

Bir genç olarak, geri dönüşten ne anladığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Halkımızın geleceğini düşünüyorsak bu konunun titizlikle ele alınması gerekiyor. Halkımızın geleceği şüphesiz anavatandadır. Kişi tarihine, diline, kültürüne ne kadar düşkünse vatanına da o kadar düşkündür. Sanırım bu değerlere sahip çıkmakta tek başına yeterli olmuyor. Bunun yanında azimli ve kararlı olmanın anavatana geri dönüş için gerekli olduğunu Sn. Açumıj Hilmi’nin ‘’Biraz Daha Dişinizi Sıkın Altı-Yedi Sene Kaldı’’ başlıklı yazısından daha iyi anlamış olduk.
Bugüne kadar, girmiş olduğum cemiyetlerin hepsinde ‘anavatan’ hep arka plana itilmişti. Hala da öyle olduğunu düşünüyorum. Boğazına kadar problemler içinde yüzen halkın Thamateleri, bir araya gelip sadece ‘’düğünlerde alkol ve silah kullanımını yasaklıyoruz’’ ve benzeri yüzeysel konuları ele almaları, bir genç olarak beni düşündürüyor.
Yine bu yörede ki bir derneğin başkanı benim, yapılacak olan örgütlenme konulu toplantıya katılmamı istemişti. O gün, yaşadığım bir aksilikten dolayı yarım saat toplantıya geç gittim. Yoldayken kendi kendime ‘’inşallah salonda yer kalmıştır’’ diyordum. Derneğe yetiştiğim de benim gibi 3-4 gencin yanı sıra 5-6 yaşlının toplantı için hazır bulunduğunu gördüm. Oysa orada en az 50 kişilik boş sandalye bulunuyordu.
Aynı dernekte ücretli bir eğlence programına katıldığım geceyi hiç unutmuyorum. İçeriye sığmayan insanlar bahçeye taşmıştı ve insanlara çarpmadan yürümek için dikkat gösteriyordum.
Bu kalabalığı düşündüğümde, Türkiye’deki şişirilmiş Çerkes nüfusunun varlığını kabul ediyorum. O toplantıya katılanları düşündüğümde de Çerkeslerin kendilerine ne kadar yabancı olduklarını görüyorum.
Çerkeslerin en yoğun yaşadığı şehirde bu böyleyse, sanırım Türkiye geneli için böyle düşünmem yanlış olmaz.
Bu elbette bugün oluşmuş bir durum değil. Ben henüz dünyada değilken ‘derneklerde hep dans ediliyor artık ne olur biraz meselelerimiz için enerjimizi harcayalım’ diye yazanları eski dergilerden okuyorum.
Demek ki, biz onca yıl pek bir yol kat edememişiz.
Böyle bir ortamda, insanlara ‘’gel anavatanına dön’’ demek ve bu çağrıya olumlu cevap beklemek ne kadar doğru sizin takdirinize bırakıyorum. Biz ne kadar yazıp çizsek te, toplantılar düzenlesekte olumlu sonuç elde edemiyoruz. (“Toplumsal Çöküş” başlıklı yazımda bu konuya girdiğim için, çok fazla üzerinde durmayacağım)
Bu noktada başka yollarla, insanların dikkatini bu meselelere çekmek gerekir. Bunu başarabilenlerden de bahsetmek istiyorum. Halkımızın dikkatini dil+kültür+tarih’e çekerek, anavatanı insanlara hatırlatanlar da var.
Örneğin , geçtiğimiz yaz Türkiye’ye gelen NEF ekibi..
Adyge Makh gazetesinin yazdığı gibi ‘Birliğe uzanan yol’, belki de bu tarz organizasyonlardan geçiyor. Taa Kafkasyalardan evine misafir gelenlerin, insanlarımızı heyecanlandığını gördüm. Düşüncelerinin değiştiğini ifade ettiklerine şahit oldum. Hatta 2010 yazı için Kafkasya’ya gidelim diye konuşmalara da şahit oldum.
Bu tür organizasyonların, halkımız üzerinde bıraktığı etkileri mutlaka işlemek zorundayız. İnsanların ilgisini bu tür organizasyonlarla çekebileceğimizi de görmek gerekiyor. Çerkesçeyi kendi torunuyla konuşamayan, ancak torunu yaşında bir Kafkasyalı çocukla Çerkesçe konuşmanın insanlarda bıraktığı etki, yazılıp çizilmeye değmez mi?
Ben bu organizasyon sonrasında, anavatanını ziyaret edecek kişi sayısının daha da artacağını düşünüyorum. Ki bunu şimdiden duyuyor, işitiyoruz.
İşte bu tür sevindirici haberlerin üzerine, Thamatelerimiz bu sefer ‘anavatan’ üzerine Wunaşüe yapmalı. Böylesine tatlı anıların henüz canlı olduğu topluma hitap etmenin sırası şimdi değil de ne zaman?
***
‘’…Şukek’oj zewji Adige Respublikem. Çıwunem şuç’esıtmi, şukek’oj. Wuramım şutesıtmi, melhaçe şul’etmi...
A zır arı ğogow şı’er.
Adiger rafi zexum, wyatejı yatejxer rafı zexum kinew yalheğuğem nahıbe şulheğuştep, arı wuzegupşısen fayer… ‘’ diyor anavatandan bir soydaşımız.
Evet hepimizin düşünmesi gereken şey bu.
İş imkânlarından, yaşam standartlarından, bürokratik işlemlerden önce düşünmemiz gereken, sürülen dedelerimiz kadar sıkıntı çekmeyeceğimizdir. Burada yaşadığımız sürece, unuttuğumuz onca şey arasında sanırım bu da var.
Bunun bir kanıtı olarak, büyük beklentiler içinde vatanına gidip oradaki tüm olumsuzlukları itinayla toplayıp buradaki insanların gözünü korkutanlar olarak gösterebilirim. Bizi orada kimse törenle karşılamayacak. Oraya gittiğimizde elinde kılıç at üstünde gezen insanlar da görmeyeceğiz.
Oysa bir Çerkes için, kendi toprağına kavuşmanın tarifsiz mutluluğu yanında bu tür şeylerin lafı olur mu? Kaldı ki tüm olumsuzluklara rağmen, ana vatana kavuşmanın anını daha bir heyecanlı yapmaz mı?
“..Ade zımi kheblağ yi’oştep(bürokratik engelleri kast ediyor). Fay-Femıyexemi wukhek’ojın fay. Xekum wukhek’ojını wuşıpsewunır wuşulhejınır nasip, nah xıme kheral wune’utew yeğaş’em khepxın nahi , wo wiçigu worı ziyer , zımi wuxıme , vuxexes khıwi’otep..’’ diye devam ediyor soydaşımız.
Halkımıza, anavatanı her daim düşünmeyi alıştırmak zorundayız. İnsanların ileriye dönük planlarına bir ev bir araba kadar ulaşılabilecek şeylerin yanına ‘anavatana dönmeyi’ de iliştirmemiz gerekiyor.
Ben, Kafkasya ile bağlantısını yitirmemiş bir ailenin ferdi olarak kendimi, çevremdekilere göre daha şanslı hissediyorum. Bu yüzden olsa gerek, etrafımdaki insanlara göre ben daha duyarlıyım.
Neticede Ailelerin bu yönde bilinçlendirilmesi, gelecek nesillerin de eğitilmesine Ana-Baba’dan itibaren başlayacağı gerçeğini belirtmek gerek.
Bunun için toplumumuzun saygın Thamatelerine ve dernek başkanlarına haddim olmayarak ricada bulunuyorum. Beni affedin ama, artık dernek toplantılarında ‘şenlik ve eğlence’ organizasyonlarının tertipleneceği günlere karar verildi haberlerin yanında, ‘anavatana’ dönüş hedefli çalışmaları da duymak istiyoruz.
Örnek olması açısından TOKAT KAFKAS DERNEĞİ’nin çok güzel bir haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.
.. B- FAALİYETLERİMİZ
1-Adıgebze (Çerkesce) Dil Kursu: Cumartesi Pazar, saat 19:00-21:00 arası. Yer: Derslik. 19 Aralık tarihinde başladı.
2-Kuzey Kafkasya Gezisi- Çerkesce kursu sonunda yapılacak sınavda ilk ikiye girenler ücretsiz olarak Kuzey Kafkasya’ya geziye gönderilecektir. (Bir kişinin maliyeti yaklaşık 1.000 Lira) Talep olursa yaz mevsiminde Kuzey Kafkasya’ya bir tur düzenlenmesi de düşünülmektedir…
İnsanları ana vatana ücretsiz gönderme gibi müthiş bir mükâfat ile dil öğrenmeye teşvik etmek alkışlanacak bir şey.
Türkiye’de ki bütün derneklerin bu çapta faaliyetler için maddi kaynağa sahip olduğunu düşünüyorum. Maddi imkânlar kısıtlı da olsa, pratikte çok olumlu neticeler alınabilecek faaliyetler yapılabileceğine inanıyorum. Derneklerimizin bu yönde faaliyetleri sonucunda, daha çok insanın bu konulara ilgi duyacağını ve destek çıkacağını da belirtmek gerek.
***
2009 yılı için 1500 olan vatandaşlık kontenjanının 117’si doldurulmuş. Bu yıl içinde, 500 kişi olarak belirlenmiş. Yanılmıyorsam bu 117 kişinin büyük bir kısmını Ankara Kafkas Derneğine mensup kişiler oluşturuyor.
Rusya’da, nüfusun ne kadar çoksa o çok kadar hak elde edersin, düşüncesine bende katılıyorum.
Nitekim Şapsığların statülerini değiştirenlerin amacı belli olduğu halde, sebep olarak nüfus azlığının gösterilmesi bu düşünceyi destekler nitelikte. Aslında Şapsığlar daha fazlalar ancak değiştirilen köy ve yer isimleri nedeniyle Rus olarak gözüküyorlar.
Yine Karaçaylar kendilerine ait bir bölge için çalışma yaparken, Çerkesler buna karşı çıkmışlardı. Ancak o bölgede Karaçaylardan daha az olmaları nedeniyle sıkıntılar yaşadılar ve bir çok Abaza’yı, Çerkes olarak yazdırarak nüfusu kağıt üzerinde arttırmak zorunda kaldılar.
Eğer bugün K.Kafkasya’da +200.000 Çerkes nüfusu olsaydı, eminim ki mide bulandıran problemlerin çoğu yaşanmayacaktı. Adıgey’in sesi daha gür çıkabilirdi, Karaçay-Çerkes’te keyfi uygulamalar bu kadar kolay uygulanmazdı.
Diasporadaki Çerkeslerin, anavatandaki nüfusa bugün için çok büyük bir etkisi olacağına inanmasam da, ilerisi için bu hedefe yönelik çok ciddi çalışmaların yapılması zorunludur. Sabırla bu işin üzerine gidildiğinde uzun vadede çok olumlu şeyler yaşanacaktır.
Bunun yanı sıra, kültürün korunması açısından da nüfusun büyük bir önemi var.
Eğer Çerkesler, dağınıklıktan kurtulup bir bölgede birlikte yaşamayı başarabilirlerse her alanda daha hızlı gelişeceklerdir. Dil ve kültür daha iyi muhafaza edilerek, değişen dünyaya uygun bir biçimde geliştirilebilir hale gelecektir.
Gelecek için bu yönde planlar yapılmadığı takdirde, Türkiye’deki Çerkesler kimliklerini dahi hatırlayamayacakları konuma geleceklerdir. Kapalı toplum yapısına rağmen, dedemle benim aramda ki fark iyi hesaplandığında, bugün için gelecek nesillere dili ve kültürü aktarmanın imkânsızlaştığı görülecektir.
Halkının geleceği için tasalananların kararlı oldukları takdirde mutlaka bir gün anavatana döneceğine inanıyorum.
Bu yolda çalışmak ta, kendisini Çerkesya ile ilişkilendiren herkesin görevidir.
Bu konunun hep gündemde olması ve iyi haberleri paylaşma dileğiyle..
“Vatanı olmayanın hiçbir şeyi yoktur.” Adıge Atasözü.
