

Diaspora Adıgeleri gibi devletlû olma duygusunu doyasıya hiçbir zaman yaşayamamış fakat kadim bir halkın gövdesinden kopmuş, yurdunu yaşadığı diaspora ülkesi kabul eden bireyler için yurtseverlik, yurda bağlılık kavramlarını tanımlamak zor bir iş doğrusu . Varlığını bugüne taşımış ve farklılığın en somut göstereni olan bir tek dil vardır ellerinde ama bir tarih ve sınırları çizilmiş bir vatan yoktu ki görünürde.
Türkiye’de Kemalist ideoloji örselenmiş yurt sevgisini de unutturdu. Temel hedeflerinden birisi halkımızı Adıge toplumu olma özelliklerini yok ederek egemen topluma entegre etmek olmuştu. Bu entegrasyon mekanizmaları hayatın her alanını olduğu gibi yurt duygusunu da kapsadı . Ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal yaşam alanlarındaki mekanizmalar bizleri biz olmaktan çıkardı. Türk egemenlik sistemi kendine özgü yöntemlerle Adıge halkını Türk ya da Türkiye ulusunun bir parçası haline dönüştürme hedefinde önemli mevziler kazandı. Geleneğin anavatanından kopmuş ve sürekli görmezden gelinen bir kimliği yaşatmaya çalışarak dört bir yana saçılmış bir tarihsel miras ile heterojen bir şimdiki zaman arasında sıkışmış yaşadık. Kendimizi atalarımızın sökülüp geldiği başka bir yurda ait değil hep evimizde hissetmemiz bekleniyordu.Sonunda ekonomik, sosyal, kültürel alanda ve aidiyet konusunda Adıgelerin kendilerini Türkiye’nin bir parçası görmeleri öyle tanımlamaları endişe duyulacak bir seviyeye geldi .
Bir yandan da kurumlarımızda Adıgeliğin üstünü örten Kafkas denilen hayali cemaatin ağır paltosu altında soluksuz kalmıştık.Vatanda Adigelerin kendi siyasal toplumunu yaratma yolunda ciddi adımlar atılmaya çalışılırken Türkiye’de egemen sisteme entegre olma konusundaki vahim durum devam ediyordu. Diaspora Adıge toplumu siyaset, kültür, geleceğe bakış alanlarında vatandan yabancılaştırılmış sanki böyle bir ulus varmış gibi Kafkaslaşarak farklılaşmış, eşitsiz gelişmenin kıskacına alınmıştı. Çerkes kelimesi Kafkasya’da ve dünyada Adıge karşılığı kullanılırken Çerkes’in Adıge demek olduğu diasporada unutturuldu belki de kasıtlı olarak diğer kardeş halkları da kapsar biçimde farklı anlamda gündemde tutuldu.
Şimdilerde nihayet vatanda olduğu gibi diasporada da Adıge yurduna ve Adıge halkına vurgu yapan görüşler önem kazanıyor.Uluslaşmaya yönelik belli başlı tehditleri tanımlayan ortaya çıkan sorunları açıklığa kavuşturan dünya ve ülke konjonktürüne göre kimi politik belirlemeler yaparak öncü olma misyonu yüklenenler yok değil varlar. Onlar taşları yerinden oynatıyor, halklarının geleceğini etkileyen ve mücadele seyrini belirleyen en önemli güç olma yolunda ilerliyorlar. Yaşanan toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel-ekonomik sorunlar ve talepler karşısında ön açıcı, yol gösterici oluyorlar. Sadece Adıge halkının sorunlarına kilitlenmişlerdir ve onun yararına olan yol ve yöntemlere yoğunlaşıyorlar. Kitlelerin sürekli değişen dünyayı, Kafkasya gerçeklerini anlaması, yorumlaması konusunda öncülük yapıyor, bulanık konuların kafalarda netleştirilmesine yardımcı olarak insanları ve kurumları halkımız ve vatanımız lehine yavaş yavaş dönüştürüyorlar. Toplumlarına karşı hissettikleri sorumluluk, gerektiğinde derneklerdeki egemen görüşün, arkadaşlık, akrabalık ilişkilerine bakarak politika üretmek gibi yaygın duygusal tanımlamaların dışına çıkmaya, tabuları dikkate almamaya itiyor onları. Kitleleri bilinçlendirerek bulunduğu etkisiz konumdan ileriye taşıyacak kökleri üzerine dikecek yurtseverlerdir onlar.
Diğer taraftan diasporadaki değişik Kafkasyalı halklar için kültürel bir anlama sahip Çerkes sözcüğü ve yurtseverlik, milliyetçilik tanımlamaları bazı Adıgeler tarafından karıştırılmakta , polemik konusu yapılmaktadır. Nedeni bellidir. Kelimelerle uğraşan bu yaklaşımın Adıge vatanındaki gelişmelere ters, Kafkasyacı ve nihayet sinsi bir ideolojik saldırı olduğu açıktır. Halkımız bu tavra yabancı değildir aslında. Kafkasyacı geleneksel diaspora Adıgesi epeydir gelişmelere direniyor ,Adıge’nin sadece Adıge sorunlarına kilitlenmesini ayıp sayıyor. Dahası bu cevrelerce yurtseverlik, ırkçılıkla eşitlenerek neredeyse Çerkesya’daki diğer halkların dışlanmasıyla aynı kategoride değerlendirilmektedir.
Onlar Çerkes’in Çerkesya’da yaşayan tüm otokton halklar için bir üst kimlik olduğunu söylüyor, halkların kendilerini nasıl adlandırdığını umursamıyorlar. Türk yöneticilerinin Kürd’ün bir alt kimlik , Türk’ün üst kimlik olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamalarına benziyor bu durumları. Türkler de "Türk" kavramının sadece etnik Türk’e işaret etmediğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan Kürt, Çerkes, Arap, Boşnak, Laz herkesi kucakladığını iddia etmekteydiler.Hala da ediyorlar. Hatta 1982 Anayasasının , 66. maddesinde "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" ifadesi yer almaktadır. Yani şimdi Türklerin herkesi Türkleştirmek istemesi gibi kendileri istemezken Çerkesya’da yaşayan herkes Çerkes’tir mi denilsin? Bu, gerçekliği aksettiren bir görüş değildir.Kürt Kürttür, Adıge Adıgedir , Abaza Abazadır. Herkesi Çerkes kimliği altinda toplamak tıpkı herkesi Türkleştirmek gibi halkların, kendi özleri konusunda bir bilince ulaşmalarını engellemek, geciktirmek için dile getirilen bir görüştür.
“Adlandırmak ele geçirmektir; çünkü bizler farklılıkları genellikle, sadece kendi dilimiz, bilgimiz ve denetimimiz dâhilinde kaldıkları sürece kabul etmeye yanaşırız. Dünyanın hâkimi olamayışına tahammül edemeyen bir kendilik, kendi tikelliğini ve sınırlarını somutlaştırdığı için ötekilerden korkar ve ve ötekiliği her fırsatta kendi modeline dayalı bir kimlik ve aynılığa indirgemeye çalışır” (Chambers s.48)
Zihinleri karışık ve Kafkasyalılık işgali altindaki bu Adıgeler artık kelimelerle uğraşmayı bırakmalı, Adıge yurtseverliği ve halkının birliği önündeki engelleri tartışmalı , çözüm yol ve yöntemleri aramalı , farklı parçalarda birlikte mücadelenin eşgüdümünü sağlamaya çalışacak bir yapılanma içinde olmalılar.
Birakin karşı çıkmayı, diaspora Adıge aydınları ve hatta Abaza, Oset, Çeçen gibi kardeş halkların aydınları, uluslaşmanın doğal ideolojik-politik aracı olan milliyetçilik ve yurtseverliğin Adıgeler arasında yükselme trendini doğal karşılamalı ve öncülük rolüne soyunup kendisini ve süreci çarpıtmak yerine yükselen bu trende, kurumların Çerkes(Adıge) derneğine dönüşümündeki kendi rollerini etkinleştirmek suretiyle daha ilerici, demokratik bir içerik kazandırmaya çalışmalıdırlar. Kardeş olmanın gereği kardeşinin ihtiyacı olduğunda yanında olmaktır.Diasporada ve vatandaki cumhuriyetlerimizde Adığelik güçbirliği çatısı altında birliğimizi sağlamamız hem imkanlıdır hem de ulus olabilmemiz için önkoşul anlamında gerekli ve zorunludur.
Çerkesya’da yaşayan otokton halkların alt kimlik üst kimlik gibi tanımlamalara ihtiyacı yoktur.Halklar o toprakların her anlamda eşit vatandaşlarıdır. Çerkesya’nın halklarının vatanlarındaki konumlarını ve kendilerini isimlendirmesini esas almalıyız. Adıge-Abaza arasındaki farklılıkları kaldırmak yerine farklılıklarla birlikte yürümeliyiz.
Bir kimliğin öne geçtiği, adeta devlet dini olduğu bir ulus modeli bir kimlikler hapishanesi değil benim idealim. Herkesi her nasılsa olduğu gibi kabul ederek çok dinli, çok kimlikli uluslaşma savunulmalı. Zira demokrat yurtseverlik, aynı yurtta yaşayan diğer milletlerle hak eşitliğine dayanır ve ırkçılığı, üstünlüğü, saldırganlığı reddeder. Bütün ırkların ve milletlerin eşitliği anlayışına dayanır. Kendi milletinden olmayan insanları toplum içinde kendisiyle eşit siyasal haklara sahip vatandaşlar olarak kabul eder.Bir ulusun ayrı özelliklerini red etmez, tersine kabul eder ve ona göre kurumlaşır. Demokratik değerleri ve insan haklarına dayalı hukuğu kullanır, baskıya ve baskıcılığa karşıdır, ırk ve millet olarak düşmanları yoktur. Yurtseverdir, ülkesinde ve dünyada olan olaylara ülkesinin ve tüm halkının çıkarları açısından bakar.
Çerkes (Adıge) ulusal-demokratik hareketi başından itibaren böyle bir çizgi izlerse – ki zaten izliyor- demokratik uluslaşmanın önünü açabilir .
