Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mahmut Bi: "Kafkas Halkları ve Adige - Çerkes kavramları" (1)
26 Mayıs 2011 Perşembe Saat 02:29
Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği “ Kafkas Halkları ve Adige - Çerkes kavramları” konferansı Ankara’da 07.05.2011 tarihinde yapıldı.

2 saat kadar süren konferansta yazar, Çerkes ve Çerkesya bağlamında önemli sorunları, tarihte ve bugün çeşitli bilim adamlarının görüşleri ile gezginlerin tanıklığında yorumladı.

Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği “ Kafkas Halkları ve Adige - Çerkes  kavramları” konferansı  Ankara’da  07.05.2011 tarihinde yapıldı.

2 saat kadar süren konferansta yazar, Çerkes ve Çerkesya bağlamında önemli sorunları, tarihte ve bugün çeşitli bilim adamlarının görüşleri ile gezginlerin tanıklığında yorumladı.

Konferansta bildirisini sunan yazar Mahmut Bi çok önemli konuların altını  kalın harflerle çizdi.

Şimdi konferans sunumundan önemli notlar.

I.BÖLÜM

“Son yıllarda Türkiye’de yaşanan demokratikleşme süreci içinde her birey kendi kimliğini, etnik kökenini, dini duygularını sorgulamaya başlamıştır. Asimilasyon ve yok olma endişeleriyle beraber bir kültürel uyanışta söz konusudur.”

“Anadolu toprakları etnik, kültürel ve dinsel itibariyle bir çiçek bahçesidir. Ancak, günümüze dek izlenen politikalar nedeniyle, Anadolu’da var olan etnik-dinsel-kültürel toplulukları ortak bir üst kimlikte bir arada tutacak siyasi örgütlenme tam anlamıyla başarılamadı. Bunun sonucu olarak, Anadolu’da var olan farklı kimlikler arasında yeni bir ayrışma ortamı doğmaktadır. Oysa bir arada ve birlikte yaşamayı esas alarak, farklı etnik-kültürel kümelerin kendi özelliklerini korudukları, özgürce geliştirebildikleri siyasal seçeneklerini rahatlıkla yapabildikleri bir ortamın oluşması gerekir. Farklılıklarımızı sorun değil, zenginlik kaynağımız olarak değerlendirmeliyiz.”

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kafkas kökenli Adigeler yani Çerkesler, Kürt açılımı ve dolayısıyla demokratik açılımı başladığından beri kendi gazete, dergi ve internet ortamında harıl harıl “ Adige “ ve “ Çerkes “ kavramlarını tartışıyor. Bu tartışmalarda “ Tanrının Çorbasını İçmiştik “ adlı, Büyük Çerkes Sürgününü anlatan biyografik romanın da etkisinin olduğunu söyleyenler de vardır.Adigeler de, dünyada adlandırıldıkları “ Çerkes “ kimliğiyle varlıklarını devam ettirmek için, Türkiye’de yaşanan demokratik yeniden yapılanma sürecine dahil olmak istiyor. Anadolu’nun, insanların birbirine yaklaştığı, birbirlerinden kuşku duymadığı bir ortama getirilmesi gerektiğini düşünüyor.”

“Adige toplumuna takılan Jarkaz’ın anlamı da “ toprağı işleyen “ yani tarıma dayalı “ yerleşik “ bir hayattan sözedilmektedir: Bu da ( Jar=Çer=Toprak ve Kaz=Kazmak, kesmek, bellemek, işlemek’ten) Türki dillerde ( Jarkaz ) olarak ifadesini bulmuştur.”

“Bugün dünyada ve Türkiye’de yoğun bir şekilde yaşayan Adigeler’in kültür ve kimlik arayışları şehirlerde ve metropollerde başlamıştır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Adigeler’in kültür ve kimlik için mücadele alanları, oluşturulan Çerkes kültür Dernekleri veya Çerkes Kültür Enstitüleri; Türkiye’ de yaşayan Adigeler’in kültür ve kimlik için mücadele alanları ise, Kafkas Kültür Dernekleri adı altındaki çeşitli sivil toplum Kuruluşlarıdır.”

“XX. yüzyıl içinde Sovyetler Birliği’nin dağılması olayı, Türkiye’deki Kuzey Kafkas Kültür Derneklerinde, yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Rusya’nın “ böl yönet “ politikası gereğince, artan mikro milliyetçilik söylemlerine paralel olarak, her halk gurubu kendi Ulusal adlarında, boy temeline dayalı Dernekler gündeme gelmiş ve çeşitlilik giderek artmıştır. Boy temeline dayalı Derneklerin kurulmasının faydalarının yanı sıra, varsa, mahzurları da zamanında tartışılması gerekirken bu yapılmadı.  Yaşar Güven’in de dediği gibi, Kafkas Halklarının diğeri olmadan ve de diğerine rağmen hayatta kalamayacağının bilincinde olması gerekiyor. Piyon olmaması gerekiyor. Bir Karaçay’la bir Adige’nin, bir Oset’le bir İnguş’un, Abhaz’la Gürcü’nün, Ermeni’yle Azeri’nin… düşman olmalarına neden olabilecek hiçbir sorun, fark, üstünlük veya başka bir şey yoktur. Tersinden okumalı ve dost olmak için pek çok nedenin olduğu ortaya konulmalıdır. Stanislav Lakoba,  Kafkasya yalnız bir bütün olarak özgür olabilir, diyor. “ Birleşik Kafkasya “ sözü bunu anlatmaktadır. Ancak, XX. Yüzyıl içinde giderek artan mikro milliyetçilik politikalarına paralel olarak, Adigeler hariç, her halk kendi Ulusal kimlikleri altında Derneklerini kurmuş ve Federasyon çatısı altında örgütlenme yolunu tercih etmişlerdir.”

“Bugün Kafkasya’da yaşayan Adigeler birbirlerine hitap ederlerken,” Adige” adını telaffuz etmektedirler. Bununla birlikte, Anadolu’da” Adige” ismiyle” Çerkes” ismi birbirinin yerini tamamlayan isimler olarak kullanma alışkanlığı yaratılmış ise de, zamanımızdaki son kuşaklar arasında” Adige” ismini bilmeyenlerin sayısı giderek artmaktadır.Öte yandan; Uluslararası platformlarda” Adige” yerine “Çerkes” Kimliği kullanılmakta olup, zamanımızda” Çerkes” adı bütün Dünyaca” Adige” adı yerine tescil edilmiş bir isim olmuştur.”

“Aytek Namitok’un aktardığı bir rivayete göre; Küçük Asya (Anadolu)’nun, özellikle Trabzon ve Sinop yörelerinde meçhul olarak yaşayan bir topluluk (araştırmama göre, Gaşkalar=Kaşkalar olabilir)  Tlepş adlı demircilik Tanrısı ve Mezıtha adlı Orman Tanrısına sadakatle bağlı idiler. Kaşkalar, Kafkas kültürünü Anadolu’ya taşıyan Kafkasya’nın yerli kabilelerinden başkası değildi.İnanç ve özgürlüklerini korumak için( gerisin geriye), deniz yolu ile Kuzey Kafkasya’ya, Adigeko şehrinin bulunduğu yere göç etmişler. Anadolu’dan gelen bu göçmenler, Kafkasya’da ticaretle uğraşan sakin ve konuksever Agoylar/Goylar ile bütünleşerek “Kutsal Thamafe tepesine komşu” Adigeko şehrinin (şimdiki  Tamakhinskaya’nın yakınında; Çerkes-Rus savaşları sırasında Adigeko, Rus birlikleri tarafından yıkılmıştır) adından mülhem olarak “Adige” adını almışlardır."

” Adige” adı Greko-Romen kaynaklarında, M.Ö. V. Yüzyıldan itibaren gerek telaffuzuna en yakın tarzda “Attıque” (Attıke) ve” Atekh” biçimlerinde yazılıp telaffuz edildiği ortaya çıkmıştır. Yine” Adige” adının, Babil-Asur çivi yazılı metinlerinde” Hatti” (Hattikhe), Mısır Hiyoroglif yazılı metinlerinde ise,” Attekh” (Khita) biçimlerinde kayda alındığı anlaşılmaktadır.”

“X.Yüzyılda; İmparator Jüstinien’den yaklaşık 400 yıl sonra (913-959) yılları arasında Bizans İmparatoru olan Constantin Porphyrogenete, İmparatorluğun yönetimi adıyla kaleme aldığı, kısa bir coğrafik ve etnoğrafik kitap ile,” Adıgey” (Çerkezistan) adıyla tanınan Kuzeybatı Kafkasya hakkında etnik ve coğrafik bakımdan çok değerli ve ilginç bilgiler vermiştir.”

 “Ali Keskin (Çürey);” Adighe adının (AD-I-GHE), A’D, A’DE, A’T, A’TE, DI ve TI sözcüklerinden oluşan ve babanın sulbünden gelen bir sözcüktür”, der.

 M.Çunatıkho İzzet Paşa, Adige sözcüğü ile ilgili olarak şunları belirtiyor;” Çerkesler”’in şimdiki  ulusal adları” Adige” veya” Atti-khe/Attı-xe/Adige” olup, bu ad halk söylencelerinde, şarkılarda, efsanelerde sıklıkla geçen” Ant” sözcüğünden türemedir. Sözcüklerin sonundaki” –che,-xe” takısı çoğul takısı olup, Antlar demektir.Çerkeslerin kimi eski şarkılarında Çerkes Halkı” Ant “sözcüğü ile ifade edilir,” der.” 

“Şora Noghamuka; ilk defa 1861 de oğlu Evristan tarafından bastırılan” Çerkes Tarihi” adlı eserinde;” Milletimizin bugüne kadar muhafaza edilen ve şiirlerde, şarkılarda ve pek çok eski rivayetlerde geçen gerçek adı” Ant”dır .Fakat bu ad  zaman geçmesiyle değişikliğe uğrayarak” Adıghe” ya da T harfi hafifletilerek D harfi ile değiştirilmiş ve sonundaki Xh (Khe) kısmı asıl ada eklenerek Adighe olmuştur,” demektedir.”

“H.Aşemez, Adige adının kökeni için şunları söylüyor; “Yunanlılar ve önceleri İyonyalılar’ın Adigey kıyılarında sömürgeler kurdukları M.Ö.VI.yüzyılda Adigey’de çok sayıda yerli kabile bulunuyordu. Bunlardan Azak Denizi (Xı Mıutve) kıyısında bulunanları, kendilerine mıutvexer (Yunan telaffuzu ile Meotlar yani Azak Denizliler) adını veriyorlardı. Bunlar Karadeniz (Xı Cuisve) kıyısında oturanlara (Sind, Kerket, Toret, Pses, Dane, Haniox, Zikh, Abasg v.b.) da Dexxer (öbür Denizliler=Adexxer) adını verdiler Azak Denizi’ne göre, öbür tarafta bulunan Deniz anlamına gelen” Adexı” ve burada oturanlar için kullanılan” Adexxer”(Karadenizliler) deyiminden sonraları günümüzdeki” Adige” (Adıghe) adı türemiş olmalıdır”, der.”

“Gunekho Pic’e,” Adige” sözcüğünün anlamı için şunları söylüyor;”  Çerkes Kabilelerinden Adigeler’in isminin anlamı bir çok dilci tarafından açıklanmaya çalışıldı. Açıklama şekilleri güneşe veya bölgeye bağlıdır. Günümüzün Çerkes dilcisi Hadegattle Asker, “Nartlar” adlı eserinde; Adige kabilelerinin bazıları Karadeniz’in etrafında oturmaktaydılar. Diğer kıyılarda oturanların bazıları karşı kıyıda oturanlara” Adexxer” demişlerdir.Anlamı ise, denizin karşı kıyısıdır”.Adexxer” zamanla” Adige” şekline dönüştü. Şu halde, Adige kabileleri tarihin tanıdığı en eski toplumlardandır.Kendi inanışları gibi, güneşle yaşama geçmişler ve adları da güneştir.Güneş ise Adige dilinde” Dığe” dır.A şekli ile de Adige olur ki,( O Güneş) anlamına gelir. İsim toplum ismi olunca Güneş neslini ifade eder” der.

M.Fetgeri Şöenü,” Adige” adı tarihte Strabonos’tan beri bilindiğine işaret  ederek, altı değişik kökten türetilebileceğini ortaya koymuştur. Fakat aynı derecede de kuvvetli ve aynı kaynağa üç kuram üzerinde duruyor;

1) Çerkeslerin atası olan Hatti veya Hattul’ların adından gelir.Hatti-he (Hatti-khe) veya Hattu-he (Hattu-khe) dir.Bunlar yani Adigeler Güneş tanrısının oğullarıdır. Yani eski devrin büyük tanrısının soyundandırlar.

2) Adige (Aete) den gelmektedir. Aete ise, Nimef-Perse’nin Güneşten olan oğlu ve Çerkesler’in tanınmış tanrısı (Circe) Sirse veya Kirke’nin kardeşi Kolgita (Colchida) nın hükümdarıdır. Şu halde Aet-he (Aet-khe) kökünden gelen” Adige” (Adighe) yine Güneşin oğlu demektir.

3) Çerkesçe’de”Dığe” güneş demektir. (A-dığe-he) Güneşe mensup olanlar anlamını doğrudan doğruya verir. Çünkü,  Çerkesçe’de He ilgi edatıdır. Aynı zamanda Ğa semavi tanrısal demektir. “ Adige” semavi, yani Güneşe mensup olan babamız anlamını verir.

Eski zamanlarda, özellikle Kafkasya’da en büyük tanrı olarak Güneş  kabul ediliyordu.”

“İsmail Berkok; Adige ve Çerkes sözcükleri arasındaki anlam farklılıklarını;” Her  Adige Çerkestir; Her Çerkes Adige değildir.” demek suretiyle ortaya koymaktadır. Ve anlamı şudur: Adige=Çerkes. Çerkes kelimesi ise, XV. yüzyıldan itibaren tüm Kuzey Kafkasya halkları tarafından benimsenen addır. Dolayısıyla Çerkes kelimesi asıl Adigeleri oluşturur.”

“Edmund Spencer, Adigeleri şöyle tarif ediyor; “ Çerkesler kendilerini yalnız Atteghei( Adıgey=Adige ülkesi “ adı ile çağırıyorlar ve ( Atte ) Boğaz, ( Ghei ) Deniz demek olduğundan bu isim deniz kıyısındaki dağlık ülkede oturanlar anlamına geliyor.”

“paragrafta görüldüğü gibi, Interianno, Grek ve Latinlerin “ Zychie “, Tatar ve Türklerin de “ Circassi( Çerkes ) dedikleri toplumun, kendilerini “ Adige “ adıyla tanımladıklarını belirtmiş bulunuyor. Tamara V. Polovinkina da eserinde; Leonti Yakovleviç Lyulye ve Şövalya Taitbout De Marigny gibi Avrupalı yazarların,” Çerkesler kendilerine Adige derler.” Diye yazdıklarından sözetmektedir. Baturay Özbek, “ Adige “nin ortaya çıkışı ile ilgili olarak; “ Yabancılar bu halka “ Çerkes “ terimini, Yunanca sözcüklerden üreterek kullanıyorlarsa da, V.yüzyıldan itibaren(kendileri) kendilerine “ Adige “ demişlerdir. Bu tanım, zamanımıza kadar gelmiştir. Bu yüzyıldan itibaren de tek dil, tek ulus olan Adige milleti gelişmeye başlamıştır.”diyor. Merzey Halis Bulşen, bu konuda şöyle diyor; “ Kafkas kökenli olup, beyaz ırkın en saf temsilcisi olan ve kendilerine özgü, insan onurunu yüceltici adet, anane ve toplumsal görüşleri içeren Kafkas kültürüne sahip insanlara “ Adige “ denir. Adige hem kan verasetini ve hem de kültür verasetini birlikte ifade eden bir kelimedir.” Adigelik “ ise, Adige adet ve ananesini benimseyerek yaşamak demektir. “ Adiyağa “’ya gelince, Adige toplumuna layık ahlak ve karekter sahibi olmaktır.”

“XIX. Yüzyılda Kafkasya’dan ve Rumeli topraklarından gerçekleşen zorunlu göçler ile ilgili olarak Avrupa, Rusya ve Osmanlı arşiv belgelerinde “ Adige “ adı yerine “ Çerkes “ ve “ Muhacirini Çerakise “ adıyla tescil edilmişlerdir. Kendi aralarında “ Adige “ adından başka bir ad kullanmamış bulunan bu halk, öz vatanlarından sonra öz adlarını da kaybetmek zorunda bırakılmıştı.”

“1991’de Nalçık’da toplanan sözkonusu kongrede, DÇB komitesince alınan bir kararla,” Adige( Çerkes)  halkının sürgün edildiği 21 Mayıs tarihini  Sürgün ve Soykırımı Anma Günü( Kara Gün )” olarak bütün dünyaya ilan etti. Bu olaydan sonra, 1991 Aralık ayında SB’nin dağılması ile birlikte beliren özgürlük ortamı ve buna bağlı olarak gelişen bağımsızlık hareketleri Kafkasya’da yaşayan etnik gruplar arasındaki çatışmaları da su yüzüne çıkardı. Çatışmaların en büyük sebebi Çarlık Rusya’sının Kafkasya’da uyguladığı “böl-yönet” politikasının SB ve 21 Aralık 1999’da Alma Ata’da imzalanan anlaşmaya istinaden oluşturulan BDT içinde yeralan RF tarafından da ayni şekilde etnik bilinci istemeyerek teşvik eden uygulamasıdır. Sovyetler Birliğinin Perestroika politikası neticesinde, Kafkasya ile kurulan ilişkilerle Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalılar  Kafkasya’daki Cumhuriyetler’den etkilenmeye başladı . Etnik bazda kurulmaya başlanan yeni bazı organizasyonlar sayesinde etnik gruplar kimliklerine sahip çıkmaya, Rusya ve Türkiye’deki menfi uygulamalara yüksek sesle eleştiriler getirilmeye başlandığına tanık oluyoruz.

Nitekim Kalmuk Yura’dan sonra DÇB başkanlığı, DÇB’nin gerçek sahipleri tarafından yürütülmeye başlandı. Çeçenya’nın işgalinde takındıkları tutumla çizgileri herkez tarafından anlaşılan Boris Akbaş, Hafıtze Muhammed, Nakhuş Zawurbi, Megetey Abdullah, Kozoka Tole, Wahkuta Aleksander gibi bu elit grup artık Moskova’dan aldıkları emirleri pervasızca uygulamaktan çekinmiyorlardı.”

“XXI. Yüzyılda dünyada özgürlükçü, bireyin ön plana çıktığı değişmeler kaydedilirken, bir dünya devleti olan RF, Fedarasyon içinde yeni bir yapılanmayla 7 Fedaral Bölge (Ogruk) oluşturdu. Bu bölgeler içinde en küçük olan KKFB, bir vali tarafından yönetilmekte olup, ( Stravropol Kray ile Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya, İnguşetya, Çeçenya ve Dağıstan Cumhuriyetleri “’nden oluşmaktadır. Adige Cumhuriyeti( Adigey ) ile Krasnador Eyaleti( Kray ) ise, Güney Fedaral Bölgesi içinde kaldı. Adigeler bir kez daha yeniden bölündüler.Bu olay Adigeyin yok edilmesi projesinin bir ayağıdır. Adigey, bu suretle idari açıdan oluşturulan Federal Bölge Valiliğine bağlı Kaymakamlık düzeyine indirilmekte, daha sonraki aşamada  XXI. Yüzyılın ortalarına kadarki süre içinde siyasi varlığına son verileceği apaçık ortadadır.”

“DÇB’nin 2010 nüfus sayımında kullanılmak üzere kendilerini Çerkesler’in alt etnik gruplarından sayanların tümünün Çerkes=Adige olarak yazılması için yaptığı başvuruya Rusya Bilimler Akademisi’nin 25 Mayıs 2010 tarihinde verdiği cevapta; “…Çağdaş araştırmalar Ubıh, Şapsığ, Adige, Çerkes ve Kabardeyler’de etnik özbilinç ve geleneksel kültür temelinin ortak olduğunu ortaya koyar. Bu da adı geçen grupların tek bir Çerkes ( Adige ) üst Ulusunu ( Kimliğini ) oluşturduğunun kanıtıdır.”diye sözetmektedir.

Bunun üzerine, DÇB, 2010 yılında yapılacak ulusal nüfus sayımı  ile ilgili olarak Adige Xase’lere yaptığı 5 Ekim 2010 tarihli çağrıda özetle şöyle demektedir;

“…Etnik isimlendirme ve geleneksel kültürel ögeler ( Ubıh, Şapsığ, Adıgey, Çerkes ve Kabardey’ ) ortaktır.Sözkonusu alt etnik gruplar anadilde bir isimlendirmeye “Adige” ismine sahiptirler…”, “…DÇB tüm bu alt etnik grupların Rusça “ Çerkes “ olarak(doğru) isimlendirilen ulusu oluşturdukları prensibini desteklemektedir. Bu yaklaşım derin tarihi köklere sahiptir. Ulusundan her fert, alışık olageldiği etnik grupların lokal isimlendirmelerini (Şapsığ, Ubıh, Adigeyli, Kabardeyli v.b. ) terk etmeye,yetersiz bigilendirme ve düşünsel atalet nedeni ile hazır değildir. Fakat bu onların Çerkes olmadığı veya Çerkes ulusunun bir parçası olmadıkları anlama gelmez…”

“Adige halkı, tarihsel süreçte kendi aidiyetiyle dünyaya gerçek kimliğiyle kendini tanıtamadı. Rusya’nın “böl-yönet” politikası paralelinde Türkiye’de ve diğer ülkelerde( beklide farkında olmadan ) bu felsefeye uygun olarak faaliyette bulunan Kafkas Dernekleri yönetimleri de olaya ( Adigeliğe ) sahip çıkamamışlardır.”

“Adigeler’in bir millet olarak kalabilmesinin üç ana saç ayağı vardır:

1) Adiğeğır ( Adige kültürü ).

 2) Adiğebzer ( Adige dili ).

 3) Adiğe Xuekır ( Adige vatanı ).

Adige sofrası  Ane , üç ayaklı olmazsa yıkılır. Biri eksik olursa olmaz. Üçüne de gerek ilgi ve önem gösterilmelidir.”

Mahmut Bi


Bu haber toplam 2805 defa okundu.


Sosruqua

Ben de benimseme konusuna odaklanmamıştım Hakan bey, sadece o örnek üzerinden gittim. İfadede çelişki yok, nasıl baktığımıza bağlı. Belki biraz daha net ifadelerle açıklanabilirdi ama ben bir çelişki görmedim. Zaten başta belirttiğim gibi çelişki olarak algılamakta haklısınız ancak nasıl baktığımıza bağlı bazı ifadeler. Olayı kişiselleştirmiyorum, sayın Bi'nin kıymetli çalışmaları olduğunu ben de biliyorum ancak ben burada savunma veya saldırı hattı olmaktan ziyade geniş bakabilmenin daha iyimser olacağını düşünüyorum.
Yalnız Hakan bey şu kısımla ilgili didiklemenize de dikkat çekerim:
""Yaşar Güven’in de dediği gibi, Kafkas Halklarının diğeri olmadan ve de diğerine rağmen hayatta kalamayacağının bilincinde olması gerekiyor. Piyon olmaması gerekiyor..." "...Stanislav Lakoba, Kafkasya yalnız bir bütün olarak özgür olabilir, diyor. “Birleşik Kafkasya“ sözü bunu anlatmaktadır..." şeklinde ki cümlelerin hemen akabinde "Ancak, XX. Yüzyıl içinde giderek artan mikro milliyetçilik politikalarına paralel olarak, Adigeler hariç, her halk kendi Ulusal kimlikleri altında Derneklerini kurmuş ve Federasyon çatısı altında örgütlenme yolunu tercih etmişlerdir” deniyor."

Yani öyle zorlama çıkarımlar yapmışsınız Berkok paşanın cümlesinden daha fazla ihtilafa neden olmayacak şeyler içeriyor. Bizce bi çelişki yok, sizin mikromilliyetçilikten anladığınız veya böl-yönet için algıladığınız şeyler biraz farklı sanırım.

28 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 15:14
Şevcen Burhan

Değerli kardeşim Hakan bey, bence Mahmut BEY'in bu sunumunda aklınıza takılan ve epeyce detaylı olarakda dökümünü yaptığınız kurgusal yanlışlıkları kendisine yöneltirseniz daha doyurucu cevaplar alabilirsiniz kanaatindeyim. Sayın Bi bu konulara yıllarını vermiş değerli bir kültür insanımızdır. Saygı duyulan bir şahsiyettir.
Diğer yorumcu kardeşler onun sunumu konusunda sadece sizin kadar söz hakkına sahiptir diye düşünüyorum.
Allaha emanet olunuz.

28 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 13:13
Hakan Saygun

Sayın Sosruqua,

Hani "tevazu gösterme gerçek sanırlar" lafı var ya. Sizinki de o hesap. Anlamlandıramadım diyince siz beni anlak fakiri sandınız. Ve tüm açıklamanızı sorularla dikkat çektiğim çelişkilere değil de benim "anlamlandıramama özürüm" üzerine yoğunlaştırdınız. Bu yüzden işi "Ne kadar anlatırsan anlat anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır" vecizesini de didaktik üslubunuza eklemleme gayretkeşliğine vardırdınız.

Oysa insanlar bu veziceyi sürekli karşılarındakine değil de kendilerine yöneltseler problem ortadan kalkacak.

Zira Anlamlandıramadığım şey, Çerkes ve Adige kavramlarının etimolojik serüveni değil, alıntı yapılan yazarın cümlelerindeki kurgusal çelişkilere dairdir. Çerkes kavramının ne ifade ettiğini en az sizin kadar biliyorum. Kavramın tarihsel sürecine de, sosyolojik evrimine de oldukça vakıfım. Çerkes adının asıl Adigeleri kastettiğinin de bilincindeyim.

Vurgu yaptığım şey "benimseme" konusu da değildi.

Dolayısıyla açıklamanız dikkat çektiğim sorulara dair bir açılım getirmekten uzaktı. Sanırım perdeyi biraz daha aşağıda tutmak gerekirdi.

28 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 11:51
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net