Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Negoy Barış: Memati ve Ben
25 Kasım 2010 Perşembe Saat 20:38
“Abicim Kefken çok kalabalıktı. Sen de beş bin, ben diyim on bin kişi Türkiye’nin her yerinden gelmişlerdi. İlginç olan, 7-8 saatlik yolculuk yapmayı göze alıp gelmez diyeceğin de bir sürü insan oradaydı.”

Şahsen katılamadığım Kefken anma etkinliği vesilesi ile bayağı düşünme
fırsatım oldu. Tartışmalarımın içinden çıkamayınca kendime bir “üçüncü
göz” yarattım; yani aslında beni, sizi, bizleri sorgulayan tarafsız bir
üçüncü göz. Bu üçüncü gözün ismi Memati. Kendisi Çerkes değil. Her şeyi bilir ve her şeyi merak eder. Gerektiğinde yol gösterir, gerektiğinde
şeytanın avukatıdır. İşte bu Memati geçenlerde durup dururken uğradı:

M: Şu sizin Kefken etkinliği iyi geçmiş Barış kardeş. Bayağı kalabalıkmış,
ağıtlar söylenmiş, etkileyici atraksiyonlar yapılmış, denize çiçek
atılmış…

B: Evet, bizim için çok önemli bir gün 21 Mayıs, sürgünü anıyoruz; sloganımız “unutmadık, unutturmayacağız”

M: İyi de kardeşim, siz buradan kalkıp taa oralara gidiyorsunuz, ama ne
yaptığınızdan kimsenin haberi yok. Neyi unutmuyorsunuz , neyi
unutturmuyorsunuz bilen yok.

B: Dedim ya, büyük Çerkes sürgününü.

M: Hahaha, komiksin sen ya! Kendiniz bağırıyorsunuz, yankısını kendiniz
dinliyorsunuz. Böyle giderse er geç kendiniz de unutacaksınız.
Bakıyorum gazetelere, medyaya…bir allahın kulunun umurunda değilsiniz.

B: Haklısın ama, olayı böyle basite almakla Kefken’deki etkinliğe ve insanlara haksızlık etmiyor musun?

M: Bu kadar alıngan olma kardeşim. Sen madem bu kadar insan topluyorsun ve
bir şeyi unutmamak ve unutturmamak istiyorsun, öncelikle iki şeyi
netleştirmen gerek?

B: Neymiş onlar?

M: İçerik ve mekan. Bence ikisinde de problemleriniz var.

B: Biraz açar mısın?

M:Tabi canım, açayım; önce içerik meselesi. Siz neyi unutmuyordunuz?
Büyük Çerkes sürgününü. Yahu ben yıllardır sizin camiayı takip ederim,
bu “sürgün” söyleminin sizin kültürünüze hiçbir dinamik etkisi yok. Bir
Çerkes’e “kardeşim sen nesin” diye sorduğumda “Çerkesim, Kafkasya’dan
geldik, süper adetlerimiz, danslarımız var, yemeklerimiz de acayip
lezzetli” der. Biraz bilgiliyse de, “bu arada Kafkasya’dan bizi Ruslar
sürdü, ama çok kahramanca savaştık” der ve sanki dün gelmiş de kılıç
sallamaktan yorgun düşmüş gibi mahzunlaşır.

B: E ne var bunda, yalan mı sürüldüğümüz, yalan mı kahramanca savaştığımız?

M: Tamam, sürülmüş olabilirsiniz, ama görüyorum ki siz sürünmeye de
başlamışsınız. Eriyip bitiyorsunuz. Bak kardeşim, bir azınlık iki
şekilde var olabilir: birincisi, baskın kültür tarafından
ötekileştirilirse (bunda din unsuru ve azınlığın hacmi rol oynar);
ikincisi ise, tarihinde yaşadığı çok trajik bir hadise varsa ve bu
hadise ile hesaplaşma güdüsü o azınlığın kültürüne mal olup, toplumsal
bir dinamik yaratabilirse (yani Ermeni diasporası). Sence siz hangi
kategoriye giriyorsunuz?B: Birincisine girebiliriz bence.M:
Valla beynine kan gitmiyor senin. Osmanlının ve Cumhuriyetin en
müteşekkir tebaası kendisini nasıl ötekileştirilmiş hissedebilir ki?
Çerkes damadım, gelinim olsun diyen bir ton teyze bulabilirsin
memlekette. He belki dilinizi pek ortalıkta konuşamadınız, ancak şunu
diyebiliriz ki, bizim Nihal Atsız müritlerinin cırcır böceklerine bile
uygulamaya kalktığı bir yasaklamaydı o. Zaten sizin milletin de işine
geldi, çocukların Türkçe aksanı bozulmasın diye Çerkesce öğretmemeye
daha düzgün bir kulp buldunuz.

B: O zaman ikicisine giriyoruz, travma sahibi bir azınlık, yani Çerkes sürgünü ve onun toplumumuzda yarattığı travma.

M: Seviyorum senin bu optimist yaklaşımını kardeşim. Bardağın dolu tarafını
görüyorsun ve sanırım bardağın içinde vodka var. Kafaya diktikçe
hayallerine daha mutlu dalıyorsun.

B: Sadede gel.
M: “Sürgün” söylemi hem sizin hem de sizi dinleyenler için kuru bir ağaç
dalı kadar cılız bir söylem. Kendi içerisinde çok az şey ifade ediyor,
rüzgarda ses çıkaran balkon çıngırağı gibi havada asılı kalıyor, “tın
tın!” yani.

B: E başka bir şey mi uyduralım, ne yapalım,?

M: Daha güçlü, daha çarpıcı, duyanı ve duyuranı daha içine alan, mücadele ve hesap sorma güdüsü yaratan bir gerçeğiniz var sizin.B: Hadi ya ? Neymiş o?M:
Siz, her türlü klasik, modern, post-modern tanımlamaya göre “soykırım”
a uğramış bir halksınız kardeşim. Soykırım söylemi ve soykırımın
tanınması adına ortaya koyacağınız mücadele ve bilinç, size bu mahzun
yok oluş sürecinizde vahada su gibi gelir.

B: Tehlikeli sular oraları Memati.

M: Bir kere de şu bıçkın kahramanlık öykülerinizi tehlikeli sularda
anlatın yahu. Çıkın aslanlar gibi deyin ki “ Ey Çerkes halkı ve millet,
biz soykırıma uğradık, bizi birbirimize bağlayan en büyük güç, bu
yaşadığımız ancak unuttuğumuz travmadır. Tüm Çerkes halkı olarak göçün
ve sürgünün yasını tutmak yerine, uğradığımız “soykırımın” hesabını
sormalıyız. Göç ve sürgün sonuçtur, nedeni ıskalamayın, neden
“soykırımdır!”. Bu soykırımı ve bunun hesabını sorma mücadelesini
Çerkes kimliğinin odağına oturtan bir kültürel değişimi başlatmalıyız!”

B: Yavaş ol Memati, vitesi boşalmış kamyon gibi iniyorsun valla.M.
İnan bana Barış kardeşim, o zaman haykıranın da duyanın da kayıtsız
kalmayacağı bir söylem yaratırsınız. Bu öyle güçlü bir söylem ki, doğru
inşa edilirse, eksikliğini duyduğunuz mücadele kültürünü size geri
kazandıracaktır. B: Ne mücadelesi vereceğiz, kime vereceğiz ?

M: Her şeyden önce Rusya’nın bu soykırımı tanıması ve özür dilemesi mücadelesi.

B: Yahu Kafkasya’ya giden bir sürü insanımız var, Kafkasya’da yaşayan bir sürü insanımız var. Rusya’yı kızdırmak doğru olur mu?

M: Dinle beni Barış kardeşim, senin Kafkasya’daki insanın zaten günden
güne yok ediliyor, hakları elinden alınıyor. Sizin iki savaşınız var;
birincisi Kafkasya’daki varoluş savaşı, ikincisi de diasporadaki var
oluş savaşı. Siz diasporada kendi mücadelenizi verin. Rusya’ya karşı
“soykırım”ı tanıtacak örgütlenmeler yaratın, politikalar üretin, tüm
dünyada sivil bir baskı unsuru oluşturun. Kafkasya bunun içerisinde –
kendi nedenlerinden dolayı - yer almak zorunda değil. Onlar da orada
haklarını kaybetmemek için mücadele vereceklerdir. Diasporanın bu
şekilde Kafkasya’yadaki mücadeleye yardımı olacaktır. Rusya
Kafkasya’daki Çerkeslerin yalnız olmadığını anlamaya başlarsa daha
dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktır. Ve sonunda bu soykırımı
tanırsa Kafkasya Çerkeslerinin gelecekleri güvence altında alınacaktır.

B: Valla şiir gibisin ama, böyle bir mutlu sonu görmek bize nasip olmaz.

M: Olmasın, zaten senin iki amacın var; birincisi, soykırımı tanıtarak
Kafkasya’nın geleceğini kurtarmak (sen göremezsin); ikincisi, soykırımı
kullanarak , osteoporoz olmuş diaspora Çerkeslerini bir mücadelede
birleştirmek ve yok oluşa direnmek.

B: Peki, dediklerin üzerine düşüneceğim. Ya mekan konusu?

M: Mekan konusu daha basit; eğer söylemin “soykırım” ise 21 Mayıs’ta
binlerce kişi ile olman gereken yer Kefken’in kayalıkları değil,
Taksim’in meydanıdır. Yapman gereken, yanık yanık çalan mızıka
eşliğinde hüzünlenmeye çalışmak değil, Taksim’de tüm meydana ve dünyaya
“Biz soykırıma uğradık ve bu gün bizim için milattır!” diye
haykırmaktır.

B: Memati sana müsaade, yoruldum valla, beynim kazan gibi oldu.

M: Düşün dediklerimi, ben uğrarım gene bir ara.

B: Tamam düşüneceğim.


Bu haber toplam 1633 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net