

Semih bey, yorumunuzun başında "Gerekli bilgileri değerli arkadaşlar yazmış. Ben şunu da eklemek isterim" diyorsunuz. Eklemede bulunmak istediğiniz o yazıya yanıt vermek isterim. Ancak yazıyı bulamadım. Yazıyı bana ulaştırabilirseniz yanıt vermek isterim. Selamlar.
05 Mart 2018 Pazartesi Saat 07:28Semih bey, "1860- 1862 Çerkesya'nın doğusunda Kabardey'den ve 1880’lerdeki Kuban'dan yapılan Adığe göçleri iradi olarak, bir seçim olarak yapılmıştır fakat istenerek yapılmamıştır" diyorsunuz.
Bu göçler "iradi olarak, bir seçim olarak yapılmıştır" dedikten sonra " istenerek yapılmamıştır" diye ekliyorsunuz. İradi istem demek, bir şeyi bilerek ve isteyerek yapmak demektir.
Söylediklerinizde bir çelişki, mantık hatası var. "Kim yurdundan isteyerek ayrılır" diyorsunuz. Ayrılmaz mı?
Bir sonraki yazımda Yedıc Nihai Özbek'in anayurttaki Şehurac köyünden Antalya Korkuteli Yeleme köyüne gidişi anlatan "Къэгъэзэжь" (Dönüş) kitabından söz ettim. Uzun uzadıya anlatmadım, yer sorunu. Şimdi biraz anlatayım: İki veya üç din adamı İstanbul'a gidiyor, Padişah ya da yetkililerle görüşüyor, gelenleri İstanbul'a yerleştirecekleri ve destek verecekleri sözünü alıyorlar. Sadece o köy değil, birçok köy daha kalkıyor.
Neleri var, neleri yok satıyorlar. İki gemi kiralıyorlar ve bu gemilerle İstanbul'a geliyorlar. Verilen sözler uçup gidiyor, kimse bu gelenlerin yüzüne bile bakmıyor. Söz uçar misali.
Gemiler İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçip Selanik taraflarına geliyorlar. Kitap şu an elimde olmadığı için aklımda kalanı kadarıyla yazıyorum. Yıl, 1880'ler sonları olmalı. Gemileri iskeleye yanaştırmıyorlar, çünkü 1878 Berlin Antlaşması engeli var, Avrupa toprakları Çerkeslere yasak. Dümen Akdeniz'e, güneye kırılıyor, geminin birinde yangın çıkıyor. Yüzlerce insan ölüyor. Yolcularından kurtulanları zorunlu Kıbrıs'a indiriyorlar. Diğer gemi Antalya kıyılarına yaklaşıyor, göçmenlere Serik, Manavgat taraflarında olmalı, kıyıda yer gösteriliyor.
Temmuz sıcağı bastırınca, sivrisinek, sıtma belası baş gösteriyor, kitlesel ölümler başlıyor. Kalanlar sivrisinek bulunmayan Korkuteli yaylasında yer bulup Yeleme ve Zivint köylerini kuruyorlar. Bir grupta Konya Zebiler köyüne yerleşiyor. Bu göç zoraki, istenmeyen bir göç mü?
Kim kovalamış onları? Bir sürgün kararı mı var? Bilmeden, incelemeden, kafadan hüküm yürütmemek gerekmez mi?
Adamlar toplanıyorlar, göç etmeyi istemeyenler yerlerinde kalıyor, isteyenler de mal varlıklarını paraya çeviriyor, paralılar, gemi kiralayıp göç ediyorlar.
Toprağını seven, vatanperverlik duygusu ağır basan topluluklar öyle mi yaparlar? Bir düşünün...
Kabardey göçüne gelince, bu kişiler, tabii beyler ve öncüler Osmanlı yönetimi ile anlaştılar. Kârlı bir anlaşma bu. Bir taşla birkaç kuş vuruyorlar. Kendilerine parasız arazi, otlaklar verilecek, yardım edilecek, at yetiştirecekler ve Osmanlı ordusuna satacaklar.
Kafileler gemilerle Trabzon ve yakın limanlara geliyorlar. Hepsi Rus resmi belgelerine göre 17 bin kişi. Oralardan Uzunyayla'ya gidip yerleşiyorlar. Köle aileler de yanlarında, hizmet edecek, çobanlık yapacak kişilere ihtiyaç var. Atlar ise Daryal Geçidi'nden geçirilerek, Gürcistan üzerinden karayoluyla seyisler tarafından Uzunyayla'ya getiriliyorlar.
Her iki topluluğa ilişkin olarak Rus hükümetince alınmış herhangi bir sürgün kararı yoktur. Elbette Müslüman nüfusu, özellikle Adıge nüfusu azaltma politikası vardır. Çünkü alıcı çıkmazsa toprağı hükümet alıyor, Rus ve Kazaklara veriyordu. Buna karşı direnmek gerekmez miydi?
Yurtseverlerin yapacağı şey tası tarağı toplayıp anayurttan, ata toprağından kaçmak mı olmalı? Yurtseverlik bilinci kaybolduktan, onun yerini dini arayışlar aldıktan sonra ne olabilir, işte onu bilemem.
Elbette bu insanlar durup dururken göç etmemişlerdir. Ödemeye alışmadıkları vergilerle karşılaşmışlardır.
Örneğin, bugün Türkiye'de köylü sembolik bir vergi öder. Osmanlı'da da süreli bazı bağışıklıklardan yararlandılar. Bu gibi şeyler anlatılmış olmalı. Ayrıca varlıklı kesimden bazıları birtakım kokular, destekler almışlardır.
Göçe öncülük edenlerin bazılarının altından para aldığı sonradan ortaya çıkmıştır. Bunun belge örneklerini beraber çalıştığımız Kuzey Kafkasya dergisinde de bulabilirsiniz. Para almasalar bile bazı hesap ve gerekçelerle göçü teşvik etmişlerdir. Toprak ve vatan bilinci gelişmiş insanlar öyle mi yaparlar? Feodallerden ve dincilerden vatanseverlik beklemek mi gerekir?
Karadeniz kıyısı Çerkesleri ise, göç etmemek, topraklarında kalmak için savaştılar ve yenildiler. İradeleri, istekleri dışında topraklarından bir üçüncü ülkeye (Rusya, Çerkesya ve Türkiye denklemi) gitmek zorunda bırakıldılar. İçlerinden Ortodoks Hıristiyan olmayı kabul edenler alıkondu, Rusya yurttaşı yapıldı. Bu insanlar Çerkesya yurtaşı insanlardı, hiçbir zaman da Rusya yurttaşı olmamışlardı. Akla karayı karıştırmamak gerekir.
1860 ve1880'lerdeki göçlere katılanlar için üçüncü ülke die birşey yoktur, sadece iki ülke vardır: Rusya ve Türkiye. Onlar için denklemde Çerkesya yoktur, kalmamıştı. Bunlar Rusya yurttaşı kimselerdi.
Bir nüfus toprağını ya da yaşadığı yerleri bırakıp başka bir ulusun toprağına göç ediyor, o ülkenin yasalarına uymayı, Türkleşmeyi gönüllü olarak kabul ediyorsa, işin burasında ve birinci planda Adıgelik, Çerkeslik diye bir bilinç aranabilir mi? Bu insanlar, sonuçta Türkleşmek için yola çıkmış kimseler. Çerkes değiller demiyorum, ama başka bir ulusa eklenmeyi baştan kabul etmiş kimseler, aradaki farkı, politik farkı gör diyorum.
Bu iki şeyi, sürgün ile gönüllü göç ayrımını nasıl açıklamak gerekir. Sayın Huşt Semih Akgün bir kez daha düşünün derim. Saygılar.
Gerekli bilgileri değerli arkadaşlar yazmış. Ben şunu da eklmek isterim.
1860- 1862 Çerkesya'nın doğusunda Kabardey'den ve 1880’lerdeki Kuban'dan yapılan Adığe göçleri iradi olarak, bir seçim olarak yapılmıştır fakat istenerek yapılmamıştır.
Öyle şey olur mu? Kim yurdundan isteyerek ayrılır.
Olayları sadece kölecilik konusuna bağlamak çok çok yanlış. Mutlaka etkisi olmuştur. Fakat tek etken diye görmek objektif tarihçiliğe uygun düşmez.
O dönemleri mercek altına aldığımızda Çerkesya'nın her yöresinde Adığeler'in elinde tuttukları arazilerin alındığı, küçüldüğü, yaşama alanlarının daraldığı, ekim, biçime dair zor koşullar getirildiği, gelen Ruslar'a Adığe arazilerinin bedelsiz olarak dağıtıldığı ve bu Kozak köylülerinin devletçe sınırsız bir desteğe sahip oldukları, anayurdunda insanlarımıza parya muamelesi yapıldığı ve insanlık dışı koşulların o insanların isteyerek ülkelerini terkettiklerini söylemek büyük hata olur.
