Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Aynur Kürtçeni de Al Git...
24 Temmuz 2011 Pazar Saat 23:35

Duyduğum zaman; “Keşke o yuhalayanlar içinde, en çok sevdiğim insanlardan bir yakınım, bir Çerkes’de olmasaydı” diye geçirdim içimden. Zira ne Aynur siyaset kadını, ne Harbiye Açık Hava bir siyaset sahnesi.

Üstelik siyaset ve siyasetçi dahi yuhalanmayı, şiddet gösterilerini, ıslık, küfür ve uçuşan sandalyeleri hak etmez.

Ya yaşamlarının en taze baharında, sırtlarında kırk kiloluk teçhizatlarıyla, ellerinde silahları, yolu dağlara düşmüş fidanlar… Onlar ölmeyi hak ettiler mi?

Arkasında gözü yaşlı onlarca yakını… Ağıtlar, ağlayışlar ve canhıraş çığlıklar… Onlar da hak etmediler. Hele anneler!

Keşke bu olayların ikisi de olmasaydı.

Halkları kardeşlikte, huzurda, sanatta, kültürde, üretimde, paylaşımda, yaratımda buluşturabilseydik.

Keşke çocuklarımız, şehirden ve nimetlerinden, havuz kenarlarından, diskoların ışıltılı gecelerinden habersiz, bir dağın uzak köşelerinde, boğazlaşıp, can vermeseydiler…

Tam bir gün önce! Ölüme doğru kanat çırpmadan! Bu ne ilk, ne son, yazık ki!
Siyaset’te kazanılamayan, meydanlarda yitiriliyor. Allah hepsine rahmet eylesin!

“MUSTAFA; CANINI DA AL VE GİT!” Demekle

“AYNUR; KÜRTÇE’Nİ DE AL VE GİT!” Demek arasında ne fark var?

Temmuz ayının 2. ve 3. Haftasında iki haber başlığı, Türkiye basınında öne çıktı.

Birincisi Türkiye halkını derin bir yasa boğdu;“Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Bayrambaşı beldesi Dolapdere köyünde, 14 Temmuz perşembe günü 13 asker şehit düştü ve çatışma sırasında da 7 PKK'lı saldırgan öldürüldü.”

Haberde öne çıkan; ölen askerlerin, tutuşan otlar arasında kalmaları ve yanarak feci şekilde can vermeleriydi. Tam bir cehennem anlaşılan.

Son yıllarda taraflar arasında tesis olunacak bir barış girişimi ise baltalanmış oldu. Kürtler arasında şahinlerin bir atağı olarak ta değerlendirilen eylem, dünyada da geniş yankılar buldu.

Yediden yetmişe herkesin kanını donduran bir ölüm şekliydi ki, daha sonra o yangın yerinden fotoğraf karelerine ve kameralara yansıyan askerlerin kömürleşmiş eşyaları, yüreklerde infial yaratmış oldu.

Kürt şahinler açıkça; “MUSTAFA; CANINI DA AL VE GİT!” diyorlardı…

 

İkinci haber ise; “15 Temmuz 2011 Cuma gecesi İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen konserde olay çıktı”ğıydı. O da tüm Türkiye dillerini, kültürlerini yaralayan bir haberdi.

La Shica, Buika ve Sandra Carrasco'nun da sahne aldığı "Suyun Kadınları-Mujeres de Agua" adlı konserde, sanatçı Aynur Doğan, Kürtçe şarkılar söylediği sırada yuhalanmaya başlandı. Yaklaşık dört bin kadar kişinin dinleyici bulunduğu tiyatroda iki yüz kadar protestocu sanatçıya karşı sert bir sözlü müdahalede bulundu ve protesto sırasında sahneye sandalye ve pet şişeler fırlattı.

Diyarbakır'da şehit olan askerleri gerekçe gösteren grup, konserin olumsuz bir havaya sürüklenmesine ve şarkılarını okumayı sürdüremeyen Aynur Doğan’ı sahneden inmeye zorlamıştı.

***

Öncelikle ne tür bir hak ve hukuk(!) arayışı temeline dayanırsa dayansın, terör ve şiddetin arkasında olmadığımızı, olamayacağımızı belirterek söze başlayalım.

Dünyanın ve uygarlığın geldiği şu aşamada, her tür haksızlıklara, hukuksuzluklara rağmen, insani bir karşı çıkışın, vicdani bir duruşun tek şeklinin şiddet içermeyen ve barışçıl bir yaklaşım olduğunu belirtelim. Israrla ve inatla!..

Eğer bir duruş, bir hareket, bir eylem gerekiyorsa, onun da geniş halk yığınlarını harekete geçirecek –kardeşliğe halel getirmeyecek- meşru eylemlerden başkası olmadığını bilmemiz gerekiyor.

Şiddeti ve “salt terör”ü tabii ki lanetlediğimizin altını çizerek, örgütlerin ve grupların yaptığı kadar, devlet terörünün de meşru olmadığını, olamayacağını, olmuş gibi gösterenlerin de ülke bütünlüğünü tehdit altına sokarak, en büyük bölücülüğü yapmış olduklarını da belirtelim.

Kısaca; Özgürlükçü, demokratik taleplere evet! Şiddete, baskıya, teröre, zulme hayır!

***

Bakıldığında genel olarak konser eleştirilerinin anlamlı bir temeli olmadığını görmekteyiz.

“Hiç olmazsa bir Türkçe ya da Lazca/Çerkesçe şarkıda söyleyebilirdi!”.

Ya da “Türkiye’yi temsil eden biri, nasıl 3 tane Kürtçe şarkıyı arka arkaya söyler?” gibi düşüncelere katılmıyoruz.

Konser belli ki çok önceden planlanmıştı. Sonuçta Aynur’da bir sanatçı ve orada devleti veya Türkiye halkının tamamını temsil etmiyordu. Kürtçe okumak salt onun değil, genetik kodlarına işleyerek emreden doğanın da seçimiydi.

Fakat böylesi kırılgan bir gecede, en ufak bir kıvılcım bile, fitili ateşleyebilir, ortalığı bombardımana verebilirdi. Nitekim de öyle oldu! O küçük kıvılcımla dalgalanan seyirciler arasında bir kesim(Türk şahinler) açıkça şunu seslendirdi: AYNUR; KÜRTÇE’Nİ DE AL VE GİT!

Ne Kürtçe, ne Kürtler’in gidecek hiçbir yerleri yoktu! Çünkü bu ülke, bu yurt hepimizin olduğu gibi onların da –Kürtler’in ve Kürtçe’nin de- ülkesi, yurduydu…

***

Fakat o gecede fitili ateşleyen sanatçının 3. Şarkısına başlamadan önce protestoculara bakarak zafer işareti yapmış olduğu gibi bir provokasyona imza attığı söyleniyor!

Eğer böyleyse bu da vahim bir durum. Zira sanatçı sosyal sorumluluğu gereği böyle bir kışkırtma içine girmemelidir. 13 cenaze ile yurdun her köşesinden acılı çığlıkların yükseldiği bir günün akşamında, hele bir konserde. Barış için hep bir ağızdan çözüm sürecine katkıda bulunmamız gereken zamanlarda…

Dediğimiz gibi bilemiyoruz!

***

Benim tuhafıma giden bir başka durum, aslında böyle bir konserde kısa bir incelemeye dahi gerek olmadan, eğitimli, okumuş, yazmış bir kitle ile karşı karşıya olunduğu açıklıkla ortada iken, nasıl olur da böylesi bir tepkime ve güç gösterisine girilebildiği idi!

En azından sokakta ki sıradan yığınlara göre, sosyo-kültürel açıdan daha üst düzey bir topluluk olduğu bilinen bu topluluktan böylesi bir eylem beklenmezdi.

Fakat şunu unutmamak gerekiyor; bir üniversitenin yumuşak huylu, entelektüel düzeyi maksimize düzeyde prof. Dekanını da alıp, ilkel koşullara hapsetseniz, insan kısa zamanda o ilkel düzeye adapte olabiliyor.

***

Yanlış anımsamıyorsam Siyaset Sosyologu Maurice Duverger’in bir kitabında şöyle bir olayı okumuştum: Kuzey Afrika ülkelerinden birine giden bir Fransız Sosyal-Psikolog’un konusu “Tasavvuf ve Şazeli tarikatı”dır.

Bilim insanı ondan beklendiği şekilde, araştırma konusu ile ilgili her yere gitmekte ve her arayış girebilmek tedir…Doğal olarak.

Bu yerlerden biri de bir “Zikir” meclisidir. Ne İslam, ne Tasavvuf ile ilgisi olmayan psikolog, hem Fransız, hem de bir Hıristiyan olmasına rağmen…Zikiri, zikir halkasında bir izleyici olarak tadacaktır…Da.. Olan olur. Psikolog Zikir halkasında, kendinden uzaklaşır ve transa geçer. Atar ruhunu yerden yere.

Bu nasıl bir kendinden geçiştir? Demek! Kişi veya gruplar, istemedikleri yerlere ve zamanlara da kanat çırpabiliyorlar. Ya da hesaplayamadıkları oluşumlar içinde kendilerini bulabiliyorlar.

Sanırım psikolog, bir bilim tavrıyla, biraz merak, biraz farklı tat alma duyusuyla böylesi bir oluşum içinde kendini farklı bir alemde bulmuştur. Zararı yok. En azından yaşayarak araştırma, konusunu iyi tahlil etme şansına kavuşmuştur.

Ancak her iş böyle zararsız eylemlerden oluşmaz. Ve her  kişi, kendi yaptıklarından, söylediklerinden sorumludur… Toplumlar da öyle…

Öyleyse; Kürt’ün de, Türk’ün de, Çerkes’in de yaptıklarında, söylediklerinde bir sorumluluk payı vardır. Yapılan her hareket, her eylem, her işlem, her söylem, o halk, o kültür, o sosyal yapı hakkında bize fikir verir.

Duyduğum zaman; “Keşke o yuhalayanlar içinde, en çok sevdiğim insanlardan bir yakınım, bir Çerkes’de olmasaydı!” diye geçirdim içimden. Zira ne ”Aynur”, siyaset kadını! Ne “Harbiye Açık Hava”, bir siyaset sahnesi. Üstelik siyaset ve siyasetçi dahi yuhalanmayı, şiddet gösterilerini, ıslık, küfür ve uçuşan sandalyeleri hak etmez.

Eğer savaşsa, siyasetten uzaklaşma da kendi payımız varsa, oturup ağlamayız ve kendimizi ışınladığımız meydanlarda hesaplaşma yoluna gider ve açıkça savaşırız.

Her şeye rağmen, bu ülkede hiçbir dil, hiçbir kültür, hiçbir halk grubu yuhalanmayı, dışlanmayı, ötelenmeyi, diğerileştirilmeyi hak etmiyor.

***

Ya yaşamlarının en taze baharında, sırtlarında kırk kiloluk teçhizatlarıyla, ellerinde silahları, yolu dağlara düşmüş fidanlar… Onlar ölmeyi hak ettiler mi?

Arkasında gözü yaşlı onlarca yakını… Ağıtlar, ağlayışlar ve canhıraş çığlıklar… Onlar da hak etmediler. Hele anneler!

Keşke bu olayların ikisi de olmasaydı.

Halkları kardeşlikte, huzurda, sanatta, kültürde, üretimde, paylaşımda, yaratımda buluşturabilseydik.

Keşke çocuklarımız, şehirden ve nimetlerinden, havuz kenarlarından, diskoların ışıltılı gecelerinden habersiz, bir dağın uzak köşelerinde, boğazlaşıp, can vermeseydiler…


Bu yazı toplam 5279 defa okundu.





janset kurt

türkiye cumhuriyeti kurulduğundan beri meçliste kendilerini en çok temsil edebilen etnik kimlik kürk kimliğidir.bu günde bdp dışında diğer partilerde kürt kökenli çok fazla milletvekili bulunmaktadır.ama nedense kürt sorununun bu kadar konuşulduğu bu ülkede ne yazıkki kürt halkı meclise gönderdikleri vekillerinin kendi sorunları hakkında hiç bir şey yapmadığını göremedikleri gibi sahip olamadıkları tüm haklar için sadece t.c yi suçlamaktadır.vekillerinin yakasına yapışmak yerine.ama bunu yapamazlar çünkü bu vekiller kendi sosyal sistemlerinde yörenin ileri gelen ailelerinin fertleridir.ve blok blok oylarla sorgusuzca meclise gönderilmişlerdir.yıllar önce pkk ile illegal yollardan başlayan kürt direnişi siyasal arenaya geçiştede hata yapmış ne yazıkki bdp partisi sadece pkk gibi tüm dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütün sözcülüğünü yapmak dışında bir şey yapmamıştır.sahip olmak istedikleri haklar uğruna sadace t.c yasaları gereği askerlik yapan canlara kıyan ve bu şekilde kazanım elde edeceklerini düşünen tüm zihniyetleri kınıyorum.ve çerkeslerin demokratik mücadelesini verirken kürt meselesine dahil olmasının çerkeslere bir kazanım vereceğini düşünmüyorum.saygılarımla.......

04 Ağustos 2011 Perşembe Saat 14:56
Melgosh Suat

Bence once SEHITLIK kavramini gozden gecirelim. Zorunlu olarak oraya gonderilen ve sorsan bir cogunun gitmek istemeyecegi o bolgede insanlarin olmeleri ne kadar sehadet mertebesiyle onurlandirilabilir dusunmek lazim. Karsi tarafta kendi olulerine sehit diyor. Onlar da musluman ve kendi vatanlari icin savasiyorlar soylemlerinde. Ustelik aciklamalara bakarsaniz tamamen savunma amacli bir saldiri oldugunu gorursunuz. Askerler surekli operasyona cikiyor ve sonucunda da boyle bir olay olmasi muhtemeldir elbette. 10 yildan uzun suren bir ateskes surecinde o bolgede gerceklestirilen eylemler yuzde 5 lere dusmusken ve olenlerin sayisida bu rakamlara inmisken bu surecin nasil degerlendirildigine bir bakalim isterim. Yoketme ve inkar politikalarindan en ufak bir sapma yok. ACILIM sureci diye bir sey baslattilar fakat biz daha bu surecin ne oldugunu bile anlamadan yapacaklarimiz bu kadar bundan fazlasini kimse beklemesin diyorlar. Haliyle insan aldatilmis hissediyor kendini. Insanlara temel demokratik haklarinin verilmesi ve dogal asimilasyona karsi pozitif ayrimcilik yapilmasi lazimken en ufak bir notaya bile tahammul edemeyen bu zavallıları siddetle kiniyorum. Ister bizim milletimizden olsun ister baska milletlerden.

26 Temmuz 2011 Salı Saat 12:38
Bırs Bülent

Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar kötü olursa olsun, hiçbir konuda değişiklik düşünmezler.

Hele ki çevreleri tarafından hak ve özgürlük elde etmenin zorluğuna “inandırılmış”, hassas ve dengeli bir hayat yaşayanlar, “mevcut dengeye” ve “kendini kanıtlamış güçlere” sıkı sıkıya tutunurlar.

Tarihi olaylara gözattığımızda, iyi bir dünyada yaşadığını düşünen “korkutulmuş ve aciz” kişiler bu dünyayı olduğu gibi korumak isterken, sizin gibi cesur fakat maalesef hayal kırıklığına uğramış kişiler ise; hak ve özgürlüklerin temini konusunda dünyayı temelden değiştirmek istemişlerdir.

Umarım bir gün değişecek Semih bey. Ellerinize sağlık.

O konserde yuhalayanlar arasında bir Çerkes varmıydı, yokmuydu bilemem ama, iyi ki böyle bir yazıyı kaleme alabilen bir Çerkes var….
Saygı, Sevgi ve Selamlarımla...

25 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 20:25
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net