Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Prof.Dr.Nurgün Koç
Litvanya Parlamentosu’nun Onurlu Girişimine Dair Düşünceler
23 Ocak 2026 Cuma Saat 20:18


Litvanya Parlamentosu Seimas’ta 17 Aralık 2025’te düzenlenen Uluslararası Çerkes Soykırımı Konferansı (The Circassian Genocide in the Context of History and Contemporary Politics)’nın ardından gerek Litvanya’da gerekse ülkemizde çeşitli yazılar kaleme alınarak değerlendirmeler yapıldı. Karşımıza çıkan ortak görüş konferansın tarihi nitelikte olduğuydu. Ben de bir tarihçi olarak bu tarihi konferansta yer almanın onurunu duyuyorum.


Öncelikle bu soğuk ve güzel ülkede Litvanyalı parlamenterler tarafından çok sıcak bir ilgi ile karşılandığımızı söylemeliyim. Litvanya Cumhuriyeti Seimas üyesi ve Dış İlişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı; “Ukrayna için Birleşmiş” Parlamentolar arası İttifakının Başkanı; Litvanya Cumhuriyeti’nin Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika Büyükelçisi (2010-2015) olan Sayın Žygimantas Pavilionis konferans başlamadan önce salonda yanımıza gelerek, “hoşgeldiniz, bu salon sizin için hazırlandı” sözleriyle samimi bir tavır sergilemiş ve konferansın gerçekleşeceği Anayasa Salonunun duvarlarındaki fotoğrafları göstererek Litvanyalıların özgürlük mücadelelerinden söz etmiştir. Bu nazik ve içten ev sahipliğini orada bulunan parlamenter ve ilgililerin tamamından tüm konferans ve akşam verilen resepsiyonda gördüğümüzden hepsine tekrar teşekkür ederim.


Tarihi arka plan ve belgeler; ortak sürgün ve hayatta kalma öyküleri; Ukrayna, Kırım ve Kuzey Kafkasya’da direniş ve hayatta kalma; tanınma ve sorumluluk: uluslararası hukuk ve küresel politikada Çerkes soykırımı; tarihsel gerçeği ve demokratik gelecekleri yeniden sahiplenmek: küresel bağlamda Çerkesya; Çerkesya’nın sesleri: bugünü tanımlamak ve geleceği şekillendirmek, başlıklarındaki toplam altı panelde çok sayıda konuşmacı; parlamenterler, akademisyenler, aktivistler vb. Kuzey Kafkasya’da Ruslar tarafından gerçekleştirilen soykırım ve geleceğe dair önemli tespitlerde bulunmuşlardır.


Konferansın önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Adas Jakubaukas, Litvanya- Çerkes ortaklığı: tarihsel hafızanın korunması ve demokratik direncin inşası konusunda önemli bilgiler vermiştir. Çerkes soykırımı konusundaki son derece önemli eserleriyle öne çıkan Los Angeles Occidental College’da Rusya Çalışmaları direktörü olan Prof. Dr. Walter Richmond’un uzaktan bağlantı ile de olsa katılımı oldukça ses getirmiştir. Aynı şekilde Amerika’dan Ali Berzeg, Kanada’dan Dr. Hüseyin Oylupınar ve University of Massachusetts Dartmouth öğretim üyesi Prof. Dr. Brian Glyn Williams tarafından ortaya konan tarihi gerçekler, Birleşik Çerkesya Konseyi’nden Dr. Orhan Barsiq’ın ifadeleri Rusların Çerkes soykırımı gerçeğinin, Litvanya Parlamentosu Seimas’ta yankılanmasını sağlamıştır... Litvanya’dan Sayın Žygimantas Pavilionis, Gürcistan’dan Prof. Dr. Merab Chukhua gibi Çerkes dostları, Rusların Çerkeslerin yanında tüm bölge coğrafyasında yaşayan milletlere; Polonyalılara, Litvanyalılara, Letonyalılara, Ukraynalılara, Gürcülere, Orta Asya’daki Türklere vb. yaptıkları katliamları gür sesleriyle adeta haykırarak Rusların tarihten getirdikleri yok etme politikasının günümüzde de devam ettiğini ve birlikte hareket etmenin önemini vurgulamışlardır.


Çok sayıdaki ve birbirinden önemli konuşmacılardan aklımda kalanlardan bazıları; Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti’nin Fransa’daki fahri konsolosu ve Kuzey Kafkasya Ulusları Komitesi Başkan Yardımcısı Chamil Albakov, Khabze Organizasyonu Kurucusu Martin Kochesoko, Çerkes Ulusal Konseyi Başkanı Blangaps Rudin, uzaktan bağlantı ile katılan Ukrayna Verkhovna Rada milletvekili Maria Mezentseva, Çeçen- İçkerya Cumhuriyeti Başbakanı Ahmad Zakaev, Uluslararası Çerkes Konseyi Üyesi ve Çerkes Kültür Enstitüsü Başkanı Michael Zack Barsik, Laurynas Sedvydis, Litvanya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Remigijus Motuzas, Litvanya Parlamentosu Seimas Milletvekili ve İnsan Hakları Komitesi Başkanı Laurynas Šedvydis, Birleşik Çerkesya Konseyi’nden Kase Kik.


Organizasyona büyük katkı sağlayan Dr. Mustafa Canbek’in de ifade ettiği gibi konferansın düzenlendiği ve ertesi gün adeta küçük bir Birleşmiş Milletler havası esmiştir. Pek çok dil, Litvanca, İngilizce, Çerkesçe, Arapça, Rusça, Türkçe, Gürcüce ve Fransızca konuşulmuş, birinin yetmediği yerde diğer dil devreye girmiştir. Bu durum tabii ki Çerkeslerin tüm dünyaya savrulmalarının bir göstergesidir. İlginç olan ise birbirinden olabildiğince uzakta, aralarına sadece denizlerin değil okyanusları girdiği Çerkeslerin dil farkına rağmen ortak duyguda buluşmaları, kısa süre içerisinde tıpkı büyük bir aile gibi, Çerkeslere mahsus bazı esprileri ve şakaları sanki bitişik köyde yaşıyormuşçasına, yaparak aynı heyecanı ve neşeyi yaşamalarıydı. Bu durum bana Çerkes kültürünün ve khabzesinin büyüklüğünü ve derinliğini bir kez daha hissettirmiştir.


Rusların soykırım suçunu işlemekten vazgeçmedikleri İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonyalılara uyguladıkları katliamlarda ve Çeçen- İnguş sürgün ve soykırımında tekrar görülmüştür. Hatta yaşadığımız şu günlerde devam eden ve Rusların saldırısıyla başlatılan savaşta Ukrayna’daki sivillere yönelik katliamları da devam etmektedir. Rusya’nın bu pervasız tutumunun arkasında yine büyük güçlerin kayıtsızlığı yer almaktadır. Başta İngiltere ve Avrupa Birliğinin önde gelen devleti Almanya olmak üzere Ukrayna’nın yanında görünen devletler yeterli desteği veremediklerinden Rusya’nın daha da güçlenmesine zemin hazırlamaktadırlar. Bu yüzden Rusya’nın soykırım geçmişini hatırlatan girişimler, burada -SEIMAS- olduğu gibi, insanlık adına son derece anlamlı ve değerlidir. Benzer şekilde günümüzde tüm dünya halklarının gözü önünde İsrail’in Filistin ve Gazze halkına yönelik soykırımı Rusya’nın Çerkes soykırımında izlediği yollarla neredeyse birebir aynıdır. Hitler’in soykırımına uğramış İsrail’in devlet politikasıyla bu kez sistematik biçimde Gazze’deki insanlara soykırım uygulaması, bu durumun ne kadar karmaşık olduğunu ve çözülmesi için Birleşmiş Milletler’de alınan kararlardan çok daha etkili yaptırımların tekrar düzenlenmesi ve uygulanması zorunluluğunu ortaya koymaktadır ki Litvanya Parlamentosu’nun bu konudaki duyarlılığı takdire şayandır.


Çerkes soykırımını tanıyarak yok edilmek istenen mazlum bir halkın yanında duran Gürcistan ve Ukrayna Parlamentolarından sonra Litvanya Parlamentosu üyelerine ve halklarına ne kadar teşekkür etsek az…


Bu vesile ile konferansta yaptığım konuşmanın ana hatları aşağıdaki gibidir:


“Sveiki,

Fesapş,

Bundan tam 161 yıl önce sadece vatanlarını çok sevdikleri ve savundukları için Rusya’nın resmi devlet politikasıyla yağmalanmış, işkence görmüş, katledilmiş ve zorla yerinden edilmiş asil Kafkasyalıların, Çerkeslerin bir evladı olarak Seimas (Parliament) of the Republic of Lithuania’da bulunmaktan onur duyuyorum.


Bir Çerkes şarkısı (Adige vored) şöyle seslenir: “Anayurdumuzu terk ediyoruz fakat o bizim kalplerimizi asla terk etmeyecek…”


Daha önceleri Altın Ordu Devleti’nin boyunduruğunda yaşayan Slavlar, 18. yüzyıldan itibaren önce Karadeniz’i tamamen ele geçirmek sonra da Akdeniz’e inmek amaçlarıyla Kuzey Kafkasya’ya saldırmaya başladılar. Kafkasyalılar da yurtlarını savunmak için 18. yüzyıldan itibaren İmam Mansur, Gazi Muhammed, Hamzat Bey, Hacı Murat dönemlerinde Ruslara karşı önemli mücadeleler vermişlerdir. Gazavat savaşlarının en parlak dönemi, İmam Şamil dönemidir denilebilir.


Osmanlı Devleti’nin, Kırım Savaşında (1854-1856) doğu cephesindeki yenilgisiyle Rusya için bir tehdit oluşturmaktan çıkarılmasından sonradır ki Ruslar Kafkasya’ya tüm güçleriyle yönelmişlerdir. İmam Şamil’e son saldırılarını yaparak 25 Ağustos 1859’da teslim olmaya zorladılar. Güçleri tükenmiş olan Çeçen ve Dağıstan boylarını yenilgiye uğrattıktan sonra Batı’ya, Çerkesya’ya yönelerek onları da mağlup ettiler. Çerkesya’da Ruslarla mücadeleyi sürdüren Muhammed Emin de Şeyh Şamil’in ardından teslim olmuştur. Ruslar, 1864 Mayıs’ında Kafkasya’da kontrolu tamamen ele geçirdiklerinde Kırım’da yaptıklarından çok daha barbarca bir sürgün uygulamasına giriştiler.


Çerkesler Ruslara karşı büyük başarılar elde etmişler, bu süreçte sayısız Çerkes kahramanca savaşarak vatanlarını savunmuşlardır. Örneğin bu kahramanlardan biri olan ve “Çerkes Aslanı” olarak nam salmış Tığujıko Kızbeç’i (Hacı Guz Beg) burada anmak isterim. Kızbeç, 1834’teki Abın Savaşında komuta ettiği 700 Çerkes süvarisi ile 14 bin kişilik Rus ordusunu tamamen bozguna uğratmıştır. Kızbeç gibi, cesur ve gözü pek savaşçıların insanüstü gayretlerine rağmen özellikle İngiltere ve Fransa gibi dönemin büyük güçlerinin Kafkasya’nın işgaline gereken ilgiyi göstermemesi; Osmanlı İmparatorluğu’nun yanlış ve yetersiz adımlar atması; zaman zaman boylar arasındaki anlaşmazlıklar gibi çok yönlü gelişmelere bağlı olarak Kafkasya’da Rus işgali gerçekleşmiştir.


Bu şekilde yaklaşık üç asır süren Rus saldırganlığı ve savaşlarının ardından sonunda 1864’te Rusya Kafkasya’ya tamamen hâkim olmuş ve yerli halkı topyekûn yok etme ve sürgün/soykırım aşamasına geçmiştir. Kafkasya’da beklenmedik bir direnişle karşılaşan Rusların ünlü generali Yermolov “Kafkasya’yı ele geçirmek için canlı olan her şeyi yok ediniz. Bir Kafkasyalı çocuğu öldürmek yüzlerce Rus’un hayatını kurtarmaktır.” ilkesiyle hareket etmiştir.


Kırım Savaşı’na katılan ve teğmenliğe kadar yükselen, dünya tarihinin en etkili yazarlarından biri kabul edilen Kont Leo Tolstoy Kafkasya’daki katliama tanık olmuş ve gördükleri karşısında dehşet içinde kalmıştır. Tolstoy, Rusların Müslüman köylerini ele geçirişini şu sözlerle anlatmıştır:


‘Avullara (köylere) gece vakti baskın vermek adet olmuştu, çünkü o saatte yakalanan kadınlar ve çocuklar şaşkınlıktan kaçacak zaman bulamıyorlardı. Böylece ikili üçlü gruplar halinde evleri zorlayan Rus askerlerinin gecenin karanlık örtüsü altında yaptıkları o kadar feciydi ki, hiçbir resmi harp yazmanı bunları kaleme alacak gücü bulamazdı.’


Rus yönetiminin askeri sömürgeci işgaline hak veren A. P. Berje şunları yazdı: “17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını görenler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkezlere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? Kışın soğuğunda kar, yağmur altında, evsiz, yiyecek ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş annelerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı; genç bir Çerkez kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalışıyor.”


Sürgün kararını yürüten Trabzon’daki Rus Konsolosu General Katraçef yetkililere şu bilgiyi vermiştir: “Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70.000 Çerkes geldi. Trabzon’a çıkarılan 24.000 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Trabzon, Varna ve İstanbul’a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.”


Rus subayı Drozdov şahit olduğu inanılmaz manzaraları şu şekilde aktarıyordu: “Yollardaki korkunç manzara şuydu: köpekler tarafından parçalanmış çocuk, kadın, yaşlı cesetleri; açlık ve hastalığın güçsüz düşürdüğü sürgünler yorgunluktan yürüyemiyorlardı ve canlı canlı köpeklere yem oluyorlardı… Canlı ve sağlıklı olanların ölenlere ayıracak zamanı yok; kaptanlar adam başı para aldıkları Çerkezleri teknelerine yük gibi tıka basa dolduruyorlar ve en ufak hastalık belirtisi olanları denize atıyorlar. Bu talihsizlerin cesetleri dalgalarla Anadolu kıyılarına vuruyor… Yola çıkanların en fazla yarısı kıyıya ulaşabildi.” Bu korkunç sahnelere şahit olan Drozdov, buna rağmen Çerkesleri “sadece dehşet”in yola getirebileceğini söyleyerek olanları hoş görebiliyordu.


Rus Tarihçisi Zaharyan ise işledikleri soykırım suçunu açıkça itiraf etmektedir: “Çerkesler bizi sevmezler, biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Köylerini yıktık. Birçok kabile tümüyle yok edildi…” Özellikle Sisianov, Bulgakof, Yermolov, Kosarev, Velyaminov, Emmanuel, Vlasov ve Zass gibi Çar generalleri yerli halka karşı işlenen soykırım suçunun o dönemdeki icracılarıdır ve zulümlerini devlet politikası olarak gerçekleştirmişlerdir.”


Çerkesler 1859-1864 arasında deniz yoluyla Kafkasya’nın Tuapse, Anapa, Taman, Tsemez, Sohum, Poti, Adler, Soçi limanlarından Osmanlı Devleti’nin Trabzon, Sinop, Samsun, İstanbul, Köstence, Varna, Burgaz limanlarına gönderilmişlerdir. Sürgünzedelere Osmanlı Devleti kucak açmış, Rus vahşetinden kaçan sivil Çerkesler Osmanlı topraklarında güven içinde yaşamaya başlamışlardır. Soykırım ve sürgün aşamasında katledilen Kuzey Kafkas halklarının sayısı konusunda kesin olmayan birbirinden farklı rakamlar geçse de gerek Osmanlı arşiv belgelerine gerekse tanıkların bilgi ve raporlarına göre en az 1,5 ile 2 milyon Kuzey Kafkasyalı Rusya tarafından soykırıma uğramıştır. Kuzey Kafkasya’da kalan nüfus sadece yüzde 10 ile 20 civarındaydı.


Çerkes Soykırımı’nın dünya tarihinin en az hatırlanan soykırımı olduğu önde gelen bazı bilim insanları tarafından dile getirilmektedir. Çerkes tarihine bakıldığında Çarlık Rusya’sı döneminde Ruslar tarafından sistematik biçimde gerçekleştirilen öldürme, geri dönülmemek üzere yerinden etme, hayvanları, ormanları vb. dahil olmak üzere yakıp yıkma, işkence, kültürel kimliğin ve dillerin yok edilmesi gibi durumlar, Rusların Çerkeslere soykırım yaptığını tartışmasız ve açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Birleşmiş Milletler’de kabul edilen “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme” 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’de soykırım suçu tespit edilirken herhangi bir zaman sınırlaması getirilmediğinden geçmişte işlenen suçlar da açıkça Sözleşme kapsamına girmektedir. Görgü tanıklarının ifadeleri, yazılı belgeler ve sayısız kanıt Çarlık Rusya’sının durumunu, UCMRS (Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü)’de yer verilen “soykırım suçu” kapsamında değerlendirilmesinin zaruretini ortaya koymaktadır.


Tüm Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı büyük travmanın tanığı olan “Çerkes kaması”nın Karadeniz’in dibinden su yüzüne çıkması gibi, Ruslar da Çerkes soykırımı ile yüzleşmelidirler. Böylelikle hem bölgeye hem de dünya barışına umut dolu bir katkı sunabilirler.


Kısaca ifade etmek gerekirse, soykırımı tanıtma girişimleri Çerkeslerin varlıklarını ve ruhlarını koruma çabasından başka bir şey değildir. Bu çabada Çerkes halklarını destekleyen onurlu Litvanya ulusuna ve onun yüce Meclisi SEIMAS’a sonsuz şükranlarımı sunarım.

Labai ačiū.

yazı görseli olabilir

yazı görseli olabilir


Bu yazı toplam 1237 defa okundu.





Kube Sedat Güner

Sayın hocam yazısında "Osmanlı Devleti’nin, Kırım Savaşında (1854-1856) doğu cephesindeki yenilgisiyle Rusya için bir tehdit oluşturmaktan çıkarılmasından sonradır ki, ..." ifadesine yer vermiştir. Oysa Osmanlı Devleti Kırım Savaşının galipleri tarafındadır. Fakat Kırım Savaşını sona erdiren 1856 tarihli Paris Antlaşmasının sonuçları itibarıyla adeta savaşın kaybedeni durumuna düşmüştür; savaşın mali sonuçları, Kırım sınırının savaş öncesi duruma çekilmesi, batılı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine daha fazla karşıma hakkını elde etmesi gibi. Öte yandan antlaşmanın Çerkesleri doğrudan etkileyen maddeleri vardır.

Ruslara Karadeniz'de askeri gemi/donanma bulundurmanın yasaklanması, onlara, Çerkesya kıyılarına askeri ve lojistik destekte bulunma hususunda zorluklar yaşatmıştır. Dolayısıyla Çerkesya'nın kıyı kesimi bir nebze de olsa rahatlamıştır. Buna karşın başka yerlerdeki askeri kuvvetlerini Kırım'a yığan

Rusya Çerkesya'daki güçlerini yerinden oynatmamış; ancak Çerkeslerle savaşmaktan da kaçınmıştır. Bu, Çerkeslere kısmi bir toparlanma fırsatı vermiş ise de savaş sırasında yerinden oynatmadığı askeri gücünü 1856 sonrasında çok etkin/gaddar/vahşi şekilde kullanarak Çerkesya'nın işgalini/Çerkeslerin katlini gerçekleştirmiştir. Çerkeslerin Kırım Savaşında İngiltere, Fransa, Piyemonte ve Osmanlı Devleti ittifakı saflarında katılmamaları/asker vermemeleri Paris Antlaşması müzakereleri safhasında Fransızların Rusya lehine davranmalarına sebep olmuştur.

Walter Richmond "Çerkes Soykırımı" adlı kitabında, Kırım Savaşı sırasında İngiltere'nin Kafkasya' kıyılarına kale inşa etme teklifinin Çerkesler tarafından kabul edilmediğini belirtir. Dolayısıyla Rusya'nın Karadeniz'de Paris Antlaşmasına uyup uymadığının kontrolü sağlanamaz. Ve 1857 sonrası Karadeniz üzerinden Çerkesya'ya yapılacak yardımlar Rus askeri gemilerince engellenir. Arthur Fonvill "Çerkesya Bağımsızlık Savaşı" adlı eserinde, Rus askeri gemilerinin Çerkesya kıyılarındaki sıkı denetimini detaylı olarak anlatır.

Bazı Çerkesler (!), Çerkeslerin Kırım Savaşına asker desteği vermemesini "Savaşta düşman da olsa, arkadan vurulmaz" veciz sözüyle (!) açıklarlar. Bazı Rusperver Çerkesler de Walter Ricmond gibi yazarları batılı emperyalist devletlerin ajanı olmakla itham ederler. Çerkeslerin okur yazarı, fikir adamı çoktur. Ancak içlerinde bir Walter Richmond, bir Yakov Gordin'e rastlanmaz.

Yine de kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık. Saygılarımla.

29 Ocak 2026 Perşembe Saat 19:37
Besleney

Muhterem Nurgün kardeşimizin Litvanya meclisindeki toplantıyı ayrıntılı anlatmasına müteşekkirim. Sağolunuz.

25 Ocak 2026 Pazar Saat 13:37
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net