

1857'de Amerika'da işçi kadınların insanca çalışma koşulları talep ederek başlattıkları bir eylemde yüzlerce kadının yanarak ve dumandan boğularak ölmesinin anısına ‘’Dünya Kadınlar Günü’’ diye bir milad olduğunu bilmeyenimiz yoktur sanırım. Dünyanın bütün anlı şanlı ülkelerinde ve dahi Türkiye de 8 Mart’ın tıpkı sevgililer günü veya muadil bayramlar gibi kutlanıyor olması, artık zamanın ruhuyla çelişmiyor.
Misal, Çerkesya' da ki kutlamaları Çetao Nadir biraz ironi ve gülümseten örneklerle anlatmıştı.Gerçi yoldaş Lenin, Alman sosyalist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin ile birlik olup, Rusyada da bu günü bir komünist bayramı olarak ilan ederken sonradan evrileceği durumu öngörmemiş olabilir. Tıpkı kutsal SSCB nin bir gün sebeb-i hayatı olan sosyalizme, bile isteye elveda diyebileceğini öngörmediği gibi.
Öte yandan feministler, kadın hakları savunucuları, devrimci kadınlar ve bazen yelpazeye dahil olan elitist-seküler grupların kontr öfkesine maruz kalan 8 Mart zedeleri anmamak olmaz. Kendilerine ait olan emekçi bir günün, yine bir gün ‘’kahrolacak’’ olan kapitalizm tarafından hırsızlanarak tüketim çılgınlığı coşkusuyla kutlanmasına ciddi reaksiyon gösteriyorlar. Kazara, kocaları veya sevgililerinin 8 Mart da ellerinde çiçeklerle çıkıp gelmesini hayati bir mesele olarak ele alıp, o günü bu ‘’menfur’’ şahıslara zehir zıkkım edebilen esaslı hemcinslerime şapka çıkarmayı bir borç bilirim. Zira günün anlam - önemini kafi derecede talim etmemiş erkek dünyasına haddini bildirmek için, böylesi sakarlıkları fırsata dönüştüren kadın zekasına oldum olası korkuyla karışık bir hayranlık beslerim.
İroni bir yana, 8 Mart gününün gerekçesi olan kadın cinsinin yakıcı gerçeklerini hakkıyla dillendiren, fiili olarak çalışıp çırpınan gerçek platformlardan haberdar olmak- desteklemek, en azından vicdani derdimiz olmalı.
Birazda Çerkes kadınlarından konuşalım mı?
Bugün 8 Mart teması için Cherkessia.net ana sayfaya eklenen kısa yazıyı okudum. İşgal İstanbulun da teşkilatlanma başarısı gösteren bir grup Çerkes kadınının çıkardığı Diyane dergisinin Hayriye Melek Hunç imzalı yazısı. O yazının altına zamanın latin alfabesi ile yazılmış olan orijinal Çerkesce metni de eklemiş arkadaşlar. (http://cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3365)
1920 senesinde aristokrat ve şehirli bir Çerkes kadınının kendi halkı için düşündükleri bu ve benzeri yazılarda sıralanmış. Bu tarihten 94 yıl sonra 2014 senesinde Çerkes kadınları Çerkesler için ne düşünüyor? Veya sürgün sonrası bu coğrafyada geçirdiğimiz zaman diliminde 5. kuşağı sürerken, Çerkes kadınlarının geleceğimize dair bir tasavvuru var mı? Kadim zamanlarda ki ‘’Setenay Guaşe’’ güzellemesinin mirasını çoktan tükettik. Onu bir zahmet geçelim.
Cinsiyetçilik kategorilerinin olur olmaz alanlarda kullanılmasını çok makbul bulanlardan değilim. Ancak Çerkes erkeklerinin ehven-i şerde olsa ortada olduğu günümüzde, Çerkes kadınlarının toplumsal sorunlarımıza neden bu kadar temkinli-uzak oldukları sorgulanması gereken bir şey galiba. Profesyonel hayatlarında maharetli onlarca Çerkes kadını sayabilirim bir çırpıda, ama başarıdan başarıya koşan bu hanımların Çerkes kimlikleri söz konusu olduğunda ki şahane vasıfsızlıklarını nasıl tarif etmeli bilmem.
Hatta bu müstesna hanımlarımızın hatırı sayılır bir kesiminin, yanında yöresinde olan erkekleri de Çerkes sorunları ile ilgisiz birer ‘’hizmetli’’ olarak görmek istemeleri, zaten çelimsiz olan toplumsal dinamiklerimizi tarumar eden sonuçlar doğurmuyor mu?
Hemcinslerim kızmasın ama, özellikle şehirli Çerkes kadını tipolojisinin kadim zamanlarda kendisine atfedilmiş olan gerçek üstü rolü gitgide konformist-bencil bir alana evrilttiğini düşünüyorum. Çerkes olmanın folklorik bir detayla sınırlı kaldığı ailelerde, esas zaafın erkeklerden çok kadınlarda olduğu aşikar. Kimlik ve toplumsal roller konusunda iki tarafında aynı hızda ve oranda vasfını yitirdiği düşünülebilir. Ancak Çerkes kadınları da tarihsel kodlarında olan sağlam içgüdülerini, aitlik disiplinlerini, maharetlerini nasıl ve ne zaman yürürlüğe koyacaklarını düşünmeye başlasalar fena olmaz. Zira Çerkes kadınlarının çoğunluğunun ilgisiz suskunluğu sona ermeden, bir toplumu mobilize etmek hadi imkansız demeyelim ama çok zor olsa gerek.
Not: Diyane dergisinin Osmanlıcadan Türkçeye çevrilmiş metinlerini indirmek için; http://www.cerkesarastirmalari.org/pdf/turkcekitap/diyane_tr.pdf
Bu anlamlı ve güçlü mesajlara sahip yazın için seni yürekten kutluyorum Nurhan.
Ellerine, yüreğine sağlık.
:)))
Çerkes kadınları başımızın tacıdır tamer bey dönen dönmeyen farketmez.
Bence az bile yazmışsınız.Vatana dönüşün önündeki en büyük engel hep Çerkes kadınları olmuştur.
Oraya binbir zahmetle dönenleride tekrar türkiyeye geri getiren onlarca kişi sayabilirim.
Kızmaya gerek yok.
Kadın Çerkeslerde hala süs objesi gibi görülen zerafet timsali masal kahramanı gibi gösterilmeye çalışılmıyormu?
Buda siz kadınların gayetde işine geliyor.
Hiç kürt kadınlarına bakıyormusunuz.Mitinglerine bakıyormusunuz hep kadınlar önde.
Şalvarlısı puşilisi okumuşu okumamışı çok kariyerlisi az kariyerlisi hepsi aynı halaya gelip katılıyor.Aynı şey için kaygılanabiliyor.
Bizde öylemi ya?
Biraz kariyer edinen kadınlar çerkes olmaktan bile istifa ediyorlar.
Kibirden yanlarına yaklaşılmaz oluyorlar.Kendi sınıfları dışında buda benim insanımdır diye bir çerkese yanaşmıyorlar bile.
Başörtülü kızları gittikleri derneğe istemeyen çooook çerkes kadın kardinal tanıyorum.
Neyse vakit geç oldu.Şurda tesadüfen yazıyı okuyunca bam telime dokundu yani.
Böyle kadınlarımız çok var. Az buz değil.
Selamlar
