

''İnsanı çözersin, çözersin, çözersin; çocuk çıkar''
Sezai KARAKOÇ
Kafese beş maymun koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmayı hedeflemişken, üstlerine soğuk su sıkılır. Sadece merdiveni tırmanmakta olan maymun değil, sıradaki diğerleri de soğuk sudan payını alır.
Maymunlar uygulama sonunda sırılsıklam olurlar. Bir süre sonra muzlara doğru yönelen bir maymun diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Daha sonra, kafesteki maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun koyarlar. A'nın (yeni konan maymunun) yaptığı ilk şey muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmaya kalkışmak olur; ancak diğer maymunlar buna izin vermez ve yeni gelen maymunu döverler..
Daha da sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. B merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en sert ve en istekli biçimde döven de, ilk sopa yiyen yeni maymun A olur.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun ilk atağında cezalandırılır, diğer dört maymundan yeni gelen ilk ikisinin en yeni gelen –üçüncü- maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde, işler bu kafeste böyle gidip geldiği, tırmanmaya kalkışan sopa yemiş olduğu için hiçbir maymun artık merdivene yaklaşmamaktadır.

Fıkrayla başladık, bir başka fıkrayla anlatımı sürdürelim;
Çerkes’in biri ölmüş. Hesap kitap derken Cehennemliksin demişler ona.
Bir zebani Çerkes’i cezasını çekeceği çukura doğru sürüklüyormuş.
Her ulusun ayrı bir çukuru varmış ve her çukurun başında da bir zebani duruyormuş ve çıkmaya çalışan olursa mızrağıyla iterek içeriye düşürüyormuş.
Sadece Çerkeslerin bulunduğu çukurun başında zebani yokmuş.
Adam merak edip:
- Neden Çerkeslerin başında zebani bulunmuyor? diye sormuş.
Zebani de; “Gerek yok. Zaten onlardan biri yukarı çıkmaya çalışırsa, diğerleri onu geriye çekip dibe düşürüyorlar”, demiş.
Sanırım bu fıkra sadece Çerkesler için değil, başka halklar için de söylenegelmiş.
Ancak Çerkeslere, özellikle günümüz Çerkeslerine tam uyan bir tanım.
Hani Necip Fazıl’ın bir şiirinde söylediği gibi;
“Çekiyor tebeşirle, yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!”
Günümüz Çerkes gerçekliğine ne denli uyuyor.
Ezilmiş, parçalanmış, sürülmüş, dağıtılmış bir halk Çerkesler.
Sonuç, bütün bunlara rağmen duyarsızlığın, rahatlığın, gevşekliğin, tembelliğin, umarsızlığın ağlarına takılı kalmış bir topluluk.
Ölümün soğuk nefesi ensesinde patlıyor ama kılı kıpırdamıyor.
Mücadele etmesi gerek, zira yaşam bir mücadeleden ibaret.
O da durmuyor, mücadele ediyor.
Ancak tehditlere ve tehditçilere karşı değil.
Sadece ve sadece kendi kendine boğuşuyor, kavga ediyor.
Kuyruğunun peşinde koşan yavru kedi gibi oyalanmaktan başka bir şey yapmıyor.
Oyalanmak, bir oyundan başka bir şey değil.

Bir ulus için yapılmaz ne varsa yapılıyor.
Örgütlü olmamanın, aydınlarının toplum önüne çıkmamasının acılarını çeken bir toplum.
İki kişi bir araya gelse, iki fraksiyon doğuyor.
Sürekli bir amip gibi üreyip çoğalan gruplar.
Üstelik yeterince kalite ve kantite/ değer yaratamayan…
Bir ulus olabilmenin asgari müştereki vardır;
Ortak bir hedef doğrultusunda birleşmek ve onun için çaba göstermek.
Çerkes uluslaşması bu durumda hangi aşamada?
Zaman hızla geçip giderken, ellerimiz, avuçlarımızdan kayan sürekli bir şeyler olacak.
Birlik, bütünlük, dirlik kavgası verip, güç ve çekim merkezi yaratamayan bir topluluk, ulus olabilir mi?
Biz Çerkesler daha ne kadar; -“Biz bize yeteriz!” , “Birbirimizin hakkından geliriz!” demeyi sürdürecekler?
En ufak bir sorundan ayrılık/ gayrılık tohumları çıkartmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?
Silkinip, kendimize gelmemizin zamanı geldi de geçti.
Uyanmaz ve sorunlarımıza sahip çıkmazsak, sonumuz iyi bir son değil!
Olan şimdilik Çerkes halkına ve Çerkes coğrafyasına oluyor.
Sahipsizlik, başıboşluk, duyarsızlık, salaşlık, başarısızlık adeta birbiriyle yarışıyor.
Sonuçta halk da, ülke de bütün bu olumsuzlukları aşar.
Ancak bu gecikmelerin, zorlaştırmaların ve zaman kayıplarının cezasını, önden yürüdükleri halde sorumluluklarını ve ödevlerini yerine getiremeyen her Çerkes’ten, kamu vicdanı hesap sorar.
GEÇMİŞE YOLCULUK YAPMAYA NE DERSİNİZ?
http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=3692
GEÇMİŞİN TARİH OLABİLMESİ İÇİN ONDAN DERSLER ÇIKARTMAK GEREK.
YAZININ İÇİNDE Kİ MURAT YILDIRIM ÇEVİRİSİNDEN BİR PASAJ VAR, ONU MUTLAKA OKUMANIZI ÖNERİRİM.
Biz Çerkesler emir almayız, çünki hepimiz kumandanız.Hiyerarşi kabul etmeyiz, sınıfsızız. Tabloya sığmayız, çünki hepimiz ayrı bir tabloyuz.Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal oluruz.Sakal olur uzamayız, bıyık olur yolunmayız.Bizden bu şekilde hiç bir şey çıkmaz abey.Dışarıda gürül gürül akan bir dünya varken, kendi dünyımızda yaşamaya direniyoruz.Bunu birde Çerkeslik olarak yorumluyoruz.Fakat çok değil, bir gün anlayacağız, iş ki geç kalmamış olalım.
23 Kasım 2013 Cumartesi Saat 09:34