Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Dönüş ve Bazı Sorunlarımız
11 Şubat 2010 Perşembe Saat 17:27

Bir süre önce, KİP Fuat’ın moderatörlüğünde BABUG Ergün ile bir söyleşiye katıldım. Söyleşi halen CC Radyo’da yayında. Ben bu söyleşide, Kafkasya’ya dönüşün, öyle sanıldığı gibi kolay bir şey olmadığını, çok sayıda engel bulunduğunu,bunların ayrıntılı olarak bilinmeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Babug Ergün de, yerleşmek için Kafkasya’ya gelen birçok kimsenin, bir süre sonra, bazı bahaneler uydurarak geldiği yere, diasporaya döndüğünü ve bu gibi kişilerin yıkıcı propagandalarla dönüş davasına zarar verdiklerini söyledi.
 
Bütün bunlar genel olarak doğru olan ama gözleme dayanan şeyler. Ayrıntılı bir sosyolojik çalışma yürütülmüş müdür? Bilemiyorum. Bazı dönüş yanlısı kişilerimiz de, beğenmedikleri bir yazı ile karşılaştıklarında, maşallahı var, hemen bir karalama ve pislik atma kampanyasını başlatıyorlar. Sanki bir sonuç alabileceklermiş gibi. Bu türden yollarla bir sonuca varılabilir mi? Faşistik ve çirkefce yöntemlerle soruna bir çözüm bulunabilir mi?..
 
Bir değil birden çok alt kimlik var
 
Kafkasya’daki Çerkesler, Rusya Federasyonu tarafından resmen tanınmış 4 kimliğe bölünmüş durumdalar. Bu parçalar birbirinden uzak 4 ayrı yörede yaşıyorlar, kendi aralarında direkt bir bağlantları da yok. Bunlar, önceleri 4 özerk region oluşturuyorlardı, sayı şimdi üçe inmiş durumda. Regionların Sovyetler döneminde ilişkileri çok daha zayıftı. Örneğin, bir Kabardey, kendileri dışında birer Şapsığ, Adıge ve Çerkes yöresi (regionu) bulunduğunu, duyma olarak biliyordu. Kuşkusuz ötesini bilenler de vardı. Ama bunların bildikleri de sınırlıydı. Örneğin, 1989’da, 1864 Sürgünü olayının 125.Yılını Anma Toplantısı’na katılan ve Adıge Xase örgütü başkanı olan Prof.ŞHALAHO Abu’ya ‘‘Şapsığlara ne zaman özerklik verilmişti, ben bu konuda 1930’larda Şapsığlara özerklik verilmiş olduğuna  ya da bir edebiyat çalışması yapıldığına ilişkin bir yazıyı okumuştum ama yeterli  bir bilgi edinemedim, peki  Şapsığ okrugu ne zaman kuruldu ve kaldırıldı?’ diye sormuştum. Bana şu yanıtı vermişti: ‘Önce şunu düzelteyim, Şapsığya okrug değil, rayon idi. Okrug daha büyük bir idari birim oluyor. Şapsığ Ulusal Rayonu, Adıge ve diğer özerkliklerin kurulduğu yıllarda, sanırım 1922’de kurulmuş olmalı, İkinci Dünya Savaşı’na girdiğimiz yıllarda, 1941’de de kaldırılmış olmalı’.
 
Sayın Şhalaho Abu gibi biri bile durumu tam bilemiyor, şaşkınlık geçiriyordu. Yaklaşık bilgiler vermekle yetinmişti. Sonra doğrusunu, o zamanki ‘Şapsığya Adıge Xase’ örgütü (şimdi- Parlamento) Başkanı T’EŞU Murdin’den öğrenmiştim: Şapsığ rayonu 1924’te kurulmuş, 1945’te kaldırılmıştı, ancak kaldırılma kararı 1943’te alınmış, bürokratik işlemlerin ağır yürümesi nedeniyle olabilir, kaldırılma kararının onayı iki yıl kadar gecikmişti.

Bu sorun, Şapsığ sindirilmişliğinin  nedenleri ve oluşum biçimi hala sislerle örtülüdür. Onca Şapsığ’a ne yapılmıştır?..
 
Şapsığ adı, özellikle ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’ terimi uzun yıllar sansür listesinde yer aldıktan, yani yasaklı olarak kaldıktan sonra, sanırım 1999’da ‘yasak listesinden’ çıkarıldı.
 
Bugün RF Adıge etnik bölgeleri dışında,diasporaya da uzanan alt kimlikler oluşmuştur. Bütün bu kimlikleri yok saymak, HATKO Schamis kardeşimizin istediği gibi bu kimliklerden ‘tek bir ulus’ yaratmak, bazılarınca sanıldığı kadar  kolay bir şey değildir, elimizde İttihat-Terakki gücü yok. Varolan bu kimlikler, daha doğrusu yaşayış farklılıkları da bir sorundur.
 
Babug Ergün, ‘gelenlerin birçoğu, bir süre sonra geldiği yere geri dönüyor’ diyor. Doğru. Peki bu insanlar niye geri dönüyorlar? Çok sevdikleri atayurdunu niye terk ediyorlar? Bu gibi sorulara yanıt arayacak yerde, bu gibi soruları soranlara ve bunları gündeme taşıyanlara çamur atarak işin içinden çıkmaya çalışanlar az değil, ancak karalama ile hiçbir yere varamayız.
 
Yerleşmek için Kafkasya’ya gelenlerin geldikleri yerlere dönüş nedenlerini incelemek gerekir. İncelemedim ancak gözlemlerime ve bazı soruşturmalarıma dayanarak şu kadarını söyleyebilirim. Geriye dönüşün birçok nedeni içinde, kimlik farklılığı da bir etken olarak ortaya çıkıyor. Kimlik farklılığı deyince, işin içine yaşam tarzı farklılıkları, dil, kültür, tarih anlayışı, din, gelenek ve bunun gibi birçok etmen girer.
 
Türkiye’den Kafkasya’ya gidenlerin, özellikle gençlerin çoğu  dil bilmiyor. Bu nedenle oradakilerle direkt ilişki kuramıyorlar. Almanya’da olduğu gibi Maykop’ta ya da Nalçik’te kendi aralarında Türkçe konuşan, yaşam biçimleri farklı gettolar (kapalı gruplar) oluşuyor. Getto iyi bir şey değil. Bu, stres atma dışında, yeni  sıkıntılar da  yaratıyor.
 
Türkiye kent ve kasabalarında Çerkeslerin devam ettiği çok sayıda kahvehane var. Buralarda birçok Çerkes’in neredeyse günboyu pineklediğini, oyun oynadığını ve vakit öldürdüğünü görebilirsiniz. Kafkasya’daki alt kimliklerde böyle bir şey yok, Türkiye’deki Türk geleneği yerine, orada Rus geleneği egemen. Akşam oldu mu kızlar ve delikanlılar kulüplere gider, birlikte içki içer, dans eder, masalarda söyleşi yapar, vakit geçirir ve stres atarlar. Bu alışkanlık Kafkasya’da vardır ama diasporada yoktur. Bu da bir kültür farklılığı.
 
Kafkasya’daki kentli Çerkesler bugün çalışıp bugün yiyen kişiler, emekçi insanlar, emeğinden başka kazanç kapısı olmayan proleterler/emekçiler durumundalar. İçlerinde süprüntü (lümpen) olanlar vardır, ancak onlar  bir tür toplum dışı ve suç makinesi olan kişilerdir. Çalışan insanların kendi küçük grupları dışındaki insanlara ayıracakları vakitleri yok gibi ya da çok kısıtlı, belli ölçülerde Ruslaştıkları için Adıge sorunlarına ilgileri de zayıflamış durumda. O nedenle o insanlar başkalarına, özellikle diasporadan gelenlere fazla zaman ayıramazlar, ayrıca bunu önemsemiyor da olabilirler. Bunlar sabah işe gitmek ve akşam erken yatmak zorunda olan emekçi –bürokrat, işçi ve esnaf- insanlar.
 
Diasporada insanların yan gelirleri oluyor, kiralık evi ve dükkan yeri olanlar, köyde toprak işleyerek ya da kiraya/icara vererek gelir sağlayan ve kentte oturanlar çok. Bu insanlar boş zamanlarını kahvelerde geçirirler. Söylediğim gibi, Kafkasya’da böyle bir yaşam ve ek gelir kaynakları yok gibi. Bu gibi farklılıklar kimlik ayrışmalarına ve birbirine karşı mesafeli davranışlara yol açıyor. Yakınlaşmanın maddi temelleri zayıf.
 
Ek olarak kimlik erimesi süreci de yaşanıyor. Türkiye’deki Türkleşme gibi, Kafkasya’da da bir Ruslaşma süreci yaşanıyor. Siyasal, toplumsal, felsefi ve kültürel konuşmalar Rusça yapılıyor. İki Adıge tarih profesörü diyelim, karşı karşıya geldiğinde, tartışma ve görüş alışverişini Rusça yapıyor. Bilimsel platformda Adıgece’ye yer verilmiyor ya da çok az yer veriliyor. Bu da Adıgece’nin bilimsel düzeye çıkarılamamasına, daha açık bir söylemle ölmesine yol açıyor. Adıgece yarışmaya,rekabet dünyasına katılamıyor, artan oranda yarışma dışına atılıyor. Yarışma önerileri ise dikkate alınmıyor. Karalamada şampiyonluğu kimseye bırakmayan sözde dönüşçülerimiz bu gibi konularda dut yemiş bülbüle dönüyorlar…
 
Bu gibi gerçekler pek bir milliyetçi olan dönüşçülerimizin umurunda olmamalı. Gevezelik, gevezelik, yine gevezelik. 40 yıldan beri aynı terane: Döneceğiz, döneceğiz. Be mübrekler dönün artık. Ne duruyorsunuz, sizi bağlayan mı var? Neymiş efendim, Dünya Çerkes Birliği, Kafkasya’yı iyi yönleri ile diasporaya tanıtma kararı almış mış da onun için bu kişiler olumsuzlukları gizliyorlar olmalı imişler. Böyle güdümlü politika kitleleri iknaya yeter mi?..
 
Bütün bunları ele almadan,süprüntüleri çöplüğe atmadan Hatko Schamis’in örnek gösterdiği Bask Uluslaşması koşulları yakalanabilir mi? Bask Ülkesinde Bask yasaları geçerli. Adıgelerin yaşadığı yerlerde hangi yasalar geçerli? Tek ders dışında Adıgece okutulabiliyor mu? O da Rusça aracılığıyla öğretiliyor, daha 5 sözcük öğrenilmeden zil çalıyor, ders bitiyor. Bu, halis bir Ruslaştırma, bir sömürge politikasıdır. Bizimkiler yine suspus tabii. ‘Resmi diller’ olan Adıge, Kabardey ya da Balkar dilleri hangi Parlamentolarda kullanılabiliyor? Var mı tutarlı ve ikna edici bir yanıtınız?..
 
Adıgey’in Güney Okrugu’nda kalmış olması durumu
 
Bazı dostlarımız Adıgey’in ‘Güney Federal Bölgesi’ (GFB) içinde bırakılmış olmasını eleştiriyorlar. Onlar Adıgey de ‘Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ (KKFO) içine alınmalıydı diyorlar. Ancak Adıgey ve Krasnodar Kray da hala KKFB ile birlikte ‘Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi’ içinde yer alıyorlar.
 
Adıgey Krasnodar Kray’ın içinde ve çepeçevre onunla çevrelenmiş durumda. Adıgey’in ilişkileri Krasnodar Kray ile. Bu gerçeği atlayarak, Krasnodar Kray’sız başka bir idari birimde yer almak mantığa uygun olabilir mi? Biz uygun bulsak bile patron, Moskova bunu uygun  bulur mu? Bizim karar aldırma gücümüz mü varmış? Kayseri Valisi ya da İl Meclisi, öneri sunma ve istek dışında, Ankara üstü ve kendiliğinden onun adına karar alabilir mi? Nitekim  Moskova’nın öyle bir şeyi uygun görmediği anlaşılıyor. O halde ısıtıp ısıtıp bu konu  üzerinde durmanın ne yararı olabilir? Adıgey ve Krasnodar Kray’ın toplam nüfusu 5 milyonun üzerinde, Adıge ve Şapsığ nufusu 130 binin biraz üstünde ya da yüzde 2,6 kadar. Neyin neye göre olduğunu bilmemiz gerekiyor.
 
Babug Ergün 2014 Ş’açe Olimpiyatları sonrasında Rusların Adıgey’i  yutmak isteyecekleri öngörüsünde bulunuyor. Böyle bir tehlike olasılığı her zaman için vardır ama bununla yatıp kalkmak da olmaz. Rusya üniter değil, federal bir devlettir. Devletin 90 yıllık bir federal geçmişi, büyük bir tarihsel ve kültürel  birikimi vardır. Bir kalemde bütün bunlar çizilemez. Barbar bir Rusya’ya, en başta Rusların kendileri geçit vermeyeceklerdir. Ben buna inanıyorum. Demokratik bir devlette bir Rus’un bir Adıge ya da başkası ile ne gibi bir davası olabilir, birlikte gelişme dışında. Adıge ve Şapsığ etnik kimliklerini çiğneyecek Barbar bir Rusya’nın dışarıda ne gibi bir itibarı kalır? Öyle bir Ş’açe’nin (Soçi) ne gibi bir anlamı, bir değeri olabilir ki?..
 
Birçok Rus da, sanırım bu bilinçtedir ve üst belirleyiciler o düzeydedir. Yoksa Rus için de başkaları için de felaket olur. Hitler’in diriltilmesine geçit verilmemelidir..Adıgey’e gelince, orası bir devlettir, Sibirya’daki unutulmuş, zavallı  eski Koryak okrugu gibi değildir. Adıgelerin güçlü bir ‘Halk Kongresi’ ve örgütleri vardır. Sovyetler döneminde Adıgeler önce Adıge Halk Kongresi’ni topladılar, cumhuriyet kurma talebinde bulundular. Bu talep üzerine toplanan Adıge Özerk Oblastı Parlamentosu, -tarihin garip bir cilvesi olarak, CARIME Aslan’ın muhalefetine karşın, 5 Ekim 1990’da cumhuriyet kurma kararı aldı. Parlamento’dan egemenlik kararı da çıkmıştı. 3 Temmuz 1991’de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Parlamentosu, Adıge Parlamentosu tarafından alınmış olan kararı onadı, Adıge Cumhuriyeti resmen doğmuş oldu.
 
Daha sonra Adıgey, bir cumhuriyet ve egemen bir devlet olarak Rusya Federasyonu ile bir Federasyon Sözleşmesi çerçevesinde birleşti. Birleşmeden doğmuş olan temel haklar halen geçerlidir ve yürürlüktedir. Bir iç savaş çıkmadığı sürece de, bu temel esaslar yok edilemez. Adıgey’de regionun geleceğine ilişkin referandum kararı alınması da pratik olarak olanaksızdır. Adıge Halk Kongresi’nin 21 Mayıs 2006 tarihli bir kararı vardır (*). Bu kararı çiğneyecek biçimde bir referandum kararını Adıge Parlamentosu’nun alması çok zordur,kuralları çiğneme pahasına aldırılacak bir zorlama karar, diğer cumhuriyet ve bölgelere de yayılabilecek zincirleme reaksiyonlara yol açar.
 
Eğer Krasnodar Kray da Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ne alınmış olsaydı, Adıgey de otomatikman o bölgeye alınmış olurdu. Belki ileride alınabilir ya da Karaçay-Çerkesya’daki Çerkesler GFB’ye katılmayı isteyebilirler.
 
Şimdilik bu kadarlıkla yetiniyorum. Dediğim gibi, adam gibi adamlardan gelecek öneri ve tartışmalara açığım.
 
 
(*)-Bkz. Adige Halk Kongresi Olağanüstü Toplantısı Kararıdır,internet;Ayrıca ‘Jıneps’gazetesi,Ek-1


Bu yazı toplam 3807 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net