Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İbrahim Yağan ile Söyleşi
25 Kasım 2010 Perşembe Saat 01:36
DÇB gibi göstermelik bir örgütten hiçbir şey bekleyemeyiz. RF’ndaki Çerkesler kendi örgütlerini kurarlarsa daha bağımsız kalabilirler düşüncesindeyiz. Diaspora örgütlerinin kraldan çok kralcı olmaları, devletin kontrolüne girmeleri bizim halen anlayabildiğimiz bir konu değildir. Diasporanın örgütleri olmasa idi, DÇB bu kadar kolay devletin kontrolüne girmezdi.

İbrahim Yağan, 1963 yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin Nartan köyünde doğdu.

Bakü polis okulunu bitirdikten sonra, kısa bir süre kriminal polisi olarak çalıştı. 1990 yılında kurduğu çiftlikte Kabardey atlarının neslini korumak ve geliştirmek için 20 yıldır at yetiştiriciliği yapmaktadır.

1992 yılında Abhazya savaşına gönüllü olarak gitti, Gagranın kurtuluşuna Kadar Pitsunda bölgesinin, daha sonra ise Sohum’daki Kabardey bölüğünün komutanlığını yaptı. “Abhazya Kahramanı” madalyası sahibidir. Savaştan sonra Kabardey’e dönerek at yetiştiriciliğine devam eden Yağan, 2000 yılındaki operasyonla devletin eline geçinceye kadar Kabardey Adıge Xase ve DÇB’nde çeşitli görevlerde bulundu.  Halen, 2009 yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde ortaya çıkan mera problemleri sırasında kurulan “Xase” adlı derneğin başkanlığını yapmaktadır.



 

Sayın İbrahim Yağan,

- Başında bulunduğunuz ” Xase” ne zaman ve hangi ihtiyaçtan dolayı kuruldu? Amaçları nelerdir?

İ.Yağan:  Derneği 09 Nisan 2009 tarihin de Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti’nde ki bu toprak sorunu ortaya çıkınca kurduk. Amacımız, toprak sorunu ile birlikte Adıgelerin diğer ulusal problemleriyle de ilgilenmektir.

- Toprak yasası hakkında son durum sizce nedir? Koordinasyon kurulunun son yayınladığı bildiriyi siz nasıl yorumluyorsunuz?

İ.Yağan:  2005 yılında, tüm Balkar köylerine bağlı topraklar 90 bin hektar idi. Bugün 334 bin hektar arazileri var. Bunlar daha evvel parlamentodan geçirilip, devlet başkanı tarafından onaylanmış durumdadır. Ayrıca 126 bin hektar daha parlamentodan geçirilip devlet başkanına ulaşmıştı. Sadece onayı gerekiyordu. Başkanın imzalamayıp parlamentoya iade ettiği kısım budur. Bu olaylar olmasa, bu da imzalanacaktı. Bu yasa askıya alınmış, Başkanın ikinci dönem atanmasını beklemektedir. Öncekilerin farkına varmamıştık, sonuncusunu bu olaylarla şimdilik engelleyebildik. Koordinasyon kuruluna gelince, bu kurulda önceden ben de vardım. Koordinasyon kurulu, almış olduğu karaların hiçbirinin arkasında duramamıştır. Biz bu yüzden ayrılıp “Xase”yi kurduk. Bahsettiğiniz bu kurul devlet başkanının güdümünde önemsiz ve işlevsiz bir kuruldur.


- 5 Aralık tarihinde yapmayı düşündüğünüz miting neden engellendi? “Xase” saflarında bölünme yaşandı mı? Son durumunuz nedir? 

İ.Yağan:  Devlet başkanının kararlarına karşı çıktığımız için engellendi. Herhangi bir bölünme yaşanmadı. Pozisyonumuzu koruyoruz.

-  KBC Başkanı Arsen Kanoko bir gazeteye yaptığı açıklamada, 5 Aralık da sizin kendi arkadaşlarınız tarafından darp edildiğinizi söyledi. Aynı şekilde Circassiancenter adlı internet sitesinin radyo yayınında, diasporadan dönenlerin Nalçik’te kurmuş olduğu ‘’Perit-Xase’’  üyesi Babug Ergün Yıldız’da bu iddiayı tekrarladı.

Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

İ.Yağan:  Ergun Yıldız’ı tanımıyorum, gördüğümü de hatırlamıyorum. Kanoko’nun söylediklerine benzer şeyler söylüyor.  Olaylara vakıf olduğunu sanmıyorum. Ya birilerinin ilgisini çekmeye çalışıyor, ya da zaten çekmiş de verilen görevi yerine getiriyor.  Mademki biliyor, hangi arkadaşlarımızın bize saldırdığını açıklasın.  Benim öğrendiğim kadarıyla bu şahıs daha önce de Hacı Bayram sınır dışı edildiğinde, durumdan vazife çıkarıp uzun süre Hafıtse ve KGB savunuculuğu yapmıştı. Şimdi yaptığı da ona benziyor. Söyledikleri, daha öncekiler gibi tamamen yalan ve dezenformasyondur.

- Başkan Kanoko’nun 5 yıllık çalışma dönemini siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Atanmış başkanların halkın dertlerine çözüm olmaları beklenebilir mi?

İ.Yağan:  Kanoko göreve geldiğinde, iyimser  bakanlardan biri de bendim. Aslında biz daha despot,  polis devletine daha uygun birinin gönderileceğini bekliyorduk. Kanoko zengindir, karnı  toktur, çalıp çırpmaz diye düşündük hepimiz. Kanoko’nun gönderilmesi, ekonomik düzelme  açısından umutlanmamızı  ve Moskova’nın buraya daha yumuşak bir politika ile yaklaşacağı beklentisini doğurmuştu. Ancak, kendisi ve çevresinin çıkarlarını egemen kılmaya çalışmak dışında hiçbir önemli ekonomik reform yapmadığı gibi, kendisinden önceki polis devletinin (Kokov-Şogenov yönetimi) metotlarını da hızla benimsemiştir.

Doğrudur, atanmış başkanlar elbette çözüm üretemezler. Başkanını  seçemeyene cumhuriyet denir mi? O da ayrı bir konu. 

- RF’nda yaşayan Adıgeler’in tek bir  ‘’Adıge  Xase’’ de toplanmaları görüşünü desteklediğinizi duyduk. Bu konuda bir çalışmanız var mı?  Bu nasıl olmalı?  Gelecek perspektifiniz nasıl?

İ.Yağan:  Evet, böyle bir görüşümüz var. DÇB gibi göstermelik bir örgütten hiçbir şey bekleyemeyiz. RF’ndaki Çerkesler kendi örgütlerini kurarlarsa daha bağımsız kalabilirler düşüncesindeyiz. Diaspora örgütlerinin kraldan çok kralcı olmaları, devletin kontrolüne girmeleri bizim halen anlayabildiğimiz bir konu değildir. Diasporanın örgütleri olmasa idi, DÇB bu kadar kolay devletin kontrolüne girmezdi. Hacı Bayram olayında öyle davrandılar, biraz önce bahsettiğimiz Ergun Yıldız olayı bunun son örneği. İşte dernek kurdular faaliyet yapıyorlar. Bunların görevi, bize karşı yönetimin avukatlığını yapmak mı? Devletin hoşlanmayacağı en ufak işte bunları göremezsiniz hemen dağılırlar, ortada kimse kalmaz.

- Kuzey Kafkas Federal Bölgesi’nin kurulmasını ve Hloponin’in atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Adıgey’in ve Krasnodar Kray’ın bölgeye dahil edilmemesinin AdIgelere (Çerkeslere) ne gibi etkileri olabilir?

İ.Yağan:  Bu olayı değerlendirirken biraz daha gerilere bakmak lazım. Bunu, daha önce Güney Federal Bölgenin kurulması, Cumhuriyetler de başkanlık seçimlerinin kaldırılması ile başlayan sürecin ikinci aşaması olarak görüyorum. Rusya, hızla üniterizme gitmekte, mevcut federal statü ve haklarımızı adım adım yok etmektedir.  Bu bahsettiğim uygulamalarla Cumhuriyetlerimiz bölge valiliğine bağlı kaymakamlıklar düzeyine indirilmişti. Şimdi de bu sembolik varlıklarının yok edilmesi için ikinci adım atılmıştır.

Adıgey’in bölge dışında kalması malesef öncelikle oranın yok edileceğini gösteriyor. Yeni kurulan bölge ise daha istikrarsız ve problemli bölge olarak daha uzun vadede hazmedilecektir.  Ben olaya maalesef iyimser bakamıyorum. Bölge valilikleri ve olağan üstü hal uygulamaları ile dünyanın hiçbir yerinde problem çözülememiştir. Aksine, daha fazla problem ve istikrarsızlık üretilecektir endişesindeyim. Kafkasya’da mevcut hakların kısılması ve üniterizmle sorun çözülmez, tam aksine daha fazla özgürlük ve demokrasi ile problemler hafifler.

- Çerkeslerin, tarihi sınırları içinde birleşebilmeleri ve tek bir Çerkesya kurulması fikrine nasıl bakıyorsunuz?

İ.Yağan:  Şu andaki demografik, coğrafik ve politik gerçeklerimize çok uzak görünüyor. Biz şu anda elimizde kalanları korumaya, üstümüzdeki son elbiseleri söktürmemeye çabalıyoruz. Tarih, bir gün Çerkeslere böyle bir şansı geri verecek olursa, buna kimse üzülmez.

-Çokuluslu Cumhuriyetinizde, Balkarlar ile Kabardeyler arasında bir etnik  ihtilaf var mıdır? Varsa nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz.

İ.Yağan:  Hayır, ben Balkarlarla aramızda etnik bir ihtilafın olduğunu düşünmüyorum. Kabardeyler ve Balkarlar asırlardır bu topraklarda beraber yaşıyorlar, birbirlerinin etnik varlıkları için hiçbir zaman tehdit olmamışlardır, şu anda da değiller. Bugünkü problemler, daha çok ekonomik temeli olan toprak ve idari paylaşım problemleridir. Biz asırlardır kullandığımız otlaklarımızın birtakım çıkar ve hukuk oyunlarıyla, Balkar rayonlarının idaresine verilmesine karşı çıkıyoruz. Bunun yanında son yıllarda Karaçay ve Balkarların içinden bazı aşırı guruplar çıkmış uydurma etnik ve tarih tanımlamaları yaparak etkili olmaya çalışıyorlar. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde de benzeri olaylar var.  Bütün bunları bir araya getirdiğimiz de gerçekte olmayan bir etnik problemin temelleri oluşturuluyor gibi gözüküyor.

-Mera dağıtımında meraların köylere mesafesi ve düzlük durumu Rusya topraklarında mera tahsisinde esas alınıyor. Oysa Kabardey-Balkar otlakları dağ yaylalarında, buradaki  bu ölçü Rusya'daki durumdan farklı ve gerçeklerle bağdaşmıyor. Kadim zamanlardan beri, her köyün -Kabardey, Balkar bir dağ otlağı olduğu, her köyün hayvanlarını o otlakta otlattığı anlaşılıyor.

İhtilafa konu durum, eskiden beri Kabardey köylülerce kullanılan dağ otlaklarının, mesafe gibi sizin bölgenize uygun olmayan kriterlerle ele alınması, Balkar köylerince kullanılan alanların genişletilmesi olmalı. Kabardey-Balkar yönetimi iptale konu olan yasayı hangi makul gerekçelere dayanarak çıkarmıştı?

İ.Yağan:  Bütün problem 131 nolu yasanın uygulaması ile ilgilidir. Bu yasaya göre merkezi idarenin elinde olan topraklar kendilerine en yakın yerleşim yerlerine bağlanacaklardır. Balkarlar da bu durumdan istifade edip daha önceleri köylere bağlı olan daha sonra idareleri köylerden alınıp merkezi idareye verilen köylerarası bölgeler (Mejsileniye Territorya)  diye adlandırılan özel statülü toprakların tümünün kendi idarelerine verilmesini istemektedirler. Bunun hiçbir tarihi, hukuki ve fiziki temeli yoktur.

Bu Federal yasa bahane edilerek, yerel parlamentodan geçirilen yasalar, hiç bir şekilde incelenmeden doğru dürüst tartışılmadan çoğunluğun haberi bile olmadan geçirilmiştir. Bunun nedeni devlet başkanının isteklerini onaylama dışında hiçbir işlevi olmayan bir parlamento olmasıdır. Bu durum sadece bizde değil, diğer bölgelerde de aynıdır. Atanmış başkanlar, merkezin direktiflerini ve kendi çıkarlarını kollarlar. Parlamentolar da başkanın isteklerini yerine getirir.

Ben size iki harita veriyorum. Birinci harita şu an itibariyle Cumhuriyetin toprak dağılımını gösteriyor.

 

1 nolu bölgeler, hali hazırda Balkar rayonlarına bağlanmış bölgeler.

2 nolu bölgeler Rus rayonları.

3 nolu bölgeler Kabardey rayonlarına bağlı bölgeler.

4 nolu bölgeler ,Balkarların kendilerine ek olarak bağlanmasını istediği bölgeler.




2. haritada görünen kırmızı renkli bölgeler ihtilafa konu olan meralardır. İki haritayı karşılaştırırsanız çoğunluğunun Balkarlara bağlanmış olduğunu görürsünüz. Biz cumhurbaşkanının imzalamadığı son bölümün dışında daha evvel sessizce onlara verilenlerin de iptal edilmesini ve tarihi, fiziki gerçeklere uygun bir çözümün üretilmesini istiyoruz.




3 nolu çizelge ise 2005 yılından sonra yapılan değişikliklerle Kabardey ve Balkar rayonlarındaki toprak artışlarını göstermektedir. Gördüğünüz gibi önceden Balkar rayonlarına ait olan 90 bin 345 hektara 243 bin 723 hektar eklenerek 334 bin 068 hektara çıkmıştır. Buna karşılık, Kabardey rayonlarına ait topraklar sadece 10 bin 548 hektar eklenerek 350 bin 056 hektara çıkmıştır.

Nüfuslarına bakarsanız Balkar rayonları 40 bin 545 Kabardey rayonları ise 266 bin 981’dir. 635 bin 422 hektar olan köylerarası bölgenin 284 bin 566’sı dağıtılmış, geri kalan 351 bin 256 hektarın hemen hemen  tamamı da istenmektedir.

- Balkar köylerinin hâlihazırda yeterli meraları yok mu, onlar bu konuda mağdur mu?

İ.Yağan:  Şu anda ihtilafa konu olan meraların büyük çoğunluğu zaten kullanılmamakta, hayvancılığın çok zayıflamasından dolayı bomboş durumdadır. Balkarların yeterli meraları vardır, bu meraları hiçbir zaman kullanmamışlardır. Şu anda verseniz de kullanacak durumda değildirler. Problem bunların idaresini ele geçirme meselesidir.

- Sizce dil dışında Karaçay ve Balkarların Adıgelerden farklı bir toplumsal kültür ve geleneği var mıdır?

Türkiye'de ki Karaçay ve Balkarlar, gelenek yönünden Adıgelere çok yakın kişiler ve kendilerini Çerkes olarak da görüyorlar. Türklerde onları Çerkes olarak benimsemiş. Olaya siz nasıl bakıyorsunuz?

Karaçay ve Balkarların aydınları nasıl düşünüyorlar, tabi ki 'tarihçi' Budayev gibileri esas almamak kaydıyla.

İ.Yağan:  Hayır, bence dil dışında bir kültürel farklılıkları yok.  Köken olarak Türki unsurlar yanında büyük bölümü de Çerkestir.  Son yıllarda kendilerini, kökenlerini ve tarihlerini farklı tanımlama çabaları görülüyor. Bunlar benim konum değil kendilerinin problemidir. Türki midirler, Alan mıdırlar, Kafkasyalı mıdırlar ona kendileri karar versinler. Bizi ilgilendiren taraf, sonradan uydurulmuş masalları ekonomik taleplerine zemin olarak yerleştirmeye kalkışmalarıdır. Örnek olarak 50 yıl önce, 100 yıl önce hatta 200 yıl önce hangi toprakları kimin kullandığı bellidir.

Ancak, tarihçilerin dahi çok az ve çelişkili bildiği 1000 yıl öncesindeki Alanlara gidip, kendilerini onlara dayandırıp Adıgeleri sonradan buralara gelip kendi topraklarını  işgal eden yağmacılar olarak gösterirlerse, sonra da bunun üzerine 131. Yasanın açıklarından istifade ederek Cumhuriyetin nüfusunun %5-6’sına toprakların %70’ini talep ederlerse bizi ilgilendirir.  Şu anda henüz fazla taraftarı olmayan bu masallara inananlar çoğalırsa suni etnik problemler çıkar. Adıgeler savaşlar sürgünler ve veba sonucunda nüfuslarının ve tarihi topraklarının % 80’ini kaybetmişlerdir.

Biz şu anda elimizde kalanları korumaya çalışıyoruz. Yoksa hemen yanı başımızda bulunan, tamamen Ermeni ve Rus yerleşim yerleri haline gelen toprakları kimse sizin tarihi topraklarınızdır diye iade etmiyor. Böyle bir talepte yok. Talepler haklı ve gerçekçi olmalıdır.

- Kabardey-Balkar ve Adıgey'de muhalefet önderlerine/sivil toplum liderlerine yönelik saldırıları üzüntüyle karşıladık. Bu saldırıların arkasında olanlar saptanabilmiş ve saldırganlar yargı önüne çıkarılabilmiş midir?

İ.Yağan:  Bizlere kimin neden saldıracağı bellidir. Burada kullanılan figüranların kim olduklarının hiçbir önemi yok. Her adımımız takip edilmekte. Yönetimin bilgisi dışında, bize kimsenin saldırması mümkün değil. Soruşturulmasını ve bu konuda sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını ihtimal dâhilinde görmüyorum.

Göstermelik soruşturmalarla vaktimiz ve hayatımız bloke ediliyor. Bunları vakit harcamaya değer görmüyoruz.


- Çerkeslerin gelecek perspektifi size göre nasıl görünüyor?

İ.Yağan:  Şu anda maalesef hem ulusal varlığımızı, hem topraklarımızı koruma konusunda, gerek diasporada gerekse anavatanda ciddi kan kaybı içindeyiz. Ama gelecek için umutlarımızı yitirmiyoruz. Umudumuz olmasaydı mücadele alanında olmazdık.


15 Nisan 2010 - Nalçik
Cherkessia.net


Bu haber toplam 4253 defa okundu.


Ümit Duman

Daha öncede okuduğum bu yazıyı iyi ki tekrar okumuşum.. İ. Yağan'nın burada eksik bıraktığı veya aslında bizlerin tamamlaması gereken kısım; Türkiyedeki 'Türk aşırı milliyetçilerinin' Kafkasya'ya yönelik kısa ve uzun vadeli planları'nın tartışma konusu 'toprak talep'leri ve ilgili yasa tartışmalarının' doğrudan uzun vadeli K.Kafkasya planlarının ana parçalarından biri olmasıdır.. İbrahimin belirtiği gibi bizlerin eski topraklarımızla ilgili bir talebimiz yokken ve bunları gelin sizler 'geri verelim' diye kimse söylemezken, mevcut Kabardeylerin kullandığı veya hakkı olan toprakları 'hiçbir mevcut esasa dayanmadan' kendilerine verilmesinin planlarının kaynağı 'Türkiyede'ki malum merkezlerdir'. Bu merkezlerki birinci Çeçen savaşının çıkarılması ve ilk aşamalarında da çok faal olarak işin içinde idiler.

21 Ocak 2011 Cuma Saat 14:17
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net