Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
“Çerkes olmak” ya da “Olmamak!”
16 Mart 2016 Çarşamba Saat 11:23

 images/news/zzz1.jpg

 "Bir şeyin içindeysen dışını göremezsin, kalp seni göremez ancak hisseder. Bir bütünün, büyük bir oluşun parçası olduğunu bilir.
Bir hücre, hem tümün hem de birimin bilgisini taşır. Kendisi olma ve bütüne ait olma hissi vardır. İnsanoğlu neden bunu anlamamakta ısrar eder?"
                                                                                                               
                                                                                                Eddi Anter


  •   “Çerkes olsan ne, olmasan ne?” diyenleri duyar gibi oluyorum. Onlar bu iddialı ve çarpıcı başlık hakkında, kulağıma fısıldamak yerine, yüzüme bas bas bağırıyorlar. Öyle ya! Yeryüzünde son istatistiki verilere göre, yedi milyarı aşkın insan yaşıyor. Üç aşağı beş yukarı, yedi milyar insanın, kabaca yedi milyonu Çerkes. Yani dünyada yaşayan her bin insandan biri...


       Dünya insanlarının kurduğu günümüzde yaşayan iki yüz kadar devlet var. Ve binlerce, yüz binlerce kurum, işletme, dernek vb. İnsanlar arasında altı bin kadar dil kullanımda. Herhalde onlardan daha fazla, ulusal ya da etnik kök var aramızda yaşayan. Bir insan olarak, Yeni Zelanda’da yaşayan Maoriler beni ilgilendirmiyor olabilir. Ancak ilgilendirmiş.


       Her şeye ilgimin yetersiz ve beynimin dar olduğunu belirtmeye gerek var mı? Bir Maori’inin de benim ulusal aidiyetimi bilmesi ve ona ilgi göstermesini beklemem ne kadar gerçekçi olur? Benim beklediğim; salt net olarak, kişi kendini kimlerden ve neye ait hissediyorsa, ona ilgi göstermesi ve bilgilenmesidir. Köşeli düşünen biri değilimdir.


       Doğrusu ya! Soyut düşünülmesi gereken terim ve temaları, alet, kalıp ve ölçüler içine hapsetmeye de gönlüm razı değildir. Fakat ne yapalım? Bu dünya da yaşadığımız sürece, milyonlar içinde var olan önyargılar süregelecek. Her hangi bir toplumsal olay ve olgu karşısında, yargı/ hüküm gerektiren durumlarda, bir doktorun teşhis sonrasında yapması gerekeni, reçete yazması gibi, bir mühendisin hesapları formüle etmesi gibi, biz düşün adamları da bazı ölçüler ortaya koymak zorunda kalabiliyoruz. İşte bu satırların, yazılma öyküsü de böyle bir geçmişe dayanıyor.


       150 yıllık bir kıyım, sürgün ve dağıtılma süreçlerinde, zayıflatılmış, örselenmiş bir kimlik Çerkes kimliği. Yaşadığı her yerde azınlık konumuna düşürülmüş. Kendine ait olması gereken topraklarda dahi, derisi kemiğine yapışmış bir kültürel kimlik! Her şeye rağmen bu kimlik, onurlu ve dik duruşunu koruyor. Bu oluşun, duruşun sebebi, yakın geçmişe ait olmaktan çok, binlerce yıllık bir tarihe yaslanmasın da!


       Bugün bir canlı, insan veya ulus, bir anda ortaya çıkmaz. Bir deyiş vardır, “Ağaç kovuğundan çıkmadık ya!” Yani bizde insanız, atalarımız sincaplar veya ağaçkakanlar değildi! En azından yakın-orta vade geçmişimiz!!!


       Yani binlerce, on binlerce yıl boyunca, atalarımızın yaptıkları, yaşadıkları, deneyimledikleri, bizleri bugünlere getirdi. Aslında bugünkü varoluşumuzda, tüm insan ve canlı geçmişimizin rolü olmuştur. Konuştuğumuz dil de, çıkardığımız sesler de, gırtlak yapımızda, bizden önceki genetik-sosyal-kültürel öncüllerimizin de rolü olmuştur. Onun için Çerkesler, atalarıyla, bugün yaşamayan geçmişleriyle de beraber yaşarlar!


       Bunu en çok ne zaman anlamıştım? İlk oğlumun, doğduğu ve yüzünü görüp, sesini duyduğum da! Gerçekten! O gün ilk doğum haberini verdiğim dedesine, “Tıpkı sana benziyor!” dediğimde yalan söylemiyordum! Kuşkusuz, gün, dünün, aynıyla yinelenmesi değildi. Fakat “dün” yeniden, eski soluk renklerden, yenicanlı renklerle “bugün” de ete kemiğe bürünmüş ve yeni ile kendine yaşam biçebilmeyi başaracaktır!



    images/news/zzz2.jpg

      

    Çerkes olmak, neden bu kadar takıntıyla sorduğum bir soruydu bilemiyorum! Yaşıtım olan milyonlarca insan da aynı soruyu sorabilirlerdi kendilerine. Fakat özellikle tarihle bu kadar içli-dışlı olmam ve sorgulayıcı-araştırmacı kişiliğimin bunda önemli birer etken olduğunu düşünüyorum. Haksızlık yapmak istemem. Bugün bu soruyu kendine soran, on binlerce insan olduğunu da biliyorum. Bu tür bir istatistik bile, Çerkesliğin, Çerkes halkı, dili, kültürü ve ülkesinin, gelecek kuşaklara miras olarak kalması için, açık bir delil olduğunu da düşünüyorum.


       Peki açıklıkla soralım: Çerkesliğin ölçüleri nelerdir?


    Baştan şunu belirtmek isterim: Bu ölçülere göre kendimi tartıpta % 100’lük bir tamlık iddiasında hiçbir şekilde bulunmadım, bulunamam da. “Olmasının mümkün mü olduğuna?” verdiğim yanıtın ise, bir kuru sessizlik olduğunu da baştan belirterek... Bu tür bir yazıyı yazacak, belki en son kişi benimdir.

    Çünkü asimilasyon canavarının dişleri arasından çıkardım kendimi. Bu sebepten, her tür katkı ve eleştiriye açığım. Bu yazı; Çerkes’e emir ya da dikte değil, Çerkesliğe bir yorum olarak algılanmalıdır. Çerkes olmanın beş altın ölçüsünü çıkardım kendimce. Kısaca;

    1. İnsan olmak; “Önce insan” olamayanın Çerkes olamayacağını düşünüyorum. Bunun birinci madde olmasının sebebi, bu olmazsa, hiçbir şekilde Çerkes olunamayacağını vurgulamak adınadır. Ve Çerkes’in insan olması ile doğrudan ilgilidir.

    2. Çerkes olmak; kendini Çerkes halkına ait hissetmek. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ülkenin yurttaşı, hangi ideolojik eğilim sahibi olursa olsun, Çerkeslik bilincine yürekten sahip çıkmak, Özgür, Birleşik Çerkesya’ya inanmak. Bunu gerçekleşmeyecek bir hayal olarak değil, bir gün mutlaka, biz göremesek bile gerçekleşebileceğine olan inancımızın, kanaatimizin tam olarak olmasıdır. Her türlü parçalayıcı, dağıtıcı, bölgeci, kabileci bir bakış açısı yerine, ulusu ve ülkesiyle birliğe ve bütünlüğe inanç.

    3. Çerkes kültürü, tarih bilinci ve halkının ruh köküne sahip çıkmak; Çünkü daha yazılı bir dili yokken dahi Çerkesler; sözlü gelenek, görenek ve kuralları vardı. Binlerce yıl boyunca bu yazısız gelenekler, halk içinde yürütüle geldi. Ona “Xabze” dendi. Bu gelenekler zinciri, aslında bir Çerkes’in dünya da varoluşunu işaretleyen bir duruş ya da tarz olarak değerlendirilmelidir. Her şeye rağmen bu dünya görüşü, mutlak ve değişmez olarak algılanmamalıdır. Zamanın ruhuna ve değişen koşullara uygun olarak yeniden yorumlanan ve geliştirilen bir bakış açısıdır. Hatta bazılarının sözlüden yazılı kültürü geçişin ertelenmesinin sebebini, onu dondurmama istek ve iradesine, belki idealistçe bağlama girişimini haklı bularak.

    4. Çerkesçe bilmek, konuşmak, okumak; Dilin yaşaması, yaşatılması, ev de, sokak ta, okul da, iş de, her yerde.

    5. Çerkes kökenden gelmek; Bu tür bir seçim, kimsenin elinde değildir. Fakat sonuçta biyolojik varoluşun bir tanımlamasıdır. Bu biyolojik varoluşa rağmen, Çerkes olmayı bir kabul olarak görmeyenler olabileceği gibi, biyolojik olarak olmadığı halde, Çerkes olanlar olacaktır. Yani her yönüyle kökeni Çerkes olup, kendini başka bir tanımlamayla özdeşleştirenler, kendi kültürüne yabancılaşmış görünenler olduğu gibi, köken itibarıyla Çerkes olmadığı halde, kendini Çerkes olarak tanımlayanlar olacaktır. Burada kişilerin kendi seçimini, öncelikli ( 2.madde ) altın ölçü olarak kabul etmek gerekecektir. Ve yitikler, onların “Öze dönmek” üzere işleyen saat ayarını, zamanın akışına bırakmak yerine, sade ve mütevazi bir çalışmayla doldurmanın gerekliliğinin farkında olunmalı.


    Beş altın ölçü, artırılabilir ya da azaltılabilir. Sonuçta altı çizilmesi gereken tanımlamadır. Tıpkı önünde uzanan kumsala bir dalla, yatay bir çizgi çekmek gibi. Ya o çizginin kendi tarafındasındır ya öbür tarafında! Ve ne tuhaf! Beşinci madde, yani “Çerkes kökenden gelmek” en son madde.  İşte olaya asıl rengini veren, demek ki ikinci noktada ki “Duruş!”… “Çerkes olmak” veya “Olmamak!” işte bütün sorun bu bizim için.


       Bu varoluş savaşında, bunu salt bir onur sorunu gibi görmemek gerek. Yaşamımızın “Çerkes” olarak “Yaşamak” olduğunu bilmeyenlere duyurmak kadar!.. Onu tüm tarih boyunca ürettiği değerlerle özümseyerek, günlük yaşamımıza kabul etmek…


       Peki “Çerkes olmak” yerel olanda boğulmak mıdır? Evrenseli göz ardı etmek!


      -Hayır! Tekilden, çoğula, parçadan bütüne, detaydan global olanı yakalayan, çağdaş, mantıklı ve gelişme süreçlerini tıkamayan bir anlayış, istediğimiz, hayalini kurduğumuz Çerkeslik! Kör gelenekleri, ışıldayan insani değerlerimizden ayıklama becerisini gösteren bir Çerkeslik! İnsanlık ırmağını, kendi akış çizgisi içinde beslemeye istekli, halkının özgün karakterini bulandırmadan, tüm uygarlığı kucaklayan bir Çerkeslik bizimkisi! Kendinden olmayanlara dahi saygı gösteren ve doğal içten gelen tavırlar ile karşısında saygı uyandıran! Akılla birlik, komşuyla dirlik ve emekle, ödülün elde edileceğine inanan Çerkeslik! Hak, adalet, eşitlik temelinde dostluk eden ve dostluk bekleyen! Zarafetini, binlerce yıllık geleneklerinin içinden süzüle gelen estetik duygularından alan ve hamlık yerine bilgelik, öfke ve şiddet nöbetleri yerine, sabır ve zihinsel süreçlerle ilmik ilmik örülmüş bir Çerkeslik!


    images/news/zzz5.jpg   


    Çerkesler, yaşadıkları ülkelerde -hangilerinde yaşıyor olursa olsunlar-, bir başka adla -yurttaşı olduğu ülkenin adıyla- aidiyetlerini yan yana getirebilirler. Çerkesler, yürekten bir inançla, bireysel seçimle –her hangi bir- dine inanıp, bir mezheple ya da ideolojiyle, aidiyetlerini yan yana koyabilirler. Çerkesler, yaşadıkları çağ diliminde sosyal, ekonomik ya da politik arayışlar, eğilimler veya hareketlerin içinde aidiyetlerini yan yana görebilirler. Fakat hiçbir ülke, hiçbir devlet, hiçbir güç, Çerkesler’i, kendinden, dilinden, kültüründen, anayurdunun selametini düşünmekten, yaşama biçiminden, kendi ulusal-öznel sorunlarına bakış ve yorumlarından vazgeçmesini isteyemez, alıkoyamaz. Kimsenin böyle bir hakkı yoktur, olamaz.


       Çerkes halkı, kendi ulusal sorunlarına, varoluş sorunlarına sahip çıkacaktır. Bu “Çerkes”in tarihe gömülmek ile geleceğe taşınmak arasında açık ve tehlikeli bir sınavıdır! O sınavı geçmenin ve gelecek de varoluşunun hiçbir garantisi yoktur. Ancak akıl, bilim, inanç, istek, gayret ve sabır, o sınavı geçecektir. Engeller ve dikenlerle dolu bu yolda, Çerkes’in yeni yol arkadaşları işte bunlar olacaktır!


       Çerkes olmanın, olmazsa olmazı; bugün ıssız dağlarda dünyadan ve insanlıktan bihaber yaşamadığı sürece, kişinin, ülkesi Çerkesya/ Adığe Xek, halkı Çerkes/ Adığe lepkh, Çerkesçe/ Adığebze, Adığe Khabze/ Çerkes yaşam tarzı için kaygı duyması, varlığı için elinden, dilinden, yüreğinden ne geliyorsa ortaya koyması ile eşdeğerdir…


    Bu yazı toplam 7067 defa okundu.





    Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
    Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
    Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
    Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net