

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte ülkede yaşayan tüm halkların bir kazanda eritilip tek bir ulus yaratılması politikaları uzun yıllar hız kesmeden uygulanmış bu politikalar diğer Türkiye halkları gibi Çerkeslere de çok pahallıya mal olmuştur. Halkımızın asırlar boyunca oluşturmuş olduğu folklor ürünlerimiz dahi devlet tarafından derlenip kayıt altına alınmamıştır. Halkımız dilsiz, edebiyatsız, müziksiz yaşamaya mahkum edilmiştir.
1961 anayasası ile birlikte daha özgür ve demokratik bir ortam oluşmuş daha önce 1908 anayasasından sonra olduğu gibi bu ortam Çerkes halkının sosyo- kültürel ve politik yaşamında olumlu gelişmelerin başlangıcı olmuştur. Bu bağlamda adı ilk akla gelen kurumlarımızın başında 1961 yılında kurulmuş olan Ankara Kafkas Kültür Derneği gelmektedir. Türkiye Çerkeslerinin tarihinde önemli bir yeri olan bu kurumun tarihinin yazılması zorunludur. Kuruluş yıllarından beri Ankara’da oturan ve bu dernekte önemli hizmetler vermiş kişiler henüz hayatta iken bu iş mutlaka başarılmalıdır.
Derneğin doğup gelişme safhalarının yaşandığı ilk yıllarda büyük emek ve fedakarlıkları geçen ve şu anda bir kısmı ebediyete göçmüş olanların hizmetleri ortaya konulmalı, bu değerli kişilerin isimleri unutturulmamalıdır.
Ankara Derneği kuruluşundan itibaren salt bir dernek olarak kalmamış, Çerkesler için bir okul ve akademi rolünü de üstlenmiştir. Halkımız kendisi hakkındaki ilk bilgileri orada bulmuş ilk okuma yazmalar orada öğrenilmiş, Çerkeslik bilincinin ilk temelleri orada atılmıştır.
Soğuk savaş yıllarına rağmen Kafkasya’nın vatanımız, orada yaşayanların soydaşımız olduğu ilk orada dile getirilmiştir. Çerkes halkının vatanı ve ulusu hakkındaki tabuları ilk orada kırılmış ezberler ilk orada bozulmuştur. Çerkeslerin geleceği ile ilgili en hararetli tartışmalar orada yapılmış vatana dönüş düşüncesi orada doğmuş ve gelişmiştir. Ne soğuk savaş döneminin baskı ve propogandaları ne dernek çevresindeki ülkücü kuşatma ne de 12 Eylül rejimi onu yolundan alıkoyamamıştır.Bugün Türkiyede Çerkeslik bilinci sahibi her kişinin mayasında doğrudan veya dolaylı,az veya çok Ankara Derneğinin bir katkısının olduğu inkar edilemez bir gerçektir.
Bunları söylerken elli yılın aynı derecede başarılı olduğunu da iddia edemeyiz. Son yirmi yılda başarı grafiği aşağılara doğru düşüş göstermiş yukarıda dile getirdiğim özelliklerinden uzaklaşmiştır. Bunda 12 Eylül rejiminin toplumu politikasızlaştırma politikalarının önemli payı vardır. Gençlik yıllarında dernek çalışmalarında yüksek aktivite gösterip orta ve ileri yaşlarda sınıf ve statü değiştirmeleri nedeniyle ulusal soruna bakış açıları da değişen kadroların da payının olduğunu düşünüyorum.
Çerkeslik
çalışmalarında bir çok ilki gerçekleştirmiş olan bu derneğin
Çerkes adını almada en sonlara kalmasını da öncü rolünü kaybettiğinin
bir işareti o larak değerlendiriyorum. Çerkesin dünya alemce bilinen
anlamını kendince değiştirmeye çalışmiş olmasını da yadırgıyorum. Tüzüğe
konmuş olan Çerkes tanımı öncelikle bilime aykırıdır. Adiğelerin
Çerkesliği ezeli ve ebedidir.Diğer halklarin bir kesimine kimi yerlerde
ve belirli dönemlerde bilmeyerek Çerkes denmiş olması onların Çerkes
oldukları anlamına gelmez. Eğer K.Kafkasya halklarının tamamı (Adiğeler,Abazalar,Vubuhlar,
Ankara Derneği’nin son olarak Sıhhıye, Kadıköy ve Taksim meydanlarında Çerkes halkının yükselen feryadına gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamış olmasını da tarihindeki ilerici ve devrimci geleneği ile bağdaştıramadığımı belirtmek istiyorum.
Yönetime gelen genç kadroyu kutluyorum. Ankara Derneği’ni sıradan bir dernek olmaktan çıkarıp Çerkes halkının umudu olan bir kurum haline getirmek istiyorlarsa derneğin tarihini iyi okmumalarını öneririm.Kendilerine yol gösterecek deneyimleri orada bulabileceklerine kuşkuları olmasın.degerli arkadaslar yapilan tartismayi hayretle izliyorum.Konu cok basit niye bukadar cetrefilli hale sokuyoruz anlamiyorum.
Bu is diaspora kosullarina yani sonradan olusmus kosullara gore nasil sekillenir ki.Bize yol gosterecek orjinal durum kafkasyada acik bir sekilde haritalarla belirlenmis.Siz bu orijinal duruma niye fantastik mudahaleler yapmaya kalkiyorsunuz.
Diasporada insanlar denize dusmusler ve kuzey kafkasya adiyla yani bolgesel hemsehrilik baglariyla o zamana uygun gayet akilli bir sekilde dernekler kurup bir arada faaliyet gostermisler, doneme ve kosullara uygun olarak.Ancak ben duzcede hic bir abazanin biz cerkesiz dedigini duymadim.Bunun yaninda her zaman birbirimize yakin oldugumuzu hisset
tik ve Duzcedeki diger etnik guruplarda hissetti.
20 yildirda adigeyde yasiyorum degisik vesilelerle buradada cecen,ingus,abaza,dagistanli tanidiklarim oldu onlarlardan biz cerkesiz diye bir sey duymadigim gibi Turkiyede sizide cerkes olarak kabul ediyorlar dedigim de hatta tepkiyle karsilastim ve gulduler.
Dogruda yaptilar cunku tarih, birzamanlar 3-5 arkadasla kuzey kafkas derneklerinde beraber faaliyet gosterdik diyerek hatir iliskisine gore tanzim edilemiyecek kadar gercektir.Beraber mucadele ettigimiz diger arkadaslar yine kuzey kafkasyali bolgesel hemserilerimizdir,cunku birbirimize yakin bir kultur ve felsefe anlayisimiz mevcuttur.
Ancak onlari kendilerininde kabul etmedigi cerkes kelimesine paragraf acip icine koymayalim,onlar zaten gercek duruma uygun olani yaparak kendi derneklerini actilar.Ankara dernegi bu hatayi yapmistir en kisa zamanda duzeltir ve diger derneklerde bu hataya dusmezler insallah.
ayrica yazar arkadasimiza yapilan adige milliyetciligi suclamasinida haksiz buldugumu belirtiyim. iyi gunler
mamiy samil
50nci Yılında Ankara Derneği,
Sn. Çetao İbrahim abimiz Ankara Derneği nin 50. Yılı ile ilgili, cherkessia.net de bir yazı yazdı. Ankara Derneğinin birikimleri, kullandığı kavramlarla okunduğunda çok anlamlı bir yazıdır. Ankara Derneğinin Çerkes halkının ulusal-demokratik mücadelesindeki yerini kısaca özetlemektedir yazı. Ta ki son paragraflara gelene kadar. İbrahim abi, bizler Ankara Derneğinde Çerkes dediğimizde sadece Adige mi diyorduk? Çerkes halkının demokratik hakları dediğimizde, Çerkes halkının anayurda dönüş hakkı dediğimizde, Çerkes halkının kendi kaderini tayin hakkı dediğimizde bu hakları sadece Adigeler için mi istiyorduk? Elbette ki hayır. Tüm bu ulusal demokratik hakları Kuzey Kafkasya da var olan halklar ve onların sürgün edilmiş muhaceret kesimleri için istiyorduk. Bu nedenle Dağıstanlı, Çeçen, Asetin, Karaçay, Abaza, Adige ayırımı yapmadan hep birlikte mücadele etmesini, hep birlikte halkımıza ve onların örgütlü kurumları olan derneklerimize sahip çıkmayı biliyorduk.
Ankara Derneğinin Tüzüğü de bu geçmişin, 50 yıllık birikimin ışığında hazırlandı. Bu nedenle Derneğin adının Çerkes olması ve Çerkes tanımı genel kurulda oybirliği ile kabul edildi. Dernek genel kurulu geçmişine, tarihine sahip çıktı.
Diyorsun ki diğer "Diğer halklarin bir kesimine kimi yerlerde ve belirli dönemlerde bilmeyerek Çerkes denmiş olması onların Çerkes oldukları anlamına gelmez". Yani elli yıldır Ankara derneğinde bir yanlışlık yapıldı ve bu halklara bilmeden Çerkes dendi, aslolan Çerkes Adige idi. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki eğer bizi bir üst kimlikte birleştirecek kavramlara, Çerkes e veya Kuzey Kafkasyalı ya, Abaza halkının, Çeçen Halkını vb. ihtiyacı yoksa benim de yok. Ben Adige olduğumun bilincindeyim. Benim halkımın da yok. Benim halkım da Adige olduğunun bilincinde. Ama ilerici ve devrimci bir gelenekten bahsedeceksek bu Adige milliyetçiliği ile bağdaşmaz. İlerici ve devrimci gelenek ortak tarihsel, kültürel ve politik geçmişleri olan, muhacerette ortak sorunları olan Kuzey Kafkasya halklarının, Çerkes halklarının dayanışmasını öngörür. Ve Ankara Derneği de bu öngörü doğrultusundan hiç ayrılmadı.
İbrahim abi, eğer Çerkes kavramı senin önerdiğin gibi sadece Adige için kullanılacaksa, eğer buna inanıyorsan neden derneğin adının Çerkes olarak değiştirilmesini destekliyorsun. Bu destek yıllarca derneğimize hizmet vermiş, emek vermiş Adige olmayan üyelere haksızlık değilmi? Neden derneğin adının onları da kapsayacak bir ad olmasını istemiyorsun?
Bu soruya senin köşe yazısı yazdığın ekipten yanıtlar da gelmiyor değil. Diyorlarki;
1. Diğerleri ayrıldı gitti zaten diye bir görüş var. Ayrılıp gidenlerin büyük bir kısmı siyasi nedenler le ayrıldılar. Tıpkı aynı siyasi nedenlerle ayrılan Adige ler gibi. Hemen hemen hepsi gidip Konsey çatısı altında birleştiler. Bizimle aynı görüşte olan, dönüşcü, demokrat, ilerici, devrimci arkadaşlarımız ayrılmadı da suç mu işledi? Bize, demokrat-dönüşcü Adigelere güvenerek hata mı ettiler?
2. Adige uluslaşmasının önünde engel oluyorlar diye bir görüş var. Tamamen hatalı ve milliyetçi bir görüş. Ulus devlet den başka bir örgütlenme modelini bilmeyenlerin, 19. yüzyıl da takılıp kalanların siyasi yaklaşımı bu. Bu yaklaşım bizi anvatan da da, muhaceret de de çok ciddi sıkıntılara sokacak.
3. Biz diğer halkları, Türkiyede olduğu gibi asimile etmek istemiyoruz diyenler var. Diyorlar ki hepsine Çerkes dediğimizde, Türkiye de Türk denmiş gibi olurmuş. Ne alaka. Türkiye de kurtuluş savaşı sırasında bütün müslüman halkları bir arada tutan siyaset, savaşdan sonra dünyadaki milliyetçi dalgayı da arkasına alarak Türk milliyetçisi bir siyasete dönüştü. Asimilasyon politikaları benimsendi ve demokrasi mücadelesi bu siyasete karşı yürütüldü. Elbette Kuzey Kafkasya halklarını Adigeleştirmek isteyenler varsa, ki ben bugüne kadar duymadım, bu siyaset yanlıştır. Eğer Çerkes i (Circassian-Çerkesyalı) etnik bir temele indirgemezseniz böylesi bir yaklaşım olmaz, sorun da olmaz. Çerkesya lı olmak, o coğrafya da yaşayan bütün halklara saygı temelinde gerçekleştirilebilir. Bu coğrafya da yaşayan bütün halkların ulusal gelişimi önündeki tarihden gelen ve bu gün çıkartılan engeller kaldırılırsa gerçekleştirilebilir. Ve bu da bu coğrafyanın halklarının birbirlerine karşı milliyetçi argümanlarla çıkmadan, dayanışma içinde olmaları koşulu ile gerçekleştirilebilir.
İbrahim abi, Türkiye de Çerkesler anavatandan daha yoğun biçimde iç içe yaşıyorlar. Türkiye de az da olsa Doğu Kafkasya savaşının sonucunda ülkesini terk etmek zorunda olanların (Çeçenler-Dağıstanlılar) yanı sıra Batı Kafkasya (Çerkesya) savaşının sonucunda soykırım ve sürgüne uğratılan halklar iç içe yaşıyor. Adige ler, Vubıh lar, Abazalar iç içe yaşıyor. Abhazya nın Apsuvalarının yanısıra, Çerkesya nın Aşuva, Aşkaruva ve Apsuvaları da iç içe yaşıyor. Ardından 11 Mayıs Cumhuriyeti mücedelesinden sonra Türkiye ye gelen siyasi mülteciler bizimle beraber. 2. Dünya savaşı mültecileri de, son Çeçenistan savaşı mültecileri de bizimle beraber.
Bu mülteciler meşrutiyet den sonra Çerkes örgütlenmelerinde bir araya geldiler. İstanbul da kurulan Çerkes Teavvün Cemiyetinde de, İzmir de kurulan ve tüm kurucuları hain kabul edilerek 150 likler listesine alınan Çerkes Derneğinde de birarada oldular. Elbette içlerinde Adige ler daha çoktu, ve fakat başta Abazalar olmak üzere diğer halklar da yer aldılar.
Sonuç olarak İbrahim Abi, Türkiye de bizler hep iç içe yaşadık, birlikte mücadele ettik ve kurumlarımızı birlikte oluşturduk. Bu geç milliyetçi dalganın da bizi parçalamasına izin vermemeliyiz.
Siz Maykop da sadece Adigeler olarak yanlız kalmış olabilirsiniz. Fakat bu yanlızlık değil doğru olan. Adige halkı açısından Maykop çok önemli. Fakat Çerkes sorunu açısından da Soçi ruhu unutturulmamalı. Soçi de Şapsığların yanı sıra Vubıhlar ve Apsuva lar (Sadz lar) vardı. Soçi Vubıh,Adige ve Abhaz halklarının birlik ve dayanışmasının örneğidir. Ve 21 mayıs soykırım ve sürgün olarak bu halkların, anavatandaki devlet örgütlenmelerinin de resmi olarak tanıdığı, ulusal yas günüdür. 21 Mayıs ayrıca tüm Kuzey Kafkasyalıların-Dağlıların Çarlık Rusyasına karşı verilen mücadelenin, savaşın son günü olduğu için de yas günüdür.
Ve Ankara Derneği temelde 21 Mayıs Muhacirlerinin derneği olduğu için Çerkes Derneği dir.
Selam ve sevgilerimle,
Yusuf Kamil Taymaz
Kaynak : kuban-terek mail gurubu
Ankara derneği veya başka dernekler hızla Çerkes derneği-Adıge Xase olmak zorundadır.
Bu karışık tanımlamalar artık gerçekten komik oluyor.
Bunlara kendileride inanmıyorlar zaten. Onun içinde dayanak bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü inanmadığınız bir tanımlamaya başkarını inandırmanız zor olsa gerek. sayın Çetaw incitmeden yazmaya çalışmış. çerkesyaya selamlar.
