Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Arap Uyanışı, Türkiye ve Çerkesler
09 Şubat 2011 Çarşamba Saat 12:54

Tunus’taki ‘devrim’ ve Mısır’daki rejim konusundaki bir yorumumda şunlar da vardı:

‘Mısır halkı sürekli bir elit kitle (üst tabaka,oligarşi) tarafından yönetildi…
Şimdi, temelde askere dayanan bürokratik elit iktidarı zorlanıyor. Başarılabilecek mi? Göreceğiz.
Tahminim, tabandan kaynaklanan bu özgürleşme hareketi, geçici olarak bastırılabilir ama yok edilemez.
Macun tüpten taşmıştır. Ortadoğu ülkelerinin demokratikleşmeye başlamaları, yeryüzünde demokrasinin gelişmesi ve yaygınlaşması bağlamında bir tarihsel dönemeç olacaktır (1).

Gelişmekte olan ülkelerde, demokratik iç birikim zayıftır,algılamalar da farklıdır. Bir dış güçten (ABD’den) destek olmaksızın büyük değişimler olmaz. Değişim sırası şimdi Arap ülkelerinde olmalı. Değişim küreselleşmenin bir sonucu olmalı…

Adı üstünde bu bir devrim değil, sadece demokrasi içerikli bir değişim, ordu ile uzlaşmaya dayalı yeniden bir yapılanma. Ordu, ABD güdümünde.

***

Geçmişteki Türkiye ve Halk hareketleri 

Bilindiği gibi 1930’larda terör estiren, katliamlar uygulayan ırkçı Türk diktatörlüğü, 1940’larda katlanılmaz boyutlara ulaştı. Ağır vergiler, jandarma dayağı ve tahsildar zulmü, nüfusun onda dokuzunu, köylüyü inildetiyor, Gayrimüslim nüfusa ise, Nazivari zulüm uyguluyordu.

Keyfi uygulamalar sıradanlaşmıştı, şikayet yolları tıkalıydı, arkasız, rüşvetsiz iş yapılamıyordu. CHP ve ulusalcılar o günlerin özlemini çekiyor olmalılar…

Köylü karakolları dolanıyor, ‘jandarma geliyor’ dendiğinde de kaçışıyordu.

1950’deki değişim iç birikimin sonucuydu. Bir gaz boşaltma operasyonu idi. Dışarısı da bunu dayatıyordu. Rejim dışta Nazizme sempati duymuş ve destek vermiş, Sovyetleri kızdırmıştı. Nazi orduları Sovyetlerce durdurulmasaydı, Türkiye Sovyetlere saldıracaktı.

‘Tanrı esirgemiş’ diyelim…

Nazizmin çökmesi üzerine İnönü hemen çark etti, ABD’ye hoş görünmeyi ve çok partili ‘demokrasi’yi seçti. Tıpkı köyümüzün Abaza muhtarı gibi.

27 Mayıs 1960’da bütün DP’li muhtarların mühürleri alınmıştı. DP ocak başkanları olan köyümüz (Sarayyeri) ve komşu köy Arapçiftliği köyü muhtarları görevlerinde kalmışlardı. Çünkü aynı gün Düzce’de buluşmuş, DP’den kayıtlarını sildirip CHP’ye kaydolmuşlardı. İnönü de öyle yapmıştı.

Bu gibi konularda çok şey yazdım. Geçiyorum.

Mısır’da ve geri kalmış ülkelerde, 1930’lar, 1940’lar Türkiye’si benzeri rejimler hala sürüyor, askerin ve polisin demir yumruğu geçerli. Bir de para, zenginlik tabii.

***

Türkiye’de, 1950’de, iktidar seçimle el değiştirdi, DP, fırsattan istifade, dikta partisi CHP’yi yenmişti (14 Mayıs 1950).

DP iktidarı döneminde traktör geldi ve tarım dönüşmeye başladı. Amerikan yardımıyla tarımda üretim arttı. Bu da kente doğru ırgat göçlerini başlattı. Traktör ırgatı işinden etmişti. İktidar iş talebini karşılamak ve fabrika kurmak zorundaydı artık.

DP iktidarı, yapısı gereği, demokratik dönüşüm yerine, basına yönelik, ABD güdümünde antikomünist bir politika ve tutuklamalar başlattı. Antikomünizm faşizmin ideolojisidir, DP ve sonraki iktidarlar bunu benimseyeceklerdi.

DP 27 Mayıs 1960’da ABD ve CHP destekli bir askeri  darbeyle devrildi, darbeye uygun bir anayasa ve bir askeri vesayet rejimi geldi.

Rejimin (faşizmin) iç ve dış düşmanları yeniden belirlenmişti:

Düşmanlar ‘komünistler’ - demokrasi talebinde bulunan sol/sosyalist gruplar, ‘bölücüler’ -Türkçü politikalara ve etnik ayrımcılığa karşı çıkanlar, Kürtler, Çerkesler, vb  idiler. Bir de ‘laiklik karşıtları’ -şeriatçılar ve dini taleplerde bulunanlar vardı.

***

ABD 1970’lerde ya da 1974’te Yunanistan, Portekiz ve İspanya’da demokrasiye geçit verdi, Türkiye’de ise demokrasiye izin vermedi, darbeleri destekledi. 1974, Kıbrıs çıkartmasına izin verdi, böylece milliyetçilik hortlatıldı, 12 Mart müdahalesini yapan ve üç genci astıran askere de iadei itibar sağlandı ve Milliyetçi Cephe hükümetleri yolu açıldı.

12 Eylül 1980 askeri darbesi ile solun her bir türü ezildi, Türk-İslam ideolojisi (faşizm) şahlandırıldı. Defterler açıldı, 1969 öğretmen boykotuna katılan öğretmenlere 13-14 yıl sonra, 1983-84’te bile  ceza yağdırıldı ve bu öğretmenlerin idari görevlerine son verildi.

Darbe sonrası zor bir 20 yıllık dönem yaşandı. Ancak, bu arada Özal’ın önemli açılımlar yaptığını, ekonomiyi dışa açtığını da söylemeliyiz.

Bunun ardından aydınlara, özellikle Kürt aydınlara karşı suikast ve faili meçhul cinayet furyaları başlatıldı, özellikle Demirel ve Çiller dönemlerinde bu tür cinayetler kitleselleştirildi, sayının 17,5 bini aştığı yazılıyor. Ama cinayetler aydınlatılmıyor, bu da anlamlı olmalı. 1999’da Bülent Ecevit’in yeniden başbakan olmasıyla birlikte bir yumuşama, gaz alma dönemi başlatıldı, önemli demokratik adımlar atıldı, AB’ne katılım başvurusu Helsinki’de kabul edildi, ölüm cezası kaldırıldı (2001-2002),vb.

Ecevit’in ardından gelen Ak Parti iktidarıyla birlikte demokratikleşme süreci hızlandı (2002 sonrası). Ancak Abdullah Gül başkanlığındaki hükümet, -tabii Erdoğan da-, geçiş dönemini,asker engeli nedeniyle olmalı iyi yönetemedi. 2003’te fırsat varken Annan Planı imzalanmadı ve  ‘evdeki bulgurdan olundu’. Plan 2003’te imzalanmış olsaydı Kıbrıs Türk kesimi federal bir çatı altında AB’ye girme hakkını kazanmış ya da Rum kesimi de AB’ye girememiş, Türkiye de bir kamburdan kurtulmuş olacaktı.

Rum kesimi tek yanlı AB’ye giriş hakkını elde ettikten, yani iş işten geçtikten sonra, Annan Planı imzalandı (2004). ‘Лау лацу’ durumu/ ‘Abesle iştigal’ idi bu. ‘Mükemmel Türk diplomasisi’ denen şey bu olmalı...

2004 yılı sonrası AB’deki Rum vetolarına, bunun müsebbiplerine, Denktaş ve şürekasına ne demeli?..

‘Akılsız başın cezasını ayaklar çeker’ dememişler boşuna.

***

Mısır başaracak mı? 

Mısır’da milyonlar sokakta, bu çok önemli. Türkiye’de bile görülmeyen bir halk hareketi bu. Mısır Türkiye’yi çoktan aştı.

Bağımlı/az gelişmiş ülkelerde güç, iktidar hep ordudadır. Oralarda ordu kutsanır, kutsanması sağlanır.

Ordu, karşı tarafı yok etmenin, bastırmanın bir aracıdır. Düşünürler , ‘geleceğin barışçı dünyasında ordulara yer olmayacaktır’, diyorlar. Çerkeslerin, 1861-63 kısa dönemi dışında, profesyonel bir orduları yoktu, savaşa gönüllülerle katılırlardı. Her bir savaşçı kuru  azığını yanına, heybesine  alır, savaşa öyle giderdi. Savaşçılar  uzun süre  dışarıda barınamazlardı. Çerkesler ordu baskısı  nedir bilmezler, düşman ordularıyla savaşmakla yetinirlerdi.

Geri ülke ordularının dışa, özellikle gelişmiş ülke ordularına karşı hiçbir başarı şansları yoktur. Dış destek olmadığında, son dönemler Osmanlı Ordusu hep yenilmiştir. Örneğin 1912’de küçücük Bulgar Krallığı Ordusu Yeşilköy’e kadar gelmiş, Hanedan ve Hükümet Anadolu yakasına kaçmaya hazırlanmıştı. İstanbul’un düşmesinin, Alman İmparatoru II.Wilhelm’in Bulgarlara verdiği ultimatomla önlendiği yazılıyor.

İsrail Ordusu karşısında çil yavrusu gibi dağılan koca  Arap ordularını ya da ABD karşısında bir günde çöken Saddam’ın abartılı Irak Ordusunu gördük.

Oysa 1860’lardaki 15 bin kişilik küçücük  Çerkesya Ordusu, 300 bin mevcutlu Kafkasya’daki koskoca Rus Ordusuna 3 yıl (1861-63) boyunca karşı koymuş, halkı, kadınları ve çocukları  kırdırmamak için savaşa son vermiş, ateşkes imzalamıştı. Bu da aradaki farkı gösterir.

Hüsnü Mübarek ve diğer diktatörlerin, Nasır da dahil, hepsi askerdir. Abartılı komutanlardır.

Mısır Ordusu, diğerleri gibi  göbekten ABD’ye bağlıdır.

Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde subay olmak bir ayrıcalık. Bir Arap ülkesinde general ya da albay olmak kral olmak gibi birşey .

Buna karşılık Mısır’da halkın yarısı aç, 40 milyonun üzerindeki insanın günlük geliri 2 doların altında, milyonlarca insan mezarlıklarda, zenginlere ait mezar/gömü için ayrılmış evlerde barınıyor. İnsanlık adına bir zuldür bu.

Libya’da, Fizan’da dozer operatörü olarak -askeri kamplarda da- yıllarca çalışmış iki tanıdığım anlatmıştı: “Albaya ve subaylara Nijer’den yılan gibi incecik zenci kızlar getiriliyordu” diyerek…

Arap general ve albayı alem yapıyor, savaşta ise tabana kuvvet kaçıyor; yoksul ise aç, mezarlıklarda, mezar evlerde yaşam savaşı veriyor…

***

Mısır’da halk şimdi korku duvarını aşmış bulunuyor. Asker halka ateş açmayı göze alamadı, yoksa  iç savaş başlamış olurdu. Obama yönetimi de bunu yeğlememiş olmalı. Gaddar Mübarek yönetimi  ödün vermeye başladı. Bir oyalamaca, bir tuzak da olabilir bu, Mısırlı generallere güven olabilir mi? Ama artık ok yaydan çıkmış bulunuyor, bunun dönüşü olamaz. Yani Mübarek yolcu.

Sivil güçler yeterince örgütlenmiş değil, dağınık, parçalı, rejim buna fırsat tanımamıştı. Ama durum değişiyor.

Yine de, 12 Eylül dönemi ve sonrası Türkiye’sinden daha ileri bir aşamadır bu gelişim. Kim ne derse desin, Mısır’ın bir kültür birikimi var. Ancak Mandela gibi bir lideri yok. Türkiye’de herşey cunta/asker (ve de ABD) tarafından dizayn edildi, ortalıkta halk öğesi hiç olmadı. Mısır’da ise halk var ve pazarlık masasında. Aradaki fark bu.

Mısır’da bir geçiş dönemi yaşanacak, ama zafer halkın, mutlaka demokrasinin olacak. Bundan zerrece kuşku duyulmamalı.

Mısır’daki hareket, hiçbir biçimde geriye döndürülemez. Arap dünyası da alacakaranlığı yarma aşamasında.Yani, ‘Güzel günler göreceğiz güneşli günler’ …diyebiliriz.

***

Seçimlere doğru

Erdoğan yönetimi bu son dönemde ulusalcı/milliyetçi söylemlere sarılmış bulunuyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ise umut vaad etmiyor. Yeni projeleri de yok. Hele Ak Parti’yi aşan hiçbir hedef ve söylemleri yok. Ak Parti’yi kötülemeyi yeterli bir politika sayıyor olmalılar.

Halk, papağan gibi yolsuzluk var diye konuşup duran bir muhalefeti değil (yolsuzluk müzmin bir vakıa), kendisini arkalayan ve zor günlerinde yanında olacak olan bir CHP’yi, bir muhalefeti bekliyor. Oysa CHP her iyi işin, her gelişimin karşısında, ama Ergenekon’un, militarizmin yanında. Şoven.

Süheyl Batum’a gelince, o yanlış yerde. Niçin MHP’de değil?..

Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu, kıyıya vurmuş gemiyi kurtarmaya çalışıyor, tıpkı Adıge Cumhuriyeti Devlet Başkanı Aslan Thakuşın gibi koşuşturup duruyorlar. Sayın Thakuşın, Adıgey’e yatırım sermayesini çekme, sanatsal ve kültürel işleri ileriye taşıma, kendi halkına moral kazandırma peşinde.

Kılıçdaroğlu birkaç adamıyla Türkçü/sağcı CHP’yi toparlamayı, yenilemeyi, halkın partisi konumuna getirmeyi başarabilecek mi? Çok zor. CHP hala ‘40 yıllık Yani’ görünümünde...

‘Kırk yıllık Yani, olur mu Kani’…Dileriz yanılan biz oluruz.

Seçime BDP de girecek mi? Belli değil. Yüzde 10 barajı aşabilir mi? Girmemesi halinde sağ partilerin ve bağımsız adayların yarışacağı, Başbakan’ın lehine sonuçlanacağı öncesinden belli bir seçim sözkonusu olacaktır.

Kürt tarafı, PKK bu oluşuma,iktidarın gericileşmesine ne diyecek? Bu, geçici bir seçim taktiği mi? İşte orası belli değil. PKK önderi Abdullah Öcalan mart sonu diyor, bekle gör politikası izliyor, son sözünü söylemiyor olmalı. Öcalan’ın süreçten çekilmesi ise, bir kabus olur. Ülke, sıra sıra tabutları kaldıramaz, halk böyle birşeyi  görmek istemiyor.

Görüşmeler olduğu söyleniyor, bilemiyoruz, yine de barışçı ortam sürüyor. Bu da güzel bir şey…

***

Çerkes devrimi üzerine

1790’larda, 1796’da Çerkesya’da genel bir halk ayaklanması yaşandı. Yönetim soylu sınıfının (pşı ve werk sınıfının) elinden alındı ve halk meclislerinin (h’ase/хасэ) eline verildi. Ünlü Adıge/Çerkes halk ozanı Tsığo Tewçoj’un (1855-1940) “Pşı-werk Savaşı” adlı destanı ve ünlü Adıge/Çerkes yazarı İshak Meşbaş’ın (d.1931) “Bzıyıko Zaw” (Bzıyıko Savaşı)   adlı romanı (Türkçesi-‘Bitmeyen Umutlar’) 18.yüzyıldaki bu Çerkes halk devrimi üzerinedir.

1780 ve 1790’lı yıllar Dünya’da önemli olayların yaşandığı bir tarih kesiti. Ruslar, Çerkeslerin komşu ülkesi Kırım Hanlığı topraklarını ilhak etmiş, sınırı güneyde Kuban Irmağına, Çerkesya’ya doğru indirmiş, deniz dışında Çerkesleri çepeçevre kuşatmış, Daryal Geçidi yoluyla Kafkasların güneyine/Gürcistan’a sarkmış durumdaydılar (1783).

Üstüne üstlük kıyıdaki Anapa Kalesi Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların eline geçmiş (1791),1792 Yaş Antlaşmasıyla da geri verilmişti. Ruslar sık sık Kuban’ın güneyine geçip Çerkeslere saldırmaktaydılar. Bazı Çerkes beyleri ise (pşı), gizli açık Ruslarla işbirliği içindeydiler.

Kritik bir ortam vardı, bu yüzden Çerkes birliği sarsılmış durumdaydı. Halk beylerden bıkmış, bezmişti, çıkış yolu arıyordu.

Çocukluğumda çok dinlediğim, en son babamın ve köyümüzden L’ışe Bahri Varol’un, yaklaşık 50 kadar yıl önce anlattığı bir anlatıyı, yeri gelmişken aktarayım. Bahri, ünlü halk şarkıcısı  L’ışe Hacilyas’ın   yeğeniydi.

Çerkesler beylerden oluşma bir heyeti, yardım istemek üzere İstanbul’a gönderdiler. Heyette H’ase/Meclis adına bir halk temsilcisi/fekol’ da (köylü temsilci de) yer almıştı.

Padişah heyeti kabul etti, her birine birer hediye verdi. En değerli hediyeyi de (galiba altın kakmalı bir kama olmalıydı bu, tam anımsayamıyorum) beylere değil, fekol’a verdi, beylere ise, daha az değerde gümüş hediyeler verdi.

Dönüşte, gemide soylular kendi aralarında konuşmuşlar. Bu bizim için bir aşağılama. Onda daha değerli, bizde de bu sıradan hediyelerle dönersek, kimsenin yüzüne bakamayız. O hediyeyi ondan almalıyız, dediler.

Fekol’a ‘O hediye sana layık değil, onu bize ver’ dediler. Fekol’ da, ‘Onu bana veren onu size değil, bana layık gördü. İtirazınız varsa bana değil, ona söyleyin’ diyerek kamasını çekmiş.Yiğit biri olduğundan hepsini geri püskürtmüş.

Çerkesler hediyeye ve kime verildiğine çok önem verirler. Hediyeleri gören ve beylerin uygunsuz davranışını öğrenen köylüler (fekol’lar) için,bu olay bir kıvılcım olmuş, ayaklanan köylüler beyleri Çerkesya’dan kovulmuşlar ve yönetimi onların elinden almışlar.

Ancak, bir önceki yazımda da (2) belirttiğim gibi, Çerkesler devrimi ileriye götürmeyi ve modern bir sınıf (burjuva) yaratmayı başaramadılar.

Bu da ayrı bir konu.

***

Çerkesler gösteri ve yürüyüşlere hazırlanıyorlar…

Kafkasya’da 1 milyona yakın bir Çerkes/Adıge nüfusu bulunuyor. En çok Çerkes nüfusu (600 binden çok Çerkes’i ve 100 binden çok da Müslüman Balkar’ı) olan Kabardey-Balkar Cumhuriyeti bir asayiş/terör sorununu yaşıyor. Rus, orayı bir mahrumiyet/yoksunluk yöresi haline sokmuş, Çerkes’i ve Balkar’ı aşağılamış, bu insanların iş sorununu çözmek için paraya kıyamamış olmalı. Parayı silahlanma için kullanıyorlar.

Kuzey Kafkasyalı teröristler artık iyi örgütlenmişe benziyorlar, yönetim yanlılarını her gördükleri yerde öldürüyorlar. Rus şefler yönetimindeki yerel polisler de her bir tarafta terörist avında, ama yakaladıkları hiç yok ya da çok az.

Kabardey-Balkar polisinin birkaç yıl önce,çok sayıda silahlı, silahsız Vahhabi’yi ve direnişçiyi öldürdüğü biliniyor. Yoksul Kuzey Kafkasya Arap vahhabiler için verimli bir alan olmuş deniyor. Yönetim ile direnişçiler arasında bir kan davası yaşanıyor.

Şu durumda Karaçay-Çerkes’ten doğudaki Hazar Denizi’ne değin uzanan geniş ve dağlık  bir alanda Vahhabiler, tarikatlar ve ayrılıkçı güçler direniyorlar. Çeçen lider Ramzan Kadirov, Putin ekibinden ve tarikat mensubu, bu nedenle de güçlü. Moskova’dan para koparmayı başarıyor, konutları ve yolları yeniledi, ama işsizlik diz boyu. Diğerleri ise, Rusya’nın daha da yoksulları, paryaları. Buralarda 7 milyon dolayında bir Müslüman nüfusu yaşıyor.

Ruslar  kesenin ağzını açacaklarını, Rus zenginlerin eğlenecekleri kayak merkezleri ve turistik tesisler kuracaklarını söylüyorlar. Adıgey ve Krasnodar Kray’da da bu tür tesisler kurulacak (3). Ancak sırf kayak merkezi karın doyurur mu? Sözgelişi fabrika ve başka tesisler de kurmak gerekmez mi? Ayrıca, tarımsal üretimin büyük kentlere ulaştırılmasında yardımcı olunmuyor. Kafkasyalı Rusya pazarlarından dışlanmış durumda. Hal ve pazarlar mafya kontrolünde, haraçsız hale giriş yok, yollar da tehlikeli...

Buna karşın, daha batıdaki Adıgey ve Karadeniz kıyısı Çerkesleri/Şapsığlar daha barışçı bir ortamda yaşıyorlar denebilir. Buna daha aşağıda değineceğiz.

***

Çerkes sürgünü, Çerkes topraklarının ve mal varlığının  yağmalanması

21 Mayıs günü yaklaşıyor. Bu tarih, 1864’te 2 milyon üzeri Çerkes’in  Türkiye’ye sürüldüğü, savaşta ve yollarda açlık ve hastalıktan kırıldığı  bir günü simgeliyor. 1864’te Çerkesya’nın Karadeniz bölgesi Çerkes nüfusu, Rus Hükümetinin bir kararıyla ve süngü gücüyle, son bireyine değin, toprağından çıkarıldı, kıyıya sürüldü ve gemilere bindirilip Türkiye’ye gönderildi. Binlerce yıldan beri Çerkeslerin anayurdu olan bu boşaltılmış topraklara İç Rusya’dan getirilen Hıristiyan Rus nüfusu yerleştirildi. Bu olayı simgeleyen bir anımsatma olduğu için Çerkesler 21 Mayıs gününü bir yas günü olarak her yıl, her bulundukları yerde  anıyorlar.

Bu büyük trajedide, insanlık suçunda Osmanlı Türkiye’sinin de payı var. Türkiye, Rusya ile işbirliği yaptı.

Örneğin Türkiye, içi sızlamadan o denli sayıda büyük bir nüfusu kısıtlamasız kabul etmiş, kendi çıkarı gereği, bir ulusun yok edilmesi politikasına destek olmuş, ardından Çerkesleri küme küme, çil yavrusu gibi İmparatorluk topraklarının dört bir yanına dağıtmıştır.

Bugün Arap ülkelerinde, Suriye, Irak, Ürdün, Mısır, Libya ve Tunus’ta, dahası Sudan (Darfur) ve Çad’ da (Wadai) bile Çerkes toplulukları yaşıyorlar. Bunlar 45 ülkeye dağılmış Çerkes diasporasının parçaları.

Öte yandan sürgün uygulanmayan, şimdiki Adıge Cumhuriyeti’nden Hazar Denizi’ne değin uzanan Kuzey Kafkasya bölgelerinden ve Karadeniz kıyısındaki Abhazya’dan da yoğun göçler yapıldı.

Sürgünün uygulandığı Karadeniz kıyı bölgesinin bir bölümünde, Soçi ve Tuapse’de (buraya ‘Şapsığ’ da deniyor, 1945 yılı öncesinde Şapsığ, özerk bir region idi), bugün 20 bin üzeri bir Müslüman nüfusu bulunuyor.

1864 sürgünü sırasında bir bölüm Çerkes (Şapsığ,Natuhay,Abzah,Vıbıh,vb), 1859 yılı ve öncesinden beri Rus yönetiminde olan daha doğudaki Kuban yöresine (şimdiki Adıgey’e) göç edip yerleşti. Rus Hükümeti tarafından alınmış olan sürgün kararnamesi Aralık 1867’de iptal edildi. Bu iptalden  yararlanan bir bölüm Çerkes, Karadeniz kıyısındaki  eski yerlerine döndü. Bu son Çerkeslere, bir coğrafi niteleme olarak Şapsığ deniyor.

Yukarıda değinildiği gibi, Kuban yöresinden Türkiye’ye, özellikle 1880’lerde, ikinci dalga büyük göçler yapıldı. Kuban yöresi de, büyük ölçüde Ruslarca  boşaltılmış oldu. Çerkes sayısı son derece azaldı.

***

2014 Soçi Olimpiyat oyunları

2014 yılında yapılacak olan Soçi Kış Olimpiyadı için hazırlıklar sürüyor, ancak Ruslar çok çirkin, ilerisi için onarımı zor olacak, kan davası gibi çatışmalara yol açacak  davranışlar içindeler. Örneğin, Olimpiyad oyunları, Çerkeslere karşı kazanılan zaferin, Ruslar tarafından askeri ve dini törenlerle kutlandığı bir yerde oynanacak. Bu yer, 21 Mayıs 1864’te, Çerkesleri ülkelerinden sürdüren Çar II.Aleksandr’ın kardeşi ve Kafkasya Orduları Komutanı Grandük Mihail Romanov’un zafer töreni yaptırdığı yer. Ruslar şimdilerde Krasnaya Polyana denilen bu yerde, o yerin Kbaada denilen çayır düzlüğünde  dini ve askeri bir tören yapmışlar, askerlere madalya ve nişanlar dağıtmış, papazlar da Kutsal Ortadoks Haçı’nı dolaştırarak ve okunmuş suları serperek askerleri kutsamışlardı. 2014’de işte bu kötü şöhretli yerde Kış Olimpiyatları yapılacak. Burada, 1864 öncesinde “Atkuac” (1эткъуадж) adlı bir Çerkes köyü vardı.

Köy, diğer bütün Çerkes köyleri gibi, Rus askerlerince ateşe verilip yakılmıştı.

Ruslar bugünlerde, Soçi'ye ilişkin  Çerkes adını dünya kamuoyundan gizlemeye çalışıyorlar. Bazı Rus ‘tarihçi ve arkeologlara’ soracak olursanız, Soçi yöresinde, çok eskiden Rus ataları yaşıyorlarmış, daha sonra buraya Grekler ve Osmanlılar gelmişler. Ruslar Soçi’yi Türklerden geri almışlar…

Bu çirkin ve utanılası tutum, haklı olarak Çerkesleri, özellikle de genç Çerkesleri kızdırıyor. Soçi Olimpiyatlarına Çerkeslerin ve özellikle de yörenin yerli halkı olan Şapsığların alınmamaları  olasılığı da var...

***

Türkiye’de Çerkeslerin durumu

Türkiye Çerkeslerine ilişkin çok şey yazdık. 1864’te 2 milyonun üzerinde Çerkes Türkiye’ye geldi, yerleşti. Daha sonra, 1880’lerde de, belirttiğimiz gibi, ikinci dalga yoğun göçler yaşandı. Yüzbinlerce insan yeniden Türkiye’ye geldi. Bunların bir bölümü açlık, hastalık ve asimilasyon nedeniyle yitirildi. Yine de, Türkiye’de önemli bir Çerkes nüfusunun bulunduğu tartışmasızdır.

Araştırmalar Çerkes ve Kafkas kökenli nüfusun 13 milyon olduğu biçiminde (4).

Ancak Çerkes çoğunluğu bugün asimile olmuş ve dilini yitirmiş durumda, “Babam Çerkes,dedem Çerkes’ti” diyenler çok. Bunların Çerkes bağı anı düzeyinde, ama Çerkes kökenli olduklarını biliyorlar. Baskılar sinmeye ve Çerkes kimliğinden kaçışa da neden oldu.

Tek parti dönemi Türk yönetimleri Çerkeslere acımasız baskı ve asimilasyon politikaları uyguladılar, Çerkesleri aşağıladılar. Şimdilerde yeterli bir iyileştirme program da ufukta gözükmüyor.

Olsa olsa oyalama var. Bir radio-televizyon yayını bile tahsis edilmiş değil…

Çerkes dil ve kültürü yararına hiçbir devlet projesi yok. Kürsüler açılacaktı, ne oldu? Laf. Asimilasyon politikaları aynen sürüyor. Resmi makamlar Çerkeslerin defterini bir an önce dürmek istiyorlar gibi görünüyorlar.

Erdoğan bile Türkçülüğe oynayacaksa,geride  kim kalıyor olabilir?..

Bu nedenle başta Ankara olmak üzere, demokratik talepli protesto gösterileri gündeme gelmiş bulunuyor. Korkusuz Çerkes gençleri için demokratik görevler dönemi geliyor..

Ne demişler: ‘Ağlamayan çocuğa mama vermezler’ ...

***

(1)-Cherkessia/Mısır'da 'Cuma Gazabı', Haberler,29 Ocak 2011,internet
(2)-‘
Son Gelişmeler Üzerine’,Cherkessia.net.
(3)-‘
Leğo-Naqe Sözleşmesini İmzaladılar’ ,Cherkessia.net.

(4)- ‘Nef’in Ardından-4’,internet.


Bu yazı toplam 4099 defa okundu.





Hatko Vural Ulutaşlı

Sayın Hapi
Çok bilgilendirici yazılarınız ve birde son cümleniz çok umut verici
"Korkusuz Çerkes gençleri için demokratik görevler dönemi geliyor"
sizi ,bu bilince sahip umudumuz gençleri şimdiden selamlıyorum
saygılar

11 Şubat 2011 Cuma Saat 20:56
SEMİH AKGÜN

Rakibim

Semih Akgün

Senin kahroluşun değil
İhya oluşum ilgilendirir beni

Yerlerden sürünmüşsün
Bana ne
Bir sürüngen için
Şaşırtıcı değil olan

Ancak eziklik duyuyorsan
Gurur duymuyorum
Bunu bil

Kötü oluşun değil
İyi oluşum
İlgilendiren beni

Yani o denli
O denli bencilim ki
Sürüngenlere yer
Komamışım
Kendi gezegenimde

Benim adım insan
Herşeyi kendi
Kendim için istiyorum...

09 Şubat 2011 Çarşamba Saat 14:50
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net