

Sekiz Yüz Yıllık Gerçek
Etnograf Zefes Aydemirkan Etnografik Terimler Sözlüğü adlı kitabında; daha önceleri kendilerini Meot, Sind vd. adlarla adlandırmış olan toplulukların XIII ncü yüzyıldan itibaren kendilerine Adığe olarak adlandırmış olduklarını yazıyor. Bu durumda, sekizyüz yıldır ulusumuz kendisini Adığe olarak tanımlamaktadır. Bugün tarihi Çerkesya topraklarında yaşamakta olan halkımızın tamamı kendisini Adığe ulusunun bir ferdi olarak görmekte, kullandığı dile de Adığece demektedir.
Tarihi Çerkesya’dakinden daha fazla Adığe’nin yaşadığı Türkiye’de ise Adığeler
kendilerini hala boy adlarıyla ifade etmektedir. İstanbul Kafkas Kültür
Derneği’nin yayımladığı Çerkes ressamlar albümünde bu durumu
çok çarpıcı bir biçimde görürsünüz. Bu kitapta Adığe kökenli
olan ressamlar boy adlarıyla (Kabardey, Şağsığ, Abzah,
Aynı duruma bundan birkaç yıl önce Türkiye’den gelen bir genç gurubu ile Mıyekuape’deki tanışmamızda da şahit olmuştum. Söz konusu gençler ad soyad ve memleketlerini söyledikten sonra mensup oldukları boy adını (Bjeduğum, Kabardeyim, vs.) söylüyorlardı.
Jineps gazetesinin en son elime geçen sayısında yine kendisine Bjeduğ olarak tanıtanların, Şapsığ, Abzah şeklinde tanıtılanların yer aldığını üzüntüyle gördüm.
Ulusumuzun sekizyüz yıldır bir adı olduğu halde neden ısrarla boy isimleriyle kendimizi tanımlamaya çalıştığımızı anlayabilmiş değilim. Siz hiç ulusal adını Avşar, Yörük, Sarıkeçili, Karakeçili diye tanımlayan Türk gördünüz mü?
Bizi yüzyıllardır yaşatmış olan ve gelecekte de yaşatacak olan Adığe dili, kültürü, geleneğidir. Ulusal birliğimizi bozmak, bizi parçalayıp dağıtmak isteyen koca devletler yetmiyormuş gibi birde kendi elimizle parçalanmaya hizmet etmeyelim.
Yükselen İslam
Bundan yirmi yıl kadar önce vatana ilk dönüşlerin başladığı zaman Adığe ülkesinde hiç cami yoktu. Çünkü Adıgeler Sovyet sistemi kurulduğunda Kolhozları ilk kuran ve camileri ilk yıkan halk ünvanına sahiptiler. O yıllarda dini yaşamda neredeyse sıfır düzeyindeydi. Bu gün itibariyle Adigey’de camisi olmayan yer kalmadı diyebiliriz. Din hizmetlerini de Adıgey ve Krasnodar Kray’ı Müslümanları Müftülüğü adını taşıyan bir Sivil Toplum Kuruluşu Devletle de işbirliği yaparak yürütüyor.
Başkent Mıyekuape’deki cami hariç diğer camilerin de pek dolup taştığını söyleyemeyiz. Mıyekuape’de Adığelerin dışında İslamı daha yoğun olarak yaşayan Çeçen, Tatar, Dağıstanlı, Afrikalı ve Kürt gurupların cami ile ilişkileri oldukça yoğun. Bu yüzden Cuma günleri ve Ramazan geceleri cami çevresi özel araçlarla dolup taşıyor. Hacca gidenlerin sayısı da yıldan yıla artıyor ve hac yaşı gençleşiyor.
Adığe insanının büyük çoğunluğuna göre islam ölümle birlikte başlayan bir törenler manzumesi. Cenazenin kaldırılması, ölümün yedinci, kırkıncı gülerinde ve yılında yapılması gereken törenler. Din adamları bu törenlerden başka halklardan ve dinlerden alındığı ve İslamda yerinin olmadığı gerekçesiyle hoşnut değiller. Yedi, kırk ve yılında yapılan törenlerin kaldırılması için yoğun çaba da gösteriyorlar. Ancak halk ta asırlardır alışmış olduğu geleneklerini terketmek istemiyor. İşin doğrusunu söylemek gerekirse yedi kırk ve yılında yapılan törenlerde israfa ve gösterişe kaçılmış durumda. Din adamları bu gelenekleri tamamen ortadan kaldırmaya uğraşmak yerine islamda esas yeri olmayan israf ve gösterişle mücadele etseler daha hayırlı olur diye düşünüyorum.
İslamdan söz etmişken gençler arasında İslamın hissedilir bir biçimde yaygınlaşmakta olduğunu da belirtmek gerekir. Başını örten genç kızların sayısındaki artış gözden kaçacak gibi değil. Yaşamı boyunca bir kez namaz kılmamış ve oruç tutmamış anne babaların çocukları namaz kılıp oruç tutuyorlar. Bu durum islamı yaşayan ve yaşamayan aile fertleri arasında ciddi anlaşmazlıklara da neden oluyor. Burada Rus gençlerinden de İslama ilginin artmakta olduğunu belirtmek gerekiyor.
Tığujıko Kızbeç
Ondokuzuncu yüzyılda Çerkes vatanını savunma mücadelesinde ismi en önde yer alanlardan birinin Tığujıko Kızbeç olduğunu biliyoruz. Kızbeç ileri yaşlarına kadar yaşamını at sırtında işgalcilere karşı mücadele ederek geçirmiş bir kahraman. Bu nedenle günümüze kadar adı halk şarkılarında yaşatılmış ve şiirlere konu olmuş biri.
Zekoşnığ adlı edebiyat dergisinin bu yılki ikinci sayısında yazar ve şair Ğuçetl Nurbiy Tığujıko Kızbeç ile ilgili öykülere yer vermiş. Bu kahramanımızı daha iyi tanıyabilmemize katkısı olur düşüncesiyle bu öykülerin iki tanesini aşağıya özet olarak çıkarıyorum.
Bir savaş sonucunda Tığujıko Kızbeç esir edilenlerin öldürülmesi emrini verir. Esirlerden biri söz ister ve:
- Adiğeleri merhametli insanlar olarak biliriz. Öldürmeden önce birer tas su içmemize imkan verin- der.
Tığujıko’nun izniyle esirlere su verilir. Aynı kişi suyla ıslanan ağzını eliyle sildikten sonra tekrar söz ister ve:
- Su için teşekkür ederiz. Biz Adığe’nin misafiri kaledeymiş gibi korunur diye duymuştuk. Peki şimde misafirlerinizi mi öldüreceksiniz?-der.
Tığujıko adamın sözlerine kahkahalarla güler. Bir süre konuşmadan durur ve sonra:
- Misafirseniz bir daha gözüme gözükmeyin,-diyerek esirleri serbest bıraktırır.
Bir defasında Tığujıko Kızbeç komutasında, Afıps’ın Kuban ile birleştiği yerden nehir geçilerek Kazak kalesine baskın düzenlenir. Kızbeç her zamanki gibi beyaz atı ve beyaz kıyafetleriyle ordusunun en önünde saldırıya katılmıştır. Ancak casuslar önceden saldırıyı kaleye haber vermiş olduklarından Kazaklar da hazır beklemektedirler. Adığeler yüzerli guruplar halinde kaleye saldırı düzenlerleselerde ele geçiremezler. Top ateşlerinden dolayı büyük zayiat vermektedirler. Kuban kıyısına geri çekilip durum değerlendirmesi yapma ihtiyacı duyarlar. Bir süreliğine top ve silah sesleri durur. Ortalığı savaş seslerinden daha ürkütücü bir sessizlik kaplar. Yaralı olarak getirilenlerin arasında bulunan Tığujıko Kızbeç’in oğlu yaşamını yitirmiştir. Komutanlardan Karahuko:
- Kızbeç oglun hakkın rahmetine kavuştu. Savaşı durduralım ve cenazemizi kaldıralım.-der.
Herkes Tığujıko’nun vereceği kararı büyük bir sessizlik içinde bekliyordu. Onun kafasında çeşitli düşünceler çarpışıyordu. Kalbi hızla atıyor, gözlerinden gelmeyen yaş, boğazında düğümleniyordu. Düşünceler başını ağırlaştırmıştı. Mavi gözlerine dolan ateşi söndürmeye çalışarak topluluğa döndü:
-Bir asker ölmekle savaş durdurulmaz. Buradakilerin hepsi benim oğlum gibidir. Hedefe ulaşmadan savaşı durdurmak olmaz,-der ve kılıcını çekip tekrar saldırıya geçer ve Kazak kalesini ele geçirir. Kendisi de üç yerinden yaralı olduğu halde oğlunun cenazesini de alarak savaştan döner.
Yolda yaralarını tedavi etmek isteyenlere de:
- Onlar kalbimdeki yaranın ilaçlarıdır. Onları tedavi edersek kalp yaram başlar-diyerek kabul etmez.
Bir sonbaha günü Tığujıko Kızbeç bir düğünde iken Kubanı geçip Rus kalesine saldıran bir gurubun zor durumda olduğu haberini alır.
Düğüne kadar gelip oynamadan gitti dedirtmem diyerek sırası gelince oyununu oynar,kızı yerine götürür, saygı selamını verir ve adamlarını alıp söz konusu yere hareket eder.Kaleye saldıran gurup çembere alınmış ve esir alınmak üzeredir. Kılıçlar çekilip saldırıya geçilir. Kızbeç sağındaki solundakini saf dışı bırakarak ilerlemektedir. Kendisi de iki yerinden yara alır. Ruslar top kullanmaya imkan bulamazlar. Esir alınmak üzere olan gurup kurtarılarak geri dönülür.
Bugünlerde Adığey’in Afıpsıp köyünde Tığujıko Kızbeç’in anıtının dikilmesi için köy halkınca bir çalışma yürütülüyor. Kendisine yakışır bir anıtın kısa zamanda bitirilmesi en samimi dileğimizdir.
İbrahim Çetao / Mıyekuape
26/07/2013
Çetao İbrahim: Onun yazıları süssüz- püssüz- metaforsuz. Ancak sözcüklerinin gücünün nereden geldiğini düşündüğümde bulduğum şey; vasfını yitirmemiş bir Çerkes'in Xeku ile bütünleştiğinde, oradaki okur yazar kalibreyle dostluk ettiğinde ve entelektüel çevreyle ilişkilendiğinde Çetao İbrahim gibi insanların yazdıkları en hasetlisi için dahi göz ucuyla takip edilip vazgeçilmez oluyor.
Wopsav Çetao İbrahim abi!
Adigeyde yükselen Ortodoksluk dan da bahsetmek gerekli,hatta yükselen değil, yükselmiş ve zirve yapmış,Adiğey'in dağını taşını haçlarla donatan,Çerkeslere soykırım uygulayan askerlerini dini bir değerde katmak suretiyle neredeyse aziz mertebesine yükselten ve onların adını habire sağa sola kazıyan,Rus olmayanlara karşı nefret ve kini Ortodokslukla birleştirip yeni ideoloji yaratan vs. Eğer bir kimse müslümansa onun dini yükümlülükleri vardır.
Müslümanlar beş vakit namaz kılar,oruç tutar,içki içmez gibi.Bunların tersini yapanlarda müslümandır ama oruç tutan namaz kılan müslümanların durumu olağanüstü değildir,normaldir.Onun için aileleri ile ve toplumla çatışacakları bir durum olamaz.Önce toplumun bunu kabul etmesi gerekir.
Teşekkürler Çetao,Kaleminize sağlık.
29 Temmuz 2013 Pazartesi Saat 01:37