Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huaj İbrahim: Yol veya Senaryo-2
16 Şubat 2011 Çarşamba Saat 17:46
“Dönüş” amaç değildir doğal hakkımız olan, kurulacak ÇERKESYA’ya hizmet etmesi gereken bir araçtır!

Bir önceki yazımda fazlaca duygusal olduğumu ve kılavuzluğa soyunduğumu düşünen, okurkenki tebessümlerini hissettiğim arkadaşlara selam olsun. Yorum bölümüne RF yönetim sistemiyle ilgili yazısıyla katılan saygıdeğer büyüğüme teşekkürü borç bilirim. Yazımın maksadı kesinlikle hiçbir şahıs veya kurumu incitmek, küçümsemeye yönelik değildi. Ve olamaz! Çünkü Türkiye’de bıraktığım, halkım ve vatanımla ilgili fikir ve duygularımı anlayamayan, diasporadaki insanlarımızın aynası bir annem var. Yıllar boyu “Dönüşün” önemi ve gereğini anlatamadığım akrabalarım var. (Ve bu yüzden kendimi uzun süre suçladım.)

Karamsarlığı körüklemek ise xabzeye ve dolayısıyla bana yakışmaz. Sanırım benimkisi ziyadesiyle diasporadan beraberimde getirip üzerimden atamadığım durum tespiti yapma alışkanlığıdır?! 150 yıla yakındır yaptığımız bu değil mi? Durum tespiti! Öyleyse, bende öyle devam edeyim şimdilik. Dünyada gelmiş geçmiş halklardan çok azının övünebileceği zengin bir tarihe sahibiz. Halkımızın, düşman kim olursa olsun ne kadar sayıca üstün olursa olsun, savaşlarda gösterdiği cesareti, her zaman saygı uyandırmıştır. Fakat bugün ve çok uzun bir dönemdir, toplum bilimcilerin ve toplum psikolojisi uzmanlarının tartışmalarına konu olabilecek kronik korkumuzu yenemedik, yenemiyoruz. Öyle değil mi?

Eylemle doğruluğu ispatlanması gereken düşünceleri korkumuzdan çoğu zaman bir kenara atmadık mı? Bazen ise korkularımızı birkaç dakika frenleyerek, kanımızdaki adrenalini yükseltmek için dönüş şiirleri okumadık mı düğün sonrası toplantılarda? “Dönmeliyiz…” , “Ben gerçi dönüşçüyüm de henüz vakit gelmedi…” vs. gibi klişe, bir türlü arkası gelmeyen laflarla korkumuzu örterek, avutmadık mı kendimizi ve halkımızı? Zararın artık neresinden dönmek gerektiğine bir türlü karar veremeyip kara geçmekten korkmadık mı? Nedense yalnız kalmaktan veya onları kırmaktan korkup bizimle alakası olmayan halkları kendi istekleri dışında ÇERKES ismi altında toplamaya kalkışmadık mı?

Çerkes halkının hak ve çıkarlarını korumak için ne yaptık bugüne kadar? Elle tutulur olmasa da, acınası muhaceret tarihimizde söylemlerimizin ispatı olarak, durum tespiti ve bitmez tükenmez kahramanlık hikayelerini anlatmak haricinde yapılan herhangi bir somut çalışma gösterir misiniz bana? Kendimizi saymaktan bile aciz, nereden uydurduğumuz belli olmayan nüfus tahminimizle son zamanlarda 7-8 milyona (?) vardırdığımız rakamın yüzde kaçı konuşmak harici bir şey yapmıştır?

Bakış açımdan dolayı özür dileyecek değilim. Böyle düşünüyor, böyle yazıyorum.

Sayın Hapiy Cevdet’in yorum yazısının son bölümünde örnekle bahsini ettiği, zavallılık derecesinde korkak tiplemesi, Çorum’dan Ankara’ya taşınmakta bile çekinceleri olan hayali Adıge kardeşimiz sanırım çok güzel bir örnek. Sayın büyüğüm, örnekle bahsini ettiğiniz hayali Çorumlu köylü kardeşimiz, ola ki korkularını yenipte Çorum’dan Ankara’ya taşındıktan sonra kendisinden beklemediğimiz bir çıkışla vatanına dönmeye kalkışırsa, lütfen karşı gelin! Gelmesin ve hatta Çorum’daki köyüne geri dönsün. Çünkü sadece “dönmeyi” marifet sayan zihniyetler, asıl dönüş yaptıktan sonra mücadelenin başladığını anlayıp, kat edilmesi gereken yolu gördüğü vakit küçük dilini yutacaktır! Veya en fazla 3-5 yıl kaldıktan sonra başka coğrafyalarda stratejiler üreterek arayacaktır mutluluğunu. Ne halkına nede kendisine faydası olmaz hayali Çorumlu kardeşimin… Hak ve çıkarları için mücadele eden dünyadaki diğer halkların insanları değil “taşınmak”, “göç etmek” davaları için can verip ölebildiğinden bihaber olan hayali Çorumlu kardeşimize bunu izah etmek imkansıza yakın.

 “Dönüş” amaç değildir doğal hakkımız olan, kurulacak ÇERKESYA’ya hizmet etmesi gereken bir araçtır!

Onun için, korkularını ve çekincelerini yenemeyen, başkalarının kendisi için altyapı hazırlamasını bekleyen hayali Çorumlu kardeşimiz kafasını böyle sorunlarla meşgul etmeden, hak ettiği gibi sakince köyünde geçirsin canım emekliliğini.

Birkaç yıl önce yaşadığım olayı aktarmak istiyorum. Benimle aynı ilden dönen çok sevdiğim iki kardeşim, yaşadıkları ekonomik sorunlar canlarına tak ettiği birgün; Dayı, vatan vatan dedin getirdin bizi, bak çektiğimiz sorunlara… dediklerinde onlra şöyle cevap verdim; Ben size vatan vaat ettim, cennet değil…

 (Hala konuşma ve yazıların sertlik ayarından şikayet eden kişilere ithafen)

“Bizler davamız için ölebilmeliyiz ki, arkan gelen nesil, uğrunda ölünecek bir dava olduğunu bilsin!”

Yaser Arafat

Yanlış anlaşılmasın! Tabiki ölmeye davet değil bu. Sadece bir insanın davasına verdiği önemi göstermesi açısından güzel bir söz. Benim bir önceki ve bu yazımda anlatmaya çalıştığım şudur: ÇERKESYA bir davadır!

Ve davada, değil klavuz olmak, gerekirse dönenlere bellboylukta yaparım! Söylenmesi gereken bir çok şeyi çoktan söyledik, anlattık, tartıştık. Artık son birkez oturuo bir yol haritası çizilmesi ve ivedilikle harekete geçilmesi kaldı. Yapılsa iyi olabilecek çalışmaların değil somut çalışmaların muhasebesini yapma zamanı geldi. Değil ağlamayana, ağlayan bebeğe bile memenin çok görülüp ağzına biberon tıkandığı bir dünyada ve zaman diliminde yaşıyoruz.

Oturduğumuz yerde eylemsiz ve hareketsiz sadece konuşarak amaca ulaşamayacağımızı anlamanın çoktan zamanı geldi de geçti bile. Yanılmıyorsam, lafla peynir gemisinin yürüdüğünü henüz gören kimse olmadı.

Korkularımızı üzerimizden atmaksızın, acı çekmeksizin, zorluklara göğüs germeksizin, gerektiğinde sevdiklerimizi kırmaksızın, yeri geldiğinde kaşenimize olan aşkımızı feda etmeksizin, sistemlerin sağladığı borçlu “güzel” yaşamı terk etmeksizin, bugüne kadar sürdürdüğümüz bukalemun hayatına bir çizgi çekmeksizin, herhangi bir amaca ulaşamayacağım açık ve net değil mi?

Ortada herhangi bir engel yok, inanın sorun sadece ve sadece kendimizde. ÇERKESYA yolundaki sorunların çözümünde farklı yaklaşımlar elbette ki olacak. Onun için hangi gruba veya bakış açısına katılacağınızın çok bir önemi yok. Önemli olan hareketin getireceği bereket. ÇERKESYA’NIN yeniden doğuşu yolunda, sizi hareketsizliğe, kaderini kabullenmişliğe iten hertürlü yapılanma dışında hangisini seçerseniz seçin.

Gelin ilk adımı birlikte atalım!

Gelin, bir buçuk asırdır gen hafızamız bize emrettiği halde, dışımızdaki ve içimizdeki güçlerin sürekli telkinleriyle, özgürlükten korkan ruhumuzun ikilemine son verelim!

Gelin, kırılma noktası 21 Mayıs 2011 olsun!

Gelin, bu 21 Mayısta yürüyebilen çocuklarımızın ellerinden tutup henüz yürüyemeyenleri omuzlarımıza oturtup, eşimizi, bacılarımızı, komşumuzu, dostumuzu ve köylümüzü, yani eli bir Adıge bayrağı tutabilecek ve hala içinde bir Adıge olma kırıntısı kalmış herkesi alıp yanımıza 21 Mayıs protesto ve anma yürüyüşlerine katılalım. Vatandaki Adıgelere “Varız, unutmadık, sizinleyiz, eninde sonunda birgün döneceğiz” mesajı verelim! Modern dünyanın henüz görmediği, sürgün edilen halkımızın sayısı kadar insanla, sel olup yürüyelim! Tüm dünya unuttuğu Çerkes halkını hatırlasın ve eski haritalarını arşivlerden çıkarsın veya ellerindekini değiştirmeye hazırlansın! Yürüyüş sırasında, fotoğrafın tam ortasında kendimiz olma şartıyla bol bol fotoğraf çekinelim! Güzel bir çerçeveyle evimizin bir köşesine değil, gelen misafirlerin görebileceği, duvarın tam ortasına gururla asalım! Ve ilk defa birlikte somut bir şey yapmış olmanın ortak duygusunu yaşayalım!

(Ve tüm internet sitelerine çektiğimiz yüz binlerce  fotoğrafı göndererek çökertelim:))

Saygılarımla

Huaj İbrahim / Maykop

 

Not: Bu son “Durum Tespiti” ve eleştiri yazım.

 


Bu haber toplam 2402 defa okundu.


Talebe

Selamlar Ibrahim,

Iki yazin da gercekten hosuma gitti. Samimi ve analitik. Eminim benim gibi düsünen bircok okurumuz var.

Ben kendi adima daha cok, hatta düzenli yazmani isterim.

Saygilarimla

17 Şubat 2011 Perşembe Saat 18:09
Şevcen Burhan

Huaj İbrahim kardeşim, vatanda yaşıyorsun yazılarından anladım. Samimi üslubun, yürekli çağrıların eminim ki gönlü açık insanlara varıyor.
Allaha emanet ol değerli kardeşim.

17 Şubat 2011 Perşembe Saat 11:35
SEMİH AKGÜN

Kim, elinden ne geliyorsa, ne kadar yapabiliyorsa, "Özgür ve Birleşik Çerkesya" ideali için kendisini ve çevresini seferber edecek...

Bu noktada kabile, düşünce ve inanç farklılıkları, her şey bir tarafa konulmuştur.
Tek bir hedefe kilitlenmiş, tek bir odakta bütünleşmiş bir halk, bir ülke sözkonusudur.

17 Şubat 2011 Perşembe Saat 08:34
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net