


Usame bin Ladin, ölümü (veya sırf ölüm haberi) “ABD ve Müslümanlar arasında karanlık bir çağın sona erdiğinin müjdesi” olarak algılanan bir isim olduğu halde neler olup bittiğini birkaç bürokrattan başka hiç kimse bilmiyor. Bin Ladin’in bu operasyonda öldürüldüğü haberini doğru kabul etmek şartıyla, bunun sebebi olarak aklımıza ilk gelen, Obama’nın yaklaşan başkanlık seçimlerinde avantaj elde etme isteğidir. Usame bin Ladin gibi yakın tarihin en büyük suçlusu ilan edilen, yakalamak uğruna savaşlar açılan bir ismin ölüm emrini veren kişinin başkanlık yarışında öyle ya da böyle bir avantaj sağlayacağı açıktır. Fakat Amerika, 11 Eylül itibariyle dünyada estirdiği tedhiş havasını Usame bin Ladin figürü ve terörle savaş anlatısı üzerinden yürütmüşken, bir başkan’ın bu figürü ortadan kaldırmasının yahut altın yumurtlayan tavuğu kesmesinin marjinal mâliyeti çok yüksek olurdu. Dolayısıyla da Obama isterse oy oranını artırmış olsun, onun seçimlerde avantaj elde etmesi Usame bin Ladin’in öldürülme sebebi değil sonucu olabilir ancak.
General Patreus CIA başkanı olarak, şu anki CIA başkanı Leon Panetta ise Robert Gates’in yerine Savunma Bakanı olarak atandı. Bu atamalar ile Usame bin Ladin’in öldürülmesi arasındaki kronolojik ilişkiye dikkat çekenler de var. Ancak dikkatlere sunulan bu kronolojik ilişkinin açıklama gücü yok. Bu ilişkiden kalkışla muhtemel bir izah bulunsa bile, Usame bin Ladin’in bu bağlamda ortadan kaldırılmasına niçin değdiğini de bu izahta ortaya koymalıdır. Ben daha çok bürokratik isimlerin Obama yönetimine “Usame hediyesini” verme karşılığında yeni görevlere atanarak ödüllendirilmiş olmaları ihtimalini hesaba katıyorum. Tabii bu da bir sebep değil bir sonuç olabilir ancak.
Benim ilk kanaatim ise şu: Arap Devrimleri, terörle savaş anlatısını, İslam dünyasına savaş ve işgal yoluyla demokrasi ve insan hakları götürme iddiasını özellikle de Arap dünyasında saha dışına doğru öteliyor. Arap ülkelerinde işgale mâruz kalabilecek ülkelerde yaşanmakta olan halk ayaklanmaları, demokrasi ve insan hakları iddiasıyla işgal projeleri hazırlamanın gerekçesini ortadan kaldırdı. Kısacası hem Usame bin Ladin figürüne ihtiyaç kalmadı hem de İslam dünyası ile gerilimi azaltmak için bu figürü ortadan kaldırma yoluna gidildi. (Mısır’daki devrimin Filistin’de Hamas-Fetih uzlaşması şeklinde tezahür etmesine benzer bir gelişmedir bu.) Halk ayaklanmalarının süpürücü etkisi öylesine kuvvetli ki Batının kendine dost bildiği otokratik rejimlerin-hanedanların bile bu süreçten sağ çıkması çok özel bir çaba ister.
Batının 2004 yılından beri eğitim verdiği siviller eliyle Arap dünyasındaki devrimleri yönettiği iddialarını abartılı bulmakla beraber Batının söz konusu siviller ve sivil toplum kuruluşları eliyle devrimlere mecra vermek için çabaladığına inanıyorum. Ancak bu, ayaklanmaların Batıyı gafil avladığı gerçeğini değiştirmez. Arap dünyasında bir şekilde değişimin vuku bulacağı beklentisi zaten vardı ancak proje sahiplerinin zamanlaması ile ayaklanmaların zamanlaması çakışmadı. Zaman faktörü, her hangi bir plan-projeyi altüst etmeye yeterlidir. Halk ayaklanmaları, tüm hesapları bozan bir gelişme oldu. O halde Usame bin Ladin’i öldürerek Amerikalılara istedikleri kurbanı verip İslam dünyası ile ABD arasındaki yüksek gerilimi hafifletme amacı anlaşılabilir bir politikadır çünkü yüksek gerilim artık gayesini dolayısıyla da manasını kaybetmiştir. Hatırlanmasında fayda vardır: Obama yönetimi, 2010 Mayıs’ında yayınladığı güvenlik belgesinde İslam dünyasında büyük tepki çeken terörle savaş terminolojisini kullanmaktan vazgeçmişti. Arap dünyası devrimlerle çalkalanırken Obama yönetiminin bir efsaneyi denize fırlatarak bu terminolojinin ifade ettiği politikalarla arasına devrim anında mesafe koyması birbiriyle uyumludur da.
İşte Obama’nın yeni gelişmeleri seçim kazancına tahvil etmesi ancak ülkenin algılanan çıkarları ile başkanın dar çıkarlarının bağdaştırıldığı böylesi bir bağlamda mümkün olabilir.ABD’de terörle savaş, sonsuz savaş gibi çatışmacı bir siyasetin Amerika için olumsuz siyasi, iktisâdi ve askeri sonuçlarına dikkat çeken bahse değer bir muhalefet var. Bu kesimlerin talepleri ile İslam dünyası-ABD geriliminin hafifletilmesi arasında doğrudan bir ilişki, bir mutabakat da mevcuttur.
Ancak terörle savaşın gelecekteki seyrinin bu mutabakat çerçevesinde şekilleneceğini söylemek için vakit çok erken. Şimdilik görünen, tüm ağırlığın başka bir terminolojiyle Güney Asya’ya kaydırılacağıdır.
Hillary Clinton’ın “"El Kaide ve terör mücadelesi çabaları hiç bir şekilde bu ölümle sonlanmayacaktır. Bundan sonra bizde bu çabalarımızı iki hatta üç katına çıkartmak zorundayız. Afgan halkına daha güvenli bir ülke kurabilmeleri için çalışmalarımız ve yardımlarımız devam edecek” sözlerini daha çok Güney Asya ve Pakistan merkezli bir çerçevede değerlendiriyorum. Gelen haberlere göre ABD askerleri, bu operasyonu Pakistan’dan habersiz yaptılar. Usame bin Ladin’in Pakistan topraklarında Pakistan yönetiminin haberi ve işbirliği olmaksızın öldürülmesi, sürekli tâciz altında tutulan Pakistan’a terör destekçisi başarısız devlet / haydut devlet imajını vermek ve Afganistan’daki nüfuzunu kırmak isteyenler için kullanışlı bir bahane sunmaktadır. Usame bin Ladin’in Pakistan’daki varlığının sübutu, hiç de uzak olmayan bir gelecekte Pakistan’ın (dolayısıyla da İslam dünyasının) başını ağrıtacak niteliktedir. Usame bin Ladin sonrasında başarısız devlet-haydut devlet terminolojisinin Güney Asya üzerinde daha sık kullanıldığına şahit olabiliriz.
Kaynak: http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=158159
Konuyla ilgil eleştirinizin ve bakışınızın ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.Bence dünyanın bu yüzünü kaçırıyoruz ve bu olayların sonuçları orta-uzun vade de hem halk hemde ülke olarak Çerkesleride bağlayacak politik alan daraltmaların belli başlı adımlarıdır.Aynı gezegende yaşıyoruz ve doğasından siyasetine olan her şey herkesi etkiliyor ve etkileyecek bence.Selamlar
07 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 13:20