

Değerli yazarlarımızdan K'EREF Yalçın Karadaş Cherkessia.net’deki ” ’Çerkesya' Ötekileştirerek Yaratılamaz ” başlıklı ve 24 Şubat 2010 tarihli yazısında ‘Çerkesya’ ve ‘Çerkes kimliği’ gibi konuları ele almış bulunuyor. K'eref konunun tartışılmasını ve geliştirilmesini diliyor.
Yazar, özetlersem, Çerkes deyiminin Adige karşılığı kullanıldığını, Adige olmayanların ötekileştirildiğini, Abaza ve 'Ubıhların' -her halde, yanılmıyorsam Adıge’den sayılmadığını- akraba halklardan sayıldıklarını, öteki Kafkasyalıların ise dışlandığını söylüyor.
K’eref’e göre, ortada bir kavram kargaşasıdır sürüyor.
Rusya’daki federal yapı, dillerin genel durumu ve Adıge tanımı
Rusya Federasyonu içinde -Sovyetler ve öncesi dönemlerden beri - değişik insan toplulukları yaşıyor. Bu durum istilaların ve İmparatorluk olmanın bir sonucu.
Şimdilerde bu topluluklardan bazıları Adıge (AC), Çeçen (ÇC), İnguş (İC), Oset (KOC) gibi tek etnik ad üzerinde; bazıları da Karaçay-Çerkesya (KÇC) ve Kabardey-Balkarya (KBC) gibi iki etnik ad üzerinde Cumhuriyetler oluşturmuşlardır. Dağıstan ise, Çarlık döneminden beri coğrafi bir ad olarak kalmıştır. Rusya’da toplam 21 cumhuriyet, 34 resmi dil ve 182 ulus/ulusal topluluk bulunuyor. Cumhuriyet dışı diller resmi dil yapılmış değil, örneği yok; ama Karelia Cumhuriyeti’nde 65 bin Kareli nüfusa karşın, Kareli dili de resmi dil değil, burada resmi dil Rusça. Buna karşılık Dağıstan’da 2,3 bin kişi tarafından konuşulan Tati dili bir resmi dildir. Veya Karaçay-Çerkesya’da 15 binden az kişi tarafından konuşulan Nogayca da bir resmi dildir.
RF, 83 yöresel (region) birimden oluşuyor, yöre sayısı ilkin 89 idi.
Rusya’daki etnik-siyasal yapılanma böyledir, çok karmaşık ve çelişkiler içermektedir.
Konuyu bilimsel olarak ele aldığımızda, Kuzey Kafkasya'daki Şapsığ, Adıge, Çerkes ve Kabardeyler devletçe tanınmış halklardır; bunlara özel anlamda 'Adıge halkları', dillerine de bilimsel anlamda 'Adıge dilleri' deniyor. Dil deyince, kapsama o dilin lehçe ve şiveleri de giriyor.
Diasporaya gelirsek, örneğin Düzce'de Adıgeler, tabii halk arasında Abazaları (Abhazları) Adıge olarak görmüyorlar; Abazalar da kendilerini Adıge ya da Çerkes saymıyorlar. Ancak Adıgeler adlarını duydukları Çeçenleri, Osetleri (Kuşha) ve Karaçayları (Karaşayları) Adıge’den sayıyorlar. Fakat bu, lokal bir agılamadır, bilimsel bir yanı yoktur .
Uzunyayla yöresinde birçok Abaza (Abazin), Karaçay ve Oset Kabardeyce'yi de bilir.Bu da lokal bir durumdur.
Sakarya ve Düzce illerinde Abzah, Vıbıh, K'emguy ve Besleney lehçelerinde konuşan Adıgelerin hepsi Şapsığca dil asimilasyonuna uğramıştır, ama ayrı-lokal yerlerde barınan ve Adıgelerle ilişkileri daha az olan Abazalar (Abhazlar) dillerini korumuşlardır.
Bütün bunları birbirine karıştırmamak, bu örneklerden bilimsel genellemeler yapmamak gerekir.
Vıbıh ve Abaza konusu
Önce şu noktayı belirteyim.Vıbıh adı Rus ve Adıge yazı dillerinde aynı biçimde,'Убых' olarak yazılır, ama okunuş farklılığı vardır. Rusça 'Ubıh' olarak okunan sözcük, Adıgece’de 'Vıbıh' biçiminde okunur. Terimin Rusça okunuşu–yani yanlış okunuşuyla-bilimsel literatürde yer almıştır. Bunu bilmeyen herhangi bir yabancı ‘Ubıh’ diyebilir, ama bir Adıge ‘Vıbıh’ ya da ‘Wıbıx’ diyebilmeli, yani özgün olanı söyleyebilmeli.
1864 yılı öncesinde bağımsız bir Çerkesya Ülkesi vardı. Sınırları 14-16.yüzyıllarda kuzeyde Don (Téne) Irmağına değin yayılmıştı. Moğol ve Tatar saldırıları nedeniyle Adıge çoğunluğu güneye çekilmiş, sınır Kuban, Kuma ve Terek nehirlerine değin güneye doğru gerilemiş; ülke Bağımsız Çerkesya ya da Batı Çerkesya ve Rus korumasındaki Kabardiya biçiminde ikiye ayrılmıştı.
1774’te Bağımsız Çerkesya’nın sınırları kuzeyde ve doğuda Kuban Irmağı, batıda Karadeniz, güneyde de Kafkas Dağları ve Karadeniz’e dökülen Bzıb Irmağı olmuştu (yaklaşık 76 bin km.kare ve 2 milyon nüfus). Abaza, Vıbıh, Karaçay ve bazı Nogay toplulukları da,Adıgeler ile birlikte Bağımsız Çerkesya yurttaşları idiler.
Vıbıhların tamamı (100 bin), kıyıda yaşayan Abazalar (Cigetler ya da Saadzlar,vb; hepsi 17 bin) Adıgeleşmişlerdi. Daha doğuda, ırmakların kaynak bölümlerinde yaşayan küçük Abaza (Abazin) topluluklarının çoğu Adıgeleşmişti. Ancak bir bölüm Abaza kendi dilini de konuşuyordu.
1922’de, 1864 yılı öncesinde Şapsığ, Hak’uç, Vıbıh ve Abazaların (Cıget,vb) yaşamış olduğu Karadeniz kıyısındaki toprakları, yani Tuapse ve Ş’açe (Soçi) okrugları topraklarını içine alan bir ‘Şapsığ Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ kurulmuştu. Fakat ayrıntısını henüz bilemediğimiz nedenlerle bu Cumhuriyet kaldırıldı, onun yerine toprakları minyatürleştirilmiş halde, 1924’te bir ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’ kuruldu. Yine tam bilemediğimiz nedenlerle 1943’te bu kez Şapsığ rayonunun kaldırılması kararı alındı. Karar 1945’te uygulandı.
Ancak konu hala tüm yönleriyle aydınlatılmış değildir, gizlilik devam ediyor gibi görünüyor.
1999’da Şapsığlar sıradan bir küçük halk olarak yeniden tanındılar, ama ulusal toprakları kendilerine geri verilmedi. 1864’teki Ruslaştırma politikası yeniden diriltilmiş gibi.1999’dan beri Ş’açe’nin Psışşuape (Lazarevsk) beldesinde resmi bir ‘Şapsığ Toplumu Parlamentosu’ oluşturulmuş bulunuyor. Şapsığlar 1945 öncesinin Şapsığ yazı dilini kullanma özgürlüğüne sahipler, ama Adıge (AC) yazı dilini benimsemiş bulunuyorlar. Bu da kendi seçimleridir.
Bu oluşumlar bilinmeli; fakat Kabardey, Şapsığ, Vıbıh, Bjeduğ, K’emguy ve Besleney gibi adların, dil ve lehçelerin tarih, filoloji gibi bilimsel incelemelerin konuları oldukları, bütün bu toplulukların artık Adıgelik anlayışı içinde erimiş ve bütünleşmiş oldukları da bilinmelidir. Adıgelerin kendi aralarında bölgesel ayrılık ve temassızlık durumu var. Bu bağlamda Şapsığ ve Kabardey adları, etnik adlar olarak değil; siyasal, bölgesel ve idari adlar olarak algılanmalıdır. Adıge yöreleri halklarının hepsi, eskiden beri kendilerini Adıge olarak tanımlıyorlar.
Konuyu bu bağlamda düşünecek olduğumuzda, Vıbıhları Adıgelerden ayrı tutmak, bölücülük ve ayrılıkçılık olur,çift yönlü zarar verir. Vıbıhlar niçin Adıge değilmiş, bunun bir mantığı olabilir mi?
Daha önce belirttiğimiz gibi, Soçi ve Tuapse’yi de kapsayan Karadeniz kıyıları 1864 yılı öncesinde Bağımsız Çerkesya sınırları içindeydi,.Devam edelim, bu topraklarda 1922’de Şapsığ Cumhuriyeti kurularak buralara Adıge-Şapsığ siyasi damgası vurulmuş, daha sonra 1924’te Şapsığ Ulusal Rayonu kurularak bu olgu yenilenmiş, oluşum Sovyet devlet yapısı/sistemi içinde yer almış, 21 yıl süreyle var olmuştu.Bunların hepsi tarihsel birer olgudur.
Abhazya’ya gelince…Orası ayrı bir coğrafyada yer almış ve Rusya dışında olan bağımsız bir ülkedir, Abhazlar da bir ulusturlar.
Karaçay-Çerkesya’da (KÇC) küçük bir Abaza rayonu ve Abaza nüfusu (38 bin) var. Diasporada da bir Abaza nüfusu var ama çok azlar. Bunları artık Adıge ve Abhazya’ya yerleşenleri ise Abhaz kapsamında algılamak gerekir.
Çerkesya konusu
Yukarıda değindiğimiz gibi 1864 yılı öncesinde 2 milyon nüfuslu ve 76 bin km² büyüklüğünde bağımsız bir Çerkesya Ülkesi vardı. İlk başkent Anapa idi, son Ulusal Meclis yeri ve başkent de Ş’açe (Soçi) idi.
Peki bu ülke ne oldu?
İmam Şamil 6 Eylül 1859’da Ruslara teslim olunca Çeçenya ve Dağıstan’daki direnişler sona erdi. Şamil’in Çerkesya’daki naibi Muhammed Emin de Aralık 1859’da bir uzlaşmayla Rus safına geçti.
Bundan sonrasını kötü bir Türkçe çeviriden izlemeye çalışalım:
Şamil’in Kaluga’ya sürülmesinden sonra, batıda “Karadeniz kıyısında bulunan Çerkesler, hala, tehlikeli bir hüviyete sahip olmakta devam ediyorlardı. Ekonomik olduğu kadar askeri ve siyasi mülahazalar, Asya’nın belki de en (medeni) kabile kültürüne sahip olan bir halkının yalnız yok edilmesini değil; memleketlerinden sürülmesini gerektiriyordu… Rus Hükümeti, Çerkezleri kütle halinde imparatorluğun başka bölgelerine veya isterlerse, Türkiye’ye göç etmeye zorlamak kararını verdi. Bu zecri politikanın tatbiki görevi (..) General Evdokimov’a verildi” (1).
Bu da bir alıntı:
”Rus hükümeti Çerkesler’in tarihi açıklamalarını reddediyor. Washington Rus Elçiliği’nin basın sekreteri Yevgeniy Korişko pazartesi günü yayınladığı bir açıklamasında şöyle dedi: ’Çerkesler’e yönelik bir soykırım yoktur. Bu konudaki tüm iddialar asılsızdır.’” (2).
Çerkeslerin tarihi açıklamalarını, yukarıda biri Rus, diğeri İngiliz olan iki biliminsanından yaptığımız alıntıyı bir yana koyalım, günümüz Rus biliminsanlarından İ.Y.Kutsenko ve T.V.Polovinkina’nın söylediklerini ele alalım.
Bu arada Çerkes soykırımı konusunda hala ‘kararsız Kasım’ı oynayan saygıdeğer Stephan D.Shenfield’in de kulaklarını bir çınlatalım…
Bir ırkçı Karaçay ‘tarihçisini’, M.O.Buday’ı kınayan tarihçi Prof. İ.Y.Kutsenko şöyle diyor: “Kafkas Savaşı’nın bitiş aşamasında, 1858-1864 yıllarında Çarlık mutlakıyeti Adıgelere kitlesel soykırım uygulamıştır…Hayatta kalan Adıgeler Çarlık hükümeti tarafından Anadolu ve civarındaki bölgelere fırlatılmıştır. O sürgün sırasında bin değil binlerce erkek, kadın ve çocuk öldürülmüş, denizde boğulmuş, salgın hastalıklardan ölmüştür. Çarlığın uyguladığı operasyonun ardından Batı Kafkasya’da Adıge nüfusunun % 5’i kalmıştır…
Kafkasya’da Rusya’ya soykırım yüzünden acı bir kırgınlık duymaya hakkı olan bir tek halk vardır, bu halk Adıge halkıdır.Yine de bu halk, Çarlık suçları karşısındaki öfkesini yansıtmamaya yetecek bir bilgeliğe sahiptir…Mutlakıyet, özgün bir halkın doğal gelişim sürecini sekteye uğratma suçunu işlemiştir. Eğer bu insanlık dışı yağma ve katliam olmasaydı bugün Elbrus’un, Batı Kafkasya’nın yamaçlarında 10 milyonluk nüfusuyla Çerkes ulusu yaşıyor olacaktı“ (3).
Kutsenko’nun bu sözlerine biz de bir eklemede bulunalım. Soykırım ve deportasyondan sonra Batı Kafkasya’da, 40 bini Kuban düzlüklerine sürülmüş Çerkesler olmak üzere, 100 bin dolayında bir Adıge nüfusu kalmıştı. Bunların da en az dörtte üçü daha sonra,1870-1880’lerde ve sonrasında Türkiye’ye göç ettirilmiştir. 1864’ün deportasyon artığı 100 bin Adıge’si Kafkasya’da kalabilmiş olsaydı, bugünkü Şapsığ, Adıge (AC) ve Çerkes (KÇC) yöreleri Adıge nüfusu 200 bin yerine 1 milyon, barışçı Kabardeylerle birlikte belki de 1,5-2 milyonu bulmuş olacaktı.
Yani dönüş olmasa bile Adıgeler önemli bir ulus olarak Kafkasya’da ulusal varlıklarını sürdürebileceklerdi.
Şimdi de tarihçi Polovinkina’nın dediklerine ve alıntıladıklarına kısaca ve özetleyerek bir kulak verelim: „Rusya askeri yönetimince planlandığı üzere, Şapsığ,Vıbıh ve Abazalar zorunlu sürgüne tabi tutulacaktı; çünkü ‘Karadeniz kıyı şeridi Rusya için siyasi, askeri, stratejik ve jeopolitik açıdan müstesna öneme sahipti. General Fadayev bu konuda şöyle yazıyordu: ‚Bu uygulama,arazilerimizin güvenliği açısından tamamen zorunluydu…Kıyıdaki bögede dağlıların oturmaları, gelecekte yeni bir Kafkasya savaşı anlamına geliyordu ve Karadeniz’de daha ilk top ateşiyle onlar yeniden ayaklanacaklardı’ “ (4).
Böylesine bir zihniyeti normal bulmak olanaklı mıdır? Bunun mantığı, ‘uşaklığı kabul etmeyeni yok ediniz’dir. Tam anlamıyla bir faşist soykırım mantığıdır bu. Nitekim mantığın gereği yerine getirilmiştir.
Şimdi Rus Hükümeti adına açıklama yapan Washington Elçilik basın sekreteri Yevgeniy Korişko’ya soralım: Peki 2 milyon Şapsığ/Adıge/Çerkes nüfusa ne yapılmıştır? Başınız dik ve alnınız ak olarak bu soruyu yanıtlayabilir misiniz? Tabii yanıtlayamazsınız! Siz sadece bir bürokratsınız ve elinize tutuşturulan yazılara ya da yukarıdan verilen direktiflere göre açıklama yapmaya memur olan birisiniz. Biz size değil, direktif aldığınız amirlerinize soruyoruz, asıl onlar dürüst açıklama yapma yürekliliğini göterebilecekler midir? Hiç sanmıyorum.
Sizler insanları daha ne kadar bir süre aldatabileceğinizi sanıyorsunuz? İnternet ve hızlı bilgi erişim çağında, yalana dayandığınız sürece bir inandırıcılığınız olamaz. Artık artan ve kabaran düzeyde kınamalarla karşılaşacağınızı bilmelisiniz. Buna alışmalısınız.
Çerkesya’ya dönüş olabilir mi?
Çerkesya’ya dönüşü engelleyen, Rus yönetiminden kaynaklanma sorunlar vardır ve bunlar çözülmemiştir. Çözüm Rusya’da demokrasinin gelişmesine bağlı.
Sovyetler, propaganda ve silahlanma yarışı ile işi idare edebileceklerini; ABD ve Batı’yı çökertebileceklerini, yenilmez bir güç olduklarını sanmışlardı, ama fena halde çöktüler.
Sovyetlerin son yılında liseli bir konuk Adıge öğrenciye İstanbul’da sormuştum:“Gençler olarak komünistleri seviyor musunuz?“ diye.’Sevmiyoruz, öğrenciler komünistleri hiç sevmiyorlar’ yanıtını almıştım.
Bizdeki bazı uçuk generallerin camileri bombalatarak, suikastler yaptırarak, uçak düşürterek, müzelere bomba koydurup öğrencileri katlettirerek, sonra da suçu başkalarına atıp iktidarı başarısız göstermek ve darbe yapmak istemeleri gibi; Nazilerin Reichtang’ı/Parlamento binası yangınını çıkarıp suçu ilgisiz komünistlerin üzerine atmaları gibi Rus yöneticileri de Çeçen trajedisini yaratarak ve onu kullanarak bir korku imparatorluğu yaratma yoluna gittiler. Bombalama ve suikastlarla, ölümü göstererek halkı sıtmaya razı ettiler. Çeçen gericiler de böyle bir yangına körükle gittiler ve ırkçı generallerin işini kolaylaştırdılar. Ancak yalanlara dayalı politikalar öyle uzun boylu süremez. Görüyorsunuz Türk darbeciler döküldükçe dökülüyorlar, her konuştukça bir çam deviriyorlar ve şimdi yargıya hesap veriyorlar.
Gerici Rus politikaları da başarısızlığa uğramaya mahkumdur. Kültürlü Rusya halkı baskıları öyle uzun süre kaldıramaz.
Silah dışı ciddi bir üretimi olmayan bir Rusya, düşen petrol ve gaz fiyatları karşısında, demokratikleşme ve halkı yanına alma dışında bir çıkış yolunu asla bulamaz.Bu kesindir.
Türkiye’nin demokratikleşmesi nasıl ülkenin nefes borularını açıyorsa, demokratikleşen bir Rusya da Çerkes dönüşü üzerindeki politik ve ırkçı engelleri kaldırmak zorunda kalacaktır. Sadece Merkez’den değil,bir de illerden engeller geliyor. Krasnodar Kray yönetiminin ırkçı tutumunu, Adıge ve Şapsığlara çelme takma oyunlarını görüyorsunuz. Onlara göre Ş’açe’de Adıge/Şapsığlar ‘hiç yaşamamışlar’, orası Greklerden ve Türklerden alınma bir ‘Kazak toprağı’ olmalı imiş. Böylesine bir tarih tezi, demokratik, bilimsel bir destek bulabilir mi?..
Adıgelerin başına gelen trajedi RF üst yöneticilerine, sözgelişi Medvedev ve Putin’e anlatılmış mıdır, bilemiyorum? Şahsen kuşkuluyum.
Bu kişiler büyük olasılıkla durumun farkında bile değildirler.Yerel Adıge yöneticilerin birçoğu pasif ve korkak kişiler olmalı, kaçak güreşiyorlar. Şapsığ özerkliği Duma’da oylanırken de kaçmışlardı (5).
Bazı arkadaşlar Kabardey hayvan üreticilerinin geleneksel olarak kullandıkları dağ otlaklarının Balkarlara sunulmasına bütün Kabardeylerin karşı çıkmış olduğunu söylüyor, sivil toplum kuruluşları önderlerinin önderliğini önemsizleştirmeye çalışıyor olmalılar. Peki otlakların Balkarlara verilmesi içerikli yasa tasarısına oy veren Kabardey parlamenterler için ne demeli? Onlar da otlakların Balkarlara verilmesine karşı mı çıkmışlardı? YAĞAN İbrahim ve diğer sivil toplum önderlerinin desteği olmasaydı, Nalçik’te ve Çerkessk’de birer büyük kınama mitingi yapılmasaydı parlamentonun çıkardığı karar geri alınabilecek miydi?..
Tabana yayılmış bir bilinç ve gelişmiş bir demokrasi olmadığı, sorunların ve liderlerin arkasında durulmadığı sürece, hiçbir yere varılamaz. Önce bilinç, sonra yine bilinç…
Konuya devam edeceğiz.
Dipnotları:
(1)- W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff,’Kafkas Harekatı,1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi’,Ankara,1966,s.103).
(2)- Cherkessia.net,12.02.2010,abç.
(3)- İ.Y.Kutsenko,‘Doğru ile Eğri’,Ankara,2009,s.213,abç.
(4)- T.V.Polovinkina,‘Çerkesya Gönül Yaram’,Ankara,2007,s.251-252.
(5)- Mehdi Nüzhet Çetinbaş, ‘Şapsığların Hikayesi’,internet.
