

Durakta upuzun yerde yatarken şunlar geçti aklımdan:
Ankara Garı amma da hissettiriyor ayazı. Çok üşüdüm. İçime işledi sabah sabah. Başkentin erken yıllarında inşa edilen bu yapıyı seviyorum. Tüm ısrarlarıma karşın okul kaydı yaptırırken ille de gelmişti babam benimle. Garın koridorlarında O önden önden yürürken çıkmıştık ana caddeye. İki bavul ve bir sırt çantasını arkasından düşe kalka taşımıştım. Ankara’ya ilk merhaba dediğim anda gördüğüm bu yapı özeldir benim için. Babamı hatırlatır bana. Bir kere bile beni kucaklayıp öpmeyen ama gözleriyle bana sevgisini hep hissettiren “Çerkes babam”ı.
Okul kaydının hemen ardından bavulları Cebeci’deki köylümüzün evine bırakıp kırmızı EGO’lara binip Beştepe’ye Ankara Kuzey Kafkasya Halk Kültür Derneği’ne gitmiştik birlikte. Susurluk Şeker Fabrikasının emekli üretim müdürü Reyhanlılı arkadaşıyla dernekte buluşacaktık. Şöyle demişti babam “Bu oğlan delifişektir, sahip çıkın uzaklaşmasın Çerkeslerden”. Gülümseyerek “Merak etme sen gözün arkanda kalmasın” demişti babamın arkadaşı Şefik amca.
Dört yıl önce geldiğimiz Ankara Garından daha sonra çok gidip geldim Balıkesir’e.
Şimdi İstanbul’dan arkadaşlarımı bekliyorum. Hadi be Hatice gel artık. İstanbul’dan gece kalkacak olan tren hala anons edilmedi. Bir aksilik olmasa bari daha fazla gecikmeseler.
Kabardeylerin narin kızı Hatice. Bir ay önceki hazırlık toplantısının ardından bizim çocukların bekar evinde yaptığımız zeheste nasıl da mütevaziydi onbeş kişiye şelame yapıp midelerini şenlendirirken. Bizlerin “Ankara’nın kızları asla yapmadı böyle bir yemek” diye takılmalarımıza gülümseyerek Uzunyayla aksanlı Türkçesiyle “Vallahi bu kızların eline kalacaksınız sonra fazla atıp tutmayın bence” diye neşeli cevaplar veriyordu. Hepimiz etkilenmiştik Hatice’den. Lakin arkadaşlar benim ruhumdaki değişimleri, karnımda uçuşan kelebekleri hissetmiş olacaklar ki o geceki zexes boyunca ikimizin kaşen olması için ellerinden geleni yapmışlardı.
Ve işte anons duyuldu. Telaşlandım. Tren birinci yoldaki raylarda durup yolcularını indirmeye başladı. Anacığımın ördüğü yeşil atkıyla sarmaladığım kafamda saçlarım darmadağınık olmuştur kesin. İndi Hatice gülümseyerek. Yanında İstanbul’dan iki arkadaş daha var. Hoşgeldiniz derken sımsıkı tokalaştım üçüyle de. Hatice’yle daha uzun konuşup yalnız kalmak istesem de mümkün değildi ne yazık ki.
Hep beraber Hatice’yle tanıştığımız Bahçelievler’deki bekar evine gidiyoruz yine. Kahvaltı hazırdır. Ankara’nın kızları marifetlerini döktüreceklerdi. Taksiye binsek az tutar aslında. Lakin şimdi taksiye binersek gece 24.20 treniyle dönecek olan Haticeleri otobüsle gara bırakmam gerekecek. Belediye otobüsüyle gidelim en iyisi. Yok bekleyemezler çok yorgunlar hem de hava soğuk ayıp olur misafirlere. Akşamki toplantıya hazırlanmaları, dinlenmeleri lazım. Ben çevireyim taksiyi. Gece taksi parası için kirli çıkı Haluk’tan destek alırız olmadı.
Kahvaltı nefis. Velibakh yapmış kızlar. Kahvaltıdan sonra “Hadi yatın siz,misafirler de dinlensin biraz” dedik ve ısrarlarımıza direnemediler. Ne de olsa yol yoruyor insanı.
Misafirler uyurken biz derneğe gittik. Sandalyeleri yerleştirdik. Toplantı salonunu ayarladık.
Ses düzenini hazırladık. Kızlar şehir dışından gelecek misafirlere ikram edilecek yiyecekleri hazırladı. Derneğe şehir dışından gelenler doluşmaya başlarken ben Haticeleri almak için yola çıktım. Hızlı adımlarla hedefime doğru yol aldım. Haticeler evde hazırlanmış beni bekliyorlardı. Derneğe doğru yol alırken bir boşluk buldum ve Hatice’nin yanında bitiverdim. “Eeee ne haber Kabardey?” dedim. Gülümsedi “İyilik özledik sizleri” dedi. Özlemiş işte o da beni. Konuşmamız diğer misafirlerin sohbete katılmasıyla bitti.
Biz ulaşana kadar dernek iyice kalabalıklaşmıştı ve toplantı saat beşte başladı. Çıkan tüm konuşmacılar çok heyecanlı. Çerkeslerin ulusal problemlerine yönelik ilk dernekler arası toplantı bu. Heyecan ve geleceğe dair umut tüm salonu sardı. Çıkan her temsilci atılan bu ilk adımın öneminden bahsediyor. Gençlik kararlı ve mutlu. İlk oturum dokuz buçukta bitti. Yarın Pazar günü ikinci oturum yapılacak. Haticeler yarın için kalamayacaklar. Zaten ilk oturumda pek çok önemli durum konuşuldu. Toplantıya dair gözlemlerini İstanbul Çerkes gençliğine pazar günü dernekte aktarmak istiyorlar. Önümüzdeki hafta içi tüm İstanbul’daki gençliğe yönelik üniversitelerde bir toplantılar silsilesi düzenleyecekler.
Akordeon sesi de ne ola ki? Vayyy bizim gençlerden birinin asker uğurlama düğünü. Geçelim sıraya hemen. Hatice de karşıda. “Şu siyah ceketli kızla beni kafeye çıkar” deyince göz kırptı hatıyako. Elini hafifçe kaldırıp bekle diye de işaret etti. Ben lheperuj bilirdim buraya gelmeden önce. Bu kafeyi de Ankara’da öğrendim. Müzikleri pek hüzünlendiriyor beni. Hele Ağlatan Kafe. Çıktık Hatice ile dansa. Ağlatan kafe denk gelmedi ama olsun. Hatice’nin dans edişi de mütevazi ve ölçülü.
Amma da uzadı düğün. Geç kalmasak bari Gar’a. Cepte taksi parası da yok. Haluk da sıvıştı nereye gittiyse. Anladı herhalde cimri herif borç isteyeceğimi.
Çıktık hep beraber dernekten. Yürüyerek 8. Caddeye gidip otobüse bineceğiz. Saat On Bir’e geliyor. Geç kalmayız umarım. Tüm gençlik soğuk Ankara gecesinde huzurlu bir yürüyüşle ilerliyoruz. Kahkahalar, koyu sohbetler karanlığı aydınlatıyor. Genç Çerkeslerin umutlu adımları var şimdi. Hepimiz yapılan bu ilk toplantının ne kadar önemli olduğunun farkındayız.
Yol boyunca hem halkımın örgütlü geleceği için heyecanlandım hem de ilk kez bu kadar uzun süre Hatice’yle yalnız kalabildiğimiz için. Kimse bizi umursamıyordu. Herkes Çerkeslerin geleceği için bundan sonra atılacak adımları konuşuyordu.
“Hatice” derken sesimin titrediğinin farkındaydım. O benden daha rahattı. Anlattı uzun uzun. Okulunu, İstanbul’daki hayatını, memleketteki yeni doğan yeğenini ne kadar özlediğini. O konuştukça ben de rahatladım ve gelecek hafta sonu İstanbul’a bir grup arkadaşla ziyarete gideceğimizi söyledim. “Haydarpaşa’da karşılarım ben sizi” dedi “Gelin vallahi fazla özletmeyin kendinizi”. Karanlıkta göremesem de bu cümlesinin ardından gözlerini yere dikmesinden yüzünün kızardığını hissettim. Mutluyduk. Gençtik. Aşıktık.
Ulaştık durağa. Farkına varmadan tüm grubun önüne geçip ilk gelenlerdendik. Yavaş yavaş kalabalıklaştı durak bizim gençlerle. Sohbetimizin arasında Emek 8. Cadde’de iki güçlü ışık belirdi. Çok yavaş bize yaklaşan ışık koyu renkli bir jipin farlarıydı. Hatice “Bizi gara bırakmak için jip mi ayarladınız yav Mahmut?” dedi. Gülüştük hep birlikte. Jip ilerdeki benzinliğe saptı. Onbir buçuk otobüsü yanaşır birazdan durağa. Gecikmeyeceğiz gara. Keşke taksi ayarlayabilseydik. Ayıp oldu misafirlere.
Otobüsü beklerken benzinlikten bizim jip tekrar çıktı. Durağa yaklaştı. Tam paralelimize gelirken sağ kapısı açıldı. Gecenin karanlığında meşin ceketli bir kol makinalıyı bize doğrulttu. Aman Allah’ım bu ne demek oluyor şimdi.! Hatice! arkadaşlarım.! “Yatın!” diye bağırdım ilk mermi sesiyle baraber. Göğsümde acıyı da bu anda hissettim. Herkes bağırıyordu. Hatice başımda “Mahmut, iyi misin?” diye inliyordu. Sesleri duysam da gözümü açamıyordum.
Durum çok kötü olamazdı. Ölecek olsam hayat bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerdi. Ben sadece bu sabah garda olduğum zamanları düşünüyorum. Babamın beni Ankara’ya ilk getirdiği anı ve bu gün dernekte yaptıklarımızı, toplantımızı.
Ah sevgili babacım merak etme sen. Çerkeslerden hiç ayrı düşmedim ben. Birazdan hastaneye gideceğiz ve her şey yoluna girecek. Ağlama sen de Hatice. İyileşeceğim ben…
Tsey Mahmut’u verdim sürgün yurdumda
Düşerken kanlı cesedi toprağa
Yakılan kitapları gördüm yangın yıllarında bizden yana…(*)
(*)Atey-ipa Ömür
Not: 5 Kasım 1977’de yaşanan acı olayla ilgili yukarıdaki yazının kurgusu tamamen hayal ürünüdür.
Anılar ile başbaşa kalınca eskilerde anımsanıyor.
Bu şiirde eski defterlerden.
Tozlu ama sizin içten satırlarınıza yoldaşlık eder diye seçtim.
"
Arşivden bugüne kalan
Çok çok eski bir şiir
Arşivden bugüne kalan
Yaz günü, kışboran
Şarap gibi tatlanmış anılar..."
tsey mahmut'u anlamak, diyelim..sevgili ömür'ün şiir dinletisini, izmir'deki dernek gecesinde, neredeyse boş salonda sahneleyişimizi hatırladım..o zaman da bizden bir şey olmuyordu..şimdi de değişen fazla bir şey yok..kurumlarımızın veya yapılanmalarımızın sayıları çoğaldı yalnızca..duruş , tavır , kararlılık hala yok...
ne acı...
yazını zevkle okudum..
sevgiler...
