

Geçtiğimiz günlerde ekonomi sayfalarında sizin de ilginizi çekecek bazı haberlerle karşılaştım
İş ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi'nin (CEBR) verilerine göre, Rusya ekonomisi, 2011 yılında dünyanın 9'uncu, Hindistan'ın ise 10'uncu büyük ekonomileri olmuş.İngiliz Daily Telegraph Gazetesi, Rusya ve Hindistan ekonomilerinin, İngiltere'nin önüne geçmesinin uzak olmadığını belirtiyor. Bu yıl ise Brezilya, İngiltere’nin önüne geçmiş bulunuyor.
CEBR’in uzmanlarından Douglas Mc Williams, BRIC olarak adlandırılan gelişmekte olan ülkeler -Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'-in önde gelen Batı ülkelerini geçmekte olduğuna dikkat çekerek, 'Asya ülkeleri ve emtia üreten ekonomiler yukarılara doğru tırmanıp Avrupa gerilerken, dünyanın ekonomi haritası da değişiyor' dedi.
Ve en önemli haber; CEBR, Rusya ekonomisinin 2020'de dünyanın 4'üncü, Hindistan'ın da 5'inci büyük ekonomisi olmasını bekliyor.
Son on yıl içinde dünya ekonomisinin ağırlık merkezi, “Eski Dünya”da batıdan doğuya, “Yeni Dünya”da ise kuzeyden güneye doğru kaymaktadır. Üstelik bu sürecin artık giderek hızlandığına da tanık olmaktayız.
Bu doğal bir süreçtir. Çağımız kapitalizminin, kendi iç kaynaklarını tüketerek, dışarıya yönelmesi kadar, gelişmiş ülkelerde ki doygunluk oranının daha da yükselme potansiyeli kalmayınca, gelişmekte olan ülkeleri ivmelemeye çalışması doğal karşılanmalıdır.
Doyum faktörüne doğurganlık ve üreme oranında ki durgunluğu eklersek, gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu ekonomik durumun çıkmaz sokaklara açıldığı gerçeğini daha net bir biçimde görebiliriz.
ABD’nin öncülük ettiği ve Avrupa ülkelerinin de katıldığı devasa ekonomiler kervanında ki bu zayıflamanın sadece bir iki sebebi de yok. Onlarca sebep var. Ama burada satırlarımız yeterli değil ve o da bir başka yazı konumuz olmalı.
Şimdilik dünyaya yön veren dev ekonomik güçlere sahip ülkeler sıralamasında hızlı değişimlerin olduğunu ve olacağını belirtmekle yetinelim.

Odak noktamız Çerkesya olduğuna göre, dünya ekonomik-politik güçler savaşında Rusya bizim ilgimiz olmayı sürdürüyor.
Mevcut demografik durum gözönüne alındığında, Çerkesya toprakları Rusya Federasyonu sınırları içinde daha uzun bir süre kalacak ve bizlerin ilgisini üzerinde toplamayı sürdürecektir.
Reel-politik durum bize bunu her yönüyle anlatıyor.
Anayurtta üç ayrı özerk cumhuriyet ve üç ayrı bölgeye ve dünyanın her yönüne dağıtılmış ve paramparça edilmiş Çerkes/Adige halkı için “Birleşik Özgür Çerkesya” henüz çok uzakta duruyor.
Zira Çerkesya’nın öyle köşeleri var ki, Çerkes halkının bir parçası değil, tek bir Çerkes dahi yaşamıyor.
İşgal, soykırım ve sürgün, Çerkesya ülkesini öylesine kendi yerel unsurlarından yalıtmış ki, bir zamanlar sadece Çerkesler’in yaşadığı bazı kentlerin ana meydanlarında, Çerkesler’in yok edilmeleri ve gövdelerinden ayrılmış başlarını üç metrelik kazıklara çakılmasını emreden soykırım mimarlarının anıtları duruyor.
Bu Çerkes halkını derinden yaralayan bir durum ve bu durum gibi yüzlerce neden sayılabilir, Çerkesler’in içindeki öfkeyi anlatmaya.
Ancak yine de Çerkes halkı olumlu ve sağduyulu olmayı sürdürüyor. Şiddet ve aşırılıkla arasına önemli mesafeler koymuş.
Çerkes halkı, içinde bulunduğu halden bir reel-politik çıkartmak zorunda olduğunu biliyor.
Ve çağımız uygarlık düzeyi içinde, barışın ne denli olmazsa olmaz olduğunu da.
Kısaca dilimize almak ağır gelse de, Çerkesya’da, Çerkes nüfusu çok az ve bu demografik güç ile ülkenin Çerkesleşmesinin önünde çok çok büyük engeller var.
Savaşın çözüm olarak tarafımızca görülmediği ve barışçı yöntemlerle haklarımızın elde edilmesi için çalışılması gerektiğini sayısız defalar belirttik.
Bunun hem insani, hem biz Çerkesler’e yakışır olduğunu ve reel-politiğinde bu yönde düşünmeye bizi sevk ettiğini ekledik.

Bir ülkenin kurulabilmesi ve ayakta kalabilmesinin yegane olmazsa olmazı ortak bir anlaşma dili ve kültürüne sahip olan, aynı amaç, ilke ve varoluş biçimi çevresinde toplanmış bir halkın bulunmasıdır.
Farklı adlandırmalar altında, her birine kabile muamelesi yapılan küçük feodal prensliklere bölüştürülmüş Çerkesya ülkesinin içinde bulunduğu kötü durumdan çıkartılarak, varoluşunun en anlamlı, en tutarlı şekli, bu toprak parçası içinde, asimile olmadan, bölgeye kendi rengini veren bir çoğunluk olmaktır. Ya da en azından belli bölgelerde çoğunluk olmayı başarabilmektir.
Adını verdiği toprak parçası içinde (Çerkesya’da) farklı halk topluluklarının varlığını özgürce sürdürmelerinin teminatı insanlık ve Çerkesliktir.
Fakat bu olanağı kim kime vermiş?
Bugün bu olanağı yerli halk, bir zamanlar kendini sürgün ve soykırım ile haksız yere mağdur etmiş, işgalci bir devletten istiyor; Rusya’dan… Öncelikle neler talep ediliyor.
1-Çerkes halkına yapılan haksızlıkların kabul edilip, bu toprakların işgal, sürgün ve soykırım politikalarıyla Rusya bünyesine dahil edildiğinin resmen tanınması ve özür dilenmesi.
2-Dünyanın onlarca ülkesine dağıtılarak, mağdur edilen Çerkes halkının kendi anayurdunda tekrar toplanmasının, tersine göç yollarının diyaspora için açılmasının ve gelenlere de yerleşebilecekleri, ekonomik alan yaratabilecekleri toprakların, tazminat bedeli olarak verilmesi.
3-Kabaca aşağıda ki haritada görüleceği gibi farklı bölgelerin birleştirilerek, tek yönetsel birim başlığı altında ülkenin toparlanması: Birleşik Çerkesya Cunhuriyeti’nin kurulması.
4-Olası Çerkesya Cumhuriyeti’nin, Rusya Federasyonuna (farklı bir özerklik yöntemiyle bağlı Tataristan örneğinde olduğu gibi) kısmi gevşek federasyon ilkeleri çerçevesinde merkezle ilişkilerinin kurulması.

Hangi halktan birey olursak olalım, hangi kökenden gelirsek gelelim, kendi ülkemizde bağımsız bir devlet çatısı altında yaşama isteği duyarız.
Bu biz insanlar için meşru, haklı ve denenmiş bir istektir. Neden?
150 yıl önce Çerkesler’in ve dünyada başkaca bir çok halkın yaşadığı kötü deneyimin yenilenmemesi, yinelenmemesi için kesin çözüm gibi görünen nihai bir oluştur “Bağımsızlık”.
Ancak “Bağımsızlık” sözle, hayalle, oldu bitiyle olabilecek, başarılabilecek bir durum değildir.
Büyük bedelleri göze almak gerektir.
Çok büyük kayıpları, maddi, manevi, en önemlisi insani kayıpları.
Bir zamanlar bizlerin başına örülmüş trajedileri, başkalarının başına bizim de örmemiz demektir.
Zulümlerden, yeni zulümler çıkartmak...
Şiddeti şiddetle beslemek!
Üstelik adına “Bağımsızlık” denilse de gerçekten dünyada “Tam Bağımsız” + mutlu kaç ülke var?
Kısaca önümüzde başarı elde ettiğimizi sandığımız bir anda aslında hiçbir şey kazanamadığımızı da görme olasılığı ile karşılaşabiliriz.
Çeçenya örneği ne yazık ki acı bir gerçektir. Bu yakın komşu coğrafyadan, son yirmi yıllık geçmişinden dersler çıkartmalıyız.
Yürüdüğümüz yol, hem içinde bulunduğumuz çağa ve insanlığa, hem de Çerkes duruşumuza yakışır olmalıdır.
Toprağı, bayrağı, halkı, bağımsızlığı aşırı biçimde yorumlayıp, kutsayarak, ölümcül çığırlar açmak ve tarihen vebal altında kalmak doğru bir çıkış noktası olmayacaktır.
Burada hem Rusya’nın, hem Çerkes(anayurt ve diyaspora) halkının, hem de dünyanın ikna edilmesi gerektir.
Çocuklarımıza kavga, kan, nefret ve ölüm yerine, barış, can, güvenlik, iş, aş ve güzel bir yaşam bırakmak amaçlanmalıdır.
Tabii onurlu, şerefli bir barış.
İki eşit tarafı bulunan.
Ve tarafların birbirlerine karşı, saygı ve tahammül gösterebildikleri.
Paylaşımcı, katılımcı, demokratik teamülleri dikkate alan.
Karşılıklı güvene ve emniyete dayalı.

Bütün bunlar neden?
Kapatılmamış bir hesap var ortada!
O hesabı kapatıp, hesabın ödenmesi gerek.
Eğer bu hesap kapanmaz, bu yara açıkta durursa, daima kaşınacak ve yara içten içe kanayacaktır.
Yara her çeşit virüs ve hastalığı kendine çekecek ve bir gün genişleme yollarını bulacaktır.
Bir organizma ufacık bir yaradan dolayı bir organını kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve hatta o organı kesip de kurtulamazsa tümüyle bütün bir bedeni kaybetmek işten bile değildir.
Özerk Çerkesya Cumhuriyeti, Rusya için bir sağlık belirtisi olacaktır.
Ülke içi barış için; dengelerin korunduğu ve ülke enerjisinin boşa, savaşlara, düşmanlıklara harcandığı bir durum yerine, güçlerin birleştiği, ekonomik gelişmeye odaklanıldığı, barış ve güvenlik ortamı içinde sanayinin, tarımın ve ticaretin geliştiği büyük, demokratik bir Rusya.
İnsan haklarının, hukukun üstünlüğünün korunduğu, zenginliklerin paylaşıldığı ve pazarın genişlediği bir ülke.
Düşmanlıklarla azalıp, dostluklarla çoğaldığımızın farkında olmak gerek.
Düşmanlıklar kolay kazanılır, dostluklar zor.
Öyleyse Rusya ve Çerkesya halkı birbirlerine son bir kez daha fırsat tanımalıdır.
Dünya barışı için, Kafkasya bölgesinde kalıcı ve onurlu bir barış kurulmalıdır.
Çerkes halkını yok görerek, görmezden gelerek, varlık haklarına saygı göstermeyerek, ortada duran yarayı kaşıyarak Rusya, geleceğe sağlam bir adım atamaz.
En azından Kuzey Kafkasya bölgesinde, acımasız bir rekabet içinde huzursuz olacaktır.
Varolan sorunlara yeni sorunlar eklenecek ve bu sorunlar içinden çıkılamaz hale dönüşecektir.
Oysa Çerkesya sorununu akılcı ve karşılıklı çıkarları gözeten bir çözüm yoluna kavuşturmuş Rusya daha güçlü, daha sağlıklı büyüyecek, geleceğe daha emin bakacaktır.
Geçmiş tarihsel haksızlıkları gidermiş Rusya, Çerkesler’in gönlünü kazanmış, 7, 8 milyonluk bir diyasporanın ekonomik, sosyal, siyasal gücünü kendi yanına çekmiş olacaktır.
Rusya’nın giderek düşen demografik trendini, anayurda gelen yeni Çerkes yurttaşlarıyla artırarak, ekonomik gelişmelere hız katacaktır.
Bugün Suriye’den gelen çağrı önemli ve anlamlıdır. İkinci büyük Çerkes diyasporasına sahip Suriye konusunda Rusya, olumlu bir adım atar ve gelenlere sadece yurttaşlık değil, yer gösterir, iş verir ve bu konuda samimiyetini kanıtlarsa, tüm Çerkes halkının Rusya’ya bakışında olumlu bir kanaat oluşacak ve bu sınavda Çerkes kamuoyundan iyi bir not alacaktır.

Ve Çerkesler! Hiçbir şey tek taraflı değildir.
Sonsuza kadar nefretle, kinle, düşmanlık hisleriyle yaşanmaz.
Hiçbir halk, atalarının yaptıklarından dolayı sonsuza kadar mahkum edilemez.
Eğer tarihsel haksızlıklar giderilmiş ve Çerkes sorunları barışçıl bir çözüm yoluna kavuşturulmuşsa sürekli bir soğuk savaş psikolojisiyle sürdürülemez.
Çocuklarımıza işgal, soykırım ve sürgünlerin yine yeniden olmayacağı, tekrarlanmayacağı teminatlarını alabilir, kendi iç demokrasimizi kurabilir, anayurt toprakları-birleşik cumhuriyet sınırları içinde, kendi dilimiz, kültürümüz ve geleneklerimizle, çağdaş, insani, evrensel değerleri sentezleyebilirsek… Rusya içinde, Rusya Federasyonu birliği içinde kalmamız bizler için daha iyi, daha akıllıca olacaktır.
Madem dünyanın bu yıl dokuzuncusu, ancak 2020 projeksiyonunda dördüncüsü olacak bir ekonomiye sahip Rusya, bu gelişmeden Çerkesler ve Çerkesya’da neden faydalanmasın?
Dünyanın en geniş ülkesinde, Çerkesler’e üstelik anayurtları olan Çerkesya’da neden yer olmasın?
Neyi paylaşamıyor olacağız?
Birbirimizi sevemiyorsak da, ticaret yapabiliriz.
Dostluk temin edemiyorsak da, çocuklarımızın dost olabileceklerini umut edebiliriz.
Üstelik gelişmekte olan bir ülkede halk(lar) sadece ekonomik bir kalkınma değil, insani bir gelişmişlik standardına ulaşmış olmazlar mı?
Olmayabilir! Ancak olabilir de. Bütün bunlar hep birlikte başarılabilir.
Zira Rusya’da sadece Çerkesler’in değil, sayısız halkların ve Ruslar’ın da sorunları mevcuttur ve bu sorunlar sonsuza kadar sürecek değildir.
Öyleyse Rusya’nın demokratik güçleriyle aynı çatı altında yeni ideallar etrafında birleşme de sağlanabilir.
Her iki taraf içinde, bundan böyle kendi net istek çizgi ve tabloları dahilinde, politik bir diyalog yolunun nasıl açılabileceğinin sınırlarını çizmeye çalıştık sanırım.
Sağlıklı bir beraberliğin kurulabilmesinin önünde önemli engeller bulunmaktadır.
Taraflar kendilerini toparlayıp, net iradelerini ortaya koyacakları bir noktaya gelene kadar her hangi bir şekilde angajmana girmeyecekleri bellidir.
“Taraf olmak”, açıkça “kendinden tarafa olmak”tır.
Ancak “kendinden tarafa olmak”; insanlıktan, yaşamdan, dünyadan yana da olmaktır.
Gerisi boş laftır.
Çerkesya Aktivistleri, kendi politik çizgilerini ve sınırlarını korudukları sürece, barış için gereken gayreti en yüksek düzeyde göstereceklerdir.
Yeter ki taraflar, alanı ve ufukları dar tutmasınlar.
Semih Bey,
Yazınızın tamamı oldukça haklı taleplerimizi içeren,neredeyse tekrar halkımızın bir hezeyan yaşamadan Çerkesya'da bağımsız bir devlete kavuşması hayalini anlatıyor.Keşke böyle olsa...
Bir Rus vatandaşından Kafkasya'nın ne ifade ettiğini bilmek lazım.Bizim bildiğimiz ve dünyanın da kısmen tanık olduğu soykırım ve sürgün tarihi daha Kafkasyadaki soydaşlarımız ve Rus halkı tarafından bilinmiyor.Komünizim yönetimi boyunca soydaşlarımıza ''Osmanlıya göç eden atalarınızın taprak sahibi,köleleri olan derebeyler" olarak anlatmışlar. Göç edenlerin zengin, kalanların ise fakir olduğu,onları da Rusya'nın kalkındırdığı anlatıldı.
Hala Kafkasya'da "Niçin gittiniz?Gitmeseydiniz! Biz kaldık, bir şey oldu mu bize? Anavatanım diyebileceğiniz bu topraklar bizim sayemizde korundu ve bugünlere geldi. Bunca yıl sonra siz gelin,yerleşin...ohh ne ala" diye düşünen çok insan var.
Demek istediğim Rusların Çerkeslere uyguladığı soykırımı ve sürgünü önce kendi soydaşlarımızın çok iyi öğrenmesi,bize bu soykırımı uygulayan, yapılmasına zemin hazırlayan, yardım ve yataklık yapan, bu kadar kırılan bir halkın etinden suyundan faydalanarak beslenen Osmanlıyı,İngiltereyi çok iyi tarihteki rollerini önce kendi halkımıza sonra da bütün dünyaya çok iyi anlatmalıyız.
Soykırımı kabul ettirmek demek büyük devletlerin çıkarlarıyla başetmek demektir.
Bunları umutsuzluk yaratmak adına dile getiriyorum sanılmasın.Çok haklı olduğumuz bir davada \\\"lütfen rica ediyoruz,aman hiç kimse incinmeden şu bize uyguladığınız soykırımı kabul edin...\\\" dersek hala, atalarımızın ruhları sızlar.Olabildiğince yüksek sesle bize yapılan soykırımı ve sürgünü dünyaya haykırmalıyız.Çarlık Rusyanın atalarımıza uyguladığı insanlık dışı açımasız soykırım \\\"manzaralarını\\\" tüm dünyanın hafızasına kazımalıyız.İlk yapılacak iş budur...
Demokrasi,barış,kardeşlik,eşit haklar çok daha sonra gelir ve bu kavramlar saygı duyanlara yakışır.150-300 yıl önce Çarlık Rusyasının Kafkas halklarınına uyguladığı soykırımın aynısını Rusya Federasyonu Çeçenistan\\\'da, modern dünyanın gözünün içine baka baka yapmadı mı?Yetsin,Putin Yönetmleri Grozni\\\'ye bamba yağdırarak 100 binlerce sivili katletmedi mi?
Bu kadar saf olmayalım.Bize bu zalimliği yapan Rusya Yönetimlerini neredeyse ödüllendireceğiz. Hele Suriye\\\'den kayda değer bir nüfusu çekip alırsa anavatana Rus yönetimi bir 100 yıl daha kendisine minnet kalacağız neredeyse.Oysa Suriye\\\'de Çerkes halkın varlığı bizzat Rusların marifeti değil midir? Buradaki Çerkeslere sahip çıkmak bir lütuf değil, olsa olsa kendini affettirme çabası olarak kabul edilebilir.Ve asla atalarımıza uygulanan soykırımı bertaraf edemez.
''O hesabı kapatıp, hesabın ödenmesi gerek.'' diyorsunuz ya Semih bey.
Esas büyük meselede o ya. Kimse hesap ödemek rıza almak peşinde değil. Kendi lehinize gücünüzün zayıfladığını bilenler neden hesap ödemek istesin.? Buna onları kim zorlayacak? BİZ!!
BİZ'i arıyoruz bizde. Günden güne BİZ'i arayanların çoğalması en büyük umudumuz.
Selamlarımla
O topraklar bize evet atalarimizdan miras kaldi.Hakedip alacagiz.Cerkes varliginin yegane sebebi ulkesinin hürriyetidir. Selam olsun anavatana ve sevdalilarina.
01 Ocak 2012 Pazar Saat 18:13