Karakter boyutu :
BOŞA GEÇEN ZAMAN VE ÇARESİZ İLİŞKİLER

06 Haziran 2012 Çarşamba Saat 12:28

Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır.
Tagore
Sanal alem gündelik yaşamımıza girdiğinden beri artık yapacak o kadar çok iş, edinecek o kadar çok arkadaş, öğrenilecek o kadar çok bilgi/haber var ki! İnanılmaz çok…
Her türlü güzelliklerine, yaşamımıza getirdiği kolaylıklara ve her şeye çabucak ulaşılabilirliğine rağmen, sanal dünya çok zaman boş ve gereksiz bir zaman canavarına dönüşebiliyor.
Zira o kadar çok insanla tanışıyorsunuz ki, kimin doğru, kimin yanlış, yaşamınız içinde kimin gerekli, kimin gereksiz olup olmadığını çoğu zaman çok geç fark edebiliyorsunuz.
Her türlü güzelliklerine, yaşamımıza getirdiği kolaylıklara ve her şeye çabucak ulaşılabilirliğine rağmen, sanal dünya çok zaman boş ve gereksiz bir zaman canavarına dönüşebiliyor.
Zira o kadar çok insanla tanışıyorsunuz ki, kimin doğru, kimin yanlış, yaşamınız içinde kimin gerekli, kimin gereksiz olup olmadığını çoğu zaman çok geç fark edebiliyorsunuz.

Eskilerin bir deyişi vardır; “Çok konuşan çok yanılır!”
Çok konuşan / yazan sık sık yanılacaktır. Fakat bazıları az söylese / yazsalar da daima yanlış yapıp, söylerler!
İşte bu insanlara harcanan zamanın, boşa geçen bir zaman olduğunu düşünürüm çok zaman.
Fakat çoğu kez çaresizsinizdir.
Sonuçta seçme şansınız olsa da, seçme yaparken harcanan zaman geri kazanılamayacak zamandır.
Bütün bu olan bitenlerden çıkarılabilecek en doğru, en düzgün sonuç; “İnsan beyni, kendi bilgi ve algı kapasitesi içinde, basit bir karın doyurma eyleminde nasıl yiyeceğini seçmek durumunda kalıyorsa, aynı şekilde eşini, dostunu, arkadaşını, çevresini seçmek ve doğal olarak kategorize etmek durumundadır.”
Bu insanın hem en doğal hakkı, hem de mutlaka yapması gereken bir şeydir.
Çok konuşan / yazan sık sık yanılacaktır. Fakat bazıları az söylese / yazsalar da daima yanlış yapıp, söylerler!
İşte bu insanlara harcanan zamanın, boşa geçen bir zaman olduğunu düşünürüm çok zaman.
Fakat çoğu kez çaresizsinizdir.
Sonuçta seçme şansınız olsa da, seçme yaparken harcanan zaman geri kazanılamayacak zamandır.
Bütün bu olan bitenlerden çıkarılabilecek en doğru, en düzgün sonuç; “İnsan beyni, kendi bilgi ve algı kapasitesi içinde, basit bir karın doyurma eyleminde nasıl yiyeceğini seçmek durumunda kalıyorsa, aynı şekilde eşini, dostunu, arkadaşını, çevresini seçmek ve doğal olarak kategorize etmek durumundadır.”
Bu insanın hem en doğal hakkı, hem de mutlaka yapması gereken bir şeydir.
Öyle ya! Zor gününde yanında olanla, olmayan bir tutulur mu? Sınavda, çalışanla, çalışmayan nasıl aynı puanı alır?
![]()
Ancak yaşamda insanların başka seçimlerle karşı karşıya kaldığı durumlar da vardır. İnanç, ideoloji, düşünce, yaşam tarzları, prensipleri vb. seçimler, ister istemez kişiyi kısıtlayan olabilir.
Örneğin kişi yaşadıklarından, çevresinden bir ideoloji, bir düşünce biçimi üretmiştir. Ya da üretilmiş olana gönül vermiştir.
Şimdi bir çaresizlik getirin akla; Saygı göstermek mecburiyetinde olduğunuz kişiler olacaktır. Belki herkes. Ama karşınızdakileri öylesine dizginleyen tek bir değer olmayabilir.
Öyleyse sizden saygı bekleyenler, size saygı göstermeyeceklerdir. Buyurun çaresizliğe!
Örneğin kişi yaşadıklarından, çevresinden bir ideoloji, bir düşünce biçimi üretmiştir. Ya da üretilmiş olana gönül vermiştir.
Şimdi bir çaresizlik getirin akla; Saygı göstermek mecburiyetinde olduğunuz kişiler olacaktır. Belki herkes. Ama karşınızdakileri öylesine dizginleyen tek bir değer olmayabilir.
Öyleyse sizden saygı bekleyenler, size saygı göstermeyeceklerdir. Buyurun çaresizliğe!
Albert Einstein demiş ya;
“ İki şeyin sonsuz olduğunu biliyorum; evren ve aptallık. Aslında ilki konusunda çok da emin değilim.”
Yani sizi sonsuz bir ikinci bekleyebilir. İnanabiliyor musunuz?
“ İki şeyin sonsuz olduğunu biliyorum; evren ve aptallık. Aslında ilki konusunda çok da emin değilim.”
Yani sizi sonsuz bir ikinci bekleyebilir. İnanabiliyor musunuz?
Abraham Maslow demiş ki; “Sahip olduğunuz tek şey çekiçse, her şey çivi gibi görünmeye başlar.”
Kısaca karşınızdakinin böylesi bir durumda olmasına yapacak en ufak bir şeyiniz yoktur.
Çünkü karşınızdakilerin yaptıkları çok zaman, suç, günah ya da ayıp sayılmayabilir.
O kendini çekiç sandığı ölçüde, sizin kaderiniz çivi olmaktır.
Zira sizi bağlayan bir konum, ideoloji, düşünce, başlı başına bir yaşam tarzı vardır.
Çekiç ise bugün, her hangi biri tarafından kullanılacak ve çivi addedilen, bir yere çakıldıktan sonra sessizce bir köşeye atılıverecektir.
Kısaca karşınızdakinin böylesi bir durumda olmasına yapacak en ufak bir şeyiniz yoktur.
Çünkü karşınızdakilerin yaptıkları çok zaman, suç, günah ya da ayıp sayılmayabilir.
O kendini çekiç sandığı ölçüde, sizin kaderiniz çivi olmaktır.
Zira sizi bağlayan bir konum, ideoloji, düşünce, başlı başına bir yaşam tarzı vardır.
Çekiç ise bugün, her hangi biri tarafından kullanılacak ve çivi addedilen, bir yere çakıldıktan sonra sessizce bir köşeye atılıverecektir.
![]()
“Başkalarını sık sık affedin, ama kendinizi asla” demiş Publilius Syrus.
Çok da doğru söylemiş.
Bir gün yola çıkıyorsun biri(leri) ile fakat yoldaşlıklar neler getirecek bilemiyorsun!
Hani ne demişler; “Kavun değil ki koklayasın!
Çok da doğru söylemiş.
Bir gün yola çıkıyorsun biri(leri) ile fakat yoldaşlıklar neler getirecek bilemiyorsun!
Hani ne demişler; “Kavun değil ki koklayasın!
Yaşamınız boyunca kimseyi yarı yolda bırakmamış olabilirsiniz, bu sonsuza kadar bırakmayacağınız anlamına gelmez!
Yaşamınız boyunca hiç kimseye ihanet etmemiş olabilirsiniz, bu sonsuza kadar ihanet etmeyeceğiniz anlamına gelmez!
Benim diyenin bile bir bedeli olduğu söylenir.
Allah şaşırtmasın!
Kiminin bedeli üç kuruş(Gözünü toprak doyursun!), kiminin iki bacak arasında saklıdır.
Kimi de bilemeyeceğimiz ve açıklayamayacağımız bedeller vardır.
Korkularımız, kutsal bildiklerimiz, önemsediklerimiz.
O tür çaresizliklerde vardır!
Yaşamınız boyunca hiç kimseye ihanet etmemiş olabilirsiniz, bu sonsuza kadar ihanet etmeyeceğiniz anlamına gelmez!
Benim diyenin bile bir bedeli olduğu söylenir.
Allah şaşırtmasın!
Kiminin bedeli üç kuruş(Gözünü toprak doyursun!), kiminin iki bacak arasında saklıdır.
Kimi de bilemeyeceğimiz ve açıklayamayacağımız bedeller vardır.
Korkularımız, kutsal bildiklerimiz, önemsediklerimiz.
O tür çaresizliklerde vardır!
![]()
Bazen yoldaş olursunuz birileriyle, ya o sizi, ya siz onu terk edersiniz yarı yolda.
Kimin, haklı / haksız olduğu, hangi sebeple yoldaşlarını yarı yolda bıraktığı, bir yere kadar önemlidir.
Fakat eski dostlar, düşman olurlar mı?
Olmamalı ama… Oldukları da görülmemiş değil.
Kimin, haklı / haksız olduğu, hangi sebeple yoldaşlarını yarı yolda bıraktığı, bir yere kadar önemlidir.
Fakat eski dostlar, düşman olurlar mı?
Olmamalı ama… Oldukları da görülmemiş değil.
![]()
İnsanlar nasıl değişiyorlarsa, yolları da değişebiliyor.
Yüce Tha bizi, Çerkesya sevdamızdan, Çerkes ulusunun özgürlük yolundan ayırmasın…
Halkımıza olan sevgimizi, üç beş kendini bilmez yüzünden eksiltmesin…
Montaigne ne güzel demiş;
“Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin.”
Yüce Tha bizi, Çerkesya sevdamızdan, Çerkes ulusunun özgürlük yolundan ayırmasın…
Halkımıza olan sevgimizi, üç beş kendini bilmez yüzünden eksiltmesin…
Montaigne ne güzel demiş;
“Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin.”
Bu yazı toplam 10347 defa okundu.
Ömür Zafer Özdemir Şapsığ Jade
Vòpsov! Güzel bir yazı, hayata karşılaştığımız, insan ilişkilerinin şekline örnek teşkil edecek bir yazı kalemine fikrine zikrine sağlık. Çerkesya için aynı ses, aynı yolda yürüyelim. "OKÇU NASIL OKLARINI DÜMDÜZ ATARSA, USTA DA DAĞINIK DÜŞÜNCELERİNİ ÖYLE TOPLAYIP YÖNLENDİRİR." (Buda)
07 Haziran 2012 Perşembe Saat 10:08
Xhusht Erdogan
kaleminize saglik...
06 Haziran 2012 Çarşamba Saat 16:39
Aşba Ceyhun AŞAN
Çoğu zaman Çare Siz sizin...
Eski dosttan hiçbir şey olmaz, çünkü dostu "eski" görmek, dostluğa sığmaz, hiç değişmeyen dostluğumuz, kardeşliğimiz adına. Yaşasın Bağımsız Abhazya, Yaşasın Bağımsız Çerkesya. Yaşasın "bozmaya çalışıp çalışıp asla başaramayacakları" DOSTLUĞUMUZ, KARDEŞLİĞİMİZ... Saygılarımla...
