Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mıshe Berslan
Uyarılara Hatırlatma…
30 Mart 2011 Çarşamba Saat 13:19

Kalekute Enver ağabeyin “Benim Güzel Küçük Patrikhanem” başlıklı yazısını okuduğumda çok şaşırdım. Çerkesya Yurtseverleri (ÇY)'nin mücadele yöntemi eleştirilebilir, üslubu eleştirilebilir, sitenin girişine neden ÇY imzalı resim var diye de eleştiri getirilebilir ancak Kalekute Enver ağabey eleştirmenin de ötesine geçip bizi karalamak isteyenlerin ağızlarına sakız gibi doladıkları şeylerle ÇY'lerine uyarılarda bulunmuş. Uyarıdan ziyade ima olarak algılamakta mümkün. Adil bir tavır sergilemeye çalıştığı bu yazıda, biraz adaletsizlik seziyorum. Adil olabilmek için bizi karalamak isteyenlere verilecek malzemenin yan sanayi olmaması gerekir öyle değil mi?

Aynen aktarıyorum:

“Bir başka husus da diasporik toplumların diasporadaki eylem ve söylemleri hakkında… Bakın kardeşler yapılacak eylemlerin dili ve şekli Rusya’da başka, Türkiye’de başka ne bileyim İsviçre’de başka olabilir. Dediğim dedik çaldığım düdük tavrı yüceltmez bazen.

Faşizme hayır derken faşizmin kucağına oturacak tavırlar ve hatta söylemler; bıçak sırtı  bir konu olan aidiyet-milliyetçilik-şovenizm sürecinde bizi bambaşka bir noktaya taşıyabilir. Aman dikkat!”

Enver ağabey belki de farkına varmadan Çerkes kimliğine bakış noktasında Kaf-Fed ile aynı noktadadır “Kimlik meselesine bakış ve değerlendirme anayurtta ve diasporada farklılıklar gösterebilir”. Bu bildiğimiz yılların ezberi zaten, Cherkessia.net bu ezberi bozmak için oluşturuldu ancak Enver ağabey bu noktayı kaçırmış olmalı ki bu eleştiriyi/uyarıyı yapmakta biraz gecikmiş anlaşılan.

Çerkesler coğrafi-ekonomik nedenlerle siyasi yapıyı tamamlayamamış dağınık bir millet. Yıllarca bu siyasi birliğin ve yapının kurulma meselesi halı altına süpürülmüşken bugün bunu halı altından çıkaran ÇY'ne bu eleştiri/uyarı çok ağır olmadı mı acaba?

Çerkesya'nın kurulması için Anavatanda yaşayan Çerkesler oltalarını uzattılar bizim yem takmamızı bekliyorlar, ancak anlaşılan biraz daha bekleyecekler. Tüm Adıgeler Kongresi  yıllar önce Çerkes – Adıgedir kararı almış ve ulus mücadelesine büyük ivme kazandıracak mutabakat sonucu varılan kararlara imza atmıştır.(bkz.: http://cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3213  )Bunun için nüfus sayımlarında biz tek bir milletiz biz Çerkes’iz biz Adıgey’iz diyen insanların amacı ne acaba hiç düşüneniniz oldu mu? Biz Çerkes’iz Biz Adıgey’iz Biz Biriz, diyen Dzibe Muhammed'i hiç mi dinlemez bizim bu taraf? Orada ulus olma çabası varken, burada tam tersi şekilde hareket edenlere nasıl uyarı/eleştride bulunulmalı ben bilemedim.

Bugün Çerkeslerin durumu, 150 İspanyol askerine yenilen on binlerce İnka askerinin düştüğü perişan halden pek farklı değildir. Kabile zihniyeti içinde yaşamaya alıştırılmış bir topluma üst yapıya geçmekten, siyasallaşmaktan bahsetmek tehlikeli olduğu gibi çokta zordur. Hala dil, örf, adet, sözlü edebiyat, ahlaki değerler, geleneksel müzik ile Çerkes milletinin gelecekte dünya milletleri arasında yer alacağını düşünenlerle enerjimizi kaybediyoruz. Bunun böyle olamayacağını azıcık tarih okuyan, sosyolojiden anlayan çok iyi bilir. O nedenle biz şehirleşme, ticaret, yazı, teknoloji, meslek gruplarının oluşması para ve ordudan bahsediyoruz. Yani biz toplumsal hayatın alt yapısı olan kabile hayatından kurtulup, toplumsal hayatın üst yapısı olan devletleşme yolunda yürümeye çalışıyoruz.

Biz Çerkesler olarak bu zamana kadar hep kabile düzeyinde bir toplum olduğumuz için siyasal manada bir millet olamadığımız gibi milliyetçilik hareketlerinin de dışında kaldık. Sonuç: Milliyetçiliğe fazla mana yükleyip, sulandırarak faşizmin kucağına oturtmak oluyor. Ama ben bunu, eleştiri/uyarı olarak değil ezberlerden kurtulamama sıkıntısının dışa vurumu olarak görüyorum.

Bir millet, milli birliğe yönelirken milliyetinin dayanağı olan ve hukuken hak edebileceği bir toprak belirtmek zorundadır. Çerkes milletini kafasına göre kategorilendiren insanlar hangi toprakları kendisine hak olarak görüyor merak ediyorum. Örneğin Çeçenistan’a gidip yürüyeceğiz deniyor, aman ben uyarımı yapayım bu yolda yürünecek insanların iyi seçilmesi gerekir, Çerkes-Herkes diyenler ile bu yola çıkıldığında Çeçenistan’da karşılaşacağınız muhtemel tepkiler karşısında işiniz hiçte kolay olmayacaktır.

İngiliz yazar Grien şöyle der; “Bir devlet bir tesadüf eseridir, devletin kurulması da yıkılması da mümkündür. Fakat millet bir gerçektir, bir realitedir. Onu ne suni olarak bölmek nede yıkmak mümkün değildir.”

Çerkes milletinin tanımı açık ve nettir. Adıge milletidir. Bunda ısrar etmek, kafası feodalizm zamanlarında kalmış insanlar için son derece itici olabilir. Keşke bunda ısrar edilmemesini tavsiye etmek yerine, feodalizm şövalyelerini günümüze alıştırabilmenin yollarını düşünüp bu insanlarımıza tavsiyelerde bulunulsaydı.

Milliyetin bireye yüklediği vazifeler vardır. Fert için tehlike ne olursa olsun, çıkarları neyi gerektirirse gerektirsin, matematiksel bir gerçek gibi, milli gerçekler ve sorumluluklar konuşulmalı ve tartışılmalıdır. Bizler de bunu yapıyoruz en azından yapmaya çalışıyoruz. Üslup, yol yordam eleştirilebilir ancak bunu faşizmle, ajanlıkla, bölücülükle eş tutan insanlara yan sanayi malzeme vermek asla kabul edilebilir bir şey değildir.

Anavatandan uzak, farklı diyarlarda yetişmiş bazı aydınlarımız, Adıge milletinin bağımsızlığını ve Çerkesya devleti kavramını hala kafalarına sokamadılar, gönüllerine ve ruhlarına sindiremediler. Aynı aydınlarımızı Abhaz milletinin bağımsızlığı ve Abhazya devleti için havada taklalar attığını görüyoruz. Çerkesya’da yaşayan Çerkesler Ermenilerden adeta tiksinirken, Abhazya’da yaşayan Abhazların işlerine geldikleri vakit kardeşlerimiz dedikleri Adıgelere, Ermeniler kadar değer vermemesini hangi akıl ve mantıkla izah edecekler merak ediyorum?

Çeçen zenginlerinin, Çerkes topraklarını gizliden satın almalarını - topraklarımızda nüfuz alanı oluşturma girişimlerini neyle açıklayacaklar merak ediyorum? Karaçay ve Balkarlardan bahsetmeye gerek var mı? Adıge milletinin ne suçu günahı varda bu kadar hor görülüyoruz 'kardeşlerimiz' tarafından? Bunlar açıktan söylemediğimiz şeyler, feodal zihniyetli insanların anlaması-idrak etmesi zor şeyler. O nedenle dillendirmiyoruz. Ancak dillendirmiyoruz diye bu gerçeklere de göz yumduğumuz anlaşılmamalı. Jabağ der ki: İlk vuran sen olma. Fakat sana vuranı da affetme!

Bize her taraftan vuruyorlar, ama biz hala yumruğumuz kapalı bir şekilde bekliyoruz. Jabağı nur içinde yatsın sineye çekmeyeceğiz ve vuranları unutmayacağız/affetmeyeceğiz.

Türkiye’ye bakıyoruz 1989 yılında kurulmuş Karaçay ve Balkarlar derneklerini görüyoruz, belki öncesi de vardır bilemiyorum. Abhazlar 1967'de kurmuş. Dağıstanlılar Derneği 21 Mayıs günü dans gösterisi tertip ediyor, birçok şubesi mevcut. Çeçen dernekleri de mevcut birçok şubesi ile. Aynı şekilde Alan Vakfı ve Oset Dernekleri mevcut. Bakıyoruz ki Kaf-Fed’e, Bir-Kaf'a bütün Adıgeler orada. Yahu biz bu dünyaya insanlığı kurtarmaya mı geldik?

Golan’da, Yemen’de, Çanakkale’de, Amman’da yürüdüğümüz yetmezmiş gibi birde şimdi Sohum’da, Groznide mi yürüyelim? Bu dünyada kendi vatanlarına sahip çıkabilecek kadar Türk, Arap, Abhaz, Çeçen var ama bizim vatanımız yetim, elinden tutup kaldıracak Çerkes’i kalmamış.

Bir kez olsun varlığımızı başkalarının varlığı için değil, kendi varlığımız için hediye edelim.

Aynı söylemleri yıllar evvel söyleyen tüm K.Kafkas halkları (gerek diasporadakiler gerek K. Kafkasya’dakiler) kendi devletlerini ve kurumlarını oluşturduklarında, kendi ulusal çıkarları için çalıştıklarında faşizmin kucağına oturmadılar da, Adıgelerin aklı başına gelip geç kalmış mücadeleye başladığında mı faşizmin kucağına oturmuş oluyor? Bu noktaya bir açıklık getirilmesi gerekiyor.

Adıge olduğu halde uyurgezer, içinde yaşadığı toplumların kültürlerine adapte olmuş, kendi milliyetlerini ve öz kültürlerini kaybetmiş veya kaybetmek üzere olan bu insanları uyandırmak, kendilerini bulmalarına yardımcı olmak, vicdani, milli hatta şeref borcu diyen yurtseverlere bu imalar hiç yakışık olmadı.

***

Milli bilince sahip olmuş bir toplumu egemenliğinden mahrum etmek mümkün değildir. Ancak aydınları/önde gelenleri vurdumduymaz, uyuşuk, kandırılabilir, milli bilinçten yoksun milletler esir olarak kalırlar. Bu millet en fazla uydu millet olabilir.

Çerkesya Hareketi, hasbelkader ortaya çıkmış, mantığından çok hisleri ile hareket eden, kafası çıkarlarına bağlı, yaşadığı günden ötesini göremeyen, başka zamanların kendisini enterese etmeyeceğini sananların üstesinden gelemeyecekleri kadar büyük ve onurlu bir davadır.

Çerkes(Adıge) milletinin bugün içinde bulunduğu şartları düşünelim. Dünya çapında vahim bir dağılma, bir millete mensup olduğunu unutmuş/özel bağımsızlığa özenen kabileci zihniyet, toplayıcı ve etkin bir siyasi organize yokluğu, genele yaygın ekonomik kısıtlılık, dağınık fikirler. Bu gerçekler paralelinde gerçekleri tartışmak hiç kimseyi incitmemelidir.

Mantık realist olmayı, mümkün olacağı beklemeyi gerektirir. Çerkeslerle aynı siyasi yapı içerisinde, benzer sıkıntıları yaşamış ama şimdi siyasi arenada etkin olan milletlerin bizden neleri fazla? Ne için hala içimizde Çerkesya şemsiyesi altında birleşmemekte direnenler var anlamak mümkün değil. Çerkesleri dağınık ve parçalar içerisinde pısırık görmek çok üzücü.

Çerkesya ile dışarısı arasında hisler değil mantık konuşmalıdır. Kısacası soydaşlarımız balık tutmak için paçaları sıvarsa, olta ve yem diaspora tarafından düşünülebilir. Çerkesler, Çerkesya’da tek millet olmaya yönelmeli hayale kaçan his ve arzulara gömülü ideallerle değil, mantığın gerektirdiği realitelere uyacak fikir, istek ve faaliyetlere yönelmelidirler. Çerkes milleti her şeyden önce kendisine güvenmeli, bireysel davranışlara bel bağlamadan topluluğa yönelmelidir.

Çerkesler birleşerek haklı olacakları kutsal davalarında, birleşerek ses çıkartmalıdır. Çerkeslerin bağlı oldukları cumhuriyetlerin milli çıkarları karşısında gene azınlık duruma düşerek, arzu ettikleri milli haklarına kavuşamadıkları sosyolojik ve politik bir gerçektir. Ne yazık ki hala bugün bu gerçeği görmek istemeyen birçok aydınımız, yazarımız, çizerimiz var. Mantıki gerçekler, tarihi akış bu yönde iken, son zamanlarda dar, kısır bir takım telaşlı, bölünmüşlüğe bir reçete öneremeyen fikir ve beyanlara şahit oluyoruz. Bu fikir ve beyanların türemesine sebep milli inisiyatifin dağınık olmasındandır. Her kafadan bir sesle milli politikalar yürütülemez. Böylesi durumlar bireyleri peşin fikir ve görüşlerin hatta ideolojilerin ihtirasına sokarak toplumda gruplaşma fikren bloklaşmalara yol açar.

Çerkes Hakları İnisiyatifi (ÇHİ)’nin Çerkes halklarından dolayısıyla da Çerkes dillerinden kast ettiği nedir netlik kazandırması gerekiyor.

Bu ilginç söylemden ötürü olsa gerek Bardakçı Çerkesçe’nin hangi dilini konuşacaksınız diye soruyor. Bende soruyorum, hükümet bu talepler sonrasında davet edip ne istiyorsunuz diye sorduğunda ne diyeceksiniz merak ediyorum. Duygusal metinler hazırlamak, damardan şerbeti verecek üslup yerine açık ve net bir şekilde -mantık kuralları çerçevesinde- durumun portresinin çizilmesi toplumun yararına olacaktır. Katılımcıları belli bir yere kadar duygularından istifade ederek yönlendirmek mümkün olacaktır bu işin sonunda yalnız başlarına kalabilme ihtimalini göz ardı etmemeleri gerektiğini de belirtmeliyim.

12 Mart mitingine katılan birisi olarak bu zamana kadar duygu ve düşüncelerimi paylaşmak yerine olup biteni gözlemlemeye çalıştım.

Mitingin toplumumuzun tüm kesimlerinde yaygın olarak yarattığı etki ve yapılan tartışmalardan anlaşıldığı üzere geçirilen hoş bir gün, kaç kişinin katıldığı – kimlerin katıldığı gibi magazinsel boyutlardadır. Asıl konuşulması gereken ana dil sorunu, Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratikleşme sürecinde Çerkeslerin konumu, doğabilecek problemler karşısında alternatif çözüm yolları gibi şeyler idi. Bunlara kafa yoran aydınımız var mı diye bakıyorum ama birimiz pankarta takmış, diğerimiz haritaya, bir başkası da bayrağa ha birde mücadele yönteminin yanlışlığına v.s. Deprem uzmanlarımız da var, doğum ünitesi başkanı olanlarımızda. Hak aramak böylesine ciddiyetsiz, polemiğe davetiye çıkartan tartışmalarla – yöntemlerle olmaz. Hiçbir halk bu yol yordam ile hakkını alamaz. Elde edeceği tek şey, Bardakçı gibi şuursuzlarla birbirini yeme ortamıdır. Polemikçiler – tartışmacılar için süper fırsat kaçırmamalılar…

Ben ÇHİ’yi dayanışma kültürel kökenli, fakirleşene yapılan üç beş kuruşluk karşılıksız yardımlar gibi, topluluk bilincinde oluşmuş günlük yaşamındaki sıkıntıyı giderici soy, kabile dayanışması niteliğinde ki bir yapılanma gibi görüyorum.

Dolayısıyla ÇHİ’nin Çerkes(Adıge) milli çıkarlarını ve taleplerini dile getirebileceğini ve savunabileceğine dair çok derin şüphelerim var.

Eğer ÇHİ başında bulunanlar, Çerkes yani Adıge halkının problemlerini gündeme taşıma çabası içerisindeyse bu eleştirilere kulak vermesi gerekir. Yok, Çerkes yani Herkesin problemlerini gündeme getirme çabası içerisindeyse, kolay gelsin diyorum.


Bu yazı toplam 4567 defa okundu.





Sohte Hamit

Sayın Hakun, sanırım %90'nın %10'na mahkum edilmesine sitem ediyorsunuz.

05 Nisan 2011 Salı Saat 23:46
HAKUN FERHAT

berslan sıkueş! olay aslında çok basit diasporada yaşayan en kalabalık kafkasya halkı adigeler. ama kendi adıylada anılmayan bugüne kadar gene adigeler. bu işte büyük bir parmak var. bir grup yada bir camia değil. bir devlet yada iki devlet...

05 Nisan 2011 Salı Saat 22:19
Ali Tekin

Patrikhaneyi bilemem ama bu yazıdan sonra patriğin halini sormayın gitsin.Berslan bey kimsin nesin bilmiyorum ama çerkesya için büyük kazanım olduğun belli oluyor.
Yazınızı bir kez daha okuyayım şöyle Berslan bey gerisini patrik ve patrik severler asabı bozuk albek beyin gavur imamları düşünsün.

30 Mart 2011 Çarşamba Saat 15:11
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net