

Programlandığına göre, Rusya Federasyonu genelinde 14-25 Ekim günleri yapılan nüfus sayımı bugün tamamlanmış olacak. Sonuçlar açıklandığında bir değerlendirme yapabileceğiz. Sayımlar Türkiye'de bir günde yapılıyor. Demek ki, Rusya'nın koşullar farklı.
Rusya'da demokratikleşme konusunda hala eksiklikler var. Rusya İmparatorluk artığı ve Türkiye gibi gelişmekte olan ve emperyal özlemlerin uçuştuğu bir ülke. Ancak teknolojisi de var. RF Başbakanı Vladimir Putin, kim ne derse desin, ülkeyi modernleştirme, ekonomiyi büyütme ve kısır döngüleri kırma gibi konularda başarılı olmuş ve mesafe kaydetmiş bir yönetici. Bunu yadsıyamayız. RF Başkanı Dmitriy Medvedev de, ülkesini demokratikleştirmeye çalışan biri. RF'deki bu gelişim, gelecek adına iyimser bir hava yaratıyor.
Yakın geçmişte, yeryüzünde Britanya, Fransa, Japonya, Hollanda, Almanya, Belçika ve Portekiz gibi asırlık sömürge imparatorlukları vardı. Hepsi tasfiye edildiler. Üstelik Britanya tam/örnek bir demokratikleşme sürecini tamamlamış bulunuyor. Marx'ın kehanetine doğru yol alınıyor mu ne? Fransa ve İspanya’nın sorunları var, egemen ulus şovenizmleri oralarda hala güçlü. Bu iki ülkede, Fransa ve İspanya'da, Rusya ve Türkiye örneğinde olduğu gibi değişime karşı çıkan, kafaları geçmişe takılı kalmış gerici çevreler/güçler var. Bu güçler insanların özgürleşmelerine karşılar.
Bu türden gerici çabalar boşuna. Kölelik düzenini sürdürmek için ABD'nin güneyi kuzeyle savaşı göze almıştı, binlerce insan öldü, kentler ve kasabalar harabeye döndü. Kölelik kurumu ayakta tutulabildi mi? Çerkesya'da da benzeri şeyler yaşanmadı mı? Bu yüzden gelişimin dışında kalmadık mı? Bir ülke ve bir ulus, uzlaşma kültürünün zayıflığı, modernleşme yokluğu nedeniyle yok olmanın eşiğine gelmedi mi?..
***
Çerkes Dünyasından İyi Haberler de var
Kanoko Arsen, Kabardey-Balkar Başkanlığına yeniden atandı. Hayırlı olsun deriz. Bundan sonrası için, umarız rant kavgalarına destek çıkmaz, Adıge ve Balkarlar yararına iyi işler yapar.
Adıgey'e gelince, Başkan Thakuşın Aslan, adı lekelenmemiş ender kişilerden biri . Mal-mülk peşinde koştuğuna ilişkin bir duyum yok. Oysa Rusya'da deveyi hamuduyla yutan yutana.
Gerçi, Putin yiyicileri terletmişe benziyor, dileriz kalıcı bir durum olur bu.
Böylesine bir batakta temiz kalmak bir erdemlilik olmalı.
2007'nin ekonomik krizi birçok regionda sanatsal ve kültürel aktivitelerin askıya alınmasına ya da yavaşlatılmasına yol açmıştı. Adıgey öyle yapmadı. “Aç kalırım, ama ulusun, sanatın kan damarlarını kestirmem” anlayışı geçerli kalmıştı. Bu anlayış nedeniyle Adıgey'in Adıge ve Rus yöneticilerini, bu arada Başkan Thakuşın Aslan'ı birlikte kutlamak gerekir.
Kabardey-Balkar'da mera, Karaçay-Çerkes'te makam/kadro kapışmaları etnik anlaşmazlığa dönüşürken, Adıgey bir barış adası olarak ayakta kalmayı ve kalkınmayı başardı. Thakuşın'ın refah düzeyini yükseltme vaadini gerçekleşmiş görmek ne güzel şey…
Daha önceleri anadili ve sanat itilmişti. Rusçu bürokratlar, üst yönetimin iç uzantılarına hoş görünmek için olmalı, Rusça şarkı festivalleri düzenliyor, minik Adıge yavrularına, başka söyleyecek kişi kalmamış gibi, Rusça şarkılar söyletiyorlardı. “Bakınız, Rusça’yı nasıl yaygınlaştırıyoruz, görün artık bizi” mesajını mı veriyorlardı? Biz bu çirkin tutumu defalarca eleştirmiş, işbirlikçileri/kompradorları kınayıp durmuş, ama dinletememiştik.
Kötüye kötü sahip çıkar.
Bu durum, herhalde üst makamların dikkatini çekmiş ve kulaklar çekilmiş olmalı, bıçak gibi kesildi. Rusya Federasyonu, adı üstünde bir federasyon. Medvedev ve Putin sadece Rusları değil, 182 ulusu, bu arada Çerkesleri de temsil ediyorlar.
Federasyon yerli yerine oturuyor. Anımsatalım, “Ortak Evimiz Rusya” projesinin mimarı Putin'dir.
Nice zaman sonra, şimdilerde çocuklara okulda Çerkes enstrümanları eşliğinde Çerkesçe şarkılar öğretilmeye başlandı. Bir başka sevindirici haber de 20 kişilik bir minik gruba bir okulda kemençe (şıç'epşıne) dersleri, eğitimi verilmekte olması.

Şıç'epşıne (Çerkes kemençesi) eğitimi alan çocuklar ve öğretmenleri (Maykop,Adıge maq,22 Ekim 2010)
***
Okul öncesi eğitimde de bazı iyileştirme girişimleri var. Bazı çocuk yuvalarında Adıgece anadili eğitimi başlatılmış bile. Adıge Televizyonu ve “Adıge maq” (Адыгэ макъ) gazetesi internet üzerinden izlenebiliyor.
Geçtiğimiz günlerde bir grup hemşehrim gezi amacıyla Adıgey'e gitti. İzlenimleri çok olumlu. Rahmetli ağabeyimin torunu ve kuzeni Maykop'ta okuyor. Orayı sevmişler, yeğenim abisinin gelin almasına, Adıgey'de ve Şapsığ'da olduğu gibi bir düzen verdi. Bu düzeni Şapsığ'da görmüştüm. Sevindim tabii. Konvoy Adıgey bayrağı eşliğinde bir köyden başka bir köye yürüdü. Çocuklar Maykop'ta kalmayı düşünüyorlar.
Ekonomik durumda da bir iyileşme var. Başkan Ş'evmen Hazret döneminde ova köylerine su ve gaz bağlanmış, birçok köyün sokak lambaları yakılmıştı. Ovada su ve gazı bağlanmamış köy kalmamıştı. Ancak dağlık ve merkeze uzak küçük köylere el atılamamıştı. Bu son köyler çoğunlukla Adıgeyli Rusların yaşadığı köylerdi. Başkan Thakuşın, ihmal edilmiş ve ücra köşelerde barınan nüfusa da elektrik, su ve doğal gaz götürerek, halklar arası dostluğu güçlendirmiş, ayırım yapmamış oldu.
Ancak, bazı Rusların/Kazakların ve Kilise’nin sinsi uğraşları var, bunlar mide bulandırıyor, temiz havayı zehirliyor. Örneğin, bu Ruslar, Adıgelerin efsanevi Fışte Dağı'nın doruğuna, Maykop’un işlek cadde ve köşebaşılarına, geceleyin gizlice devasa demir haçlar dikmişlerdi. Bu haçları Moskova'ya ya da yürekleri el verirse Çeçenya'ya dikselerdi anlarım...
Dinsel simgelerin yeri, ibadethaneler ve mezarlıklardır. Kuşkusuz bu bir kışkırtma, dinsel görünüm süsü verilmiş bir Rus şovenizmidir. “Biz dev haçlar da dikeriz, dev çanlar da çalarız, kimse bize karışamaz, bu topraklarda çoğunluk olan biziz!” demek mi istiyorlar?..
Haç sorunu derken, Rus Ortodoks Kilisesi'nin yeni bir Alicengiz oyunu ile de karşılaştık. Çerkes celladı, soykırım uygulayıcısı Çar II. Aleksandr'ın kardeşi Grandük Mişel'in, Rusça adıyla Mikhail Nikolayeviç'in büstü Adıgey'in Pobeda beldesine dikildi. Pobeda, Maykop kentinin güneydoğu bitişiğinde, turistik gezilerin başlatıldığı göz önünde bir yer. Kilise bununla neyi amaçlıyor olabilir? Mikhail kimdir,ne yapmıştır?
Rus askeri tarihçi Semen Esadze'nin kaleminden o kişiyi özet olarak tanımaya çalışalım:
Grandük/Büyük Prens Mikhail Nikolayeviç,Soçi'deki işgalci askeri birlikleri denetledikten sonra, askeri karargahta toplanmış olan Çerkes temsilcilerin yanına geldi. Büyük Prens, Çerkes topraklarının Rusların yerleşmeleri için ayrıldığını, bu yerleri boşaltmaları için kendilerine bir ay süre tanıdığını, Türkiye'ye göç edebileceklerini, bu emre uymayanların savaş esiri muamelesi göreceklerini ve üstlerine derhal askeri birliklerin sevk edileceğini söyledi (Daha geniş bilgi için Bkz. “Çerkesya'nın Ruslar Tarafından İşgali”,s.120).
Kilise'nin kutsadığı Mikhail işte böyle biridir. Sivil halkı hedef alan ve topraklarından süren, sağ olsa Slobodan Miloseviç gibi, soykırım ve insanlığa karşı suç işlemekten La Haye Uluslar arası Mahkemesi'nde yargılanması kaçınılmaz olan biridir. 21 Mayıs 1864'te,2014 Soçi Kış Olimpiyatlarının yapılacağı Krasnaya Polyana (Atkuac/Kbaada) denilen yerde düzenlenen zafer törenini ve dini ayini yaptıran kişidir.
Böylesine tarihin en azılı soykırım suçlularından birinin Adıge Cumhuriyeti topraklarında ne gibi bir işi olabilir? Kilise savaş açmak mı istiyor? Kilise aklını peynir ekmekle mi yemiş?..
Büst, Rus Ortodoks Kilisesi tarafından kutsanmış imiş. Yani büst Kilise korumasında. Bu bakımdan ona dokunulmamalı. Soruna yasal bir çözüm bulunmalı, sanırım en uygun çözüm, büstün tahribi değil, Adıge Cumhuriyeti ve Kafkasya sınırları dışına taşınması gibi bir şey olabilir. Temiz Adıge toprağı Mikhail Nikolayeviç Romanov gibi tarihin lanetlediği kişilerin varlığıyla kirletilmemelidir
***
Türkiye'de Durum
12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği oylamasından ve Erdoğan'ın % 58 gibi bir başarıyı yakalamasından sonra, 17 Ekim'de HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) seçimleri yapıldı. Ulusalcı adaylar kaybettiler. Ülke, bir nebze de olsa, nefes alacağa benziyor. Çünkü demokrasinin tepesinde Demokles'in Kılıcı gibi asılı duran asker ve hakim vesayeti (baskısı) azaltılmış olacak.
Ancak, bu başarı daha başka başarılarla sürdürüldüğünde asıl anlamını kazanır. Erdoğan, alacağını aldıktan sonra ipe un sermiş olmakla eleştiriliyor. Erdoğan, geçmişte birçok hata yaptı, ama olayların zorlamasıyla hatadan dönmesini de bildi.
Erdoğan 2007 yılı genel seçimlerinde % 47 oy almış, bunu izleyen cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi içerikli 2007 anayasa değişikliği referandumunda da desteği % 70'e doğru tırmandırmıştı. Ancak Ak Parti büyüklük kompleksine kapılıp reformları savsaklamaya, şoven ve tutucu davranmaya, Kürtleri ve ilericileri hedef almaya başlayınca, hızla gerilemeye başlamış, 2009 yılı yerel seçimlerinde de oy oranı yüzde 39'un altına düşmüştü. Sanırım 2009 başında Kürtçe TRT-6/Şeş'i açarak Doğu ve Güneydoğu'daki büyük çaplı çöküntüyü durdurmuştu. Kürt partisi DTP ise,belediye başkanı sayısını 50'den 99'a çıkarmıştı.
Bu gerilemeden DTP'yi sorumlu tutup kızan Erdoğan zikzaklar çizmiş, bundan cesaret alan ulusalcı/ırkçı güçler harekete geçmiş, Anayasa Mahkemesi de, fırsat bu fırsat diyerek DTP'yi kapatmış, sıra Ak Parti'nin defterini dürümeye gelmişti. Sonunda Ak Parti, kendine ve demokrasiye yönelik tehlikeyi sezerek, zorlu bir maratonu ve CHP'nin gerici muhalefetini aşarak anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirmeyi, Anayasa Mahkemesi tarafından budanmış biçimiyle de olsa, değişikliği 12 Eylülde referanduma sunmayı ve % 58 gibi bir sonuç almayı başarmıştır. Bu sonuç halkın değişimden ve demokrasiden yana olduğunu gösteriyor.
Bu başarıda aydın kesimin desteği önemli olmuştur. Bu destek olmasaydı sonuç ne olurdu, bilemeyiz. Sadece o oranda destek bulamayacağını söyleyebiliriz.
***
Eylemsizlik Durumu Devam Edecek mi?
Irkçı/militarist çevre, ulusalcılar, hala Türk olmayanlara eşitlik tanınmasını istemiyor. Onların bildiği eşitlik, herkesin aşağılanmaya razı olması ve kendi faşist ideolojilerine göre biçim almasıdır. Asker ve yargı desteği hep onların arkasındaydı. Ancak halk çoğunluğu farklı düşünüyor. Halk, PKK ile olan sorunların barışçı yollarla çözülmesini, Kürtlere ve diğer topluluklara (Alevilere, Süryani, Yezidi, Çerkes, Laz, vb’ne) eşit haklar tanınmasını, dökülen kanın durdurulmasını istiyor.
Bu bağlamda çalışmalar sürüyor. Ancak askerden yapılan operasyonlar ve PKK'nın da karşılık vermesi durumları yaşanıyor. PKK demokratik kamuoyunun çağrılarına uyarak eylemsizlik kararı almış bulunuyor. Ancak hükümet gözle görülür bir iyileştirmeden de kaçınıyor. Taş atan çocuklar ve 1800 KCK'lı Kürt, birçok belediye başkanı aylardır içeride. Bu da bir sorun.
PKK önderi Abdullah Öcalan'ın ve adamı Kandil'deki Murat Karayılan'ın demeçleri de ortada. Ekim sonunda eylemsizliğe son verilebileceği uyarıları geliyor. PKK eylemlerinin yeniden başlaması demek, Türkiye'nin huzurunun altüst olması, ekonominin gerilemesi, turistlerin kaçması, işsizliğin artması demek olacaktır. Operasyon ve eylemlerle çözüm olmaz.
Sorunlar bütün bir dünyada artık silahla çözülmüyor. Şiddet dönemi kapanmıştır. Irak'ta, Afganistan'da işe yaramadı. 1864'te Rusya, Çerkesya'yı silahlı abluka altına alarak, dünyadan gizleyerek/tecrit ederek ve Osmanlı ile işbirliği kurarak insansızlaştırmıştı. Hala bunun sancıları yaşanıyor. 1915'lerde İttihatçı/ırkçı şefler de Ermenileri Anadolu'dan temizlemişlerdi. Bu temizlik, Türk halkına bir yarar getirdi mi? Daha sonraki Yahudi ve diğer kıyımlar, Kürt, Bosna ve Hırvat kıyımları da bilinen şeyler…
Atatürk ve İnönü döneminin,1930’ların koşulları yok artık. Katliam yapılamaz, yapılsa da uzun süre gizlenemez. Rus hala gizlemeye çalışıyor. Mağrur Sırp liderler Slobodan Miloseviç ve Radovan Karadzic'in akıbetleri ortada. İnsan avcıları da sonunda avlanır. Kenan Evren’in perişan hali de ortada.
Bütün bunlardan ders alınmalı ve olmayacak dualar peşinde koşulmamalıdır.
***
Çerkesçe Kurslar Başlayacak mı?
Derneklerimizde gelişmeler var, miadı dolmuş Kafkas sözcükleri atılarak, yerine Çerkes sözcüğü alınıyor, ancak Adıge sözcüğü de kullanılmalı. Biz Adıge olan bir halkız. Başkalarının bize Çerkes demesi Adıge olduğumuzu değiştirmez.
Bursa derneğimiz de Çerkes adını aldı, kutlarız. Ancak adına Adıge'yi de eklese daha yerinde olmaz mı?
Derneklerimizde birkaç yıldan beri Çerkesçe'yi öğretme içerikli özel kurslar veriliyor. Buna bir resmiyet kazandırmak gerekir. Aksi takdirde Çerkesçe ölecek. Sadece Çerkesçe değil, Lazca, Abazaca, Pontus Rumcası, Gürcüce, Hemşince ve Pomakça, Trakya'da konuşulan diller (Roman, Bulgar,vb) gibi bir sürü dil de ölecek, Vıbıh dili öldü, bir kültür bir daha dirilmemecesine mezara kondu. Diğerleri de sırada. Ulusalcılar zil takıp oynasınlar. Ülkeyi bir ölü diller mezarlığına çevirmek üzereler. Peki, bu dil ve kültür soykırımı yoluyla Türkiye ne kazandı?
Madde bağımlılığı ilkokul sıralarına indi. Manevi ve kültürel değerleri itelemenin, şovenizmin bir sonucudur bu.
Irk dönemi kapandı artık, birçokları bunun farkında bile değil, günümüz çoklu yönetim ve farklılıkların birlikteliği günü. Bu değerler yaşatılabilirse, bu bir zenginlik olur. Tabii faşist böyle şeylerden hiç anlamaz.
Samsun ve Kayseri üniversitelerinde Çerkesçe kürsüleri açılacaktı, YÖK'ten de direktif gönderilmiş, yazı yazılmıştı oralara, ne oldu? Halk Eğitim Merkezlerinin desteğiyle Çerkesçe'yi öğretme kursları öngörülmüştü. Bunlar da ne oldular?..
***
İç Açıcı Bir Haber Daha
İsrail'de 6.000 nüfuslu Abu Gosh adlı bir kasaba var. Biz, İsrail’de Kfar-Kama ve Reyhaniye köyleri kökenli 4 bin kadar bir Çerkes nüfusun yaşadığını biliyorduk. Şimdi sayıyı artırmak mı gerekiyor?
Bakınız Abu Gosh'a giden hemşehrimiz Tletserıko Nahit Serbes, özetlersek ne diyor?
Mescidi Aksa dönüşü, Kudüs'e 10 km mesafede, yol üzerinde bulunan 6000 nüfuslu, Abu Ghosh kasabasında bir lokantaya oğlumla birlikte girdim.
Lokantanın şef garsonu, sormamız üzerine, Çerkes olduğunu, Abu Ghosh halkının da Çerkes asıllı olduğunu söyledi. Abu Ghosh Belediye Başkan yardımcısı İssa Jaber de Çerkes, Türkiye’de eğitim gördü, Türkçe konuşuyor, isterseniz telefon numarasını verebilirim, dedi ve verdi.
Bir süre sonra, İssa Bey ile evinde buluştuk. İssa Jaber'in 3 oğlu ve bir kızı var. Oğullarından birisi halen İzmir'de Eczacılık Fakültesi'nde okuyor. Bir oğlu da avukat.
***
İssa Jaber, Abu Ghosh adının Memluklardan geldiğini, Gosh (Goş) adının Adıgelerin “Gış” soyadı ile bağlantılı olabileceğini söyledi. 1516'da Yavuz Sultan Selim Çerkesleri Mısır'dan buraya getirtmiş, görevleri de Kudüs'e gelen Hıristiyan ve Yahudi hacıların güvenliğini sağlamak imiş.
Abu Ghosh halkı Çerkes olmaktan gurur duyuyor, Adıgece eğitime, okula gereksinimleri olduğunu, İsrail yasalarının buna izin verdiğini söylüyorlar.
Daha 20 yıl öncesine kadar, Abu Ghosh'a yerleşmek isteyen Arap ve Yahudileri aralarına almıyorlarmış. Şimdilerde 6 bin nüfusun 5 bini Çerkes imiş. Issa Jaber, Çerkes örf ve adetlerinin kaybolmak üzere olduğunu söylüyor: Kimileri Arap'la evleniyor, kimileri de Yahudi ile erimeye başladık. Üç dilde konuşuyoruz ama anadilimizi konuşamıyoruz, ancak geçmişteki ninelerimiz ve dedelerimiz Adıgece konuşuyorlardı, diyor.
***
Teşekkürler Nahit kardeş, sağol, varol, daha önceleri İspanya'daki Baskları ve Kıbrıslı Çerkesleri tanıtmıştın bize. Bu halk senden yeni çalışmalarını bekliyor.
Kim bilir, dünyanın daha nice köşesinde unutulmuş kardeşlerimiz yaşıyordur. Mısır, Sudan, Çad, Libya, Tunus ve dahası Yemen'de, Hadramut ve daha başka yerlerde soydaşlarımızın yaşadığı söyleniyor. Özlüyoruz onları. Selam olsun onlarla bizleri tanıştıranlara, bir araya getirenlere.
