Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
YENİ TERMİNOLOJİ YENİ YORUM VE ÇERKESLİK
07 Mart 2013 Perşembe Saat 09:17

Tavırlar kanunlardan önemlidir. 

Tavırlar; daima, sürekli, içinde yaşadığımız hava gibi, fark edilmeksizin; kızdırır ve sakinleştirir, yozlaştırır ve saflaştırır, barbarlaştırır  ve inceltir.         

                                                                           Edmund  Burke 



İnsan toplumlarının kendi iç işleyişlerinin bazı formülleri vardır.


O formüllerin kaynağı, kimi zaman toplumun kendisi, kimi zaman vahiy, kim zaman doğa, kimi zaman geçmiş ya da başka bir şeydir.


Bu formüller ya tek ya da melezlenerek bir sistem oluştururlar.


Toplumun ruhu, bu formüllerden tüter…


***


İslam Uygarlık tarihini bilirsiniz, Hz.Muhammed’le başlayan bir yükseliş grafiğidir bu.


Ancak, bir dönem sonunda yükseliş grafiği ve gelişme duraklar.


Çünkü yeni koşullar oluşmuştur, eski elbise yeni bedene uymaz, beden büyümüştür.


Diyeceksiniz, bundan daha doğal ne olabilir ki?


Her canlı gibi toplumlar da yaşlanır, yıpranır ve geriler.


Kuşkusuz bunun mutlaka bir nedeni olmalı.


***


İslâmın yayılışı ve  başarı tarihi daima dikkatimi çekmiştir.


Bunu küçümseyenlere, yanıldıklarını anlatacak,  çok sayıda kanıt/ argüman vardır.


İslâmın kendine özgü bir söz dağarcığı ve literatürü bulunmaktadır.


İlk kez, anlamını İslâmda kazanmış olan sözcüklerdir bunlar! Görkemli bir şeydir bu!


Her şeyi yerli yerine oturtan ve sözcükleri bir sistemin içine oturtan İslâm, ilkin değişik dillerde ve  dudaklarda bir inanca  dönüşmeyi başarabilmiştir.


Gücü ikna edici ve inandırıcı,özellikle adaleti savunucu olmasında yatar.


İslâm, böylesine güçlü bir inanç sistemi oluşturmayı başarmıştır.


Böylesine bir  başarının adı,  Kur’an terminolojisi biçminde karşımıza çıkar.


***


İslâm dininin ve uygarlığının bu ilk adımı kadar, önemli olan bir de son adım vardır.


Konumuz gereği aradaki adımları atlayarak, yolumuza devam edeceğiz.


Çünkü  herşeyi yazmaya kalkışırsak, sayfalar gerekecek, makalemizin bütünselliğini korumak zorlaşacaktır.


Son adım, aslında bir başlangıçtır ve daha yeni adımların da başlangıcı olmalıdır.


***


İslâm hukukunun ve uygarlığının temel taşlarından  biri de “İçtihat”tır!


İçtihat, “İslâm hukuku kaynaklarına göre, ortaya çıkan sorunlar açısından İslâm kurallarını yorumlama; ortaya çıkan hukuksal uyuşmazlıklarda, İslâm alimlerinin (müçtehitlerin) sorunları çözücü yöndeki görüşleridir”. Buna ‘içtihat kapısı’ denir.


Hukukda, içtihat, kanun, örf ve adet hukukunda açık bir hüküm bulunmaması durumunda yargıcın ya da  hukukçunun düşüncelerinden doğan sonuçtur.


Sayfada olanın uygulamaya, düşüncede olanın yaşamın içine yenilenerek atlamasıdır içtihat.


İçtihat, toplumun karşısına ilk kez çıkan sorunlara, toplumsal kural ve dengelere bağlı kalarak, yeni bir yorum, hüküm ya da çözüm getirmektir.


***


Bir sosyal olguyu ele alırken, onun temelini oluşturan ortamı, zaman, iklim, vb. değişik koşulları da dikkate alarak incelemeliyiz. Yoksa bu gibi toplumsal  olguları  doğru tahlil edemeyiz.


Her gelenek ve  görenek kuralı, bunların uygulanması, ister bireysel, ister toplumsal olsun, nedenleri öğrenilmeden  nasıl değerlendirilebilir?


***


Öncelikle ele alınan ülke ve  toplumu, koşulları ve zamanlamayı  dikkate alarak incelemek  gerekir.


200 yıl öncesindeki bir  toplumu ele alacaksak, biliniz ki 200 yıl öncesindeki o ülke halkı gibi, başka bir ülke halkı açısından da  benzeri kuralların geçerli olduğu düşünülebilir. Örneğin, bir ülkede kölecilik varsa, bu kurum bütün dünyada yaygın biçimde vardır demektir.


Ulaşımda at ve atlı arabalar geçerliyse, bu, her ülke için de geçerli olur. Bir ülkede elektrik varsa, diğerlerinde gaz lambasıyla yetiniliyor olamaz. Başlangıçta eksik olsa da zamanla daha gelişkin olan, gelişmemiş olanı ortadan kaldırır. Teknoloji ve teknik buluşlar yayılır ve kurumlar evrenselleşir.


***


Toplumsal zekânın durgunluğa düşmesi, işlevlerinin körelmesi ve canlılığının giderek azalması, beraberinde çürümeyi getirmiştir.


İçtihat’ın içini boşaltıp, onu sadece “Murad-ı İlahiyi keşf çabası” diyerek yuvarlayıp atlayanlar olmuştur.


Böylesi bir yorum, sonraları “İçtihat Makamı”nın/ İçtihat kapısının kapanmasına yol  açmıştır.


Nedenleri bu kadar açık olan bu durum, bağnazlık ve kör gelenekçilikle kolkola, gelişmenin önüne set çekmiş ve toplumsal yapıyı çöküntüye uğratmıştır.


***


İnsanlık tarihi boyunca her toplum kendi gelenek ve göreneklerini yaratır.


Her dönem o gelenek, görenekler kendiliğinden veya farklı faktörlerle bir şekilde farklılaşır.


Toplumlar arası  farklılıklar, toplumların öncelikleri yüzyıllar boyunca yaşanan deneyimlerle oluşur; gelenekler ve vazgeçilmez kurallar da böylelikle ortaya çıkar.


Bir toplumu diğerlerinden ayıran özellikler, değerler ve davranış biçimleri vardır; toplumu toplum yapan da “O”dur.


***


Değişim bir doğa gerçeği, önemli olanı gelişme, yani olumlu yönde değişmedir.


Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.


“Bir ırmakta iki kez yıkanılamayacağı!” söylemi, açık ve net bir gerçektir. Birileri kör, sağır ve  duyarsız  kalsa dahi, bu gerçek değişmez.


Gerçeğe karşı çıkanlar, ne gibi durumlara düşerler,  tarih bunların örnekleriyle doludur.


İnsanoğlu, onun eseri uygarlıklar ve toplumsal düzenlemeler, kaplumbağa hızı değişme sürecinden çıkmış, sürat çağına girmiştir.


Zaman herşeyi hızlandırmış, her şeyi peşine takmış, çevresini de kendi hızına  ve ergonomisine göre düzenleme yolunda epeyi mesafe almıştır.


Öyleyse yürümek, yerinde saymak anlamına gelir! Yürümek değil, jet hızıyla koşmak gerekir!..


Varlığımızı sürdürmek, bunu gelecek kuşaklara aktarmak için yürümemiz  yetmez, koşmamız gerekir! Bilgili ve bilinçli, akılcı bir koşu olmalı bu koşu!..


***


Hiçbir şey, hiçbir toplum, hiçbir değer, ilk çıkış noktasındaki gibi kalmaz kalamaz.


Mutlaka değişecek, iyi/ kötü en baştakinden farklılaşacaktır.


İster kabul edelim, ister etmeyelim, değişime direnç boşunadır.


Ve özünü kaybetmeden evrilmek, gelişmek genel olarak iyidir.


Değişim, bir süreç sonucu olur. Toplumların değişimi, teknolojik gelişmeler sonucu genelleşir.


***


Eğer bir yerde yok olan bir şey varsa, orada yeni gelişen koşullara uyum sağlayamamış, ayak  uyduramamış şey(ler) vardır.


Bu gerçeği gözlemleyebileceğimiz o denli çok olay ve olgu vardır ki, doğa ve toplum labaratuVarımız olsun.


 “Uyum sağlayamayanın, gelişime ayak uyduramayanın yok olduğu, en üst  düzeye tırmanmayı başaranların geleceğe kaldığı” bir dünyada yaşıyoruz.


Öyleyse bir numaralı hedef, yerinde saymak yerine bilinçli, hızlı olmak ve gelecek kuşaklara, rakiplerimizden daha büyük başarıyla ışınlanmak olmalıdır.


***


Çerkes toplumunun geçmişte olmazsa olmazı, kendi özünü, özelliklerini belirleyen gelenek/ görenekleri, yaşama ve dünyaya bakış biçimi vardı, bütün bunlar bir sistematik bütünlük oluşturuyordu.


Çerkesler 19. yüzyıla değin yazılı yaşama geçememişlerse de, sözlü kültürleri, binlerce yıl boyunca oluşturmuş oldukları örf ve adetler, görgü kuralları, yaşam tarzı ile süregeliyordu. Bütün bunları genç kuşaklara sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorlardı.


Buna Khabze (Хабзэ) diyoruz.


Çerkes halkı binlerce yıldır yaşadığı ve adına Çerkesya denen ülkesinde yaşarken çok güzel şeyler üretti. Gerek maddi, gerekse de manevi değerler.


İnsanlık ve uygarlık adına büyük kazanımlardı bunlar. Fakat dünyanın her toplumunda olabileceği gibi mükemmel diyeceklerimiz kadar bugün için geçerliliği olmayan örfleri yaşadığımız, kurumları ortaya çıkardığımız da bir gerçek.


Bugünlerde, Çerkesler arasında toplumsal yapının neden çöküş süreci  içine girdiği konusunda tartışmalar sürüyor.


Çerkesçe neden unutuluyor?


Çerkes Khabzesi (Adığe Khabze) niye uygulanamıyor?


Çerkes Ulusu temel politik sorunları konusunda  niye yeterince duyarlı değil?


Bu ve benzeri yüzlerce soru sorulabilir. Çoğu ne açıklanmış, ne de çözüme kavuşturulabildi!...


***


Son 150- 200 yıllık geçmişi sorguladığımızda, tarihsel olayların ve çöküşün nedenleri bir noktaya kadar açıklanabiliyor.


Bugüne kadar yapılan, dış etkenlere atıfla, Çerkes ülkesinin ve halkının düşmanlarını suçlamakla yetiniyoruz.


Tutarlı çözüm önerileri getiremiyoruz.


Çerkes toplumunu, bir ulus gibi davranmaktan çıkaran neden, sırf başkalarından gelmiyor. Ve hatta belki kendisinden de kaynaklanıyor!


Tabii, soykırım ve sürgün, suç ve ceza da yapana aittir. Modern Hukuk anlayışı bunu söyler.


Fakat her toplum kendi yapısını, düzenini, bütünlüğünü korumak ve geliştirmekle de yükümlüdür.


Bilinir, kapıyı açık bırakırsan evin soyulur.


Kasanın şifresini verirsen, değerli eşya ve malın başka ellere geçer.


Demek ki, her bir yapı, belli bir disiplin ve merkezi bir güç odağı oluşturmak zorunda.


Öyleyse, her toplum kendi çapında, usulüne uygun bir ulusal anlayış geliştirmeli ve içinde bir kapalı devre düzeni yaratmalıdır.


Öyleyse her toplumun "bireyin namus anlayışı" tarzı, "Benliğini gerektiğinde merkeze alan" bir anlayışı olmalıdır.


Tabii dünyaya entegre bir sistemin parçası olmak kaçınılmaz bir şeydir , ancak ulusun bir de kendi dünyası olmalıdır.


Kendini tanımayan, menfaatlerini gözetmeyen, “Benlik” duygusunu geliştirmeyen bir toplum, ulus olamaz.


Kişi nasıl, “Benlik” duygusuna sahip olmak zorundaysa, toplumlar da olmalıdır. Ve “Benlik”, kişiliklilik duygusu, “Bencillik” ile karıştırılmamalıdır.


***


Son üç yüzyılda Çerkes toplumu, ilerlemenin, gelişmenin önünü tıkayan engellerin yeterince ayırdına varamadı.


Çerkes toplumu, modern çağın gereklerine göre kendini yenileyemedi.


Geleceği görme yeteneğini kaybetti, stratejik hatalar yaptı, “Toplumsal Benlik” ortamını sağlayamadı ve savaşlarda ağır yenilgiler aldı.


Yaşanan soykırım ve sürgün sonrasında, kendi “Varoluş İklimini” kaybetti ve yabancı topraklarda bir başkasına dönüşerek, başka kimlikler içinde istemeden de olsa asimile olmaya erimeye başladı.


Kendi kültür ve özelliklerini yeniden yoğurup yaşatmayı başaramadı.


Khabze’yi değişen koşullara, çağın gereklerine göre yenileyemedi, ona modern hukuk ve siyaseti ekleyemedi, önüne gelen sorunları yorumlama becerisini gösteremedi.


Ne tuhaftır ki, asimilasyondan nasibini almamış, kendi bilincinde olanların bir kısmı dahi kendini Çerkes/ Adığe saymak yerine, Şapsığ, Kabardey, Abzekh vb kabile aidiyetleri ile niteleme yoluna gidiyordu!


Ya da tuhaf biçimde Kafkas kimliği diyerek, ulusal değil, bölgesel kimliğe atıfla hedefini şaşırdı. Oysa Kafkasya bölgesi ulusal kimliğin belirteci değil, kısmi bir özelliği idi.


***


Çerkes toplumu, kabile toplumundan ve bölgeselcilik tuzağından kurtulmayı başaramadı.


Modern ulus olmayı, bunu kendi iç dinamikleriyle gerçekleştirmeyi başaramadı.


Çerkes halkı bugüne kadar birleşme/ bütünleşmeyi başarabilseydi, sosyal, ekonomik, politik, felsefi düzeylerde, kurumlaşma yoluna gidebilseydi, o zaman ulusal bir model yaratabilir, olumsuz dış etkenlere de bu denli açık olmazdı.


Çerkes toplumunun 1864 soykırım ve dış sürgünü benzeri yıkımları yaşaması da çok çok zor olurdu.


Çerkesya’da 1799 gibi erken bir dönemde, kölecilik ve sınıfsal farklılıklar ortadan kaldırıldı. 


Fakat bu süreç sonunda, köylünün efendi olması ile yetinilmeyip, daha ileri aşamalara geçilebilseydi, toplum ve ülke ileri gidebilecek, bir üst aşamaya sıçrayabilecekti.


Toplumu ulusa dönüştürecek süreçte köylü değil, kentli, daha yalın bir ifadeyle burjuva (tüccar ve sanayici) sınıfı önder konumda olabilirdi.


Bizde eksik olanı buydu…


Sorular, yanıtlar sürer gider…



***


Çerkesler; son iki yüzyılda sağlam geleneklerini berkitip çoğaltmayı, zayıf olanları kaldırıp terk etmeyi, eksikliklerini tamamlamayı ve tekrar tekrar yeniden düzenlemeyi başaramadı, adeta intihara sürüklenip, sıradanlaşdı.


Çerkes toplumu yaşanan ağır trajedinin etkisinden bir türlü kendisini sıyıramadı.


Ağlamak, sızlamak, üzülmek, etrafa umutsuzluk yaymak ve bozuk plak gibi aynı konular etrafında dönüp durmaktan başka bir şey yapamadı.


Herşeyden önemlisi yeni üretimleri bıraktı, dilini yeniden yazıp, çizemedi, edebiyatını, kültürünü, bilimini, anlayışını istenilen düzeyde geliştiremedi.


Umutsuzluk, yılgınlığı, başarısızlık, tembelliği tetikledi ve daha nice hastalığı Çerkes toplumu bünyesine kattı.


Hayalini kaybetmiş bir toplum, kendini içten içe yer.


Dikkatle izlersek, içimizde ne kadar virüs var!


Bunu başkalarının söylemesi mümkün değil.


Bunu ancak kendimiz, içinde olduğumuz için derinden hissedebiliriz.


Oysa Çerkes halkı olmadığı, dünya eksik.


Oysa "Çerkeslik/ Adiğağe", insanlığın ihtiyacı olan örnek bir toplumsal yapının, yalın özelliklerini taşımaktaydı.


Mükemmel değil ama, mükemmelleşmeye yatkın en iyi aday.


Gerçekler çoklukla acı verir. İlaç gibi tatsızdır.


Fakat hatalar, eksiklikler, yanlışlıklar görmezden gelindiğinde, yok olmazlar.


Aksine bedenini dinlerse bir toplum, o ağrının, sızının, acının bir sebebi olduğunu ve yolunda gitmeyen bu hastalığa bir tedavi bulmanın gerekliliğini görür.


Doğru tedavi için, doğru teşhis olması gerektiği ise ortadadır.


***


Çerkes toplumunun aydın kesimleri arasında tartışılması gereken çok sayıda kural ve gelenek bulunmaktadır.


Hatta olanlar kadar olmayan, eksikliği hissedilenler de!


***


Bir zaman anımsıyorum, Anadolu’nun ücra köşelerindeki bazı Çerkes köylerinde “Vase/ Başlık parası”nın artık Çerkesler arasında kaldırıldığı söylenirdi.


Sonra yakın zamanlarda  Adapazarı ve Düzce yöreleri Çerkesleri arasında düğünlerde havaya tabanca sıkılmasından dolayı ölümler ve yaralanmalar oluyordu.


Bu durumu yeniden yorumlayan thamateler, Khabzeye uygun olarak bu tür toplantılarda silâh sıkılmasının yasaklanması yönlü kararlar almışlardı.


Bu küçük ama anlamlı adımların devamı gelmedi ve Çerkes toplumu uzunca bir süre sessizliğe gömüldü.


Oysa "Khabze Kurulu" veya "Thamateler Meclisi" gibi bir oluşum, Çerkes Aydınlanmasını sağlayabilir, toplumun önünü açabilirdi.


***


Khabze'yi yitirme, beraberinde, ona bağlı  söz dağarcığımızı yitirmemiz sonucunu da getirdi.


Çerkes toplumbilimini, politikabilimini ve diğer sosyal disiplinleri oluşturabileceğimiz sözsel dağarcığımızı geliştirip, gürbüzleştireceğimize, çoraklaştırıp yozlaştırdık.


Çerkes olmanın dayanılmaz hafifliği bizi, kendini tekrarlayan folklorik dans ve müzikle yetinen, onları yeniden yorumlayıp geliştiremeyen, nostalji dışında yeni şeyler ortaya koyamayan güdük bir topluma dönüştürdü.


Çerkes olduğumuzu unutamıyoruz!


İçimizdeki Çerkesya’yı öldüremiyoruz!


Madem Çerkes Ulusunun varlığı, bütünlüğü, geleceği diyoruz!


Madem Çerkes Varoluşunun, insanlığa ve uygarlığa büyük katkılar vereceğine inanıyoruz.


O zaman halkımızın önünü açmalı, mücadelenin gereklerini yerine getirmeliyiz.


Bunun içinse tek çıkış yolu, Çerkes ulusunun yeni bir anlayış, yeni bir bakış açısı ile toplumsal yargılarını, düzenini ortaya koyacak bir politika üretmek olmalıdır.


Yeni bir söz dağarcığı ve söz dizini oluşturmak, Khabzeye yeni bir yorum katmak ve toplumsal organizasyonumuzu durağan, kullanılamaz halden çıkarıp, dinamik ve demokratik hale getirmek zorundayız.


Peki kilitli kapıları açacak anahtarlara sahip akil adamlar nerede?


Aklıyla, yüreğini bir dengede konuşturan, halkın aydınları, öncüleri, sözcüleri nerede?


Çerkes ruhuna sahip, zamanın ruhunu da okuyabilen, topluma rehberlik edecek olan insanlar nerede?


Çağa uygun, akılcı politikalar belirleyecek, Çerkeslik (Adığağe) idealine bağlı, özgür düşünceli, kitlelere umut ışığı yakacak, gecikmeden halkını örgütleyecek ve yüreği halk (tlepkh) sevgisi ile dolu gençler nerede?


Bilgi ile deneyimi, yüksek ideallerle, akılcı yöntemi, üstün geleneklerle, varoluş stratejilerini harmanlayan, yöreselliğin tuzağına tutulmayan ve yerel olanı evrenselleştiren, Çerkes ulusunu, içinde bulunduğu çıkmaz sokaklardan çıkartacak olan yeni kadrolar nerede?


Soruyorum size. Biz Çerkesler, daha ne kadar bekleyeceğiz!..


Bu yazı toplam 6810 defa okundu.





Karden

Hepsinin gelmesini bekliyoruz Semih Bey. Eğitimli, eğitimsiz, tecrübeli,zengin, fakir,köylü,şehirli,sağcı-solcu, dindar dindar olmayan herkesin ama herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. Bir an önce Lhepk Zexes i oluşturmalıyız. Herkes bu hedefte itici güç olmalı.
Çerkes olmanın bedeli kendi milletine de hizmet etmektir.Az da olsa olur.Ona da razıyız. Herkes katkısını ortaya koymalı.
Çok eğitimli gençlerimize büyük görevler düşüyor.Bu gençlerimiz mükemmel, çok zekiler, çok yaratıcılar.Hayat mesailerinin yirmide birini kendi milletlerine katkı olarak sunsalar bile büyük bir güç olur. Kimi çeviri yapar, kimi bildiğini yazar, kimi eğiitmini kullanır, kimi parasını ortaya koyar,kimi tecrübesini, kimi bilgeliğini. ÇERKES MİLLETİ, EVLATLARINI HASRETLE BEKLİYOR.

07 Mart 2013 Perşembe Saat 11:39
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net