Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
ÇERKES SOYKIRIMINI TANIMA SIRASI TÜRKİYE'YE Mİ GELİYOR?
04 Aralık 2015 Cuma Saat 13:29
Geçen ay Rus yetkililer, Soçi'de ses getirecek şekilde Çerkes soykırım ve sürgününün mimarı Çar II. Aleksandr'ın heykelini diktiler. Her ne kadar Çerkes örgütleri Soçi’deki II. Aleksandr heykelinin sökülmesini istediyse, Adığe halkına hakaret olduğu belirtse de(*).

Ruslar bunu hep yapıyorlar. Yüzbinlerce Çerkes’in XIX.yy.'da ölümünden, yaralanmasından, ülkelerinden kovulmasından sorumlu soykırımcıların büstlerini kadim Çerkesya'nın her bir köşesine dikiyorlar. Amiral Lazarevsk gibi bir çok soykırımcının büstü de meydanlarda, Çerkes halkını aşağılamaya devam ediyor….

Bu arada soykırıma uğrayan bölgenin yerli halkı Çerkesler'in yurtlarında yaşadıklarına dair en ufak izler bile silinmeye çalışılıyor. Barajlar altında onlarca köyler bırakılıyor. Mezarları, dolmenleri ve Çerkesleri anımsatan herşey çiğnenip geçiliyor.

Her şey gibi siyasetinde giderek karmaşıklaştığı, zorlaştığı bir dönem yaşıyoruz. Belki de siyaset var olduğundan beri böyle bir gerçek var.

Var da Çerkes muhayyilesi kolay almıyor demek ki!

Ancak dışarıda sert koşullar, fırtına, boran var. Her şey göründüğünden ibaret olmuyor.

Siyaset; “Matruşka” bebekler gibi her defasında içinden bir başka bebek çıkartıp, duruyor…

Siyaset; yapan için, her ne kadar Çerkes mantığına uygun bir işleyişe sahip gibi görünmezse de, kuralları işletmek mecburiyeti bulunur.

***

Daima vefa ve sadakat duygusuyla bakıldığından mıdır nedir?

Gürcistan konusunda bu zamana kadar hep çekinik durdu Çerkes ileri gelenleri. Neden?

Çünkü Abaza kardeşlerimiz gücenmesin!

Tabii Abaza kardeşlerini hiçbir Çerkes gücendirmek istemeyecek istemeyecek de… Çerkes siyaseti yapılacaksa, dost, düşman, herkese rağmen, herkesle beraber yapılmak zorunluluğu var.

Aynı şey ABD ve Rusya federasyonu ile ilgili güdülen siyasi tavırlarda da kendini göstermesi doğal.

Çerkes siyasetinin, bütün sıkıntıların ve haksızlıkların kaynağı olmasına rağmen, Rusya ve Rus halkıyla da iletişim kurma zorunluluğu vardır.

Burada her ulusun kendi kaderini belirleyebilmek ve kendi bakış açısıyla olayları ve olguları  değerlendirmek kadar, çıkar ilişkilerinde nesnel davranmak mecburiyeti de…

***

İki tarafı keskin bıçak…

Ama siyasetse yapılacak olan, kendi kural ve işleyişiyle yürür.

İşbirlikçi deseler de Rusya ile teması kaçınılmaz olacak siyasetin. ABD ve İsrail ile de aynı  şekilde.

Emperyalizmin oyuncağı olmak, kukla olmak, komprador uşaklığı ya da Siyonizme alet olmak, hep boş laf ya da açık deyimle polemik…

Arap ülkeleriyle, devletleriyle ya da STK’larıyla yapılacak her girişim, İslami Radikalizm ve yobazlıkla değerlendirilecek diye iletişim kapılarımızı mı kapatacağız?

Ya da Avrupa Birliği ile olumlu bir ilişki, bizi Avrupa’nın kolu, bacağı, ayağı veya ileri karakolu mu yapar?

Her tür saldırı ve kaşınmaya açık konular. Fakat siyasetin başka yolu yoktur.

Ne pire için yorgan yakılır, ne de “öğrencisiz okul yönetmek” gibi kolay bir saçmalık izinde yürünebilir.

2011 yılında Çerkesya yurtsever hareketi ardı ardına, Gürcistan(*) ve Rusya’dan(**) “Çerkes Soykırımını açıkça tanıma” talebinde bulundu.

Hatta bireysel başvurularla soykırım sonucunda Çerkes halkının demokratik, hukuki, sosyal, politik taleplerini en makul şekilde başlatmış oldu.

2011 mayısında Gürcistan parlamentosu sürpriz biçimde Çerkes soykırımını tanıyan ilk ülke oldu.

O zamandan bu yana Ukrayna, Romanya gibi bir kaç Avrupa ülkesine de tanınma talepleri yapıldı. Fakat henüz yeni bir sonuç yok.

Bu açılımın yurtdışında, başlaması ve sürdürülmesine destek olan bazı diyaspora oluşumlarını da unutmamak gerek. Fakat Türkiye’de bir ilke imza atılması önemli bir gelişmedir.

Zira Çerkes halkı ezici bir çoğunlukla Türkiye’de yaşamakta ve İstanbul en kalabalık Çerkes kenti olma onurunu taşımaktadır.

Fakat milyonlarca Çerkes ve Kafkasyalı'nın yaşadığı Türkiye için soykırımı tanıma girişimi neden bu zamana kadar yapılamamış, hangi sebeplerle geciktirilmiştir?

Bugüne değin Rusya ve Türkiye'nin aralarında sıcak ve dostane ilişkiler sürdürmüş olması düşünülebilir. İki ülke arasında ticaret ve enerji alanlarında sürdürülen alışverişler de bunda bir diğer etken.

Suriye sınırında bir Rus uçağının Türk jetlerince düşürülmesiyle başlayan süreçle birlikte, artık dünyanın hiç de eskisi gibi olmadığı bir noktaya geldik. Bundan sonra yeni gelişmelere gebe bir coğrafya ile karşı karşıyayız.

İlkin Ukrayna'nın doğusu ve Kırım'ın işgaliyle Türkiye'yi kuzeyden kuşatmaya çalışan Rusya, İran ve Irak'ta kurduğu ilişkilerle doğudan da ablukayı genişletmişti. Ardından Suriye'de sıcak savaşa müdahil olarak katılması belliki Türk tarafını iyice endişeye sevketmiştir. Nasıl sevketmesin ki? Son olayları biraz da bu şekilde okumalıyız. Her ne kadar üstü örtülü duruyorsa da... Emperyal dürtüler törpülenmek zorundadır.

***

Bugün itibarıyla olmasa bile yakın zamanlarda Gürcistan benzeri bir başka cesur adımı Türkiye'den beklemek durumundayız. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları milyonlarca insan da bu sıcak beklenti içinde bulunmaktadır.

Çarlık Rusyası’nca Çerkes halkına uygulanmış olan sürgün ve soykırım gerçeğini Türkiye Meclisinin tanıyarak, kınaması doğal ve akılcı olandır. Bu girişimi, Rusya Meclisince apar topar almaya çalışılan Ermeni soykırım taslağıyla dahi açıklamamalıyız.

Umarız ki dünya yüzünde sürgünler ve soykırımlar yinelenmez. Savaşlar, acılar, işgaller olmaz.

Çerkes soykırımının tanınması ve kınanması, vicdani, ahlaki, adli, insani bir görev, sorumluluk ve zorunluluktur.

Bu tanıma; halkların arasını açmak için değil, kin ve nefret tohumları ekmek için hiç değil, soykırımların, sürgünlerin tekrarlanmaması için yapılmalıdır. Gereken, adaletin bir şekilde gerçekleşmesi, kapanmayan yaranın kabuk bağlayacak şekilde kapanması için üzerinin merhemlenmesidir.

***

Ayrıca Rus ve Türk taraflar arasında olmayan sorunlara yeni sorunlar eklemek gibi bir gizli ajandamız olmadığını da belirtelim.

Çerkesler, her tarafı memnun edecek bir çözüm yolunun eninde sonunda bulunacağına inanmaktadır. Yeter ki çözüm için taraflar istekli, içten ve inançlı olsunlar.

Unutmamalı ki düşmanlıklar da, nefretler de, savaşlar da sonsuza kadar sürmez ve sürmemeli.

Çerkesler’in ve Türkler'in, Rusya ile ilişkisi içinde tartışmalar, daha uzun yıllar gündemi işgal edecek gibi görünmektedir.

Rusya eninde sonunda gerçeklerle yüzleşecek, Çerkes soykırımını tanıyacak, kınayacak, özür dileyecek ve soykırım yaptığı halkın torunlarına maddi ve manevi tazminat ödeyecektir.

Çerkesya coğrafyası, tüm sosyal görünümüyle dirilecek, yer adları Çerkesleşecek ve Çerkes soykırımının faillerinin adları coğrafyadan silinerek, sonsuza kadar zillete mahkum edilecektir.

Siz buna şimdi inanmıyor musunuz? Görebilir miyim bilmem ama, bunların gerçekleşeceğine mutlaka ve mutlaka yürekten inanıyorum.

Üstelik savaş, acı, ölüm ve kanla değil… Barış, hak, adalet, demokrasi ve insanlık ile…

Bizler göremesek bile çocuklarımız, torunlarımız, Kıyı boyunda Lazarevsk adının haritalardan çıkartılarak, gerçekte olması gereken Çerkesçe adı olan Psışuape'nin eklendiğini göreceklerdir. Buna derin ve güçlü bir inançla inanmalı ve kanaat etmeliyiz. Hem de kesinlikle…

(*) http://ajanskafkas.com/manset/cerkeslerden-ii-aleksandr-heykeline-tepki/


Bu yazı toplam 5348 defa okundu.





hapi cevdet yıldız

Sn. Ahmet Duman,
Tarihsel gerçekleri incelemiş biri olarak konuşuyorsanız sorun yok. Ancak, 1859 yılında Rus generali Loris Melikov İstanbul’a gelmişti. Görevi İstanbul’daki Rus büyükelçisini, Çerkeslerin ve diğer Kuzey Kafkasyalı Müslüman nüfusun Türkiye’ye göç etmesinin Rusya açısından ne denli önemli olduğuna ikna etmek idi.
Elçinin Osmanlı hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmasını sağlamaktı. Melikov bu konuda elçiyi bilgilendirmişt.

Kasumov’ların “Çerkes Soykırımı” kitabında ayrıntılarını okuyabilirsiniz. Başka kaynaklar da var.
Bu da, herhalde Rusya’dan göçün özellikle askerlerce desteklendiğini açıklıyor. Ben yorumumda şöyle dedim:
“Türkiye 1864 Çerkes soykırımından yarar görmüş iki ülkeden biri”dir. ‘Soykırımın kazananlarından biri” demedim. Bunu belirteyim.
Osmanlı istese bu nüfusu kabul etmeyebilirdi ya da sınırlı kabul edebilirdi. O zaman Çerkeslerle Ruslar zoraki bir uzlaşmaya varabilirlerdi. Türkiye seçeneğinden önce Çerkeslerin bir bölümünün Don Nehri yöresine sürülmeleri seçeneği de gündeme gelmişti (1857). Ama Rusya’daki Müslüman nüfusun olası tepkisinden çekinilerek, konu gizli tutulmuş, açıklanamamıştı. Buna ilişkin geniş bilgi yine andığım kitapta.

Dolayısıyla Rusya, Türkiye’ye göç edemiyorlar diyerek topyekün, kitlesel halde bir Çerkes katliamını göze alabilir miydi? O zamanki Rusya, yarım da olsa reformların yapıldığı, gelişmiş bir basın ve edebiyatın bulunduğu bir ülkeydi, toprak köleliğini sona erdiren bir yasa yürürlüğe konmuştu.

Yani, Rusya Hitler’in faşist Almanyası gibi denetimsiz bir ülke değildi. Denetim mekanizmaları vardı. Ama iki, iki buçuk ay gibi kısa bir süre içinde (Nisan’dan Haziran ortalarına kadar) Anadolu ve Rumeli kıyılarına nüfus transferi tamamlandı. Yani oldu bitti olayı yaşandı. Osmanlı buna fırsat vermeyebilirdi. Örneğin, 1890'da Çerkes göçüne sınırlarını kapatmıştı.
1989'da Özal, Bulgaristan'daki bütün Müslüman nüfusu, isterlerse Bulgarları bile alabileceğini dünyaya açıklamıştı, ama sayı 300 bini bulunca sınırları kapatmış, göç olayı da bıçak gibi kesilmişti.

Evet, soykırımın asıl sorumlusu Rusya, soykırım ve sürgün olayında Türkiye’nin doğrudan bir payı yoktur ama sonuçta Çerkesler gibi zararlı değil yararlı çıkmıştır. Türkiye, deyim yerinde olacaksa, batan geminin mallarını yağmalama durumunda olmuştur.

Türkiye, gelecek nüfusun o denli çok olacağını bilmiyor olabilir miydi? Bu soru da sorulabilir. Rus komutanlar, 1860'larda Çerkes sayısını düşük gösteriyor, göçe katılacakların 50 bin dolayında olacağını söylüyorlardı. Rus ve dünya kamuoyunu yatıştırıcı bir oyundu bu. Askerler bu tür propaganda ve taktikleri uygulayabilirler. Sözün kısası, Rus tarafı bilerek gerçekleri değiştiriyordu. Oysa, 1830 yılında Rus komutanlığının yaptırdığı tamamlanmamış bir araştırmaya göre Çerkes nüfusu 1 milyonun üzerinde hesaplanmıştı.

Yani Rusya ustaca bir dezenformasyon yapmıştı. Türkiye’nin bunu bilmediği söylenebilir mi? Göç sırasında limanlarda resmî Osmanlı görevliler vardı. Bunlar da hükümete sürekli rapor sunuyorlardı.
Bilmiyorlar, çok olduğunu bilseler istemezlerdi denebilir mi?

Osmanlı'nın Karadeniz ve Tuna boyları boş gibiydi, az nüfusluydu. Almanlardan bu yerlere nüfus gönderme talepleri vardı. Osmanlı elbette Müslüman nüfusu yeğleyecekti. Yani iş o kadar basit değil.
Türkiye’nin Çerkes Soykırımını kısa sürede tanıyacağı düşüncesindesiniz. Keşke öyle olsa. Keşke bu dediğiniz gerçekleşse...

“. İslamın ve Kuranın emrini çiğnemek bugünkü hükümet ve meclisten beklenmemeli” diyorsunuz. Yorumumda belirttim, “bugünkü hükümet ve meclis” daha bu yıl, 2015 yılında Çerkes Soykırımı önerisini reddetti. HDP’nin Çerkes soykırımının tanınması önerisini meclis topluca reddetti. Bir tane olsun AKP’li, CHP’li ve MHP’li milletvekili Çerkes soykırımının tanınması yolunda oy kullanmadı.
Peki buna ne demeli?

“7 Haziran’a Doğru Genel Durum ve Partiler” başlıklı yazımda buna değinmiş, özellikle CHP’yi kınamıştım. Saygılar.

14 Aralık 2015 Pazartesi Saat 00:01
AHMET DUMAN

Cevdet bey soykırımın kazananlarından bir diğerinin Osmanlı olduğunu söylemiş. Ne gam? Beyefendi Osmanlı, Çerkeslerin yok olmasından neden memnun ve kazançlı olsun? Çerkesya Osmanlı toprağı değildi ama sonuçta müttefik bir ülkeydi.
Nihayetinde müttefik ve İslam bir ahalinin ülkeye gönüllü gelmeleri belki bir toplumsal zenginlik idi ama bunun ile Osmanlıyı suçlamak haksızlık.
Cevdet bey dediğiniz gibi olsa bile bu kadar büyük yekun tutan bir nüfusun ülkeye sökün etmesini kimse istemez beklemezdi.
Nitekim gelen güruhun herhalde üçte biri ya da dörtte biri gelirken veya geldikten sonra telef oldu gitti.
Yani bu Osmanlının değil Rusların zalimliğinden, kural tanımazlığından, harisliğinden ve ölçüsüzlüğünden kaynaklanan bir tutumdan kaynaklandı.
Ben ayriyettten Türkiyenin Çerkes soykırımını tanıması gerektiğini ve en kısa zamanda tanıyacağını düşünüyorum. İslamın ve Kuranın emrini çiğnemek bugünkü hükümet ve meclisten beklenmemeli.

13 Aralık 2015 Pazar Saat 22:04
hapi cevdet yıldız

Türkiye'nin 1864 Çerkes soykırımını tanıması etik anlamda gerekir. Ancak, bunun için bir yararı da olmalı. Türkiye açısından böyle bir yarar söz konusu mudur? Örneğin, bu yıl, 2015 yılında HDP Çerkes soykırımının tanınması başvurusunu, parti grubu adına TBMM'ne sundu. Ama AKP, CHP ve MHP Çerkes soykırımını tanımada bir yarar görmedi ve HDP'nin önerisi bu üç partinin oylarıyla reddedildi.

Gelelim bu güne: Çerkes soykırımının tanınmasında Türkiye'nin bir yararı olabilir mi? Rusya'nın Ermeni soykırımını tanımış olmasına bir misilleme olarak Çerkes soykırımı Türkiye tarafından tanınabilir mi?

Her ülke dilediği gibi parlamento kararı alabilir. Ama bunun bir getirisi ve götürüsü de olabilir.
Türkiye, tanıma için, götürüleri bir yana itse bile, bu tanımadan bir yarar elde edecek mi, buna bakılır.

Türkiye 1864 Çerkes soykırımından yarar görmüş iki ülkeden biri. Bu sayede yüzbinlerce sayısında kaliteli ve bağlılığı kuşku yaratmayacak bir nüfusu elde etmiş oldu. Bu oluşumun, iki ülke arasında yapılan temasların gizli belgeleri muhakkak Rus tarafındadır. Bu belgeler açıklandığında Türkiye de tarihsel bir suçlamanın tarafı haline gelebilir. En azından fırsatçı konumuna geçer.

Bu bakımdan Çerkes soykırımını tanımada Türkiye'nin bir çıkarı olamaz. Ermeni soykırımına gelince, dünya genelinde kabul görmüş bir olgu. Dünya, şu veya bu görünümü ya da adı altında soykırımı kabul etmiş bulunuyor. Tanıma için çok önemli oluşumlar gerekir.

Örneğin, Gürcistan Çerkes soykırımını, Ukrayna da Kırım Tatar ulusuna yönelik soykırımı tanıdı. Çünkü her iki ülke de Rus saldırılarını direkt hedefleri oldular.

Türkiye açısından böyle bir durum yoktur. Ancak Çerkesler politik aktivitelerini artırır, iktidar üzerinde etkili bir güç haline gelirlerse, o zaman Ermenilerin ABD ve diğer ülkelerde Ermeni soykırımını tanıtmış olmaları gibi, Türkiye'ye de Çerkes soykırımını kabul ettirebilirler.
Daha başka nedenler sıralamak da mümkündür. Saygılar.

11 Aralık 2015 Cuma Saat 16:47
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net