Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Çerkes'i Çerkesya'dan, Tatar'ı Kırım'dan Kopartmak
12 Ekim 2021 Salı Saat 13:46

“Zira bir adam harita anlamaya muktedir olur da kıt’a-i Kafkas’a bir nazar eder ise, vücudunda bir damla Çerkes kanı bulunmadığı hâlde dahi isti’dâd-ı coğrafîsi hasebiyle gözlerini oradan ayırmamaya mecbur olur”.

Ahmet Mithat Efendi / KAFKAS

Karadeniz'in Kırım Kıyılarında Dev Bizans Gemisi Bulundu - Haberler

2015 yılı idi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, tekrar yapacağını yapmıştı. 


Putin, James Bond filmlerinde görebileceğimiz küre denizaltıyla Sivastapol'de Karadeniz'e dalarak mayıs ayında bulunan 125 metre uzunluğundaki batık tarihi Bizans gemisini incelediydi.


Bir Bizans batığını uluslararası kamuoyunun gözünün içine sokmak ve göstermek için Kırım açıklarında deniz dibine dalmış olması tabii manidardı. 


Putin gazetecilere yaptığı açıklamalarda; 


-"Orada ilginç şeyler gördüm. Araştırılması gerekecek şeyler. Bu tür eserler Kuzey Karadeniz kıyılarında fazla değil. Yaklaşık 10-11. yüzyıllara ait. Bu dönemde Rus devleti Bizans ve başka ülkelerle ilişkilerini artırıyordu" diye konuştu.


Bu bölgede birkaç ay önce 125 metre uzunluğunda bir Bizans gemisi daha bulunmuştu. 


‘Rostov’ dalgıç kulübü tarafından denizin 82 metre derinliğinde ortaya çıkarılan gemi, 100 yılın en büyük arkeoloji buluşu sayılmakta. 


Rus bilim adamlarına göre, Bizans gemisi belirlenemeyen bir nedenle batmış. Gemide çok sayıda anfora da bulunmuştu. 


11 Ağustos 2011’te dönemin Rusya Başbakanı olan Vladimir Putin Kırım’a komşu Azak Denizi’ne de dalmış ve denizden antik eserler çıkarmıştı. 


Rus bilim adamlarınca Atlantis’e gönderme yapılan Azak kıyılarında elindeki iki anforayı gazetecilere göstererek; "Arkeoloji gezi başkanı, bunların 6. yüzyıla ait olduğunu belirtti. O dönemler limanda gemilere yük taşınırken, anforalar sürekli kırılıyordu. 


Ve o yüzden denize atılıyordu.- demiş ve şaka yollu da takılarak, -Çocuklar sağ olsun bulmakta yardımcı oldular. Burada şarap varmış ama hepsini içmişler" demişti.


Ayrıca bakınız > https://tv.haberturk.com/tv/gundem/video/putin-kirimda-bizans-gemisi-inceledi/147329

***


Bütün bu gösteriler, bizzat devlet başkanı eliyle yapılarak Kırım ve Çerkesya’nın tarihsel olarak Rusya’ya ait olduğunu kanıtlama amaçlı olduğu anlaşılıyor. 


Özellikle Kırım'ın tarihsel olarak çokça el değiştirilen bir ülke olduğunu vurgulama amacı belli oluyor.


Fakat Çerkesya için bu o kadar kolay mı?


Binlerce yıldır işgallere uğramış olsa da, farklı göçmen topluluklarına arada sığınak olsa da, Çerkesler binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyorlardı. Hala da kısmen yaşıyor.


Devlet başkanı, bir taşta üç kuş vurarak, hem Rus ve dünya kamuoyu gözünde Piar çalışması yapıyor, ne kadar bilimsever olduğunu vurguluyor, hem de "Yunanistan sembolizmi" altında Ortodoks dünyasına göz kırpıyor.


Rusya’nın, Ortodoksluğu bir ittifak şemsiyesi olarak arada bir kullanmak istediğini biliyoruz. 


Nitekim yakın zamanlarda Yunanistan’ın AB’den çıkma ve Euro’dan  ayrılma olasılığının yükseldiği, Avrupa ve dünya finans otoriteleriyle masaya oturarak, kredi anlaşmaları, sakal kısaltma süreçleri vb yaşarken, kendisine destek ve yardım elini uzatma iradesi göstermesini stratejik bir teklif olarak yorumlandığını belirtmeden geçmeyelim.


Peki! Avrupa ve hristiyan dünyası, Ortodoksluk-Protestanlık ve Katolisizmin tarihsel çelişkilerini halen güncel bir politik kullanışlılığı olan malzeme olarak görüyor mu?

***


Kırım ve Çerkesya bağlamında yerel Müslüman unsurlara sahip iki politik coğrafya da Rus politikaları, Ortodoks şemsiyesi altında diğer hristiyan gruplarında desteğini alabilir mi? 


Neden olmasın? Rus çıkarlarını gölgeleyen bir yafta olarak hıristiyanlık ve ortodoks kardeşliği bir payanda olarak kullanabilir.


Bu politikayı Rusya 300 yıldır komşu topraklarda, özellikle Osmanlı'nın gücünü kırmak için, Ermeni ve Rumlar'ın hamiliğine, koruyuculuğuna soyunarak başardı.


Hem Osmanlı'yı sonu parçalanma ile bitecek bir noktaya taşıdı, hem de ortodoks müttefiklerinin (dolaylı yoldan hristiyan dünyasının) gönüllerini kazanarak, emperyal politikalarına alet etti.


Bugün çıkıp Ermeni soykırımından söz edenleri dinledikçe, insanın yüreği sızlıyor.


Önce masum bir halkı kışkırtıp, ayaklandırdı ve sonra da onları silahlı grupların insafına bırakacak şekilde yalnız bıraktı.


Çünkü derdi ne Ermeni, ne Rum halkının özgürlüğü ya da çıkarları idi.


Ermenisiz bir Ermenistan yarattı. 


Rumlar'dan tamamen arınmış bir Pontos çıktı ortaya.


Uygulama sırasında soykırıma uğratarak, sürgüne yollayarak, Çerkeslerden boş kalmış Kafkasya'ya yerleştirdiği Ermeni ve Rum azınlıklar sayesinde bölgeyi istediği gibi yönetti. 


Osmanlı'yı parçalayarak, sıcak denizlere giderek yaklaştı.


Ve nihayetinde Rus donanması bugün Suriye'de...


İngiltere olacak olanları 100 yıl önce anladığı için, Türkiye Cumhuriyeti'nin önündeki engelleri kaldırdı. 


Biraz daha geç kalsa Rusya, dünya imparatorluğunu ilan etmeye çok yakındı.


Kim ne derse desin, bu konjönktürün desteği, Mustafa Kemal'a yol ve güç verdi.


Hatırlayalım aynı fırsatı Ethem, vatana ihanet olarak algılayıp, elinin tersi ile itmişti.


Demek ki iyi, onurlu, cesur ve kararlı bir asker olmak da yetmiyordu.


Mustafa Kemal gibi politik bir dehaya, çözümleyici, kıvrak bir zekaya ve stratejik bakış açısına da sahip olmak gerekiyordu.


Onun uzak görüşlülüğü, elini belli etmeden, herkesi karşısına almadan, cepheleri çoğaltmadan, "kazan-kazan formülü" ile bir ülke kurmaya muktedir oldu.


Sonuçta Osmanlı mirası değil, cesedi üzerinden, adeta yoktan var olan bir ülke Türkiye.


Gelelim bugüne, gereksinimler fazla değişmiyor.

***

Kabul etmek lazım ki bugün Putin, Ruslar için gücün ve zekanın iyi bir bileşimi.


Onlara özgürlüğü tattırmıyor olsa da, Rus milliyetçiliğini ve emperyal iştahları tatmin ediyor.


Provokasyonlar ve nereden emir aldıkları belli olmayan, ne idiğü belirsiz kişilerin neredeyse bir öcü gibi göstererek, dere boylarında kestikleri kafalarla bir din özleştirildi.


Ve IŞİD bağlamında dünyaca lanetlenen bir konuma getirilen İslam karşısında Rusya büyük bir averaj yakalamış gibi görünmekte.


Kırım ve Çerkesya özelinde yeni bir Çeçenya örneği yaratmak için epey uğraş verildiği biliniyor.


Fakat her iki örnekte, provokasyonlardan uzak duran, masum ve akılcı halklar.


Her iki ülkede uygarca ve dik durarak geleceğini karartmak isteyenlere yanıt verecek kapasitede halklara sahip.


Ahmakça Rus düşmanlığı, nefret söylemi vb şeyleri geliştirmekten uzaklar.


En büyük sorunları, her iki ülkede de ezici çoğunluklarını kaybetmiş olmaları.


Fakat buralarda da Rus çoğunluktan söz etmek haksızlık.


Örneğin Çerkesya'da Çerkes olmayan herkesi Rus görmek ne kadar doğru?


Ermeni, Gürcü, Rum, Yahudi, Karel, Türk, Ukrayna Kozaklar vb yüzbinlerce insan bugün bu topraklarda yaşamayı sürdürüyor.


Çerkesler'in sorunu bu topraklarda yaşayan Ruslar'da dahil hiç bir halk ile yok.


Sorun yönetsel, sorun politik.


Yani tarihsel kimliğine bürünmüş, yerel dil ve kültürel özelliğini coğrafyasına yansıtmış bir Çerkesya burada yaşayan hiç kimse için bir tehdit teşkil etmez, etmeyecek.


Aynı durum Kırım ve Tatar halkı içinde geçerli.


Bu kavganın bir din kavgası olmadığı da ortada.


Emperyal düşünce ile yerel olanın arasında bir kavga var.


Emperyal olan bu topraklarda sayısız halkın gelip geçtiğini, artık sıranın sonsuza kadar Ruslar'a geçtiğini her şekliyle belli ederken, yerel olan topraklarına, diline, kültürüne, tarihine sahip çıkacak.


"Gücü gücü yetene" der şekilde bakmayın.


Gücünü haktan alanı da küçümsemeyin.


Hağur Ahmet Mithat Efendi'nin dediği gibi Çerkes olsa da olmasa da insanlığın gözü bu coğrafyadan uzak kalmayacak, tarihi haksızlıklar giderilene kadar hiç durmayacaktır.



Bu yazı toplam 4477 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net