Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kültürel Hegemonya, Nobel ve Çin
11 Aralık 2010 Cumartesi Saat 20:08
Çin’in ekonomik açılımı dolayısı ile yerlere göklere sığdıramayanlar bugün niçin ortaya baskıcı ve otoriter bir medeniyet resmi çizmektedir? Ekonomik bağımlılık, birilerinin ellerini ovuşturarak beklediği gibi, niçin siyasal ve kültürel bir bağımlılığı ortaya çıkarmıyor?
Nobel ödüllerinin kültürel hegemonya boyutunda tartışılması en azından elinde Nobelli edebiyatçısı olan Türkiye için çok uzak bir konu değil. Ancak konu Avrupa üzerinden bir başka öteki ile sorunun bir parçası olduğunda arada kalmışlık hali konuyu hem önemli hale getiriyor hem de bazı açıklamaların yapılmasını zorunlu kılıyor.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları gününde nobel edebiyat ödülü 1989 Tiananmen olaylarında aktif rol alan Liu Xiaobo’ya verilecek. Ancak Nobel ekibinin vurguladığı gibi 1936’dan beri ilk defa bir ödül sahibine verilemeyecek. Çünkü Liu “devleti alenen yıkmaya tesebbus” suçundan 11 yıl ile cezalandırıldı. Her ne kadar onun yerine bu ödül bir başkası tarafından alınacak olsa da bu ödülün sembolik anlamları üzerinden ekonomik ve siyasal bir mücadelenin içinde olan iki farklı medeniyetin kültürel çatışması devam ediyor olacak.

Peki ekonomik olarak birbirine bu kadar bağlı iki farklı medeniyetin birbirini ağır ithamlarla suçlayacak seviyeye gelmesinin sebebi nedir? Çin’in ekonomik açılımı dolayısı ile yerlere göklere sığdıramayanlar bugün niçin ortaya baskıcı ve otoriter bir medeniyet resmi çizmektedir? Ekonomik bağımlılık, birilerinin ellerini ovuşturarak beklediği gibi, niçin siyasal ve kültürel bir bağımlılığı ortaya çıkarmıyor? Kanaatimce bu soruları ve çatışma gibi görünen ortamı açıklayabilecek üç temel argüman ortaya koyulabilir. Bunlardan ilki Çin’in sistemik güç iddiası çerçevesinde uluslararası konumunun gün geçtikçe belirgin hale gelmesidir. İkincisi Çin’in halen açıkça bilinmeyen siyasal rejiminin “baskici ve otoriteryen” gibi oryantalist kavramlarla açıklanmasıyla oluşan önyargılı varsayımların halen yaygın olarak kullanılmasıdır. Üçüncüsü de Çin’in ekonomik açılımlarında vurguladığı “Çin Tarzi” kavramının, ekonomi hariÇinde, kültürel okumasının bir türlü yapılamamasıdır. Nobel ödülü tartışmalarında her üç argümanı destekleyecek veriler bulunmaktadır.

Çin ödülün Liu Xiaobo’ya verileceğinin kesinleşmesi ile beraber sert bir tonla ödül komitesini elsitirmeye başladı. Bu eleştirileri de etkili olmaya çalıştığı Asya ve Latin Amerika gibi bölgelerden bazı ülkelerin desteği ile pekiştirdi. Su anda yapılan açıklamalara göre toplamda 18 ülke töreni boykot edecek. Tartışmalar halen devam ediyor olsa da Çin’in ekonomik kalkınması ile beraber elde ettiği uluslararası konumu bu tarz çatışmalarda kullanmaya başlaması önemli bir göstergedir. Bu kısa vadede Çin’in arzu etmediği her türlü uluslararası gelişmeyi etkileme gücünü ortaya çıkarıyor. Bunun şimdilik kültürel bir konu ile sınırlı kalması hafife alınmamalıdır. Çünkü Çin’in artan etkisi ve Bati’nin gün geçtikçe aciklayiciligi şüpheli hale gelen insan hakları gibi normatif kavramları alternatif bir arayış halinde olan uluslararası sistem için bir anlam ifade ediyor.

Çin’e yapılan en makul eleştiriler arasında şeffaf bir hukuki yargılama sisteminin olmaması ile beraber anti-demokratik uygulamaların sayısının fazla oluşu gelmektedir. Bu konu aslında Çin’in içinde de oldukça yoğun bir tartışma konusudur. Örneğin Peking Universitesi’nin ünlü siyaset teorisyenlerinden Pang Wei batılıların demokrasi dediği kavramsallastirmanin Çin’de olsa olsa hukuk düzeni olarak anlaşılabileceğini dile getirmektedir. Yine Pang Wei’in de eleştirdiği yargıdaki rüşvet ve yolsuzluk Çin’in kısa vadede alması gereken önlemlerin başında gelmektedir. Bunun yanında parti ve devlet arasındaki siyasal dengenin en azından Mao döneminden bu yana kademeli olarak değişmesi Çinli entellektüeller için bir umut olarak görünmeye devam etmektedir. Yani bir bakıma otoriter ve baskıcı yaftasının yapıştırıldığı Çin’de iç siyasal sistem tam olarak anlaşılmadan bu sorunları çözmek imkansızdır. Liu Xiaobo davasının en can alıcı noktasının Tiananmen olayları olması Çin’de halen değişmeyen ve önyargılı bir yapının var olduğunu gösteriyor. Yine aynı yapı Uygur ve Tibet sorunlarının çözümünde hukuk dışı uygulamları klasik güvenlik kaygılarıyla ortadan kaldırmak istemektedir. Ancak bu yapıya dışardan bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında içerdeki tartışmalar gorunmemekte ve batılılar belki de bu sebeple bu grupları baskı altında tutarak değişimin önünü tıkamaktadır.

Çin tarzı kavramının kültürel okumasının yapılamamış olması da Çin’e dışardan bakan bir araştırmacının konuyu anlayamamasının en önemli sebeplerinden biridir. Çin tarzı kavramsallastırmasının altında Çin’de modern ulus-devlet ile gelişmiş olan milliyetçi bir söylem yatmaktadır. Bu milliyetçi söylemin 19.yy’daki tezahürü yayılmacılık olarak okunmuş ve bütün bir Çin tarihi bu yayılmacılık hikayesinin üstüne bina edilerek “Çinlilestirme” politikalarının meşruiyet kaynağı olmuştur. Halbuki Çin’in 19.yy’daki Afyon Savaşı öncesindeki siyasal, ekonomik ve sosyal tarihini incelemeye çalışan bir çok tarihçinin de ifade ettiği gibi Çin büyük bir dünya sisteminin yalıtılmış bir parçası değil onun içinde ve çok önemli bir yerinde olan ona içkin bir parçasıdır. Tarihi ipek yolu bunun en somut göstergesidir. Batılı medyanın oryantalism kokan haberlerinde sürekli “deprem, baskın, kuraklik” gibi facialarla gündeme gelmesi Çin’in milliyetçi söylemlere sarılıp yalıtılmış otoriteryen bir yapıya bürünmesine sebep olmaktadır. Liu Xiaobo’nun nobeli ödülünü hak edip etmediği arı bir tartışma konusu olsa da Liu üzerinden yine bütün bir kültür ötekileştirilmeye çalışılmaktadır.

Sonuç olarak bu ötekileştirmenin gerek kültür gerek siyaset ve gerekse de ekonomik alanlarda sorunların çözümünden daha çok sorunların kaynağını oluşturduğunu söylemek mümkün. Nobel ödül töreni Çinli muhalifleri sevindirse de bunun anakita’da pek te öyle anlaşılmadığını görmek bu sebeplerle çok ta şaşırtıcı değil. Ancak şaşırtıcı olan nokta ekonomik alanda elde edilen yumuşamanın oryantalist bakış açısı sebebi ile siyasal ve kültürel alanlarda elde edilememesidir. Belki de ekonomik çıkarları yerinde olanların Çin’deki sosyal ve kültürel sorunları çözmeye hiç niyeti yok!

Kaynak: Dünya Bülteni


Bu haber toplam 1810 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net