sohum okrugu (ilçe;bugün için Abhazya) içine alındı. Daha sonra Gagra’nın sınırları kuzeye doğru ilerletildi.

***

Yineleyelim, soykırım, etnik temizlik ve deportasyon, tek tek ya da bir arada insanlığa karşı işlenmiş olan suçlar kapsamına giriyor. Ancak bu kavramların her biri farklı birer anlam içerir. Bazı çevreler bu suçların/soykırım, etnik temizlik ve deportasyonun Çerkesler dışındaki topluluklara karşı işlenmiş olduğunu da söylüyorlar. Bu doğru değil. Bunu sorunu sulandırma olarak görüyoruz. “Şapkası kapılan kel artık utanmaz” (Къуим ипа1о зыщырахырэм ук1ытжьырэп) derler Adıgeler.  

Maalesef utanmayanlar da var.

Sözkonusu insanlık  suçları Adıgelerin tamamına değil, çoğunluğuna karşı işlenmiştir. Daha önceki makalelerimizde belirttiğimiz gibi, 1860’larda şimdiki Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar yörelerine denk düşen yerler Rus yönetimine bağlıydı ve operasyon kapsamı dışındaydı. Bu nedenle oralarda etnik temizlik ve deportasyon politikaları uygulanmamıştır.

Ancak, Adıge/Çerkes sorunu, bir özgürleşme sorunu olarak, diğer Çerkes, Abaza ve kardeş Kuzey Kafkasya halklarının özgürleşmeleri sorununu da kapsar. Bu nedenle Çerkes adının yanına başka sıfatlar eklemek gereksizdir ve nifak sokma yerine geçer. Bir simge olarak, 21 Mayıs, tüm Kuzey Kafkasyalıların ve tüm ezilenlerin de dirilişini ifade eder.

Nitekim bunu anlamış olmalı, Abhazya yönetimi, 21 Mayıs’ı anmayı terk etmişti, ancak bu yıl 21 Mayıs’ı yeniden anma kararı almış ve bir hatayı düzeltmiş bulunuyor. 21 Mayıs sadece Adıgeleri değil, Abhazları da vurmuştur. Fırsat olursa, bu konuya daha sonra ve daha genişliğince değinmeye çalışacağım.

Çerkeslere karşı işlenmiş olan suçları sulandırmaya ve böylece önemsizleştirmeye çalışan bölücülere sormak isteriz: 19.yüzyıl başlarında Dağıstanlılar sayısında ve Çeçenlerden daha fazla olan Şapsığ ya da Abzahlardan ne kadarı bugün kendi etnik yörelerinde yaşıyor? Rusya Federasyonu istatistiklerine göre,2002’de Şapsığ nüfusu 3,231 'dir. Bu 3 bin Şapsığ’a, hadi biz de 10 bin ekleyelim, 13 bin olsun. Bu 13 bin Şapsığ  bir yana, 3 milyon Dağıstanlı, 1,5 milyon Çeçen ya da her biri 300 bini ya da yarım milyonu aşan diğerleri/diğer Kuzey Kafkasya halkları  bir yana.

Bunun karşılaştırmasını ve açıklamasını kim yapabilir?..

***

Ruslar ya da Batılılar neyin ne olduğunu bilmiyorlar mı, bilmediklerini öğrenemeyecekler mi sanılıyor? Arşiv belgeleri Çerkesçe ya da Abazaca mı yazılmışlar? Batılıların Kafkasya’ya ilişkin en ince ayrıntıları bile araştıracak ve açığa çıkarabilecek enstitüleri, paraları ve yetişmiş kadroları yok mudur? Biz amatörlerin ulaştığı verilere onlar da ulaşamazlar mı?

Tek yanlı olarak gerçeği değiştiremeyiz, başkalarına inandıramayız. Başkalarının, demokratik dünya kamuoyunun  desteği olmadan da hiçbir yere varamayız. Sırf bu nedenlerle olsa bile, gerçekçi olmak zorundayız...

Elbette diasporadaki Kuzey Kafkasyalıların tümünün tartışmasız olarak ata toprağına dönüş ve çifte vatandaşlık hakkı vardır ve olmalıdır. Bu ayrı bir konu. Adıgelerinki, dönüş ve çifte vatandaşlık hakkı ile sınırlı değil, daha ötesidir. Açıkça  insanlık suçları işlenmiştir, bu suçların kabul edilmesi, özür dilenmesi ve soruna  adil bir çözüm getirilmesi gerekir.

 ***

Kuzey Kafkasya’dan göçler ve deportasyon

Kuzey Kafkasya’nın değişik yörelerinden izin/pasaport alarak, mal ve mülklerini satarak Türkiye’ye göç edenlerle etnik temizlik ve deportasyon sonucu, beş parasız  dış ülkelere atılan Çerkesleri  bir tutamayız. Göçü soykırım diye kabul ettiremeyiz. Her bir durumun,göçlerin belgeleri vardır ve arşivlerdedir. Pasaport almış kişiler, çıkış yapılan limanlar, bunların hepsinin belgeleri vardır. Rusya’da da vardır, Türkiye’de de vardır.

Soykırım, etnik temizlik ve deportasyon ayrı, göç olayı ayrıdır. Karadeniz bölgesi Adıgelerinin sürülmeleri ile diğerlerinin, Abhaz, Karaçay, Kabardey, Oset, Çeçen, Dağıstanlı ve daha başkalarının Osmanlı Ülkesi’ne göçleri ya da sığınmaları aynı şey değildir. O topluluklar Adıgeler gibi süngü gücüyle topraklarından atılmamışlardır. Değilse, 1864’ün Çerkesya’sı nasıl yoksa, Çerkesya gibi, o etnik yörelerin, Abhazya, Adıgey,Karaçay, Kabardey, Osetya, İnguş, Çeçenya ve Dağıstan’ın da  olmaması  gerekmez miydi?

Elbette göç edenler, değişik nedenlerle Çarlık yönetiminden memnun değildiler, bu gibi durumlar da incelenmelidir.

Bir örnek:

Bandırma’nın Yeni Sığırcı Köyü, Kabardey’de modern/devlet okulları açılması üzerine, bunu “gavurluk, bir gavurlaştırma” olayı olarak değerlendirip  göç edenler tarafından 1902’de kurulmuştur. Kafile öncüleri, önce Bandırma’ya gelip yer beğenmiş, arazi satın alma anlaşmaları yapmış, kaparo bırakmış, ardından dönüp Kabardey’deki mallarını satıp gelmiş ve parasını ödeyip toprak satın almışlardır. Bunu bir deportasyon (dış sürgün) olayı olarak görebilir miyiz? Bu tür göçlere serbest göçler, katılanlara da serbest göçmenler denir. Serbest göçmenleri devlet, göçmenlik statülerinden yararlandırmak ve onları yerleştirmek zorunda değildir.   

Herkes kendi başının çaresine bakar.

Devlet geçimlerini üstlendiği göçmenlere konut ve iş verir, çiftçi ise yine ev, toprak, hayvan, araç, tohum, yiyecek ve para yardımı yapar, onları üretici konumuna getirir. Aynı yardımları  devlet deportasyon yoluyla gelen Çerkeslere de yapmıştır.

Rusya, söylentilere göre, Adıgelere serbest göçmen statüsü tanımakla yetinmek istiyormuş. İsteyen böyle bir statüyü kabul edebilir, ama bu statü etnik temizlik ve deportasyona uğrayan ve ülkesi çalınan Adıgeler adına asla kabul edilemez.

***

Kafkasya’dan göç eden insanların, topraklarında kalma olanakları  vardı, göç edenler yanında yerinde kalanlar bunun kanıtıdır. Ama hiçbir Şapsığ, Abzah ya da Vıbıh’a ya da Ciget’e yerinde kalma olanağı tanınmamıştır. Tarihle oynanmış, insanlık tarihinin bir bölümü tahrip edilmiştir.

Soralım, Adıgeler olarak, Türkiye tarafından uygulanan dil yasağından ve asimilasyon politikasından asla memnun değiliz, desek, pılıyı pırtıyı toplayıp bir ikinci ülkeye  göç etmeye kalkışsak ve göç etsek, bu bir etnik temizlik ya da  deportasyon olabilir mi?

Daha iyi bir yaşam isteğiyle yapılan göçleri ya da istilacı düşmanla işbirliği yapıp kaçanları ve sığınma olaylarını da deportasyonla bir tutamayız. Yoksa mahcup durumlara düşeriz.

Rusya,şimdiki Krasnodar Kray sınırları içinde yaşamış olan Adıgelere yönelik olarak, 1860’larda soykırım, etnik temizlik ve deportasyon suçlarını işlemiştir. Ruslar bunu gizliyorlar. Ancak şimdi durum, küresel düzeyde aydınlanmaya başladı. Rusya’nın Adıge/Çerkeslere yönelik işlediği insanlık suçlarından, bir ulusu toprağından sürmüş olmasından ötürü tarihsel ve politik bir sorumluluğu vardır. Şimdi yeni, araştırıcı ve öfkeli bir Çerkes gençliği doğmaya, sorunlar da su yüzüne vurmaya başladı.

Bu gibi konulara ve göç olaylarına, fırsat olursa daha sonra ve daha genişçe değinmeye çalışacağız.

***

Çerkesya’ya Rus saldırılarının başlaması

1783’te Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi, Osmanlılar, Çerkesler, Çeçenya ve Dağıstan Müslümanları arasında kaygıyla karşılanmıştı, ayrıca generallerin Müslüman halka karşı zulmü büyük boyutlara ulaşmıştı. Adeta bir yağma ve soygun düzeni oluşmuştu. Nitekim, çok geçmeden, 1785’te, Çeçenya ve Dağıstan Müslümanları İmam Mansur (1760-1794) önderliğinde ayaklandılar. Böylece Gazavat (Kutsal Savaş) başladı. Ayklanma bastırıldı, ama İmam Mansur Ruslarla savaş içinde olan Adıgelere sığındı.

1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Türkler ve müttefikleri Çerkesler Kırım’ı kurtarmak için çarpıştılar. Anapa’yı 4 yıl boyunca savundular. Çerkeslerin Anapa’ya yapılan saldırıları defetmeleri, kısır görüşlü Osmanlı komutanları tarafından Rusların yenildiğine yorumlandı. Zafer sarhoşluğuna yakalanan Osmanlılar  savunma durumundan  çıkıp 30 bin kişilik bir kuvvetle,son darbeyi indirmek için Kabardey’e doğru hareket etti ve Kuban Irmağını geçti.Bugünkü Çerkessk kentinin bulunduğu yerde yapılan savaşta Osmanlı Ordusu bozguna  uğradı ve komutan Battal Paşa da tutsak düştü. Savunma gücü zayıflayan Anapa, 22 Haziran 1791’de düştü, Mansur da Rusların eline geçti. 1792 Yaş Antlaşması ile Anapa Osmanlılara geri verildi. Karşılığında da Osmanlılar Kırım’ın Rusya’ya ilhakını tanıdılar. Kazançlı olan Ruslardı. Kuban’ın kuzeyi artık tartışmasız  Rus toprağı olmuştu.

Çariçe II.Yekaterina gecikmeden Kuban’ın kuzeyindeki toprakları Kazaklara verdi, Ukrayna’dan göç ettirilen Kazaklar Kuban’ın kuzeyine yerleştirildi. 1793’te de Yekaterinodar kentinin (şimdi Krasnodar) temeli atıldı (Daha çok bilgi için bkz. ‘Tehlike Kuzeyden Geliyordu’,internet).

***

Adıge Ülkesi’nde Devrim

Rus yayılması ve Kuban’ın kuzeyindeki Nogaylara (Tatar) ve Adıgelere soykırım ve etnik temizlik uygulanması, Adıgeler arasında derin kaygılara yol açmıştı. Adıge beylerinin (pşı) tavırları da güven verici değildi. Sınır ötesi Ruslardan yüz bulan birçok köy beyi/ağası, kendi köylülerini (fekol’) köleleştirmeye, pşıl’ı (пщыл1ы) yapmaya kalkışmıştı.Ağalar (pşı), Kabardey’deki gibi, Rus devlet güvencesinde bir feodal sistemi/yönetimi özlüyor olmalıydılar.

1796’da Şapsığ ve Abzah köylülerinin desteğini alan Bjeduğ köylüleri Adıge’de büyük bir antifeodal ayaklanmayı başlattılar. Ayaklanma yayıldı ve genişledi. Ruslardan destek bulmasına karşın, Adıge derebeyleri yenilgiye uğratıldı ve derebeyi düzeni yıkıldı, egemenlik, Şapsığ’da olduğu gibi köylü sınıfının eline geçti. Bu olay Bzıyıko Savaşı adıyla Adıge tarih ve edebiyatında   yer aldı (Adıge ozanı Tevçoj Tsığo’nun aynı adlı bir destanı ve Adıge yazarı Meşbaş İshakın da aynı adlı bir romanı vardır-Türkçesi ‘Bitmeyen Umutlar’).

Yeni Adıge’de egemenlik köylü (fekol’) sınıfının eline geçti, köylü meclislerinin (h’ase/xase) kararlarına uymayı kabul eden bey (pşı) ve soyluların (verk) ülkede kalmalarına izin verildi. Köylü sınıfı toplumun ilerletici motoru ya da ilerici olan bir sınıf değildir, içinden bir burjuva sınıfı ya da zümresi çıkartamamıştı. Ülke güç koşullar altındaydı. O dönemlerde burjuvalar ya da beyler dışında bir sınıf  halka önderlik edemezdi. Bey (pşı) sınıfı güvenilmezdi ve tasfiye edilmişti. Nitekim, bir süre sonra, sivrilen  zengin köylüler toplumu yönlendirmeye başlayacaklardı.

Çeçenya’da ve özellikle Dağıstan’da, farklı bir yapı ve cılız da olsa geleneksel bir kentli yaşamı  vardı, orada köy beyliği değil, ilçe boyutunda yerel prenslikler bulunuyordu. Toprak prensler ve tarikatlar (vakıflar) ve onların üstünde şeyhlik (şıhlık) kurumu elinde birikmişti. Oraların Müslümanları Şafii idi. Şıhlık ve prenslik, her iki kesim de güçlüydü ve topluma önderlik ediyor, halkı yönlendirebiliyordu, ancak kendi sınıf çıkarlarını ya da statülerini korumaya da öncelik veriyorlardı. Nitekim Şamil ve naipleri, tarikat önderleri, sonunda Ruslarla uzlaşacak, karşılık olarak dini ve siyasi liderler (Şamil,Muhammed Emin,vb) Ruslarca maaşa bağlanacaklardı.

(Devam edecek)


Bu yazı toplam 3967 defa okundu.





hapiy cevdet yıldız

Sn.Badinokue,
Baştan belirteyim,maalesef kabileciliği siz yapıyorsunuz.Bu kadar bir saldırıyı hak edecek ne yaptım ki,şaşırdım kaldım.Toplumlar geçmişleriyle,tarihleriyle yüzleşmeden geleceğe sağlam adım atamaz ve uluslararası kamuoyu desteğini elde edemezler.
Tarihsel gerçekleri kimse değiştiremez.Ancak gizlenmiş,saklanmış birtakım gerçekler kalmışsa,ki her zaman için var olabilir,onlar da açığa çıkacaktır.
Benim için bütün kabileler ve topluluklar birdir.Ama tarihleri farklı olabilir,farklıdır da.Sınıfsal sistem de önemlidir,önemli olmaktan öte belirleyici de olabilir.
Örneğin,derebeyi (pşı) sınıfı ya da feodal kurumlar olmasaydı,Ruslar Kabardey’i ve diğer Kuzey Kafkasya yörelerini aynı rahatlıkla ele geçirebilirler miydi?Niçin Karadeniz kıyısı Çerkeslerine sadece boyun eğdirmeyi değil,onları yok etme ve sürme politikalarını izlediler.Aynısını niye şimdiki Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri topraklarında uygulamadılar?
Buna verecek bir yanıtınız var mıdır?
Kabardey’in 13-15.yüzyıllardan başlayan ve günümüze değin uzanan ayrı bir siyasal geçmişi var.Bazıları bu konuda oynamalar yapmak istiyorlar.Doğru olmaz.Tarih,haklıdan yanadır,ama olayları ortaya koyarken taraf tutmaz.Siz taraf tutmamı istiyor olmalısınız.
Sizin bağımsız diye nitelendirdiğiniz dönem 1739-1774 arası Kabardey yörelerinin,Büyük ve Küçük Kabardey’in,Osmanlı Devleti ile Rusya arasında tarafsız bölgeler olarak sayıldıkları dönem olmalı.Bu tarafsızlığı 1739 Belgrad Antlaşması getirmiş,1774 Küçük Kaynarca Antlaşması da götürmüştür.Yani dış faktörlerin dayattığı kısa bir geçiş dönemidir bu,abartmamak gerekir.Kabardey düşünür ve Kabardey’in yöneticisi Pşı Kaytoko Aslanbeç’in siyasi danışmanı Kazanoko Jebağı, “Uzaktaki yakın akrabadan çok,yakındaki komşu daha hayırlıdır” diyerek Rus dostluğunu savunuyordu.Uzak akraba Osmanlı,yakın komşu da Rusya’ydı.İşte böylesine bir bağımsızlık dönemi.
Ayrıca,Kabardeyce’nin bir lehçesini konuşuyorlar diyerek,siyasal ve coğrafi açıdan Batı Adıge grubunda yer almış olan Besleneyleri Kabardeylerle siyasi yönden ilişkilendirmeye kalkışmak da doğru olmaz.Geçmiş hiç de öyle değil.
Kabardey ve Besleney toprakları siyasi ve diplomatik açıdan işgal altında sayılabilecek topraklardır diyorsunuz.Bu durum,İran’a bağlı olan topraklar ve Rusya’ya gönüllü olarak,kendi isteğiyle katılmış olan Gürcü ‘Kartlı ve Kaheti Krallığı’ ve Abhazya dışında,her bir Kafkasya ya da Kuzey Kafkasya yöresi için de geçerlidir.Yani Kuzey Kafkasya toprakları gönüllü katılmalar yoluyla Rusya’ya eklenmiş değil.Örneğin,komşu Kırım Hanlığı toprakları,dahası Çerkesya toprakları hukuksal yollardan mı Rusya’ya ilhak edildi?
Değil.Uzatabiliriz.Ama artık olan olmuştur.Kabardey’in resmen Rusya’ya ilhak edilişinden,1774’ten bu yana 237 yıl geçmiştir.Çerkesya’nın Ruslarca işgali de 147 yıl önce tamamlanmıştır.Balkarlar 184 yıl önce,1827’de,Karaçaylar da 1828’de Rus yönetimine alınmıştır.
Bunlar tarihsel gerçeklerdir.Bir itirazınız varsa bunu belge ve kaynaklara dayalı olarak belirtebilir,varsa bir yanlışlığım çürütebilirsiniz.Hiç gücenmem,aksine çok memnun olurum.
Bizim amacımız bir kabileye övgü düzmek,diğerini yermek değildir.Ne ne ise onu yazmak,fotoğrafı doğru olarak ortaya koymaya çalışmaktır.
Asıl amacımız soykırım,etnik temizlik ve deportasyondan geçirilen,yani insansızlaştırılan Adıge topraklarının ve o toprakların sürgünde olan evlatlarının davasını,hukukunu uluslararası kamuoyuna duyurmaktır.Kabardey’i,Şapsığ’ı,Abzah’ı,onu bunu methetmek ,şahsiyat yapmak da değildir.Sadece geçmişin fotoğrafını doğru çekmeye çalışmaktır.
Adıge sorunu,uluslararası kamuoyunun desteğiyle Çerkes soykırımı,etnik temizlik ve deportasyonu tanındığında çözülebilecektir.İç kamuoyu olarak,sadece Kabardeylerin değil,Kuzey Kafkasya halklarının ve RF demokratik kamuoyunun da desteği gerekecektir.
Kabardey’in yerel sorunlarını elbette o yerin insanları çözecektir.
Bunları biliyoruz.Amerika’yı yeniden keşfedecek değiliz.Ama,dediğim gibi,kendi tarihi ile yüzleşmesini başaramayan hiçbir ulus ve toplum sorunlarını çözemeyecek,uluslararası demokratik kamu oyu önünde antipatik toplum olma konumunu sürdürmeye devam edecektir.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim.Bildiğiniz doğrular varsa çekinmeden ortaya koyun,yanlışlarımı gösterin, yaşımı ve Hatko Schamis’in hatırını gerekçe olarak öne sürmeyin.Konumuz onlar değil.Konumuz gerçekler ve doğru olandır.
Saygılarımla.

15 Mayıs 2011 Pazar Saat 07:56
Saim

Toplum mühendisliğiyle ilgili cevap için teşekkürler.Cevabın tümü ilginç ve çok paylaşılmayan bir bilgiydi.Selamlar,saygılar

14 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 04:01
badinokue

Son dönemlerde yapilan bunca güzel ve iyi isler esnasinda bilgi ve bilim yanlılıgını sürekli ön planda tutan siz Sn.Hapiy ulusal hareket henüz dogmaya ugrasirken bogmaya calisiyorsunuz ve bu ilk degil hal böyle olunca samimiyetinizi ve niyetinizi sorgularim.

hemen hemen her yazinizda duygusalliktan kaynaklanan karmasik hisler sergilemektesiniz.Konuyu su yada bu Adighe boyutuna indirgememek adina ve sn.Schamisin de telkinleriyle susmayi yegledim ama artik gercek disi ve yanli propagandalariniz(Kaberdeyler ve Besleneyler) inanin ki icimizde ki sevgi ve saygiyi kötülüklere dönüstürmek üzeredir.

Bilimsel tartistigimizi düsünerek Adighe ulusal sorunlari ve hareketini zamansiz tüketici duruma sokmamak icin insanca ve saygiyla tekrar sesleniyorum;bizim de elimizde sizin sürekli merkezde tuttugunuz 3 Adighe boyu hakkinda yiginla tarihi ve kirli belgeler mevcut ama biz gecmisi günümüze tasiyip Adigheler icerisinde gereksiz bir bölünmeyi istemiyoruz,konu sirf sinifsal bir mücadele degildir vardir ama sirf degildir!!!

Eger sizeler jinepsler de Antikaberdey-besleneycilik yaparak Cerkesya hareketinin basariya ulasacagini düsünpüyorsaniz büyük bir gaflet icerisindesiniz demektir.

Bu mücadele ve sorunlarda üc temel gerceklik vardir,bilginize sunarim,

-Adigheler olmadan-düsünülmeden Kafkasya problemi bitmeyecektir,

-Kaberdey ve besleneyler olmadan Adighe sorunu da bitmeyecektir,

-Somut bir kiyaslama olarak siyasi ve diplomatik acidan,Kaberdey ve Besleney topraklari hala yasadisi olarak isgal topraklaridir(muhtelif anlasmalar) ve ilginctir bagimsizligi birden fazla devlet tarafindan taninmis topraklar Kaberdey-Besleney Adighleri topraklaridir.


umarim yasiniz geregi bir durup kime ve neye ne kadar zarar verdiginiz konusunda düsünürsüz!

Saygilarimla

14 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 00:59
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net