Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Putin Tipi Özgürlük - “Ağzını Kapa, Cebini Doldur”
26 Kasım 2010 Cuma Saat 16:40
Mevcut sistem tek kelimeyle “orijinal”. “Sovyet dönemi” ile “Sovyet sonrası”nın bir karışımı olan bu sistemde insan “birey olarak kendisini özgür hissedebilir, ama ülkede demokratik standartların olduğunu söyleyebilmek mümkün değil” diyor tarihçi Alexei Miller ( aynı isimli Gazprom başkanı ile karıştırılmamalıdır ).

“Rusya Federasyonu son zamanlarda sık sık Sovyetler Birliği ile karşılaştırıyor. Dokunulmaz resmi kurumları, fiili tek parti sistemi, demokratik ilkelerin ihlali, “à la carte” (ısmarlama, HS) adalet sistemi ve “Rus emperyalizmi”nin yeniden doğuşu Putin'in Rusyasının, 1964’ten 1982’de ölene kadar SBKP’nin genel sekreteri olan Leonid Brejnev’in sistemine benzemeye başladığının işaretleri. Ama Putin rejimini durgun ve kendine özgü Brejnev dönemi ile aynılaştırmak da doğru olmaz.

Hayır, 2010’un Rusyası bizleri şaşırtacak kadar çok ortak yanları olmasına rağmen 1970'lerin sonundaki Sovyetler Birliği değil. Bir zamanlar ülkeyi yöneten bir Komünist Partisi vardı, bugün ise üyelerinin yüzde 46’sı memurlardan oluşan Putin'in “Birleşik Rusya”sı var. Veya Yüksek Sovyet’in yerine 450 üyesi Kremlin tarafından önceden onaylı parti listelerinden seçilen Duma var. Başkan tarafından onaylanmayan partilerin seçilmeleri mümkün değil. Muhalefetin mitingleri bastırılıyor, medya sansürleniyor. Mahkeme kararları hep hükümetin işine geldiği veya yararına olacak şekilde çıkıyor.

Rusya’nın günümüzdeki ekonomi politikaları da bir tür “yeni Sovyet tipi”: Brejnev döneminde petrol ve diğer hammadde ihracatı toplamın yüzde 55’ini oluşturuyordu, bugün ise yüzde 80'ini. Rusya’nın nüfusu 1989 ile 2010 arasında 147 milyondan 141.900.000’e düşmesine rağmen, memurların; polis ve diğer güvenlik görevlerinin sayısı arttı. Büyük şirketler devlet kontrolü altında. Dış politika ile ilgili hedefleri konusunda ise, Putin’in Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını “20. yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak nitelemesinden anlamak mümkün. (1)

Ama aynı zamanda bugünkü Rusya, Sovyetler Birliği’den oldukça farklı. Rejim ne kadar endişe verici olsa ve bir paradoks gibi görense de Rusya artık özgür bir ülke. Parası olan istediği gibi ve istediği zaman yurtdışına gidip gelebiliyor. 5 Milyondan fazla Rus, vatandaşlık hakkını yitirmeden yurtdışında yaşıyor.

2009’da dış ticaret gelirleri Rusya'nın gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 40,7’sini oluşturdu ( karşılaştırma olsun diye söyleyelim, bu oran ABD’de sadece yüzde 18.3). Rus sanatçılar yurt dışına çıkıyor, Rus medyası tüm dünyaya yayıldı ve artık Rusya’nın birçok büyük şehrinde başka ülkelerin televizyon kanallarını izlemek, gazetelerini görmek mümkün.

Çin’in aksine, Rusya’da internete sansür yok. Gazetecilere yönelik ölümcül saldırılara rağmen hala bazı gazeteler hükümeti açıkça eleştirebiliyorlar. Birçok banka ve işletme özel şahıslara ait. Son 20 yılda tüm ülkede yaklaşık olarak 1,5 milyon küçük ve orta boy işletme kuruldu. Serbest bir gayrimenkul pazarı var ve toprak-arsa alım satımı üzerinde hiçbir kısıtlama yok.

Mevcut sistem tek kelimeyle “orijinal”. “Sovyet dönemi” ile “Sovyet sonrası”nın bir karışımı olan bu sistemde insan “birey olarak kendisini özgür hissedebilir, ama ülkede demokratik standartların olduğunu söyleyebilmek mümkün değil” diyor tarihçi Alexei Miller ( aynı isimli Gazprom başkanı ile karıştırılmamalıdır ). (2) Hiç şüphe yok ki, Putin’in modeli Brejnev’in modelinden en azından iki açıdan daha başarılıdır.

Putin Tipi Özgürlük

Sovyetler Birliği'nde siyasi güç sınırları dışa kapalı bir dünyada yaşam buldu. Batının kaba ve ilkel bulduğu, bir ideolojiye yaslanan bu sistem Rusların çoğu tarafından destekleniyordu. Parti, korkunç otoriter bir “hiyerarşi” ile partinin öncü rolünü tartışmaya açan bütün girişimlere ve alternatif düşüncelere karşı çıktı.

Bugün ise partinin yerini ilkesiz bir kapitalizm aldı. Sınırlar açık, insanlar yurtdışına çıkabilir, hükümeti veya Başkanı eleştirebilirler ve her tür bilgiye ulaşma imkanları var. Fakat son 10 yılda – Putin’in iktidara gelmesinden sonra – Brejnev dönemine özgü otoriter uygulamalar halktan tepki görmeksizin tekrar gündeme geldi.

Sovyet sisteminde sadece temel ihtiyaçların karşılanmasına yoğunlaşılmıştı. Yoksulluk utanılacak bir şey değildi. Perestroyka taraftarı reformcular ve ilk demokratik hükümetin Batılı danışmanları ekonomik sıkıntıların aşılmasının ve özel mülkiyetin otoriter bir gücün yeniden iktidarı ele geçirmesini engelleyeceğini düşündüler.

Fakat öyle olmadı. 1990’ların sonundaki, konjoktürün de uygun olmasıyla, gerçekleşen ekonomik büyüme ile birçok Rus zenginlikle tanıştı. Bunlar Putin’i desteklemeye başladılar. Çünkü, Putin’i destekleyerek, henüz sağladıkları yaşam standartını da koruyabileceklerini çabuk farkettiler. İlginç bir ittifak kuruldu: politikaya karışmayarak ekonomik zenginliği elinde tutmak.

Eski devlet başkanı, şimdiki başbakan Putin bu ittifakı ülke yararına bir hizmet olarak görüyor. Ve bu statüyü devam ettirmek için yerli üretimi “korumacı önlemler”le destekleyip, binlerce işletmeye Rusya pazarlarında tekel olma garantisi veriyor. Bu politikalar fiyatların - Avrupa düzeyinde - artmasına (3) neden olmakla birlikte, artışlar Rusya’nın petrol gelirlerinin bir kısmını yoksulları desteklemek için kullanmasıyla dengede tutulmaya çalışılıyor.

Böylece Rus hükümeti, ülkede kendisinden önceki Komünist yöneticilerin hayal dahi edemeyecekleri bir egemenlik kurmuş durumda. Memurların yaşam düzeyi yükselmiş durumda ama serbest seçimler ve grev-gösteri özgürlüğü fakto olarak yok. Adalet bürokrasinin hizmetinde. Dahası, nüfusun geri kalanından ayrı; kendine özgü hedonist bir ortam oluştu.

Rusya bugün otoriter bir gücün kontrolü altında özgür bir toplum - Batılı sosyolojik kriterlere göre olması imkansız bir durum. Rus toplumunun bunu kabullenmiş, perestroyka yıllarında tutkuyla sahiplendiği özgürlükten feragat etmiş olması bugün Rusya’da her türlü kollektif eylem ve çabanın kötülenmesinden kaynaklanıyor. Putin’in Rusya’sının son sırrı da, tek tek insanların sorunların sistemde içsel olduklarını göremeyip, bireysel olarak çözebileceklerine inanmalarıdır.

Perestroika yıllarında farklı toplumsal kesimlerden insanlar çok özel koşullar altında bir araya gelmişlerdi. Ve tam da bu nedenle hareket hergün daha fazla insanın desteğini kazandı. Eski Sovyet sistemi herhangi bir çeşitliliğe izin vermiyordu. Muhalif düşünceleri sansürlüyordu, alternatif kültürel faaliyetler ve dini yaşam baskı altına alınmıştı. Sovyet vatandaşlarının ülkenin gerçek tarihini öğrenme olanakları yoktu ve kendi ulusal kimliklerine sahip çıkamıyorlardı.

Milyonlarca Muhalif Ülkeyi Terk Etti

Yani ateist bir üniversite profesörü ile Ortodoks bir köylünün sisteme muhalif olmak için nedenleri hemen hemen aynıydı. Fakat bu toplumsal sorunlar üzerine bireysel çözüm önerileri istenmiyordu. Ülke ekonomisi zayıftı ve sadece vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Çünkü soğuk Savaş nedeniyle ülke yönetimi bütün varını yoğunu savunma sanayine yatırmıştı. Halk, parti bürokrasisinin kıskacındaydı.

Sovyetler Birliği Komunist Partisi’nin son Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov, glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikalarını uygulamaya koyduğunda hızla milyonlarca insanın desteğini aldı. Bazıları mevcut sistemi reforme etmek istiyorlardı, bazıları da bütünüyle yıkmak. Fakat hepsi sorunların çözülmesi için sistemin köklü bir değişikliğe uğraması gerektiğini düşünüyordu.

Madenciler, hatta ilk özelleştirilenleri dahil, tutkuyla bu köklü değişim sürecini desteklemişlerdi. (4) Sovyet yetkililerinin partinin egemenliğine son vermekten ve Sovyet Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını tanımaktan başka bir çareleri kalmamıştı. Sistem batmaya mahkumdu, çünkü bu sistemi artık kimse istemiyordu.

Mevcut rejim, selefinin hatalarını tekrarlamaktan kaçınmaya çalışıyor. 1990'larda herşeyi yapmaya hazır ve muhalif milyonlarca insanın ülkeyi terk etmesi için tam zamanında kapıları açtı. Eğer kalsaydılar, şimdikilere göre daha net olan görüşleriyle kesin yeni bir muhalif hareket örgütlerlerdi.

Ticaretin gelişmesi, sosyal hareketlilik ve sınırların açılması vatandaşların çoğunun birdenbire refaha kavuşmalarını ve bağımsızlıklarını kazanmalarını mümkün kıldı. Becerikli-enerjik gençlerin yetenekleri ve ilgileri bilinçli olarak belli alanlara yönlendirildi; bunlara özel şirketlerde veya çürümüş bürokraside göz kamaştıran işler teklif edildi. Sistem, kendi güvenliğini tehlikeye sokmadıkça kimi memurların “marifetleri”ne gözlerini kapamıştı. (5)

Sovyet rejimi, vatandaşlarını, sistemin ne kadar güçlü olduğuna inandırmak için olağanüstü bir çaba göstermişti. Bugün böyle bir çabaya gerek yok, çünkü Rus toplumu artık “vatandaş”ı olmayan bir toplum.

Toplum nasıl böyle isteksiz, iradesiz bir duruma geldi; nasıl böyle çöktü? Bunda, nasıl hızla yükselmişlerse yine aynı hızla düşebilecek olan Rus elitinin önemli bir payı var. Modern toplumların çoğunda siyasi, ekonomik, entellektüel ve askeri olmak üzere farklı elit gruplar olur. Ama Rusya’da kapitalizme geçerken elitler arasındaki sınırlar yok oldu. Üniversite çevrelerinin ve askeriyenin elitleri gereksizleşti, bunların emeklerinin pratik olarak önemi kalmadı. Bunlara ek olarak materyalizm bütün sosyal değerleri öğüttü. 

Siyasi elit ise karşısında, kendisinden daha fazla refah isteyen bir nüfus buldu. Fakat bu isteği yerine getirmek sanıldığı kadar kolay değildi.  Bu arada yöneticiler ( menajerler ) toplumsal değerlerin üzerinde bir güç kazandılar ve ekonomik büyümelerine paralel iktidarın politik kurumlarına sızmaya başladılar.

İlk aşamada, 1990’ların sonuna kadarki dönem, devlet aygıtı büyük ölçüde işadamlarına bağımlıydı, ama hala onların ideolojik ilkelerini topyekün sahiplenmemişti.

Son on yıl içinde durum daha da kötüleşti. Putin'le birlikte yalnızca nasıl zengin olabilirim diye düşünen ve yeni politik çizginin sunduğu harika olanakların farkında olan genç bir kuşak iktidara geldi.

Güç Nasıl Paraya; Para Nasıl Güce Dönüşür?

Geçiş döneminde iktidara gelen bu “bizinesmen” ( genç işadamları) zamanla sınır tanımaz oldular ve devlet yavaş yavaş ülke çapında, bir işveren gibi yeniden yapılandı. Putin’in bu ilk yıllarında bir dizi büyük işletme devletin kontrolüne girdi ve devlet memurları da işadamı gibi davranmaya başladılar.

1990’larda bir politikacının banka yöneticisi veya bir sanayi işletmesinin yöneticisi olması kimseyi şaşırtmazdı; ama 10 yıl sonra artık yeni bir valinin veya bakanın atanmasıyla birlikte bu vali veya bakanın arkadaşlarının ve akrabalarının da önemli firmaların tepe noktalarına gelmeleri olağan bir durum haline geldi.

“Siloviki”lerin yükselişi de, (İçişlerinde, Savunmada ve Güvenlikte), aynı şekilde oldu. Savunma bakanlığı bürokratlarının iflas eden savunma sanayinin özelleştirilmesinden milyonlar kazanmalarından sonra yolsuzluk korkunç boyutlara ulaştı. Askeri araç gereçlerin fiyatları son on yılda 8-9 kat arttı.

Son yıllarda “politik gücün para ve mülkiyete, paranın da politik güce dönüşmesi ile” yeni Rusya gerçekliği belli bir istikrara kavuştu. Bu yeni elit, görevinin yalnızca ulusa hizmet etmek olduğunu düşünmüyor; bu iş onlar için bir çeşit “biznıs” (business). İşin ilginci artık hiçbirşeyi gizli saklı yapmalarına da gerek yok: Hergün yeni yeni üyeler kazanıyorlar ve gemiden inenler kendilerini yalnızca işlerine verme olanağına sahipler. Batı, Rus bürokrasisinin yetersiz olduğunu düşünmekte haklı değil. Bence tam tersine, oldukça yetenekliler; ama onların verimlilik kriterleri ve sorumluluk anlayışları batıdakinkinden farklı.

Bugünkü Rusya’nın kendi yasaları ve kodları var. Ülke Avrupa demokrasisinin basit bir taklidi değil. Ama kendi gelenekleriyle Avrupada pişen diktatörlüklerin birleşmesi sonucu ortaya çıkan bir oryantalizm de değil. Aynı şekilde güçlü ideolojisiyle Sovyetler Birliği’nin yeniden hortlaması veya “otoriter bir geçiş” dönemi de değil.

Bugün Rusya'da, materyalizmin egemen olduğu dünyanın bir toplumun tüm ahlaki ilkelerini ve ideallerini bir çırpıda yoketmesi sonrası ortaya çıkmış bir sistem var. Bu sistem, kendi yolunu çizmiş. Fakat eğer Avrupalılar bu yarı kriminel işletmelerden petrol satın almasalardı; Avrupa’nın lider politikacıları iştahla Gazprom’a bulaşmasalardı, Avrupalı yatırımcılar spekülatif kar aşkına Rus menkul ve gayrimenkul piyasasına girmeselerdi böyle bir sistemin ortaya çıkması ve yaşaması da mümkün değildi.

Aslında Rusyadaki bugünkü sistem belli bir mantığı olan gelişmelerin sonucudur. Ve daha uzun bir süre ayakta durabilir, çünkü toplumsal hoşnutsuzluk henüz güçlü değil. Bu sisteme karşı mücadele eden insanlar düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne sahipler, ama politikaya karışmamak kaydıyla. Ve seslerini istedikleri kadar yükseltebilirler; çünkü kendilerini dinleyecek kimse çıkmayacaktır.

Rus toplumu bugün batı toplumlarında hala geçerli olan - ama daha görünmez bir biçimde – prensipler üzerinde yeniden örgütleniyor: Paranın ve tüketimin üstünlüğü, kültürel normların tasfiyesi, uysal bir nüfus ve insanları yabancılaştıran teknolojilerin yayılması.

Bu sistemde tek bir sorun var: Bilgi üretebilen bir entelektüel sınıf yaratamıyor. Ve yalnızca doğal kaynakların sömürüsü ile ayakta durmaya çalışan bir ülkede aydınlar gereksizdir. Ama küresel ekonomik rekabet artmaya devam ederse ne kadar gerekli oldukları anlaşılacaktır. Başkan Medvedew bunun şimdiden farkında gibi. Kurulu düzeni yıkmak veya değiştirmek istemiyor, ama bu sistemin teknolojik gelişmenin önünde bir engel olduğunu da biliyor.

Medvedev sistemi gerçekten reforme edebilir mi? Eğer bu soruya “evet” yanıtı verebiliyorsak, o zaman bu otoriter sistemin çökmeden değiştirilebileceğine de inanıyoruz demektir. Liberaller ve demokratik güçler de bunun Sovyetler Birliğinin yıkılışından daha iyi olabileceğini düşünüyolar.

Wladislaw Inosemzew, 8.10.2010


Dipnotlar:

(1)  Duma’daki Konuşma, 25. April 2005, archive.kremlin.ru/text/appears/2005/04/87049.html.
(2) Alexei Miller, “19.Yüzyılın Demokrasisinden 21. Yüzyıla-Bundan sonra nasıl?”, akt. Wladislaw Inosemzew, “Demokrasi ve Modernleşme: 21.Yüzyılın Sorunları Üzerine Tartışmalar”, Moskau (Evropa) 2010, S. 101, (Başlığın rusçadan çevisi: Claudia Steinitz).
(3) Rusya’da metal ve inşaat malzemeleri fiyatları dünya piyasalarının çok üstünde. Mesela Moskova ile St. Petersburg arası bir km otoyolun yapım masrafı 23 Milyon Euro. Gas üretimi masrafı da 2000 ile 2007 yılları arasında 7 kat arttı, “Wedomosti”, Moskova, 14. August 2009, 14. April und 31. Mai und 1. Juni 2010.
(4) Yüzlerce maden işçisi bugün şefleri gerekli güvenlik önlemleri almadıkları için ölüyorlar.
(5) Sovyetler sonrası yetenekli ve çevresine umut veren insanlardan biri “Michail Chodorkowski” idi. Üniversiteyi bitirdikten hemen sonra bir Banka kurmuş ve Yukos ile hızla zengin olmuştu. Yükselişinin ve düşüşünün hikayesini Keith Gessen’in "Als der Oligarch die Regel brach. Chodorkowski, Putin und der Fall Yukos" ( Bir Oligark Kuralları Bozarsa. Chodorkowski, Putin ve Yukos davası) başlıklı makalesinde okuyabilirsini, "Le Monde diplomatique, April 2010.

Aus dem Französischen von Claudia Steinitz

Not: Wladislaw Inosemzew Moskova’da “Sanayileşme Sonrası Üzerine Araştırmalar Merkezi”nin yöneticisi ve “Swobodnaja Mysl” ( Özgür Düşünce ) gazetesinin şef redaktörüdür.

Le Monde diplomatique Nr. 9312 vom 8.10.2010, 492 Zeilen, Wladislaw Inosemzew

Almancadan Çev: Hatko Schamis,
21 Ekim 2010
Cherkessia.net


Bu haber toplam 1464 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net