


İlkokula başlamak için babasının elinden tutarak bahçeden içeri girer çocuk. Babası kadar büyük bir adam, önce babasına sonra da eğilerek kendisine bir şeyler söyler. Sıkılarak ve biraz da tedirgin babasına bakar:
“Baba ne diyor bu adam” diye sorar Çerkesçe… Evet o çocuk benim babamdır ve Türk dilini okula başladığında duyar ilk kez ve öğrenir. Daha sonra A.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirip avukatlık, hukuk danışmanlığı, siyaset ve şirket yöneticiliği yapacak kadar öğrenir Türkçeyi. Annem de benzer süreçlerden geçerek Vakıflar Bankası müdür muavini iken emekliye ayrılır. Yani çocukluk, gençlik ve evliliğinin uzun bir dönemi boyunca Çerkesçe’ye oldukça hakimdir O da.
Üç erkek çocuk dünyaya getirirler ve evde, köyde, düğünde-dernekte bu çocukların hayatında Çerkes kültürü, disiplini, eğitimi hep hakim olur. Çerkes diline gelince ; O, anne ve babanın çocuklardan gizli konuşacakları zaman devreye giren bir şifre dili haline gelir. Rahmetli babam yıllar sonra Kafkasya’ya gelip gitmeye de başlayınca “Biz nasıl böyle bir hata yaptık, çocuklara anadillerini öğretmedik” diyerek özeleştiri yapmıştır.
O çocukların en küçüğü 21 yaşında anavatanına döner. Aslında tam Türkçe de sayılamayacak soyadını (Kanbolat) değiştirerek dedelerinin soyadını alır (Berzeg).
Benim gibi anavatanına dönüp yerleşmiş olan Sjaje Mehmet, bir sohbetimizde şöyle demişti ; “Memlekete geldiğimizde dört kelime Adığece biliyorduk, onların da üçü yanlış çıktı, tek kelimeyle kaldık ortada...” İşte benim durumum da böyleydi geldiğimde. Aradan geçen yılarla birlikte anadilimi kendimi ifade edebilecek duruma getirdim.
Bazıları hayatta en büyük mutluluk evlattır derler. Benim en büyük mutluluğum, anadiliyle ilişkisi bu durumda olan benim gibi birisinin evladının ağzından dökülen ilk kelimelerin Çerkesçe olmasıdır. Evet bizler tüm akrabalarımızı, arkadaşlarımızı, alışkanlıklarımızı geride bırakıp yeni bir hayata başladık. Bu elbette zorlu ve travmatik bir süreçti. Ama o süreçte aldığımız yaraların merhemi çocukların ağzından dökülen Çerkesçe kelimeler oldu. Sadece ve tek başına bu örnek bile benim açımdan dönüş düşüncesinin pratikteki zaferi ve haklılığının kanıtıdır.
Yazımı sonlarken üzüntü duyduğum bir konuyu (soruyu) da dile getirmek isterim; Diasporada yazıp çizen,haritalar oluşturan, son zamanlarda “siyasallaşan” vb. Thamatelerimizin çocukları (ve hatta kendileri), bizim çocuklarla hangi dilde konuşacaklar acaba?
Serkan Berzeg - Maykop
Sayın Canberk
Desteğiniz için teşekkür ederim.Ben de yazmak istiyorum ancak hazırladığım son 2 yazı (gazetecilik deyimiyle) elimde patladı çünki sayın Hatko Schamis benden önce ve benden daha güzel bir Türkçe ile yazdığım konuları ele alan yazılar yazdı.Aynı durum sn.Huaj İbrahim için de geçerli imiş.Bu da sn.Hatko'nun üretkenliğini gösteriyor...
Serkan bey yazınızı beğenerek okuduk ve yine yazarsınız diye bekliyoruz.Umarım bu konuda bizleri üzmezsiniz
18 Nisan 2011 Pazartesi Saat 12:14Çok hoş bir anlatım ve net bir mesaj...
07 Nisan 2011 Perşembe Saat 20:45