Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mahmut Bi: "Kafkas Halkları ve Adige - Çerkes kavramları" (2)
28 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 02:41
”Bu paragrafta görüldüğü gibi, Interianno, Tatar ve Türkler’in de “ Circassi “ dedikleri toplumun, kendilerini “ Adige “ adıyla tanımladıklarını belirtmektedir. Bundan sonra “ Çerkes “ ve “ Circassiens “ adları, XVI. Yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Kafkasya üzerine yöneltilen ve sonu gelmeyen baskı ve saldırılarıyla dünya siyasal platformlarının güncel konuları arasına girmiştir.”
II. BÖLÜM

      Konferansın bu bölümünde yazar Mahmut Bi “ Çerkes “ kavramına değindi.

      “Çerkesler, tarihin çok eskiden beri tanıdığı ve değişik adlarla tanıttığı Adige toplumudur. Çerkes adı, daha önceki dönemlerde verilen adlar gibi, başkaları tarafından Adige toplumuna verilen bir isimdir.”

      “Nitekim sözünü ettiği yüzyılda, Kiev Rusya’sının ilk kuruluş dönemine rastlayan ve Adige halkıyla Ruslar’ın tarihsel mücadelelerinin ilk başlangıcını teşkil eden ( 1022-1023 ) yıllarında Kiev Rus Prenslerinden Mistislav’ın Kerç Boğazının Adige ülkesi tarafındaki kıyısında bulunan Tama Tarkha Taman( Matrika ) kenti ve bağlantılı topraklarını ele geçirmek için, ünlü Adige kahramanı Ridade ile güreştiği bireysel mücadeleden sonra, Ukrayna ve Rus dökümanlarında Kassogh’lardan “ Tcherkesses “ veya “ Tchirrakesses “ diye sözettikleri görülmektedir.”

      “Kiev’in hemen güneyindeki Dinyeper nehrinin kıyısındaki “ Çerkassy “ kentinin de bu olaydan sonra kurulduğu kabul edilmektedir. XIII.yüzyılın başında ilk kez “ Çerkes “ terimi, 1230 yıllarında yazılan “ Alton Toba “ adlı kronolojide “ Serkesut “ şeklinde geçmektedir.Aynı yüzyılın ilk yarısında 1240 yılında yazılan “ Moğolların Gizli Tarihi “inde, Cebe ve Subotay komutasındaki Moğolları kuzeyde bulunan onbir kabile, devlet ve halka karşı gönderildiğinden; Büyük İdil ve Cayak ( Yayık-Ural ) nehirlerini geçerek Kiva-Men-Kerman (Kiev ) şehrine kadar yürümeleri emredildiğinden sözedilmektedir. Onbir kabile veya halktan birisi “ Serkesut “ diye zikredilir ki, buda Adige halkına işaret etmektedir. Ayni yüzyılda, Papa IV. Innocente’in Altınordu İmparatoru Batuhan nezdine İtil’e(Astrahan) 1245 yılında gönderdiği elçi Jonnes de Plano Carpini’nin, bu görevden döndükten sonra kaleme aldığı “ Historica Mongolorum “ adlı kitapta, Alanlar’ın güneyinde yaşadıklarını tesbit ettiği halklar listesinin başında “ Çirkas “ adı altında Adigeleri kaydetmesiyle geçmiştir.”

      “Guillaume de Rubrıque, daha önce Adigeleri tanımlamak için Kerkis terimini kullanıyordu. Artık O da bunları tanımlamak için “ Çherkis “ diye sözetmektedir. Etnografya ve tarih uzmanlarından N.G. Volkova ve V.M. Atalikov, “ Çerkes “ teriminin Türkçe’den kaynaklandığında hemfikirdirler. V.M. Atalikov, “ Çerkes “, “ Jarkaz “ ve “ Çerkesya “ terimlerinin menşeini Kırım Hanlığı’na bağlar. Atalikov, “ Çerkesya (ya da Jarkazya)” terimine XIII.yüzyılın ikinci yarısından önce rastlanmaz. O tarihe dek “ Zikhya “ adı kullanılmaktaydı.

      Tatarlar göçebeydi. Ancak Zikhler toprağa bağlıydılar. Bu da, (Jar=Çer= Toprak ve Kaz=Kazmak, kesmek, bellemek, işlemek’ten ) Türki dillerde( Jarkaz ) olarak ifadesini bulmuştur. Dil bilim teorisine göre ve bir ölçüde de Türkoloji’de J ve dj fonemleri ve Z’nin, yerine göre Ç ve S’ye dönüştükleri bilinmektedir. XIII.yüzyıl ortalarından itibaren Arap kaynaklarında, ardından İran ve Batı Avrupa eserlerinde, XIII. Yüzyıl sonlarından başlayarak Rus kaynaklarında da Çerkes adına sıkça rastlanır. Sonraki yüzyllara ait literatürde Adigeler’le ilgili olarak en yaygın ve geçerli etnik ad “ Çerkes “ adıdır.


      XIV. yüzyılda 1331 yılına ait Çin Kralı Shi Ta Tien’in haritasında ise Alan ve A-SZ’lara komşu olarak ülkesinin de “ Circassie “( Çerkes ) ülkesi olduğu anlaşılmaktadır. Çin kaynağında da şimdiki Çerkes adına  en yakın tarzda kaydedilmiş bulunan bu isim, Ortaçağın sonucunu noktalayan 1453 tarihinde İstanbul’un fethinden sonra Kırım Hanlığı’nın Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmasıyla başlayan Osmanlı-Kırım ilişkileri, “ Çerkes “ adının ilk defa Kırım Tatarları tarafından Osmanlı yazılı kaynakları ve Türk diline aktarılmasıyla Anadolu’da da ayni tarzda “ Adige “ adı yerine kullanılmaya başlanmış; XV. Yüzyıl başları ve XVI. Yüzyıl arası dönemde ise, Çerkes etnik adından “ Çerkesya” şeklinde coğrafi ad türemiştir.Ortaçağın sonuna doğru Çerkezistan’dan Ortadoğu ülkelerine, özellikle Mısır’a yönelen yoğun insan akını, burada giderek etkinleşen bir Çerkes( Adige ) kolonisini meydana getirmiştir. 1382 yılında Kahire’nin “ Kal’-a tül-Cabal “de nüve halinde kurulan “ Memluk Minal-Asva’l Çerakise “ örgütü giderek güçlenerek “ Çerkes Mısır Sultanlığı”nın kurulmasına kaynak olmuştur. Böylece Adige ülkesi dışında Mısır’da “ Çerkes “ adı ilk defa Uluslar arası platforma yansımış oluyordu.”

      “Osmanlı  İmparatoru Yavuz Sultan Selim’in Süriye’de Halep yakınındaki Mercidaabık’ta 1516’da, Kahire’nin Ridaniye mevkiinde 1517’de kazandığı savaşlardan sonra, Mısır ve Süriye topraklarının Osmanlı topraklarına katmakla birlikte, Çerkesler’in Mısır’daki etkinlikleri Napolyon’un 1798 yılında başladığı Mısır seferinin sonuna kadar sürmüştür. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın(1769-1848) iktidar döneminde 1811’de Kahire’de Memluklulara yönelik katliamından kurtulabilenler ise, dillerini ve kültürlerini unutmuş olarak Libya’nın Mısrata ve Ra’su Abide’de Çerkes aşireti olarak yaşamlarını sürdürüyorlar.”

      “1394-1427 yılları arasında Kafkasya’yı ziyaret eden Alman seyyahı Johann(Hans) Schiltberger, “ Sygun “lara Türkler tarafından “ Tscheras “ dendiğini belirtmekte ve Çerkesler’in Zikh dilinde ( Adige dilinde ) konuştuklarını yazmaktadır. Yine onun çağdaşı olup, 1404 yılında Kafkasya’yı ziyaret eden John de Galonifontibus’a göre; “ Zigya’nın(Ziguia) bir başka adı da Turkasya  ( Turquasya ) yada Çerkesya’dır. Çerkesya veya Çekezistan o dönemde hemen hemen tek etnikli bir bölgeydi. Abazalar( Aşuwalar-Aşkaruwalar ) ve Karaçay-Balkarlar o bölgeye XIII.-XIV. Yüzyıllardan itibaren yerleşirken Nogaylar’ın bölgeye yerleşimi ise daha sonraki yüzyıllarda gerçekleşmiştir.  Bu nedenle, sözkonusu bölgede yaşayan halka “ Çerkes “ dendiğinde, bölgede yaşayan başka gruplar mevcut değildi. Çerkeslerle aynı coğrafyada yaşayan Abazalar, Karaçay-Balkarlar, Nogaylar bile birçok kaynakta Çerkesler’den ayrılır. Daha uzak  coğrafyalarda yaşayan Osetler’e, Çeçenler’e, Dağıstan Bölgesi halklarına tarihte “ Çerkes “ dendiği iddiasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda da “ Çerkes “ adı altında, farklı örnekler olsa da genel olarak belli bir halk, yani çeşitli kabilelerden oluşan Adigeler kastedilmiştir.”

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

      “XVI. yüzyılın başında, 1502 yılında Kuzeybatı Kafkasya’da tetkik gezileri yapmış bulunan Giorgio Interianno, gezi sonunda kaleme aldığı , sözkonusu kitabında; Zikhler’in örf ve adetlerini açıklamasına başlarken şöyle der; “ Zychie, in Lingua volgarı, Grece et Latina cosichimati, et da Tartari et Turchie diamundati Circassi et in loro proprio linguaggio apellati Adige .”Bu paragrafta görüldüğü gibi, Interianno, Tatar ve Türkler’in de “ Circassi “ dedikleri toplumun, kendilerini “ Adige “ adıyla tanımladıklarını belirtmektedir. Bundan sonra “ Çerkes “ ve “ Circassiens “ adları, XVI. Yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Kafkasya üzerine yöneltilen ve sonu gelmeyen baskı ve saldırılarıyla dünya siyasal platformlarının güncel konuları arasına girmiştir.”

      “Kabardeyler’in de dahil olduğu Adige kavmi batı ve doğu olarak XV.-XVI. Yüzyıllarda iki büyük gruba ayrılmışlardır. Ayrılmanın ardından geçen zaman içinde, eskiden tek halkı(Adigeleri) oluşturan bu iki grubun kültüründe ve dilinde belirli farklılıklar meydana gelmiştir. Özellikle dilde oldukça değişiklikler olmuştur. XVI. Yüzyılda Rusya literarüründe “ Çerkesov “ , resmi yazışmalarda da “ Çerkasiy “ diye geçerdi. Maddi ve manevi kültürleri aşağı yukarı ayni olan bu grupların hepsi kendilerine “ Adige “ derler. Ve tek bir halk oluşumu süreci oldukça uzamıştır. “ Çerkes “ terimine dahil edilen Kabardeyler, Ruslarla iyi ilişkileri sayesinde ve güçlü tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile Kuzey Kafkasya’nın en önemli politik gücü haline geldiler. Kabardey feodalizmi bir “ Cumhuriyet “ olarak adlandırmak mümkündür. Nitekim “ Pshığa “( Feodal beylik )’nın babadan oğla geçmemesi, üç ayrı parlemento tarafından seçilmesi sözkonusudur.

      “ Pşı Xase “, “ Work Xase “ ve “ Lıhıhıuk’ol Xase “ ülke için önemli kararlar alan ve büyük bey ( Pşışhua ) Pşımyapşıj’ı seçen meclislerdir.”

      “XV.yüzyıldan itibaren XVIII. yüzyıllara kadar Kabardey şivesi uzun süre Kuzey Kafkasya’nın Uluslar arası dili olarak kullanıldı. Kabardey Prenslerinin adet ve töreleri ve onların aristokratik davranış kuralları konusu halkların hakim sınıflarında özenilmeye ve örnek alınmaya başlandı. Kabardey giysileri, müziği, dansları, şarkıları bütün Kafkasya’ya yayıldı. Özellikle, XV. Yüzyıl başları ve XVI. Yüzyıl arası dönemde Çerkes etnik adından Çerkesya ( Çerkes yurdu, Çerkes ülkesi ) şeklinde coğrafi ad türemiştir. Adige halkına verilen “ Çerkes “ adı, benzer nitelikli diğer grupları da kapsayacak şekilde kullanagelmiştir.”

      “Çerkes sözcüğünün kaynağına ilişkin Folker tarafından ileri sürülen teori, Türkçe ve Farsça yardımıyla türeyen “ Çerikes “, XVI.yüzyıl sonu ile XVII. Yüzyıl başlarında bir gezgin olan ve “ Karadeniz ile Tataristan’ın Betimlenmesi(1634)” adlı kitabında; “ Çerkeslerin kanlarının asaletiyle övündüklerini, Türk’ün de onlara, mert atlı savaşcı anlamına gelen ( Çerkes Sipaga ) adını vererek büyük saygı gösterdiğini “ yazan Emiddio Dortelli “d’Askoli tarafından da teyid edilmiştir.”

      “Birçok otoritenin Çerkesler’le ilgili tartışmaları sırasında bunu referans olarak almalarına rağmen Ernest Chantre “ Kafkas Antropolojisi Üzerine Araştırmalar “ adlı eserinde; Çerkesler’in M.Ö. 500 yıllarından itibaren tarih sahnesine çıkan antik bir millet olduğunu belirtmektedir. “ Çerkes “ adının nereden kaynaklandığını açıkladıktan sonra, şimdi de bu terimin anlamı üzerine ileri sürülen ve birer söylentiden ileri gitmeyen görüşlere bir göz atalım: M.F.Şöenü; “ Çerkeslerin Aslı “ adlı eserinde, “ Çerkes “ terimi ile ilgili olarak ileri sürülen çeşitli görüşleri inceledikten sonra, bu terimin tıpkı Adige( Adighe ) de olduğu gibi, ilahi ve dini bir kavram olduğunu ve güneşin torunları anlamını taşıdığını iki örnekle açıklamaktadır;

      1) “ Çerkes “ veya “ Sirkasiyen”( Circassiens ) tamamı millidir. Adige’nin dayandığı ( Aete )’nin yani güneşin oğlunun kız kardeşi anlamındadır. Bununla birlikte, O büyük mabudun kızı ve tıpkı erkek kardeşi gibi tanrılar ailesine mensup “ Girse “ veya “ Kirke “’nin adından türetilmiştir. Böylece, Çerkes veya Sirkas yine güneşin oğlu anlamına gelir.

      2) Çerkes veya Circese deyimi, bir çok eski zamanlardan beri Trakya’da da kullanıldığını biliyoruz. Eski tarihler, onlara ( Sarake ) veya ( Cerake ) diyorlar. Çerkesce ile ifadelerinde( T’har-Ague ) Tehareke, Yunanca söylenişi ile Çerake’dir. Anlamı da tanrının torunları yani ölümsüz oğlu ölümsüzler demektir. Çünkü, Çerkesce’deki Teha ( T’ha ) Yunanca’daki Dios kavramı karşılığıdır.

      D.Ahsen Batur, N.M. Budayev’in “ Memluk Tarihinden Bir Yaprak ( Kim bu Çerkesler )” adlı eserini takdim ederken, Çerkes adı üzerinde duruyor ve “ Çerkesler “, Kıpçaklar’ın en yakın akrabası olan bir Türk kabilesidir ve Batı Kazakları’dır. Hatta Kabardey halkının Oset( Asetin ) dilindeki “ Kasog “ ( Kaşgun ) adı da buradan gelmektedir.” Diye sözetmektedir. Bu görüşe ek olarak, Z.V. Ançabadze’nin bir Gürcü Vekayinamesinden yaptığı şu cümle çevirisi önemlidir,” Kıpçaklar Çerkestir.” D.Ahsen Batur, adı geçen eserde, D.P.Ivanov’un “ Karakalpaklılar’ın Tarihi “ adlı eserinde, Ortaçağda Rusya’daki Karakalpaklılar’ın diğer adının “ Çerkes “ olduğunun kaydedildiğinden sözetmektedir.”

      “N.Luxembourq, “ Ruslar’ın Kafkasya’yı İşgalinde Ingiliz Politikası ve İmam Şamil “ adlı eserinde, bu konuda şöyle diyor; “  Çerkes adının çıkışı pek bilinmemektedir. A.Namitok,”  Çerkesler’in Kökeni “ adlı eserinde, Mengrelyalılar’ın Çerkesler’e “ Kaçak “ adını verdiklerinden sözediyor. Bu kelime Rus kayıtlarında rastlanan ifadesine yakınlık arzetmektedir. Yine Namitok, Rus kaytıtlarında Peçenekler için “ İassi “ adının kullanıldığından sözediyor. Ruslar “ İassi “ ile “ Kosaklar”’ı ayni anlamda kullandıklarından Peçenekler’in Çerkesler ile ilgili olduğu ileri sürülebilir.” Diye sözetmektedir.”

      “Arsen Avagyan ise, “ Çerkesler “ adlı eserinde, aynı şekilde “ Çerkes “ terimi konusunda sayısız teori ve açıklama içinde, dayanakları diğerlerine göre daha sağlam olan üç kuramı( Grek yada Greko-Latin, İran ve Türk-Tatar) inceledikten sonra nihai görüşünü şöyle açıklar:

      “ XVI.-XVII. Yüzyıllarda “ Çerkes “ terimi oldukça yaygınlık kazanmış ve asıl Çerkesler’le( Adigeler’le ) akrabalık düzeyleri dikkate alınmaksızın bütün Kuzey Kafkasya Halklarını tanımlamak üzere kullanılmaya başlanmıştır. “ Çerkes “ teriminin etnik olarak Türki kaynaklarla bağlantısı olduğu, yayılmasını da Kırım Hanlığı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun sağladığı tezi gerçeğe daha yakındır. Kayıtlarda “ Çerkes “ terimine ilk kez XIII. Yüzyılda rastlanır.”

      “Ayrıca,  Çerkes  teriminin, Kuzey Kafkasya’nın savaşkan Dağlı Halkları’nın( Kafkaslılar’ın ) ve boylarının benzer yaşam biçiminin öne çıkardığı daha çok sosyal ya da coğrafi bir anlam içerdiği de ileri sürülebilir. Başta sadece Adige halkına yakıştırılan  Çerkeslik ( Adigelik ) sonradan bütün Kuzey Kafkasya Halklarına( Kafkaslılar’a) mal edilmiştir.”diyor. Gerçekten de, XVIII. yüzyıl ve XIX. Yüzyılın ilk yarısı arasında tarih literatüründe bazen yanlış olarak, Kafkasya ve dışında yaşayan   halklara da Çerkes demişlerdir. Kafkasya araştırmacısı V.K. Gardanov şöyle yazmıştı: “ XIX. Yüzyıl başlarında Çerkes adının çok geniş bir şekilde yorumlanışı ve coğrafyanın tamamını kapsaması, açık bir realiteye dayanıyordu. Çünkü o sırada Adigeler, komşu halkları etkileyen ve her yönüyle bölgenin hakimi olan bir etnik güç oluşturuyordu. Onlar Kuzey Kafkasya’nın en önemli halkını temsil ediyorlardı.” Diasporada belirli bir grubun “ Çerkes “ teriminin içine Kafkasya’nın tüm halklarını ekleyerek, genişletilmiş bir yorumu getirme çabaları, politik açıdan yanlış olduğu kadar, gerçeğe uymuyor.”

      “XIX.yüzyıldan sonra, yani Çerkesler’in Kafkasya’dan sürüldükten sonra Kafkas Halkları’nın tüm temsilcileri için “ Çerkes “ terimininin kullanılmasının tek nedeni Kafkasya’dan sürgün edilenlerin ezici sayısal çoğunluğunu asıl Çerkesler’in ( Adigeler’in ) oluşturduğundan kaynaklanıyor. Tarihte yabancılar tarafından verilen çeşitli adlar meyanında, XI.yüzyıldan itibaren dünya literatüründe yeralan “Çerkes” tanımlanmasından da anlaşılacağı üzere, Adige toplumu kastedilmiştir.”

     Mahmut Bi


Bu haber toplam 5442 defa okundu.


Semih Akgün

"D.Ahsen Batur, N.M. Budayev’in “ Memluk Tarihinden Bir Yaprak ( Kim bu Çerkesler )” adlı eserini takdim ederken, Çerkes adı üzerinde duruyor ve “ Çerkesler “, Kıpçaklar’ın en yakın akrabası olan bir Türk kabilesidir ve Batı Kazakları’dır. Hatta Kabardey halkının Oset( Asetin ) dilindeki “ Kasog “ ( Kaşgun ) adı da buradan gelmektedir.” Diye sözetmektedir. Bu görüşe ek olarak, Z.V. Ançabadze’nin bir Gürcü Vekayinamesinden yaptığı şu cümle çevirisi önemlidir,” Kıpçaklar Çerkestir.” D.Ahsen Batur, adı geçen eserde, D.P.Ivanov’un “ Karakalpaklılar’ın Tarihi “ adlı eserinde, Ortaçağda Rusya’daki Karakalpaklılar’ın diğer adının “ Çerkes “ olduğunun kaydedildiğinden sözetmektedir.”
Tahmin ettiğimiz gibi Mahmut Bi'nin kaynaklarından bazıları böyle düşünmektedir.
Ahsen Batur'u tanırız.
Çok iyi bir çevirmendir.
Fakat işte o kadar.
Bu görüşüne katılmıyoruz.
Yani Çerkesler, kesinlikle Türk kabilesi felan değildir. Ve hatta Çerkesler bir kabile felan da değildir.
Sayılarının minimum 12 olduğunu bildiğimiz kabilelerden oluşan bir ulustur.
Ve genetik; bugün itibarıyla yakın zamanlara kadar tartışmalı görülen bir çok konuyu aydınlatmaya başlamıştır.
Çerkes halkının genetik kodları G2a3b1 olarak işaretlendiği, bizi takip edenlerce bilinir;
http://www.facebook.com/home.php?sk=group_119544174764887&ref=ts
Ve Türk kurucu unsuru ise R1a1 olarak.
Aslında R1a1, Hint-Ari ve Doğu Avrupa genetiğidir.
Gerçek Ural-Altay-Sibir haplogrupu ise Q'dur.
Fin-Hun-Ugur ise N haplogrup.
İşin tuhafı Ural-Altay dil ailesi içinde Türkler'le beraber yeralan Moğollar C3 haplogruptandır.
Buna göre genetiğin geldiği noktada Çerkesler'in, Türkler'le ilişkili bir genetik durumu yok.
Sadece varolan ilişki, Türkler'in zamanında asimile ettiği ve halen asimile etmekte olduğu Çerkesler'dir.
Bu asimile grupların başını Karakalpaklar çekmektedir.
Karakalpakistan cumhuriyetinde yapılan araştırmalar genetik olarak özellikle Doğu Çerkesya'dan, Altın Ordu döneminde epeyce önemli oranda genetik bir sürüklenmeye işaret eder:http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&sl=en&u=http://archiver.rootsweb.ancestry.com/th/read/Y-DNA-HAPLOGROUP-G/2009-09/1252552640&ei=JBrmTaadEZDPsgbtramOCA&sa=X&oi=translate&ct=result&resnum=4&ved=0CDYQ7gEwAw&prev=/search%3Fq%3Dted%2Bkandell%2Bkarakalpakistan%2BG%2Bhaplogroup%2Buzbekistan%26hl%3Dtr%26rlz%3D1R2ADRA_trTR361%26biw%3D1327%26bih%3D650%26prmd%3Divnso
Başka:
http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&sl=en&u=http://archiver.rootsweb.ancestry.com/th/read/Y-DNA-HAPLOGROUP-G/2009-04/1238612421&ei=QBnmTf73MZGTswaE4_ScCA&sa=X&oi=translate&ct=result&resnum=2&ved=0CCYQ7gEwAQ&prev=/search%3Fq%3Dted%2Bkandell%2Bkarakalpakistan%2BG%2Bhaplogroup%26hl%3Dtr%26rlz%3D1R2ADRA_trTR361%26biw%3D1327%26bih%3D650%26prmd%3Divnso
Ve diğer:
http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&sl=en&u=http://archiver.rootsweb.ancestry.com/th/read/Y-DNA-HAPLOGROUP-G/2008-06/1214513399&ei=QBnmTf73MZGTswaE4_ScCA&sa=X&oi=translate&ct=result&resnum=1&ved=0CB0Q7gEwAA&prev=/search%3Fq%3Dted%2Bkandell%2Bkarakalpakistan%2BG%2Bhaplogroup%26hl%3Dtr%26rlz%3D1R2ADRA_trTR361%26biw%3D1327%26bih%3D650%26prmd%3Divnso

Kısaca artık insanları aldatmak kolay değil.
Gerçek ne ise o dur.
Fakat objektif biliminsanı sıfatıyla Mahmut Bi tüm hipotezleri yazacaktır.
Biz de doğru ile eğriyi birbirinden ayıracağız.

Teşekkürler Mahmut bey.
cherkessia.net'te köşe yazılarınızı da bekleriz.
Selamlarımla...

01 Haziran 2011 Çarşamba Saat 13:48
Mehmet Salih Elveren

Objektif tarih yazıcılığı, kendini bir taraf olarak hisseden için hayırlı ve akıllı bir istektir. Her yönüyle ele alınan her tarihsel olgu, gerçekler ile görülmek istenmeyenler arasında bir köprüde inşa edebilir. Çerkes ve Adige terimleri içinde bu böyledir. Başka ilgi alanımızda bulunan konularda. Birleşik olma ideali Kafkasya için her daim kalbimizin bir köşesine işlenmiştir. Bu bizi yani özelde Çerkes, Adigeleri sürekli kendinden özveride bulunma nokatsına taşımıştır. Öyleki bir gün baktığımızda her olay ve durumdan başkalarına adına bir sonuç çıkartır duruma girmişiz. Empatinin bu kadarıda fazla derim sayın Bi. Siz ne dersiniz? Biz Adiğeler bu soruyu sormak için çok geç kalmadık mı?

29 Mayıs 2011 Pazar Saat 21:41
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net