

Bu son günlerde Çerkes ya da Kuzey Kafkasya kökenli nüfus, daha doğrusu bunların aydınları ve gençleri arasında öteden beri sürmekte olan tartışmalar çoğalmış ve çeşitlenmiş bulunuyor. Bu tartışmaların yer aldığı hayli site ve platformdan söz edebiliriz. Buralarda asılsız haberler de yer alabiliyor. Ayrıca yanlış bilgilendirmeler de sözkonusu. Bir hastalık da okumamak, kolaya kaçmak, dolayısıyla yanlış şeyler de yazmak. Bu da bir sorun. Öncelikle bu belirttiğim son sorundan başlayarak, birtakım konuları özetle ele almak istiyorum.
1864’te Hodz Vadisinde ve ‘Ahçip köyü’nde ya da Aibga köyünde bir intihar savaşı verilmiş midir?
Bazı yazarlarımız asılsız abartmalara ve edebiyat finallerine bayılırlar. Abhaz aydını Mustafa Butbay, herhalde halk anlatılarından esinlenmiş olmalı, Ruslara karşı son direnişlerin Kuban bölgesinde Hodz deresi vadisinde, Karadeniz kıyısında da ‘Ahçip’ köyünde verildiklerini yazıyor. Kaffed de, son direniş yeri olarak ‘Aibga’ adını benimsemiş görünüyor, bu doğrultuda 21 Mayıs anmalarında üye derneklere direktiflerde bulunmuştu. Şimdi Aibga’yı bir kenara ayıralım, Hodz ve Ahçip üzerinde biraz duralım.
Butbay’ın direniş finali General İsmail Berkok tarafından alınıp destanlaştırılıyor. (1)
Tarih meraklısı bazı gençlerimiz de kolaycılığa kaçıyor, soruşturma gereği bile duymadan, Gen.İ.Berkok ne yazmışsa, doğru yanlış incelemeden, onu aktarmakla yetiniyorlar. Ürdünlü Habjoka ve İ.Aydemir ise, Hodz vadisini Karadeniz kıyı bölgesine taşıyor ve oradaki ‘Ahçip’ ile birleştiriyor. Yani ‘Karadeniz kıyısındaki Hodz deresi vadisindeki Ahçip köyü’ diyerek ‘harika buluşlarda’ bulunuyor, direniş yerini de ikiden teke indiriyorlar. Sonuç olarak, iyi niyetli Stephen D.Shenfield’in de kafasını karıştırıyorlar, o da işin içinden çıkamıyor…
Peki gerçek nedir? Hodz ve ‘Ahçip’ nerelerdedir? Daha önceleri de yazdık, yine yazalım.
Hodz deresi, Kuban bölgesinde, Maykop kentinin doğusundadır, yani Karadeniz kıyısına 150- 200 km kadar mesafededir. Maykop ise, Adıgey başkenti,18 Mayıs 1857’de bir Rus askeri kalesi olarak, Şhaguaşe (Belaya) Irmağı vadisinin ovaya açıldığı bir yerde, ırmağın sağ/doğu yakasında kuruldu. O tarihte Şhaguaşe’nin sol yakası Adıgelerin, sağ yakası, dolayısıyla Hodz deresi vadisi de Rusların elindeydi.
Peki bu durumda, Çerkesler 1857’de Rusların eline geçmiş olan Hodz deresi vadisinde, 7 yıl sonra, 1864’te bir intihar savaşı vermiş olabilirler mi? O zamanki Çerkeslerin indirme/paraşüt birlikleri mi varmış?
Rus zulümleri sonucu, 1877’de, Kuban yöresindeki Adıgelerin Rus yönetimine karşı ayaklanmış oldukları biliniyor. Anlaşılan 1877’deki bir olay, 13 yıl öncesine, 1864 yılı olaylarına monte edilmiş olmalı…
‘Ahçip köyü’ konusuna gelince, Ahçıpsı bir köy değil, Aibga gibi, Ciget grupundan küçük bir topluluğun adıdır. Kbaada Yaylası’nda yaşıyorlardı, yaylada da Atkuac (Аткъуадж) adlı bir yerli köyü bulunuyordu. Her yerde olduğu gibi ateşe verilen bu eski köyün çayırlığında, 2 Haziran 1864’de (Eski takvim-21 Mayıs 1864) Kafkasya Rus Orduları Başkomutanı Veliahd Prens Mihail Nikolayeviç’in (Fransızca adıyla- Grandük Mişel) katıldığı dini bir ayin ve askeri tören yapılmıştı. Bu yerde şimdi, Ş’açe’nin Adler rayonuna bağlı Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) adını taşıyan turistik bir belde bulunuyor.
Wubıh, Ciget ve Ahçıpsılar Nisan 1864’de Ruslara boyun eğmiş, göç hazırlıkları için 1 ay süre almış bulunuyorlardı. Bu topluluklarTürkiye’ye göç ettiler. Süre bitiminde direnmeye kalkışan Aibgalılar da 24 Mayıs 1864’te (Rumi-12 Mayıs) Ruslara boyun eğip diğerleri ve daha güneyde yaşayan Psıhular gibi Türkiye’ye göç ediyorlar.
Almanya Münih’teki ABD’ye ait eski SSCB’ni Öğrenme Enstitüsü çalışanı Ramazan Traho’nun ‘Çerkesler’ adıyla Türkçe’ye de çevrilen kitabında bütün bu topluluklar bireylerinin Ruslar tarafından topluca katledildikleri yazılıyor.
Kaynaklarda 1858-1865 yılları arasında Türkiye’ye göç eden Kuzey Kafkasyalı topluluklar üzerine verilen rakamlarda 11 bin 873 Ciget de yer alıyor, hepsi öldürülmüşse bu Cigetler nereden çıkmış olabilirler? (2) Bu insanlar, Wubıhların güney komşuları olup Ahçıpsı ve Psıhular Ciget grupundandır ve Adıgeleşmiş Abazalar (Abazin) idiler, şimdi kaybolmuş bulunuyorlar.
Düzce’nin K’eç’ehable köyü (К1ьэч1эхьаблэ; Kiremitocağı), Adıgeleşmiş/Wubıhlaşmış Cigetlerin de yaşadığı bir köydür sanırım.
Sonuna değin direnen ve Ruslar tarafından imha edilmiş olan topluluk ise Shapsughların doğusunda, Kafkas Dağları sırtlarındaki vadilerde ve yaylalarda yaşayan Adıge/Hak’uçlardır (Хьак1уцу).
Gençlerden dileğim, soruşturmadan, birkaç kaynak ile karşılaştırmadan, yani ayrıntılı inceleme yapmadan ve doğruluğuna kanaat getirmeden yazı yazmamalarıdır. Ad vermeyeyim, ama hala yanlış bilgilendirmelerde bulunanlar var.
Abhaz Dernekleri Federasyonu konusu
Abhazya, Osmanlılardan kopup 1810’da bir prenslik olarak Rusya’ya bağlanmıştı. 1858’de 94 bin kadar bir nüfusu da vardı. Bu nüfus o günkü koşullara göre az da sayılmazdı. Abhazya, Prensliğin lağvedildiği 1864 yılına değin Rusya’ya sadık kaldı. Ancak prensliğin lağvı, yarı feodal/köleci Abhaz toplumunda çalkantılara neden oldu. Prens ve soylulardan (marşanlar) unvan ve ayrıcalıkları alındı, soyluların köleler ve köylüler üzerindeki sahiplikleri ve angarya hakları da sona erdirildi. Soylular toprak sahibi ama kölesiz kalmış oldular.
Bütün bu düzenlemeler Rusya 1861 reform yasaları çerçevesinde yapılıyordu. Büyük bir nüfus olan eski köleler artık ‘özgürdüler’ ama topraksız idiler, onlara toprak verilmemişti. Yani toprak sahipliği konusunda bir reform yapılmamış, toprak halka dağıtılmamıştı. Bu da her sınıftan birçok Abhaz’ın rahatsız olması demekti.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Abhazya’ya,1864’te Osmanlılara sığınmış olan Abhaz soylularının da katıldığı bir Osmanlı deniz çıkartması yapıldı. Çıkartma şaşırtma amaçlıydı, yani Rusların dikkatini Abhazya’ya çekip Rusları başka bir yerden vurmak içindi.
Propaganda,akrabalık ve hediye gibi şeylerle 4 bin kadar yerli Abhaz istilacılarla birleşti,Ruslar açısından bu,kuşkusuz bir isyan ve vatana ihanet olayı idi.İsyan Abhazya’ya çok ağıra patladı,Abhazlar artık iddia sahibi bir halk olma özelliklerini yitirdiler.
Savaşı Rusların kazanması üzerine, Abhaz nüfusun neredeyse yarısı gemilere alınarak Türkiye’ye götürüldüler .
Bundan sonra Abhazya’da bir kolonizasyon ve Rus asimilasyonu süreci yaşandığı da kuşkusuzdur.
1921’de, bolşevikler/ihtilalciler tarafından bağımsız bir ‘Abhaz Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ kuruldu, cumhuriyet önce Gücistan ile bir birlik halinde ‘Transkafkasya Federasyonu’ (1922) ve o kanalla da SSCB içinde, egemen bir birim olarak yer aldı. Ancak 1931’de Stalin, birlik cumhuriyeti statüsünü kaldırdı, Abhazya’yı bir özerk cumhuriyet olarak doğrudan Gürcistan’a bağladı. Sovyetlerin dağılması üzerine Abhazya bağımsızlık kararı aldı, karşılık olarak da 1993’te Gürcü saldırısına uğradı, 1994’te de istilacı Gürcü birliklerini uzaklaştırdı. Bu arada büyük bir Gürcü nüfus da Abhazya’dan kaçtı.
2008’de Rusya, Abhazya ile Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıdı, ayrıca üç devlet daha bu iki ülkeyi tanıdı. Bu bağımsızlık kuşkusuz sürecektir, geriye dönüş ise, kabul edilemez. Bu iki ülkenin Rusya Federasyonu’na katılması da olanaksız. Bunun için BM tarafından tanınmaları ve uluslar arası yasalara uygun karar alma hakkını elde etmeleri gerekiyor. Durumun uzun yıllar böyle sürmesi bekleniyor.
Şu durumda yapılması gereken ilk olumlu iş, bu iki ülke ile Gürcistan’ın ilişkilerini yumuşatmaya, uzlaşma olursa, Gürcü sığınmacıların bir bölümünü geri alarak Gürcistan’ı da rahatlatmaya çalışmak olabilir, bu iş başarıldığında daha ileri ilişkilerin önü de açılmış olacaktır. Bunda Gürcü ve Abhaz –Oset tarafının da çıkarı vardır.
Şu durumda Abhazların ayrı bir örgütlenmeye, federasyona gitmeleri yerindedir. Bu bir bölücülük sayılamaz. Örtüşen yanları olsa da, Abhazların sorunlarıyla Adıgelerin sorunları farklıdır. Gerçi diasporada bir dayanışma durumu vardır, bu dayanışma kültür birliğinden ve demokratik haklar elde etme mücadelesinden güç alan bir dayanışmadır. Yararlıdır, sürdürülmelidir.
Abhazların Abhazya’ya dönüşünün önünde politik bir sorun kalmamıştır, ama Adıgelerin sorunları yerli yerinde duruyor. Hiçbir Adıge vizesiz RF topraklarına ayak basamıyor, belli koşulları yerine getirmediği sürece de RF yurttaşlığını alamıyor. Abhazların hepsi ise, Abhazya’nın doğal yurttaşı sayılıyor.
Şu durumda Abhaz ve Oset diasporaları adına politik bir sorun kalmamıştır.
Adıgelerin ve cumhuriyetlerinin bazı sorunları
Adıgelerin sorunları anayurt ve diaspora bağlamında ele alınabilir.
1.Anayurt. Kuzey Kafkasya’daki Adıgeler 4 ayrı ‘ulusal’ ad altında üç cumhuriyette ve bir krayda yaşıyorlar. Bu dört ‘ulus’un kendi bölgeleri dışında azınlıkları da vardır. Adıgelerin toplam nüfusu 2002’de 700 binin biraz üzerindeydi. Küçük bir yerli ‘ulusu’ sayılan Krasnodar Kray’ın Karadeniz kıyısındaki Shapsughya (Soçi ve Tuapse) yöresi Adıgelerini bir yana bırakalım, bunların hepsi 12 bin gibi çok azlar, Shapsughları önce Çarlık orduları (1864), ardından da kalıntılarını Stalin rejimi mahvetti (1945). Shapsugh Parlamentosu’nun karar alma yetkisi de çok kısıtlı olup yerli toplumu ilgilendiren bazı sorunlarla sınırlı.
Geride üç cumhuriyet kalıyor:
a) Kabardey-Balkarya (KBC), burada 894,3 bin nüfusun çoğu, 502,4 bini (%55,3) Adıge/Kabardey’dir. KBC iki etnik ad üzerine kurulmuş bir cumhuriyet. Cumhuriyetin Balkar kesimi-107,3 bindir (% 11,6). Üç resmi dili vardır-Rus, Adıge/Kabardey ve Balkar dilleri.
Kabardey-Balkarya, bir tarım ve hayvancılık yöresi olarak dışarıya göç veriyor. Nüfusu 2002’de 901,494 idi, 2009’da 894,324’e düştü. Nüfus olarak dışarıdan yatırımcı ve kalifiye eleman bekliyor. Cumhuriyet, Balkar nüfusunu razı etmedikçe, diğer iki cumhuriyetle birleşme ve diasporadan yoğun nüfus kabul etme gibi etnik içerikli kararlar da alamaz.
b) Karaçay-Çerkesya (KÇC), bu cumhuriyet de, KBC gibi iki etnik ad üzerine kurulu, ancak 5 resmi dili var-Rus, Karaçay, Kabardey/Çerkes, Abaza ve Nogay dilleri, nüfusu da KBC gibi azalıyor. 2002’de 439,470 olan nüfus, 2009’da 427,2 bine (2009) düşmüş bulunuyor. 2002’de bu nüfusun 169,2 bini (%38,5) Karaçay, 49,6 bini (% 11,3) Adıge/Çerkes idi. Karaçaylar, cumhuriyetteki Adıge nüfusun üç katından fazlalar.
KBC’ndeki Kabardey nüfus ağırlığı gibi, KÇC’nde de Karaçay ağırlığı var. Bu iki cumhuriyeti daha batıdaki Adıgey (AC) ile birleştirmek isteyen gençler var.Ancak Karaçay ve Balkarları,ayrıca Moskova’yı bu işe nasıl razı edecekler? Arada Rus nüfuslu birkaç rayon da var.
Karaçaylar geleneklerine bağlı ve çok dindar olan Müslümanlar. Kabardey ve Çerkesler ise, din bağları gevşek ve Ruslarla iç içe olan kişiler. Buna karşın, politik platformda Karaçaylar Rusları yanlarına almayı, Çerkesleri köşeye sıkıştırmayı da başarabiliyorlar.
c) Adıgey’de de, az da olsa nüfus azalıyor: 2002’de 447,1 bin olan nüfus 2009’da 442,8 bine düştü. Adıgeler azınlık durumunda (2002’de 108,1 bin-yüzde 24,2). Avantajlı yanı, cumhuriyetin tek bir etnik/Adıge adı üzerine kurulmuş olması. Ancak Krasnodar Kray toprakları içinde.
Bu üç cumhuriyetin yeni etnik bileşimleri Ekim 2010 nüfus sayımıyla anlaşılabilecek. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz. Daha iyi iş bulan Ruslar cumhuriyetleri terk ediyor. Yerli nüfus ise Rusya’nın başka yerlerinde pek hoş karşılanmıyor ve dışlanabiliyor da…
Toparlarsak, bu üç cumhuriyetin birleştirilmeleri içerikli görüşler, en azından günümüz koşullarında gerçekçi değil, tam aksine zararlı sonuçlar da verebilir (*). Öncelikle Karaçay, Balkar ve Ruslarla görüşülmesi, onların ve Moskova’nın onayının alınması gerekir.
Karaçaylar kendi güdümlerine girmiş olan cumhuriyeti böldürmemeye çalışacak ve tek bir ‘Büyük Adıgey Cumhuriyeti’ projesini de kolay kolay kabul etmeyeceklerdir.
Bugün için en tutarlı olabilecek gerçekçi politika ise sınırlara saygı, her bir cumhuriyetin ekonomisini, dil ve kültürünü koruma ve geliştirme olabilir. Birleşme ve tek bir Adıgece gibi, geleceğe yönelik konular yerine, asimilasyona karşı önlem alma ve dilin korunması, resmi dillerin KÇC’ndeki gibi zorunlu eğitim dili yapılmaları konulu çalışmalar olabilir.
2.Diaspora. Burada konumuz Türkiye’dir. Türkiye, giderek demokratikleşiyor. Bu demokratikleşme Batı, ABD ve AB desteğinde yürütülüyor. Komşu ülkeler de demokratikleşmeyi destekliyorlar. Erdoğan hükümeti, kim ne derse desin, sonuçta başarılı bir çalışma yürütüyor. Demokratik bir Türkiye, bir istikrar unsuru olacak ve komşulara da yarayacak. Bunun da kimseye zararı olamaz.
Demokratikleşmeye karşı hala asker ve sivil bürokrasiden (yargı) bazı engellemeler, çelme takmalar geliyor. Ancak bunlar yavaş yavaş aşılıyor, halk demokratikleşme yanlısı. Askerin ve yargının içinde de demokratikleşme eğilimi artıyor.
Ağır bir tempoda yürüyor olsa da, Türkiye sonunda demokratikleşecek. Dil, din ve mezhep baskıları kalkacak ya da hafifleyecek. Bu bağlamda Çerkesler de, düne göre kuşkusuz daha özgür bir konum elde edecekler. İyi ve arzulanır bir şeydir bu.
Ancak Kuzey Kafkaslı nüfusun Türkiye’nin hemen her iline şu ya da bu boyutta dağıldığı, bu dağılmanın köyden kentlere yerleşme biçimine dönüşmüş olduğu da bilinmelidir. Kürtler ve Araplar gibi Çerkeslerin toplu ve bir arada yaşadığı yerler yok gibidir ya da çok azdır. Geçmiş yönetimler, Türk olmayanları Türkler adına eritme/asimile etme politikaları uyguladılar, asimilasyon Çerkesleri vurdu, ulusalcı cumhuriyetin temel amaçlarından biri de zaten asimilasyondu. Bu nedenle genç kuşak, büyük ölçüde dil asimilasyonuna uğramış bulunuyor. Gençlik şimdi bunun pişmanlığını duyuyor ve etnik kimliği korumaya çalışıyor.
Şu durumda, yer yer yıpranmış olan bu ‘kumaştan’ nasıl bir elbise çıkarılabilir? Bu konuda kafa yorulsa iyi olur.
Kafkasya’ya dönüş konusuna gelince. Bu da kolay bir iş değil. Göç belli koşullar oluştuğunda ya da zorlayıcı politik koşullar gerçekleştiğinde olabilir. Bu konuda da gerçekçi olmak gerekir.
Türk hükümetleri geçmişte Kafkasya ve Balkanlardan göçmen aldılar, bu insanlara konut verildi,t oprak ya da iş sağlandı. Gidilen yer, çıkılan yere göre, özellikle ekonomik anlamda daha çekici olmalı, olmuştur da.
Göçmen olarak kabul edilen nüfus uluslar arası göçmenlik statülerinden yararlandırılır, bunların geçimi ve yerleştirilmeleri devletin yükümlülüklerindendir.
Daha iyi konumdaki bir yerden saha yoksul bir yere göç ise, savaş ya da siyasal baskılar nedeniyle olabilir. Örneğin Yahudiler Hitler faşizminin baskıları nedeniyle, ekonomik koşulları daha iyi, ama kendi güvenlikleri açısından kötü olan Almanya’dan Filistin’in kurak topraklarına göç ettiler. Ancak bu insanları Filistin’de karşılayan, onlara yardım eden, konut, iş ve toprak sağlayan kuruluşlar, ayrıca koruyucu/hami bir İngiliz devlet yönetimi de vardı.
Peki, 1864 dış sürgününe katılmayan, Kafkasya’da kalan ve iç sürgün yoluyla Kuban yöresine yerleştirilen Adıgeler, yıllar sonra niçin Türkiye’ye göç ettiler?
Bunu dürüst bir Rus tarihçisi olduğu anlaşılan İ.Y.Kutsenko’dan alıntılarla açıklamaya çalışalım: Kuban bölgesinde “Adıgelerin öldürülmemiş ve sürülmemiş 100 bin kişilik bölümü (eski yerli nüfusunun yüzde 5-6’sı), yönetimdeki memurların kısıtlamasız –sınırsız- egemenliği altına girmişti”…Kısa bir süre önce, 1864 yılı öncesinde, “kalabalık, özgün bir halk olan Adıgelerin (..) geride kalan az sayıdaki yıldırılmış, moralleri bozulmuş, her türlü hakları ellerinden alınmış” artıklarının artık mutlu olmaları olanaksızdı. Rus idaresi altına girmelerinden 1,5 yıl sonra, kendilerine toprak tahsis edilmiş olan bu insanlar,geciktirilmeden 1866’da, vergiye bağlandılar. Adıgeler 1870 yılında 300 bin rubleden çok vergi ödemek zorunda bırakıldılar. Ayrıca angaryaya da bağlandılar. Adıgeler adına “300 bin Ruble çok büyük bir miktardı”. Vergisini ödeyemeyenin hayvanına, ayrıca bir kısım mülküne de el konuyordu (3).
Sayın Kutsenko’nun ifadeleri, genel olarak, yıllar öncesine dayanan görüşlerimle de örtüşüyor.
Bu ağır vergi yükü ve baskılar, Rus yönetiminden önce vergi nedir bilmeyen özgür Adıgelerin Türkiye’ye kaçısını kitleselleştirdi. Türkiye de, özellikle Adıgelerin Türkiye’ye gelmelerini destekliyor ve özendiriyordu, nitekim her gelen Adıge ailesine konut (aslında basit bir ev,bir tür kulübe), toprak, hayvan, iş aletleri ve bir miktar da para veriyordu. Bu kadarı, elbette, Cehennem’den kurtulma, Cennet’e kavuşma yerine geçiyordu.
Türkiye’den gelişmiş Batı ülkelerine yapılmış olan göçler, işçi göçleri ise, ekonomik amaçlı göçler kategorisinde yer alır. Göçler sırasında oralarda iş bulma olanağı ve yüksek ücret durumu sözkonusuydu. Bu yolla Almanya’ya gitmiş olanlar bugün 3 milyonu buluyor.
Kafkasya, oradaki cumhuriyetler ya da RF yukarıda sıraladığımız olanakları sağlayamıyorlar. Bu tür olanaklardan güvenlik nedeniyle Adıgey’e getirilen ve RF hükümeti tarafından göçmenlik statüsü tanınan 200 kadar Kosovalı Adıge yararlandırıldı, bu insanlara konut, toprak, iş bulma ve diğer yardımlar yapılmıştır.
RF’nda göçmen ya da dışarıdan nüfus kabul etme yetkisi, sadece Federal Merkez’e, Moskova’ya aittir.Tek bir yurttaşlık statüsü vardır-RF yurttaşlığı.
Sık sık şöyle deniyor, “10-15 bin Adıge diasporadan Adıgey’e gelip yerleşmiş olsaydı, Adıgey’deki Adıgeler için bir moral kaynağı olurdu”. Katlıyorum, aynen öyle olurdu, ama bu nasıl gerçekleşebilirdi ki?..
Gelecek olanlara hiç birşey vermiyorsun ya da veremiyorsun, buna karşılık RF makamlarından izin/vize alarak gel, para getir, evini, istiyorsan işleyeceğin toprağı da satın al ya da kendi işini kendin kur, ayrıca Rusça öğren, 5 yıl bekle, ardından Rusça sınavı başar, TC yurttaşlığını bırak ve RF yurttaşı ol, becerikli isen ‘olanaklar sınırsız’, değilsen ayda 50-100 Dolar aylık kazanmaya bak…
İşi karikatürize edersek,durum aşağı yukarı böyle.
Bu koşullarda kitlesel bir dönüşü olası göremiyorum. Olsa olsa bireysel bazı dönüşler olabilir. O da güvenlik sorunu çözüldüğünde bir anlam kazanabilir.
Gerçekler acı da olsa söylenmeli ve öğrenilmelidir.
Bilgi notu:
(1)- Tarihte Kafkasya,s.525.
(2)- История народов СЕВЕРНОГО КАВКАЗА конец XVIII в.- 1917 г.,Москва «Навка» 1988, s.207
(3)- Doğru ile Eğri,s.93-94.
(*)-Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra Stavropol Kray, Karaçay-Çerkes,Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya-Alaniya, İnguşetya, Çeçenya ve Dağıstan cumhuriyetlerinin ‘Güney Federal Okrugu’ içinden çıkarıldıkları ve ayrı bir ‘Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ içine alındıkları, bölge merkezinin de Stavropol Kray’da Kabardey-Balkarya sınırı yakınındaki Pyatigorsk kenti (2009’da 141 bin nüfuslu) olduğu açıklanmıştır. Bölge valisi de RF Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev tarafından atanmıştır. Daha batıdaki Krasnodar Kray ile coğrafi olarak onun içinde yer alan Adıge Cumhuriyeti ise, dışarıda bırakılmıştır.
Not:Tire içindekiler bize aittir.-HCY
