

“Tarihin yazılmış sayfaları yaşanmışlıklara, beyaz sayfaları ise yaşanacaklara tekabül eder” diye yazmıştı Hrant Dink.
ÇY olarak 12 Mart mitingi neden desteklediğimizi sanırım çok net ve açık mesajlarla toplumumuza açıklayabildik.
12 Mart mitingi bizler açısından bir ilk olması ve dünya ya vereceğimiz “bizde varız” mesajı açısından çok önemliydi. Bunun için farklı görüşteki bir çok insanlarımızla bir araya gelerek meydanlarda yerimizi aldık. Ve böylece bu miting kendi tarihimizin yazılmış sayfalarındaki yerini almış oldu.
Demokratik toplumların temel taşlarından birisi de bireylerin özgür iradelerini kullanma haklarına sahip olmasıdır. Otoriter toplumlar ise genelde statik görünüme sahiptirler. Sessizlik hüküm sürer, kendini dış dünyaya karşı kapalı tutma gereğini görür. Toplumun hayat akışını otoritenin belirlemesine razı olur. Toplumun siyasal yetenekleri ve ortak irade hareketi zayıf kalır.
Yukarıdaki tanımlamalarla bazı benzer özellik gösteren toplumsal yapımız nedeni ile bazı çevrelerce hiçte beklenmeyen 12 Mart mitinginin başarısının verdiği coşkuyla ÇHİ’ nin hiç ara vermeden İstanbul’ da 2. bir miting kararı alması; açık yüreklilikle itiraf etmem gerekirse benim için sürpriz oldu.
En azından etkinlik sonrasında bu mitingin artı ve eksilerinin tüm toplumumuz içinde tartışmaya açılması, bir sonraki mitingin daha başarılı geçmesi için üretilecek teorilerin nasıl pratiğe dönüştürebileceğinin hesaplarının yapılması daha doğru ve etik olmaz mıydı?
Acemisi olduğumuz bu tür toplumsal hareketlerde 17 Nisan mitingi ile ilgili olarak gereğinden fazla ayrıntılı ve şüpheci yaklaştığım konusunda yeterince eleştiri almama rağmen, en azından birbirimize dürüst davranmamız gerekir sanırım:
Bu zamana kadar bu sürece sadece olumlu yönlerinden baktık.
Bu mitingi Çerkes (Adıge) toplumunun dışındaki kardeş halklar bütünsel olarak sahiplenmemişlerdir.
Adıgeler dışındaki Abhaz ve Oset toplumlarını Çerkes kimliğine entegre etme söylemleri kabul görmemiş aksine tepki görmüştür. Bu tür söylemler diasporadaki gündemi, gelişmeleri yakından ve heyecanla takip eden Anavatandaki soydaşlarımız arasında şaşkınlıkla karşılanmıştır.
ÇHİ toplumumuzun görüş ve taleplerini göz önüne almadan, gerekli tespitleri yapmadan ikinci miting için çok acele etmiş gibi görünüyor. Her ne kadar önümüzdeki seçim atmosferi değerlendirilmek isteniyormuş gibi görünse de, onbinlerle, tüm kurum ve oluşumlarıyla devamlı meydanlarda olan Alevi toplumunun durumu göz önüne alındığında geçerli bir mazeret olamayacağı ortadadır.
Yukarıda saydığım nedenler bazı kimseler tarafından gereğinden fazla teferruat ya da önemsiz konular gibi değerlendirilebilir ama ister istemez bir de şeytanın gör dedikleri var.
Bir konu, toplumumuz ve kültürümüz için hayati önem taşıyorsa enine boyuna tartışılması, doğru yapılanların alkışlanması, yanlış ya da eksik yapıldığı düşünülen şeylerin eleştirilmesi ve tüm bunların dikkate alınması doğruya ve hedefe daha çabuk ulaşmamıza yardımcı olabilir sanırım.
İsteklerini ve taleplerini sıralarken, tüm diaspora tarafından kabul görmemiş bir söylemle ortaya çıkarsanız, Çerkes= Herkes derken, toplum bunun tersini söylediğinde, görsel ve yazılı medyada toplumla beraber ortak ve net ifadeler kullanamadığınızda (bu her kurum ve her oluşum için geçerlidir) Türkiye kamuoyunda ne kadar ciddiye alınırsınız? Israrla bu söylemlere devam ettiğiniz taktirde tüm toplumunun desteğinden yoksun bundan önce başarısız olan oluşumlardan ne farkınız kalır? Hele ki bizi çok yakından takip eden Anavatanla diaspora arasında kavram karışıklıkları yarattığınızda, onlardan manevi destek alamadığınızda ortak bir paydayı nasıl yaratabilirsiniz?
Velev ki 17 Nisan da Altıbin kişi toplandı diyelim (can-ı gönülden umarım ki olur) bunun 12 Mart tekrarından başka bir özelliği ve katkısının olacağına inanmıyorum. ÇHİ içindeki değerli büyüklerime bunları olumsuz ve heves kırıcı eleştiriler gibi algılamamalarını, Diasporanın sadece İstanbul ve Ankara’ dan ibaret olmadığını, yaratılmak istenen milenyum Çerkes kimliği dayatmalarının toplumumuzun dokularında hasarlar yarattığını hatırlamalarını umuyorum.
Çerkes, Abhaz ve diğer toplumlar için sağlanabilecek faydaların kendini ve başka oluşumları taklit etmekle sağlanamayacağını geçtiğimiz yıllarda hep beraber gördük.
Artık Toplumumuzun kabuğunu kırmaya başladığı bugünlerde ÇHİ’ nin, destekleyen kişi ve oluşumların 12 Martın yarattığı sonuçların enerjisini kendini tekrar etmeye, kaç kişinin katılıp katılmayacağına değil, toplum tarafından özümsenebilecek farkındalık yaratmaya vermelerini temenni ediyorum.
Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, Diaspora değişiyor. Hatta Çerkeslerdeki değişim Çerkesya' dan bile hissediliyor.Toplumun geride bıraktığı ayak tozlarında boğulmamak için eski zihniyetlerinde bu değişime ayak uydurması gerekiyor.
İleride yaşanacaklara tekabül eden beyaz sayfalara netlik ve ortak anlayış koyamadığınız taktirde, herkesin imza atmasını beklemenin hayalden öteye gidemeyeceği açıkça ortadadır.
Mermere Soyunur Aşk
Semih Akgün
Kimi taşa kazınır beden
Kimi mermere soyunur aşk
Kimi gönül tapınağının
Alınlıklarından gülümser
Kimi yel olur, toza toprağa karışır
Zerdüşt’e ateş olur, sönmez
Şaman’a ayin olur, büyüler göz bebeklerinden
Kaleye burç olur, saraya ışıltılı taht
Kafa yer ile yeksan olur, durur kalp
Aşksa bir bilmeyene soracaksın
Kuzuya kurdu tanıtacaksın
Azlığa çokluğu, düşene yüksekleri
Kimi taşa kazırım aşkımı
Kimi mermere soyunurum
Bırakırım sıcak pırıltılarımı
Derin bir nefes çeker gibi
Toplarım dökülmüş kırıntılarımı
Kimi taşa kazınır aşk
Kimi mermere soyunur beden
Kimi mezartaşında mutsuz
Kimi kilitlenmiş el evine
Kim kime muhtaç:
Kim değil ki yar, eline...
