Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Çerkes Halkı Var Oluş Sürecinin Neresinde?
11 Mayıs 2011 Çarşamba Saat 01:38

"Biz aldıklarımızla yaşamımızı sürdürebiliriz, fakat verdiklerimizle bir yaşam yaratırız!"

                                                           N. MacEwan

Birey ya da toplum fark etmez…

Var oluşunun bir amacı vardır.

Yoksa da olmalıdır.

Amaçsızlıkta direnen, yok olmak durumundadır.

Doğa da, toplumsal yapılar da dengeyi bu şekilde kurmuştur.

Varoluşun kurallarına uyulmalıdır.

***

Zaman acımasızdır.

Bir buldozer gibi ezer ve geçer.

Onunla yarışmak zorunda kalanlar, yani tüm canlılar, evrim tezgahında kendilerine yer açmak zorundadırlar.

Ve bu yarışta yerinde saymak affedilmez bir suçtur.

Suçun cezası doğa  ya da uygarlık tarafından verilen yok olma cezasıdır.

Döndürülemez, kaldırılamaz, ertelenemez.

Erteleme yollarından bazısı yerinde saymaksa da, yürümekte ertelemek demektir.

Çünkü herkes yürümektedir.

Yürümek kimseyi, kimsenin önüne koymaz.

Var olmak için kendini korumak yetmez.

Sadece savunma mekanizmasıyla gelecek yakalanmaz.

***

Doğa da, toplumsal yasalar da acımasızdır, çünkü rekabet onun değişmezidir.

Yarış içinde her şey, herkes, bir koşu halindedir.

Değişen canlılar, olaylar ve her şey, insanı ya da toplumu ayakta kalmaya değil, adeta yok olmaya zorlar.

Yeni koşullara uyum sağlayamayan yok olur.

Oysa uyum sağlayan ve ortamda ayakta kalmayı başaran bilinç ile koşandır.

Bir kişiyi veya halkı  ayakta tutan, inancı, varoluş azmi ve çabasıdır.

Onu; sürdürülebilir istikrar, düşünsel derinlik, gelecek kurgusu, ileriye taşıyacaktır.

Ve rakiplerine karşı güçlü  kılacaktır.

***

Zayıflık, zafiyet, tutku, korku, amaçsızlık, sersemlik, kararsızlık, karamsarlık, ihtiyatsızlık, tutarsızlık, hesapsızlık, kuralsızlık, disiplinsizlik, ihmalkarlık; yaşamın içinde kalmak ve yükselmek isteyeni içeriden vurur.

Rakiplerine dahi gerek kalmadan, yok oluşun selleri arasında kendi kendine boğulur gider.

Onun için daima, güçlü, diri, enerjik ve ne yaptığını biliyor olmak zorundadır.

Acınılası ya da komik duruma düşmemek için en ufak hata, en küçük unutkanlık affedilmez sonuçlara yol açar.

***

Bir kişinin veya toplumun geçmişinde hatalar, eksiklikler ya da fazlalıklar olabilir.

Olumsuz rekabet ve doğa koşulları da.

Hesaplanamayacak rastlantısal ilişkiler de onu istenmeyen sonuçlara sürüklemişte.

Kayıplar, kırılmalar, travmalar, her şey yaşamın içindedir.

Canlı bazen ölür  ölür dirilir, küllerinden yeniden…

Doğru bir çıkış için, tarihsel-toplumsal bellek harekete geçer.

Anımsamak; unutmamak ve yanlışı yinelememek için iyidir, fakat kinle yanıp, intikamla kavrulmak için değil.

***

Zamanı tersine çevirmek asla…Asla mümkün değildir.

Fakat yaşanılmış olumsuzlukları  yinelememek…

Hantallık, gevşeklik ve ataletten sıyrılmak…

-Evet!

***

Yeni çıkışlarda, yeni silahlar edinilmelidir.

Eski, hesaplanabilir çıkışlar, gerçek çıkış yolu olmayacaktır.

Gerek sürprizlere karşı dikkatli olmak, gerekse de yeni sürprizlerin mucidi olmak gerektir.

Var oluşun temeli dört süreçten ibarettir; kendini tanımak, yeniden biçimlendirip yaratmak, dışarıdaki dünyaya tanıtmak ve genişlemek üzerine kuruludur.

Bu aşamalardan tek biri sırayla işlemezse, durağanlaşan mekanizmanın sesi kesilmek, yaşama süreçleri de elinden alınmak üzere demektir.

***

Çerkes halkı; tarihin çarkları arasında hunharca ezildi.

Doğa olaylarının(salgın hastalıkların) zayıf bıraktığı bir toplum, uzun bir savaş sürecinin, acımasız ve yıpratıcı etkisiyle yok oluşun kıyısına taşındı.

Soykırım, işgal ve sürgün, tüm felaketleri bir arada yaşadı.

Ve bugüne kadar bu ağır travmanın etkisi altında kaldı.

Halk öylesine yaralandı ve parçalandı ki…

O günden bugüne, bir kısmı acı ile yas tutmak…

Diğer kısmı da acılarını  derinlerine gömerek, dans ve şarkılarla avunmak durumunda kaldı.

Hem ağlanası, hem gülünesi bu absürt durum karşısında, kuşkusuz kafaları soru işaretleri ile dolu bir kısım Çerkes aydını ise şimdi kendi kendine…

- Ne yapmalı? sorusunu soruyor.

Çünkü bu zamana kadar olan hiçbir şey onu yaşam içinde bir ileri aşamaya sıçratmaya yetmedi ve her daim adımları geri geri kaydı…

***

Soruyu sormak; daha varoluş sürecinin ilk aşamasına varılamadığının açık bir kanıtı.

Gelinen nokta, Çerkesler’in birinci aşama olan “Kendini tanıma” sürecine dahi henüz erişememiş olduğu anlamına gelmekte.

Çünkü kendini tanımlamış olan, ne yapacağını da bilir ve neleri yapabileceğini de…

İşte Çerkes halkının bütün bu önünde duran, uzun ve zorlayıcı merdivenler öncesinde, kısaca durumu özetleyen cümle şu;

- Ne yapmalı? sorusuna nasıl bir yanıt olmalı?...

Ağustos Böcekleri

Mevsim kısaydı

Çizmede her yolun
Roma’ya çıkması  gibi
Onların da her yaz sonu
Ölüme çıkardı yolları

Zaman kısa
Şarkı zamana nispet uzundu

Bu yüzden miydi neydi?
Onların  şarkılarının
Neşe ve yaşam
Sevinciyle mi dolu
Yoksa dokunaklı
Birer ağıttan mı ibaret
Olduğunu

Kimse
Belki kendileri de
Anlayamadı…


Bu yazı toplam 4427 defa okundu.





Albuz Gergin

Wupsev!

Eline sağlık başarıların daim olsun. Severek ve öğrenerek sizi izliyorum sağlıcakla varolun.

27 Ocak 2022 Perşembe Saat 11:14
Deguf Gamze

Deguf Gamze bunu beğendi :) kaleminize sağlık semih abi.

12 Mayıs 2011 Perşembe Saat 02:35
Saim

Bu sayfadaki her metin gibi yada Çerkes (Adiğe) Genetiği gibi paralel sayfalarda olduğu gibi paylaşımlarını okuyorum.Bu anlamda dur bunu da yorum yazayım kasılmalarıyla amiyane tabiriyle "gazım çıksın" anlamında yazmıyorum inan.Sadece hepimizin kafasını kemiren Ne yapmalı? sorusunu bu sayfalarda gündeme taşıdığın için kendimce cevabımı paylaşabilmek derdim ,işin aslı.
Ne yapmalı sorusuna cevap arama ihtiyacı hatta belki de mecburiyeti hisseden insanların bence "ne olduğuna" karar vermesi gerekir.Bunu saf Adiğe,Çerkes,Abhaz,Çeçen gibi ayrımlarla söylemiyorum.Açıkcası kast ettiğim noktanın kilidi kendimce bakış açısıyla sadece dil.Dili geri kazanabilirsek yavaş yavaş kimliğimizi geri kazanacağız.Çok değer verdiğim bir dostumun(Thats Tamer Adıgüzel) dilinden düşmeyen bir ifadeyle "dünya ya kalpağın altından bakmak" mantığını belkide geri alabiliriz.
Her zaman diyorum ya "bence".Çünkü bu sayfaların yada oluşumların teorisyeni,iskeleti yada kemik unsuru değilim ve öyle bir iddiamda yok.Kendi adıma Yurtsever oluşuma taraftar olsam da tüm oluşumları dikkatle takip ediyorum çünkü yeni oluşumların önümüzdeki ve biz bu hayattan gittikten sonraki tüm süreçleri bir şekilde etkileyeceği ciddiyetindeyim.Bu anlamda okuyan birinin Yurtseverin biri bakın ne diyor söz hakkını vermek istemiyorum sadece.
Bence ne yapmalı sorusundan önce ne olduğumuzu anlamlandırmalıyız ve tekrar olacak ama bunun da anahtarı dildir.Bu anlamda ben zaman yok,bir şeyler yapmalı mantığını aceleci belki insanları kızdıracak ama bencilce buluyorum.Bir şeyler yapalım ama bende göreyim gibi bir bencillik ve sevinç duyma ihtiyacı ama ulusal süreçler bir yada birkaç insan ömrünü aşan oluşumlardır hepimizin bildiği.Dili geri kazanarak,diaspora ve anavatanı ile zaman içinde mantıklı ve sağlam örgütlenmelerle gelişecek bir sürecin yapılacak olumlu bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
Sadece kişisel bakışım;Çerkes kültürü köy yaşamının ağırlıkta olduğu dönemlerde gerçekten bir yaşam biçimiydi,zira o toplumda yaşamanın var olmanın karşılığı Adiğe gibi yaşayabilmek,dil ve xabzeyi bilmekten geçiyordu.Oysa kentleşmenin hızlanıp köy yaşamanın değer kaybettiği süreçlerde ki buna türkiyenin ağır siyasal şartları da eklenince,Çerkes kültürü yaptırımını kaybetmeye ve zamanla adeta hobileşmeye başladı.Yaşam biçiminden hobileşmeye giden süreçte yoğun tv yada sanal bombardıman,burjuva kültürü baskısıyla bir başkası olmanın ötekileşmeye gittiği,sınıf atlamayanın adeta utanılacak insan olduğu süreçlerde yaşadık.Türkiye halkları kendi içinde bu anlamda sıkışma,çelişkiler yaşarken biz bunların paralelinde birde Abhazya savaşıyla yüzleştik.Söylemler nutuklar yetmiyordu,bunlara bedel ödemeliydik.Gittik kaldık ama bu da bizde bir çözülme yaşattı bence.Tam bunu sorgularken 1.Çeçen savaşının Cahar Dudayevle sonlanan Kafkasya milliyetçiliği cephesinden 2. Çeçen savaşıyla cihat cephesine geçişinin iç buhranlarını da yaşadık bence.
Hep diyorum ya,kişisel görüşüm bunlar,bence bunların sonucunda ötekileşme tehdidi,bedel ödeme kaygılarımız,sınıflaşmaya zorlayan sistem etkenleri arasında kimliğimizi ikinci planlara attık.
Uzatmış olsam da,kısacası kilidi dil ve örgütlenme oluşturacak bu sorunun cevabında .Yine "ve" nolur şu bizde bir şeyler görelimde huzur bulalım paniğinden çıkalım.Görmeyelim boş verin.Çünkü bu tür şeyler uzun solukludur.
12 Nisan dan beri yaşanan süreçlerde bence,kimlik seçme buhranlarımızdır.Adiğe,Çerkes,Kafkasyalı,Türkiyeli,Aslen Çerkesim ama Türküm vs vs.İnsanlar ve hayata özeleştiri ve kimlik seçme şansı tanıyalım nolur.Zira zorlamayla oluşturulacak yapay kimlikler zaman içinde telafisi mümkün olmayan zararlar verir aksine
.tüm bunlar kişisel bir yorumdur ve seçimler açısından burada ifade edilmiştir.Selamlar

12 Mayıs 2011 Perşembe Saat 01:26
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net