Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Anadilinde Eğitim Sorunu, Türkiye'de ve Kafkasya'da Durum
07 Ekim 2010 Perşembe Saat 13:38

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe dışındaki bir dilde, anadilinde eğitime taraftar olmadığını, çünkü resmi dilin Türkçe olduğunu  söylüyor. Gerekçesini de 82 anayasasına dayandırıyor. Söylemiyor ama burada anayasaya ilişkin bir tür ' kutsama' havası da var.

Öncelikle şu noktayı belirtmeliyiz, anayasa temel bir yasadır ve yürürlükte kaldığı sürece de bağlayıcıdır. Bağlayıcıdır ama anayasa, değiştirilemez bir şey, hele hiç de Kur'an değildir. Söylediğimiz gibi, Türk anayasasının değiştirilemez, dahası değiştirilmesi teklif bile edilemez maddeleri var. Ancak bu maddeler faşist askerlerin hazırlattığı ve baskı yoluyla onaylattığı bir anayasanın maddeleri. Görev, tümden yeni olan demokratik bir anayasa hazırlamak ve toplumsal barış adına referanduma sunmak olmalı. Bu nasıl yapılır, bu Meclis'in bileceği bir şeydir. Meclis ya da iktidar, anayasanın hazırlanmasında kimlere danışacak, kimlerden görüş alacak ve sürece kimler katılacaklar? Bunu zaman gösterecektir. Ancak yeni bir anayasa hazırlanacağı kesin, ülkenin buna gereksinimi var.

Yeni bir anayasa için 2011 seçimi sürecini ve Başbakan'ı izlemek, ardından seçim sonuçlarını beklemek gerekiyor. Başbakan Erdoğan nasıl bir seçim stratejisi izleyecek? Kesin konuşmak için vakit henüz çok erken. Başbakan 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında temkinli konuşmaya başladı. Bazı gözlemciler Erdoğan'nın muhafazakarlaştığı/tutuculaştığı yorumlarında bulunuyorlar. Sanmıyorum. Ancak tutuculaşma, o türden bir gelişme, toplumun öncü dinamiği, hareket ettirici motor gücü olan aydın kesimin kendisinden uzaklaşmasına yol açar. Bu da Ak Parti açısından güç kaybı ve gerileme olur. Halk demokrasi mücadelesinde zafiyet gösterecek bir partiye asla destek vermez. Deneyim bunu gösteriyor.

Aydın kesim sayıca küçüktür, ama asla hafife alınmamalıdır. Faşist iktidarlarla ve darbelerle mücadele eden asıl öncü ve etkili kesim daima aydınlar olmuştur.

***

Yeni Anayasa Konusu

Her parti ve örgüt kendi beklentilerini karşılayan bir anayasa istiyor. İşin ilginç yanı MHP bile yeni bir anayasa istiyor. Ancak bu anayasa kuşkusuz Türkçü (ırkçı) karakterde olmalı. CHP ise ne istediğini henüz belirlemiş değil. Tabandaki ve parti merkezindeki  tutucular (ırkçılar) Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na ecel terleri döktürüyor olmalılar. Bir türban konusunda bile görüşler berraklaşmış değil. CHP'nin 'üç kadın bülbülü'' susmak nedir bilmiyor.

BDP ise Batı, AB standartında bir anayasa istiyor. Yani en ileri çizgide. Tabii illegal PKK da ona koşut isteklerde bulunuyor. Bunlar “Demokratik Özerklik” talebinde de bulunuyorlar. Bu talep sivil Kürt örgüt ve kuruluşlarınca, belediye başkanlarınca da kabul görüyor. Yani, “İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki gözü kara” dememişler boşuna.

Genel toplum tabanına inersek bir şaşkınlık yaşanıyor. Halk olup biteni tam anlayabilmiş değil. Bu halka 90 yıldan beri ırkçı/faşizan dogmalar yutturulmuş, ezberlettirilmiş. Çehov'un bir öyküsündeki, özgürleştiğine sevinecek yerde ağlamaya başlayan eski köle gibi ya da tam bir genç Buda örneği. Köle özgür yaşamanın ne olduğunu, nasıl özgür yaşayacağını, Buda da dış alemi bilmiyor.

***

Bir Buda öyküsü:

Bir Hint hükümdarının doğan çocukları daha büyümeden ölüyormuş. Buda adlı çocuk yaşamış. Acılar yaşamış olan hükümdar, “Oğlum hiçbir acı ile karşılaşmamalı” diyerek, etrafı surlarla çevrili ve geniş bahçeli bir saray yaptırır. Çocuk mutluluk içinde, dış dünyadan yalıtılmış, şen şakrak bir ortamda büyür. Bir gün sur dışını merak eder, dışarı çıkmak için diretir. Kılık değiştirir, hocası ile birlikte gizlice dışarı çıkar. Yolda avuçlarını açmış biri ile karşılaşırlar.

- Bu nedir? der.

- Bu bir dilenci. Dileniyor.

- Niye dileniyor?

- Yoksul, karnını doyurmak ve yaşamak için dileniyor.

Prens ilk şoku yaşar, yürürler. Biraz sonra sakallı, elinde baston, beli bükülmüş birini görürler.

- Bu nedir? der Prens.

- Yaşlı biri, der Hoca.

- Yaşlı ne demek? der Buda.

- Yaşayan herkes günün birinde böyle yaşlı olur.

- Ben de böyle yaşlanacak mıyım?

- Herkes yaşlanır.

Yürürler. Bir süre sonra bir cenaze alayı ile karşılaşırlar.

- Bu da ne böyle? diye sorar Prens.

- Bu bir cenaze alayıdır.

- Cenaze nedir?

- Yaşayan herkes günün birinde ölür ve törenle götürülüp cesedi yakılır.

- Günün birinde ben de ölecek ve yakılacak mıyım?

- Herkes ölür, bu kaçınılmaz, der Hoca.

Buda, bundan sonra yaşama küsmüş ve inzivaya çekilmiş. İnsanları mutlu yaşatmanın yollarını düşünmeye başlamış, Budizm felsefesini kurmuş denir…

***

Öykü örneğinde olduğu gibi, Türkiye tek bir ırkçı/milliyetçi düşünceye açık tutulmuş, diğerleri yasaklanmış ya da yok sayılmış. Herşey bir kalıptan, bir tornadan çıkmış gibi bir ideolojiye, tek bir görüşün çerçevesine hapsedilmiş. Faşizm umacılar yaratmadan yandaş bulamaz ve yaşayamaz. Umacılara saldırır durur. Gerilediğinde yaşayamaz. Faşizm Türk olmayan ve kendi dünya görüşüne uymayan herkesi ve her şeyi umacı olarak görür, gösterir.

CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, “Seçimi beklemeyelim,hemen yeni bir anayasa hazırlayalım. Destek vermeye hazırım” diyor. MHP Başkanı Bahçeli de benzeri şeyler söylüyor. Haklı olarak Başbakan Erdoğan da buna yanaşmıyor.

Buda misali dünyadan habersiz ve çocuk bırakılmış,yığınla faşistin, darbeci, sabotajcı ve katilin kol gezdiği bir toplumda Batı standardında bir anayasayı hazırlamak ve onaylatmak, kolay ve basit bir şey olabilir mi?

Bir yıl önce Habur Sınır Kapısı'ndaki girişler sırasında yaşanan acemilik ve Kürt  yığılmasının yol açtığı infial hala hafızalarda. 17 yıl önce Özal da barış denemesine kalkışmıştı. O dönemde ve sonrasında faşist provokasyonlar, katliamlar düzenlenerek barış sabote edilmiş, barış girişimleri boşa çıkarılmıştı.

Gerçi son anayasa değişikliğinden bu yana faşist odaklar oldukça geriletilmiş durumdalar. Bu bakımdan halkın aydınlatılması ve değişime hazırlanması gerekir.

Başbakan güven oluşturmuş biri. Son oylamada yüzde 58 gibi bir sonuç almayı başardı. Ancak ne kadarlık bir değişimden yana olacak? Bu noktada bir belirsizlik var. Bu da bir zaman ister, “Acele işe şeytan karışır” denmemiş boşuna.

CHP ve MHP ile uzlaşılarak ne ölçüde demokratik bir anayasa hazırlanabilir ki? ”Kırk yıllık Yani, bir çırpıda Kani olur mu?”. Böyle bir anayasa toplumun ve hakkı yenmiş onca insanın beklentilerini karşılayabilir mi? En önemlisi her dört ya da beş kişiden birinin Kürt olduğu söyleniyor. Bunlar evet derler mi? Dahası Çerkes, Arap, Laz ve bir sürü ezilmiş topluluğun sorunları da çözüm bekliyor. Tam demokratik bir ruhla hazırlanmayacak bir anayasa beklentileri karşılayamaz. Ulusalcı bir anayasa ise, asla kabul edilemez. En başta PKK, güdük bir anayasaya razı gelir ve silah bırakır mı?

Halktaki eski katılığın azalmış olması lehte bir gelişme, bir aydınlanma olarak kaydedilebilir.

***

Portekiz'in Afrika'da Angola, Mozambik ve Gine-Bissau gibi sömürgeleri vardı. Salazar'ın faşist rejimi bağımsızlık hareketlerini bastırmak için yapmadığını bırakmadı, askerleri direnişçilerin ve yerli halkların üzerine saldı, katliamlar yapıldı. Sömürgecilikte direniliyordu, bir büyük baraj yapılarak Mozambik'e 1 milyon beyaz nüfusun yerleştirilmesi de planlanmıştı. Oysa sömürgecilik çağı geride kalmıştı ama faşistin kafası o geçmişin çağında takılıp kalmıştı. Sonunda baraj da yitirildi, 250 bin Portekizli kolon da Mozambik'ten taşındı, Salazar rejimi de devrildi, Afrika'daki sömürgelerin hepsi 1975'te bağımsız oldu.

Ancak sömürge savaşları ve beyaz halkın kaçması, sömürge halklara da pahalıya maloldu. Eğitilmemiş Siyahi yığınlar kalmıştı geride.İç savaşlar, ekonomik yıkım ve açlık başladı. Bu ülkeler ve kalifiye beyaz nüfusu yitirmiş olan Cezayir hala kendine gelemedi. Uzlaşma kültürü geliştirilmemişti. Yüzbinlerce insan yitip gitti. Türkiye'de de öyle olmadı mı? Hıristiyanları kapı dışı ederek, okulları kapatarak ve dilleri yasaklayarak iyi olan bir yerlere varılabilmiş midir?

Bir de uzlaşmayı ve barışı sağlayan Mandela'ya bir bakılmalı. Güney Afrika'da ırklar ve halklar çatışmadan ve bölünmeden gayet güzel geçiniyorlar, 11 resmi dilleri, beyazı, siyahı ve melezi var, ama bölünmüyorlar.

***

Anadili ve Resmi dil Sorunu

Demokratik ülkeler,kendi ülkelerinde konuşulan dillere eşitlik sağlıyor, o dilleri koruma altına alıyor ve onları resmi diller haline getiriyorlar. Bugün BM üyesi 194 ülkeden çoğunun, tam 113 ülkenin birden çok resmi dili var. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nde 51, Hindistan'da 36, Rusya'da 34 resmi dil bulunuyor. Komşu ülke Irak'ta 4 resmi dil var (Arapça,Kürtçe,Türkmence ve Asurice), İran'da da 8 dil (Fars,Azeri,Kürt,Luri,Mazandarani, Gilak,Beluci ve Arap dilleri) anayasal olarak tanınmış durumda (List official languages by state-Wikipedia).

Onca ülke, 113 ülke bölünmüş mü oluyor? İsviçre dışında, çok dilli ülkelerde bir dil  genel resmi dil konumunda oluyor. Örneğin, Çin'de Çince, Rusya'da Rusça, Hindistan ve Pakistan'da da İngilizce genel resmi dil. Diğerleri genel resmi dil ile birlikte, ikinci ya da bölgesel resmi dil durumundalar. Örneğin Rusça Rusya Federasyonu tümünde, Tatarca ise Tataristan Cumhuriyeti'nde Rusça ile birlikte resmi dil işlevi taşıyor. İsviçre'de ise, kanton dili ya da dilleri resmidir, onların üzerinde genel bir resmi dil yoktur. Ancak bir İsviçreli, zorunlu olarak ikinci bir İsviçre dilini -çoğunca Almanca ya da Fransızca'yı- okulda öğrenir, bu bakımdan kendi aralarında anlaşma zorluğu çekmezler.

Türkiye'de ise, Türkçe dışında bir resmi dil talebi yok. O halde herkes Türkçe öğrenmeye devam edecektir demektir, başka bir dil kabul edilse bile Türkçe genel resmi dil olma özelliğini koruyacaktır. Dolayısıyla  bölünme paranoyaları dayanaksızdır.

Bir ulusun ya da topluluğun anadilinde eğitim görme talebi tartışmasız demokratik bir haktır. Bu hak, kuşkusuz değişik biçimlerde kullanılabilir. Ancak buna ilişkin karar almada ilgili  toplumun görüşü temel olmalıdır.

Örneğin talepte bulunacak köy ve diğer yerleşimlerde Çerkesçe devlet okulunda, ilköğretimde daha fazla, orta ve yüksek öğretimde de daha az ders olarak okutulabilir.

***

Rusya'da Nüfus Sayımı ve Sorunlar

Önümüzdeki hafta Rusya Federasyonu genelinde yapılacak olan nüfus sayımının başlaması bekleniyor. Adıge/Çerkes sivil toplum kuruluşlarının çoğu, sayımda Adıgelerin hepsinin Çerkes adı altında yazılmasını istediler. Biz de istedik. Ancak yönetimlerin, özellikle Kabardey yöneticilerin karışıklıklar olabileceği ve sistemi bozacağı gibi gerekçelerle buna taraftar olmadıkları ve gerekli düzenlemelerin de yapılmadığı anlaşılıyor.

Resmiyette Adıge/Çerkesler 4 ulusal  kimlik altında tanınıyorlar. Aslında bu dört kimlik bir üst kimliğin, Adıge/Çerkes ulus kimliğinin alt/yöresel kimlikleri, ancak resmi uygulamada bir değil, 4 ulus var sayılıyor: Şapsığ, Adıge, Çerkes ve Kabardey.

Bu durum, yani dörde bölünmüş olma durumu, işin bilincinde olmayan çevreleri şaşırtıyor. 1945 yılında Şapsığ kimliği ve Şapsığ Ulusal Rayonu kaldırılmış, Şapsığ halkı cezalandırılmış, Şapsığların bir bölümü Sibirya'ya sürülmüştü. Böylece geride 3 ulusal kimlik (Adıge, Çerkes ve Kabardey) kalmıştı. 1999 yılında Şapsığlara ulusal kimlikleri geri verildi, böylece kimlik saysı dörde çıkmış oldu. 4 kimliğin, Şapsığların zarar görmeyeceği bir biçimde tek bir kimlikte bir araya getirilmelerini istiyoruz. Ama bunu gerçekleştirme olanağımız yok. Kabardey'den itirazlar olduğu söyleniyor. Kabardey kabul etmiyorsa, Karaçay-Çerkes, Adıgey, Krasnodar Kray Adıge/Çerkesleri tek bir kimlik altında yazılabilecekler midir? Bilemiyoruz.

Burada bir püf noktası daha var: Krasnodar Kray'da Adıge toplulukları var. Ayrıca kentlerde de Adıge grupları yaşıyor. 1945 yılına değin, şimdiki Soçi ve Tuapse rayonlarında, o zamanki adıyla  Şapsığ Ulusal Rayonu'nda yaşayan Adıgeler Şapsığ sayılıyorlardı. Krasnodar Kray yönetimi, anayasal tanımaya karşın, özellikle Tuapse rayonu Şapsığlarını Adıge ya da Çerkes adı altında yazdırarak, onların ulusal demokratik haklarını ellerinden almak istiyor.

Köy toplulukları halinde Krasnodar Kray'ın Karadeniz kıyısındaki Soçi ve Tuapse rayonlarında 14 Şapsığ köyü ayakta kalmış bulunuyor. Bu köyler dışındaki birçok köyde, kıyı kent ve kasabalarında da Şapsığlar yaşıyorlar.

Krasnodar Kray'ın doğu kesimindeki Uspensk rayonunda da 3 Adıge/Çerkes köyü var. Söylediğimiz gibi, RF Parlamentosu ve Hükümeti koruma altındaki toprak sahibi küçük ulusal topluluklar listesine 1999'da Şapsığları da eklemiş bulunuyor. Bu, Şapsığ kimliği altında  anayasal bir tanıma.Krasnodar Kray yönetimi Şapsığların bu anayasal haklarını, bazı bahane ve çengel atmalarla  engellemeye ve kullandırmamaya çalışıyor. Karadeniz kıyısındaki Adıgeler, Şapsığ adı altında yazılmadıkları sürece, Krasnodar Kray makamları katında ya da yerel yargıda bir hak talebinde bulunamıyorlar.

Sözün özeti burada bir demokratik mücadele veriliyor. Krasnodar makamları Şapsığların haklarını kullandırmamak, bunu başaramamaları durumunda bu hakları güdükleştirmek, son çare olarak da Tuapse Şapsığlarını Adıge ya da Çerkes adı altında kütüklere kaydederek, diğer Şapsığlardan, Soçi'deki kardeşlerinden ayırmak, Şapsığların yarısı adına anayasal hakları rafa kaldırmak, Tuapse Şapsığlarını Şapsığya, Şapsığ etnik tanımı dışına çıkarmak, doğudaki Uspensk rayonunda olduğu gibi, Adıge Cumhuriyeti'nin “Rus/Kazak toprağı” sayılan krasnodar Kray topraklarında yaşayan sıradan ve pozitif hak sahibi olmayan azınlıklarından biri  durumuna düşürmek istiyorlar. Amaç, Tuapse rayonunu Soçi'deki Adıge-Şapsığlardan koparıp etnik hakları yok etmek ve Uspensk rayonu gibi sıradan Rus rayonlarına eklemek ya da 'kıydan içeriye' almaktır.

Daha önceleri, Soçi ve Tuapse topraklarında, 1922-1924 yılları arasında özerk bir Şapsığ Cumhuriyeti, 1924-1945 yılları arasında da özerk bir Şapsığ Ulusal Rayonu vardı. 

Not:Çin-51 dil,Hindistan-36 dil,İran-8 dil,Irak-4 dil,İtalya-11 dil,Filipinler-17 dil,Rusya-34 dil,Güney Afrika-11 dil,İspanya-5 dil,İngiltere-10 dil,ABD-8 dil,toplam 113 ülkede birden çok resmi ya da bölgesel olarak tanınmış dil vardır.Ulusalcılar tarafından örnek alınan Fransa'da ise Fransızca dışındaki diller,talep olması durumunda yerel yönetimlerce devlet okullarında okutulmaktadır.-hcy


Bu yazı toplam 3126 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net