Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
12 Mart, Ölüm ve Ölümden Sonra Dirilme
06 Mart 2011 Pazar Saat 18:47

Bundan tam 40 yıl önce, 12 Mart 1971'de, Türkiye’de ABD, büyük sermaye  ve CHP’nin desteğiyle, emir ve komuta zinciri içinde, uğursuz  bir askeri müdahale yapılmıştı. Başlarda ‘ilerici’ çevrelerde yersiz beklentilere yol açan bu faşist müdahalenin  gerçek niteliği, TİP (Türkiye İşçi Partisi) dışında, teşhis edilememişti. Sağ örgüt ve çevreler, bunu  bir  ‘ilerici’ müdahale sanıp sinmişler, ilericilere yönelik saldırılarına (Bursa,vb gibi yörelerdeki saldırı ve gösterilere) son vermişlerdi. Çünkü ordu ‘ ilerici’ sanılıyordu. Sol öğrenci örgütü Dev-Genç  de ‘ilerici’ sanıp askeri müdahaleyi desteklemişti.

Bu da sol/goşist hareketlerin bilinç yetersizliğinin bir kanıtı idi.

Buna karşılık CHP sekreteri Bülent Ecevit, başka bir nedenle 12 Mart’a karşı çıkmış, görevinden istifa etmişti. Askeri bildiriyi/muhtırayı  bilimsel bir bakışla ele alıp Milliyet’te değerlendiren yazar İsmail Cem ise, bildirinin totaliterliğini (faşist anlayışla kaleme alındığını) ortaya koymuş, bunun üzerine rahmetli Abdi İpekçi de onu alelacele  Hindistan’a yollayarak büyük bir belanın dışına kaçırmış, ona babalık yapmıştı .

İsmet İnönü'nün onay vermesiyle, CHP'den istifa ettirilen  Nihat Erim’in başkanlığında, AP ve CHP’nin de  bakan ve güvenoyu  verdiği bir ‘teknokratlar hükümeti’ kuruldu (26 Mart 1971).

Nihat Erim, sola ve demokrasinin genişletilmesini isteyen çevrelere tehditler savuran bir hükümet  programını  okudu. Erim, cunta adına, CHP’nin tek parti dönemini, 1930’lar faşizmini  anımsatan bir konuşma yapmıştı.

Bunun üzerine sol /öğrenci  gruplar ayıldılar ve silahlı eylemleri  başlattılar. Bu da, faşistlere aradıkları  fırsatı verdi. 11 ilde resmen, bütün Türkiye’de de fiilen sıkıyönetim ilan edildi.

Askeri idarenin ne demek olduğunu bilmeyen gazeteciler seslerini yükseltmeye kakıştılar. Çetin Altan ve İlhan Selçuk da dahil, hepsi içeri alındı ve canlarına okundu.

Derneklerimizin birçoğunun yöneticileri askeri kışlalara dolduruldu, topluma gözdağı verildi, kimileri Filistin askısına alındı, dernekler kapatıldı.

Ülkede görülmedik bir terör estirildi, İstiklal Mahkemesi benzeri sıkıyönetim mahkemeleri devreye sokuldu. Biri Çerkes, kimseyi öldürmemiş  üç öğrenci,gözdağı anlamında  idam edildi.

***

Genel durum

Buraya kadar verdiğim bilgiler tüm Türkiye’nin emekçi ve demokrat insanları tarafından paylaşılmış olan zulme ilişkindir.

Madalyonun bir de ters bir yüzü vardır: Türk olmayan topluluklar, özellikle Çerkesler ve Kürtler üzerinde korkunç bir devlet terörü estirildi. O sıralar   demokrasi talebi bu iki etnik kesimden yükseliyordu. Kürtler Doğu’da yoğunlaşmış olan ve milyonları bulan büyük bir nüfustu. Çoğu Kürt, henüz elektriğin ulaşmadığı kapalı köylerde yaşıyordu. O nedenle asimilasyon onları Çerkesler ölçüsünde vurmadı.

Çerkesler bölgelere ve illere dağılmış haldeydiler. Karadeniz kıyıları ve iç ovaları, Marmara ve Ege bölgeleri, özellikle Düzce ve Sakarya yöreleri  Çerkesleri  12 Mart müdahalesi  öncesinde büyük  bir kültürel uyanış süreci içine girmişlerdi. Çerkesçe konuşuluyor, Türkçe türküler Çerkesçe’ye çevriliyor, plak ve kasetler, Çerkesçe kitaplar yayınlanıyor, her tarafta Çerkesçe şarkılar söyleniyordu. 12 Mart faşizmi bu gelişimi teşhis etti, baskılarını, esas olarak bu son kesim Çerkes nüfusu üzerinde yoğunlaştırdı. Baskılar ve korku  nedeniyle bu nüfus, 39  yıl önce (1972’de) çocuklarına Çerkesçe öğretmeye son verdi. İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinin  doğu yörelerindeki Çerkesler ise 10 yıl daha dillerini korumayı başardılar. 12 Eylül 1980 askeri darbesi  ile onların da defteri dürüldü.

Şu anda 30 ya da 40 yaş altı Çerkesler dillerini  bilmiyorlar, bilenleri çok az, ancak söyleneni anlayan, ama konuşamayan bir genç kesim de var. 12 Mart’ın Türk ırkçıları ve onların  uğursuz izleyicileri zil takıp oynayabilirler, bu dil ve kültür soykırımını ‘coşkuyla’ kutlayabilirler. Ama hiçbir demokrat insandan alkış alamazlar, gittikleri ve gidecekleri yer tarihin çöplüğüdür, Çetin Altan’ın deyimiyle “Lanetliler Bahçesi”dir. Ayrıca onlar halkımızı bitirebilmiş de değiller.

Küllerimizden yeniden doğarız biz!..

***

Bugün dilini bilen genç Çerkes sayısı, bir ulusal gelecek oluşturmak için gerekli olan düzeyin çok altında imiş gibi görülebilir. Bir bakıma  bir gerçektir bu, bunu bilmeliyiz. Ama dilimizi konuşmayı  daha 30-40 yıl sürdürecek onbinlerce insanımız da var. Ancak faşizmin 40 yıllık bir ömrü kalmış olabilir mi?

Dil, yuvalarda ve okullarda çocuklara öğretilebilir. Bunu başaracak bir potansiyelimiz var, ama bunun için gerekli olanaklar, yasal düzenleme ve özgürlükler yok. En başta da bilinç düzeyimiz çok düşük.İşte bunların  kazanılması için mücadele edilmeli.

12 Mart ve 12 Eylül uygulamaları sadece Çerkesleri  ezmekle kalmadı. Otuzu aşkın  Türkiye dili de konuşulmaz oldu. Vıbıh dili mezara kondu. Korku dağları sarmıştı. Hala bu korku yaşanıyor. Önce bu korkudan kurtulmak gerekiyor.

Daha düne kadar Türkçe’den başka bir dilde  konuşan kişilere pis pis bakan, tehdit savuran, dahası saldıran ve katleden kişiler vardı. İki kişi Kürtçe konuşarak yolda yürüyorsa, saldırıya uğrayabiliyordu. Yazar Habraçu Murat Özden ile Çerkesçe konuştuğumuz için İstanbul Beşiktaş’ta ‘nazikane’ uyarıldığımızı hiç unutamam. Bir Cafe’de oturuyorduk, yakındaki  diğer bir masada da  üç dört kişi oturuyordu. İçlerinden kalkan karayağız bir delikanlı  yanımıza  gelmiş, “Gardaş, Allah’ına ben de Kürt’üm, ama burada Kürtçe konuşmayın, burası Türk şehri, yakışmıyor” diye uyarmıştı bizi. Kravatlı ve iyi giyimli kişiler olduğumuzdan olmalı, saldırmamış, önce uyarmıştı…

Kürtçe konuşarak yolda yürüyenlerin, sırf Kürt oldukları ve Kürtçe konuştukları için ırkçı güruhlarca linç edildikleri durumlar da yaşandı bu ülkede. Kurtuluş Savaşı sonu çok sayıda Çerkes linç edilmişti, ama yakın zamanlarda linç edilen  Çerkesler  de olmuş mudur? Bilemiyorum.

***

Bir anı

Düzce’nin kuzeyinde Üskübü diye güzel bir kasaba bulunur, şimdi belediyesi olan bir beldedir orası. Irkçı/ulusalcı çevreler, sonraları  oraya Konuralp adını taktılar. Konuralp’in ne olduğunu çevre halkı bilmez, Üskübü der geçer. Birçok Çerkes köyüne de böylesine uydurma adlar taktılar, işi içinden çıkılamaz hale getirdiler, çok şeyi  de Arap saçına çevirdiler.

1923-1927 yılları arasında Rum nüfus kademeli olarak Yunanistan’a gönderildi (sürüldü).

Bir gün, Üskübü’de  jandarma kahvehaneleri tarıyor, Rumları topluyormuş. Bir köşede de kalpaklı bir Çerkes ihtiyarı oturuyormuş. Jandarma yanaşmış, “Dayı sen ne milletsin?” diye sormuş. İhtiyar Rumların toplandığını biliyormuş, ama Çerkeslerin de sorunlu olduklarını biliyormuş. Çünkü Güney Maramara yöresi Çerkes köylerinin bazıları sürülmüştü . Bu yüzden olmalı,Çerkesler tedirginlik içindeydiler. İhtiyar da korkmuş ve düşünmüş, çıkış  yolu  olarak da, sorunsuz  Tatar adını bulmuş olmalı, Çerkes şivesiyle:

“Teterız efendım” demiş.

Bu anlatı Türk olmayanların devlet tarafından korkutulmuş ve sindirilmiş olduğunun sıradan bir örneğini yansıtıyor. Bu korku bugün de sürüyor.

Bir Çerkes atasözü, “Bahçedeki öküz dövüldüğünde,dağdaki öküzün (dombay/orman sığırının) boynuzu sallanır” der.

Sadece Çerkesler değil, Türkler de dahil bütün ülke yurttaşları, bütün emekçiler ve yoksul insanlar  baskı görmüştür, ancak Türkçe konuştuğu için kimse baskı görmemiştir. Fark budur, ek olarak, bir de dil ve kimlik baskısı vardır. Görev, tüm baskı ve korkulara bir son vermek olmalı.

***

2007’deki yüzde 69,1; 2010’daki yüzde 58 ‘Evet’ oyu, halkın  korkudan kurtulma  özlemini yansıtıyor. Halk çoğunluğu demokrasi ve özgürlük talep ediyor. Ne muhteşem bir şeydir bu? ‘Hayır’ diyenlerin çoğunluğu  Alevi  olmalı. Onlar duruma başka bir açıdan bakıyor, CHP ve ‘laik’ kesimin kendilerini koruyacağını sanıyorlar. Boş bir beklenti ve endişedir bu. Alevi’yi ve tüm demokrat insanları koruyacak olan şey, demokrasidir, demokratik devletin kendisidir. Aslında  tarih boyunca Anadolu’daki topluluklar birbirlerinin dil, gelenek ve inançlarına saygı göstererek bugünlere gelmişlerdir. K.Maraş, Çorum, Sivas, vb gibi katliamlar darbe için gerekçe yaratmak isteyen derin devletin, faşistlerin  işidir. Temelinde yağma amacı yatar.

Halk, artık  askeri vesayet rejiminden kurtulmak istiyor, bunun mücadelesini veriyor, demokratik yollardan adım adım ileriye gidiyor ve demokrasi  çıtası gitgide yükseliyor. Bunun geri dönüşü yoktur, başarı  kesindir. Bundan kuşku duymak demokratik safları zayıflatmak olur.

Bu durumda ne yapılabilir?

***

Demokratik bir örnek :İsveç

Geçtiğimiz Cuma günü akşamı, Bandırma derneğimizde Gönenli bir Çerkes’le toplu bir söyleşide bulunduk. Çerkes sol görüşlü demokrat  biri, 12 Eylül 1980 darbesi üzerine takibata uğramış ve İsveç’e sığınmak durumunda kalmış olan biri, dört yıl İsveççe   ve İsveç’e uyum kurslarına katılmış, geçimini devlet sağlamış, eğitimli biri. Daha sonra bir yolunu bulup eşini ve çocuklarını da İsveç’e aldırmış. Söylediklerini şöyle özetleyebilirim:

“İsveç’in nüfusu 9,5 milyon.Gayet düzenli ve insana saygı duyulan bir ülke.Kuzeyde 20 bin kadar Sami (Lapon) azınlığı var, Samiler  dışındaki nüfusun hepsi İsveçli, Samiler de İsveççe konuşuyorlar. İşçi almıyor, sadece baskı gören yabancıları sığınmacı (mülteci) olarak kabul ediyor ve koruyor.

Başkent Stockholm’de 8 Çerkes ailesi idik, birbirimizi arıyorduk.Bizden başka Çerkes yoktu. Çocuklarımızın Çerkesçe ders görmeleri  için İsveç Eğitim Bakanlığına  başvuruda bulunduk. Bize randevu verildi. Görüşmemizde bize  şunları söylediler:

- İsveç yasaları kendi dilinizde eğitim almanıza olanak tanıyor, buna hakkınız var. Değişik dillerde eğitim veriyoruz. Size de destek vermeye hazırız. Ancak sınıf açmamız için en az 11 öğrenci bulmanız gerekiyor. Yasa bunu öngörüyor. Eğer 11 öğrenciniz varsa Çerkesçe eğitimi hemen başlatabiliriz. Yasalarımız 11 öğrenci diyor ama, bu 11 öğrencinin hepsinin  tek bir yerde, Stockholm’de  yaşıyor olması da şart değil, Stockholm’de  3-5, diğer kent ve kasabalarda da 1-2-3 öğrenci biçiminde de olabilir. O şekilde 11 sayısını buldurmanız  yeterli olur. Bir öğretmen görevlendiririz, kendisine bir araba  verir, öğretmen haftanın 5 günü değişik şehirlere giderek oralardaki  öğrencilere Çerkesçe öğretir. Öğretmen maaşı ve bütün  masraflar tamamen tarafımızdan karşılanır, dediler.

Maalesef İsveç’te 11 sayısını bulduramadık ve bu güzel girişimimiz sonuçsuz kaldı” dedi.

Kuşkusuz İsveç’teki özgürlük ortamı, diğer AB ülkelerinde, İsveç ölçüsünde olmasa bile, bulunuyor olmalı. Ancak oralardaki  Çerkeslerin büyük çoğunluğu az eğitimli idiler, sanırım İsveç’teki Çerkesler kadar  bilinçli değildiler. Sorun bilinçsizlikten ve korkudan kaynaklanıyor. Türkiye’deki korku, “dağdaki öküz misali” oradaki Çerkeslere de yansımış olmalı. Sayıları çok, ama asimilasyon bilinci olmayan ve çoğu  kimlik bölünmesi yaşayan kişiler olmalılar. Biliyorum, çok yazdım, bunların birçoğu kapalı kapılar ardında ‘Çerkes’, dışarıda da Türk olan kişiler. Böyleleriyle demokrasi mücadelesi vermek, elbette kolay olmaz. Genellemiyorum, bu bir haksızlık olur, ama içlerinde korkusuzca “Ben Çerkes’im diyecek kaç kişi çıkar” demekten de kendimi alıkoyamıyorum!

Dernekleri de var, ama sonuç, bizdeki gibi ortada. Edilgen, pasif dernekler bunlar. Yazık.

Gönenli Çerkes ise, demokratik bir mücadele vermiş, demokrasi deneyimli  ve korku duvarını aşmış olan biri. Diğer yedi ailenin bireyleri de öyle olmalılar.

“Niye bazı kişiler 12 Mart’taki  Ankara yürüyüşüne katılmaktan korkuyorlar?” diye sordu Gönenli Çerkes. “Ben 12 Mart günü Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda olacağım, umarım orada buluşuruz” dedi dernektekilere.

Biz, bilinçsiz ve gölgesinden korkan kişiler için bir şey söyleyemeyiz. Öyleleri  gelmeyebilirler. Biz derken, sadece kendi adıma konuşuyorum. ‘Çerkes Hakları İnisiyatifi’ ya da daha başka herhangi bir hareketle organik  bir  bağım yok. Ancak tüm kalbimle yürüyüşe ve demokratik taleplere destek veriyorum. Yürüyüşe Türkiye’nin ve bu arada Çerkes halkının gerçek dostlarının ve tüm demokratların katılacağına da yürekten inanıyorum.

Ancak bir Çerkes olduğumuzu unutmamalı ve her türlü taşkınlıktan uzak durmalıyız. Bize yakışacak olanı da budur.

Biz, boş laf değil, İsveç’teki gibi düzgün bir demokrasi  istiyoruz. Halkımızın ve tüm Türkiye halkının kurtuluşunu demokraside görüyoruz.

Halk Eğitim Merkezleri’nde Çerkesçe kurs gibi kıytırık bir talep bile Bakanlık tarafından geri çevirilmiş, trajikomik bir durum. Bana göre iyi de oldu. Toplum gerçeklerle  yüz yüze gelmiş oldu.

Aslında birkaç kurs, bir iki kürsü ile çözüm olabilir mi? Çözüm global olmalı. Bir çiçekle bahar gelir mi?

Birçok dernek yönetimimiz, ‘dönüş dönüş’ diye tutturarak, 40 yıl boyunca gençlerimizi boş hayallerin peşine taktı, ‘Hayal Tacirliği’ yaptı. Hayal peşinde koşan insanlar her zaman olmuştur. Kitleler boş umutların peşinden gitmezler. Kırk yıl boyunca bunu anlatmaya çalıştık, ama imam, yine de  bildiğini okudu. Gençleri demokrasi mücadelesinden saptırdı.

Dönüş de  demokratik bir siyasal mücadeleyi gerektirir. Öyle, “Al, Kafkasya’yı sana geri veriyoruz”, demezler.

***

Çözüm

Birey önemlidir, birey toplumun direğidir, toplum özgür bireylerden oluşuyorsa, bir gelecek umudu vardır. Türkiye’de birey ve toplum baskılardan kurtulmuş ve tam özgürleşmiş değil.

O halde hedef, özgürlük ve demokrasi olmalıdır. Bu da bir etnik grubun tek başına başarabileceği bir şey değildir. Başarı için değişik milliyetlerden oluşan ve demokrasiden kazancı olan bütün  insanların demokrasi cephesinde birleşmeleri  gereklidir. Çözüm için, öncelikle  demokratik ilkeler anayasaya girmeli, ırkçı ibareler anayasadan  çıkarılmalıdır. Anayasa, AB ya da uluslar arası standartta  özgürlükleri ve  bireysel hakları koruma altına almalıdır. O takdirde sorun çözülür:

İsveç’te 11 kişi, 11 Çerkes  öğrenci bulunamadı, ama Türkiye’nin her  bir köşesinde anadilinde eğitim talebinde bulunacak 11 değil, çok daha fazla sayıda  kişi  bulunur.

Bu bile demokrasi için mücadelenin önemini  bize gösteriyor. Gerisi boş laf olur.

Çözüm, yineleyelim, demokratik bir anayasanın kabulüne, anadilinde televizyon  yayını ve eğitim hakkı elde edilmesine bağlıdır. Ancak bütün bunlar için özgürlük isteği yüksek boyutta  ve düzeylerde seslendirilmelidir.

Halkın bütün demokrat evlatları, gün sizin gününüzdür! Özgürlük yürüyüşü, 12 Mart’ta  Ankara Abdi İpekçi Parkı Hacettepe girişinden başlatılacak!

Bu yürüyüşle 12 Mart’ın bastırdığı ve yok etmeyi planladığı dilimize ve kimliğimize, yine bir 12 Mart’ta yeniden sahip çıktığımızı bütün bir dünyaya göstermiş olacağız. Yani ölümü, yeniden  dirilişle  yenmiş olacağız. Yürüyüşe katılanlar, bunun onurunu ömürleri boyunca taşıyacak, o onurlu günü çocuklarına, torunlarına  anlatacak, torunları da yiğit dedeleri ve nineleriyle gurur duyacaklardır! Yürüyüşe karşı sinsi kampanyalar sürdürenler ise, ünlü Rus yazarı  M. Lermontov’un cepheden  kaçan korkak Çerkes genci, korkak  Harun’u gibi lanetle anılacak, onlara kimse değer vermeyecek, öyleleri, eminim, korkak Harun gibi, her onurlu evin kapısından kovulacaklardır (*).

***

Iофым изэхэф

ЦIыфыр,нэбгэр лъапIэ,лъэпкъым илъапсэр цIыфы,лъэпкъым ицIыфхэр шъхьафитэу щытыхэмэ,къэкIощт мафэхэм уащыгугъун плъэкIыщт.ТыркуемкIэ цIыфыр\лъэпкъыр къиныхэм ахэкIыжьыгъэу,икъункIэ шъхьафитэ хъугъэу щытэп.

Ащыгъум,тызтехьан фэе гъогур демокрацием,шъхьафитныгъэм факIорэ гъогур арэу хъун фай.ТытекIон фэшIкIэ зэфэшъхьэф лъэпкъхэм къахэкIыгъэ цIыфхэр,демокрацием илъэныкъо цIыф пстэухэр зэгохьэнхэ фае.Бэнэныр текIон фэшIкIэ,апэрапшIэу демократик пренципхэр хэбзэ шъхьаIэм (конституцэм) итхэгъэн,лъэпкъ зэхэдз/расист гущыIэхэри иуцIэлыгъэн фае.Хэбзэ ШъхьаIэр (Конституцэр),Аурупэ Зыгъэм е  дунае демократик стандартхэм екIунэу гъэпсыгъэн,шъхьафитныгъэхэр ащ иухъумэн  фае.Ащыгъум Iофыр зэхэфыгъэу/зэшIохыгъэу хъущт:

ИсвечымкIэ (Швэдэ) еджапIэм адыгабзэр рагъэщтэн  фэшIкIэ,а хэгъэгум  ихабзэм къызэриIоу адыгэ кIэлэеджэкIо нэбгэ 11 афэгъотыгъэп,ау Тыркуем итыдрэ лъэныкъуи адыгабзээ еджэн фэещт 11-м бэкIэ нахьыбэ цIыфхэр тфэгъотыщт.

Мыщ,тэ,демокрацием фэшIкIэ тыбэнэн зэрэфаер къытегъэлъэгъу.Ащ къыдафэрэр пкIэ зыхэмылъ гущыI,гущыIэ шъхьэпаеу къэнэщт.

Iофым изэшIохын,икIэрыкIэу къэтIожьын,дэмокрацием тегъапсыхьагъэу зы хэбзэ шъхьаIэ тщтэным,ныдэлъыбзэкIэ телевизионрэ ныдэлъыбзэкIэ еджапIэхэр Iутхыным епхыгъ.Мыхэр тиIэ хъун фэшIкIэ шъхьафитыныгъэ магъэхэр,зэрэтлъэкIэу  ипшъэ тIэтын фае.

Лъэпкъым идемократ кIалэхэр,мафэр шъошъуимафэ!Шхьафитныгъэ гъогу техьаныр Гъэтхапэм и 12-м Анкара Абди Ипекчи Паркым иХьаджеттепэ ихьапIэмкIэ/пчэмкIэ егъэжьагъэу хъущт!

Мы гъогумкIэ,зэIукIэмкIэ 1971 илъэсым и Гъэтхэпэ 12-м,Тырку фащист генералхэм ,тибзэрэ тилъэпкъ културэрэ лъэпсэгъэкIод къыфэзхьыгъэ терорыр рагъэжъэгъагъ.Джи мы Гъэтхэпэ 12 мафэм тибзэрэ тилъэпкъырэ илъапсэ зэрэмыкIодыгъэр ,зэрэщыIэр,мыщ къынэужьи зэрэщыдгъэIэщтыр зэрэ дунаем едгъэлъэгъугъэу тыхъущт.А мафэм икIэрыкIэ тыкъэхъужьи лIэныгъэр тэткIагъэу тыхъущт.А гъогъум тахьэхэрэр,мыщ ишъхьэкIэфэныгъэр щыIэхэфэкIэ зыдырахьыщт,а цIэхэр лIыхъужъэу къэнэщт,а лIыгъэ зыхэлъ мафэр якIалэмэ,япхъорэлъмэ афаIотэжьыщт,пхъорэлъфхэр ятэтэжъ,янэнэжъ лIыгъужъхэм зэрахьэгъэ лIэблэнагъэр егъашIэм зэфыраIотэжьыщт,щыгушIукIыщтых!Мы мафэм шъэфрытхъоу къыпэуцужьырэ  цIыфхэр,къумалхэр,урыс цIэрыIо тхэкIошхо М.Лермонтовым щти зэуапIэр къибгыни къыхэхьажьыгъэ адыгэ къэрэбгъэ кIалэ Хьаруны фэдэу,ацIэхэр  нэлаткIэ аIотэщтых,ахэр алъытэжьыщтхэп,ахэмэ афэдэхэр,сшIошI мэхъу,къэрабгъэ Хьаруным фэдэу,лъытэныгъэ зиIэ унапчэхэм къащыгущысэхэу къыIуафыщтых (*).

 

(*)-Bkz. - еплъ. “Harun”,Kafkasya Kültürel.Dergi.,sayı 22,Ankara,1969.


Bu yazı toplam 4467 defa okundu.





Hapiy Cevdet Yıldız

Sn.Badınoko,
Sn.Habraçu Murat Özden'in 35 yıl söylemi,son dönem Çerkes direnişi üzerine olmalı.Bilindiği gibi,1829 Edirne Antlaşması hükümleri gereğince,Osmanlılar Çerkesya (Çerkezistan) üzerindeki haklarının tümünden Rusya lehine vazgeçtiler.
Bu haklar da,özetle şunlardı:
1.Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan 1812 Bükreş Antlaşması hükümlerine göre,kuzeyde Kuban Irmağı ile güneyde Bzıb Irmağı arasında olan Karadeniz/Çerkesya kıyılarının kontrolu Osmanlılara bırakıldı.
2.Çerkesya kıyı kalesi Anapa,işgalci Rusya tarafından Osmanlı Devleti'ne geri verildi.Daha güneyde bulunan Soğucak (şimdiki 'Novorossiysk') ve Gelencik kaleleri,bazı karakollar/ticaret limanları da Osmanlı kontrolunda idi.Liman girişleri Osmanlı gümrüğünün iznine tabi idi.
3.Çerkes egemen topraklarının kuzey ve doğu sınırı Kuban Irmağı idi.
4.Ruslar Çerkesya ile olan siyasi ve ticari ilişkilerinde Osmanlı makamları,onların hükümlerinin geçerli olmadığı yerlerde de yerel Çerkes makamları ya da Çerkes yerel meclisleri (h'ase/xase) ile görüşüyor ve anlaşmalar yapıyorlardı.
1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti, yukarıda sayılan şıklarda belirtilen tüm yetkilerinden Rusya Devleti lehine vazgeçmiş bulunuyordu.
Şu durumda,sınırları çizilen bir alandaki Çerkesler kendi kaderleri ile başbaşa bırakılmış,Osmanlı ya da başka bir üçüncü devletin yardımı olmaksızın kendilerini savunmak,bağımsızlıklarını korumak durumunda kalmışlardı.
Aynı tarihte,sınırı çizilen yerler dışında bulunan diğer Kafkas yöreleri Rus işgali altındaydı.
Bu bakımdan o bölgeler,gönüllü destekçiler göndermek dışında direnişe katılamazlardı da.
Bunun birçok neden vardır.Birini söyleyeyim.1796'da,sınırları çizilen alandaki Çerkesler bir ayaklanmayla feodal bey (pşı) egemenliğini yok etmişlerdi.Rus yönetimi korumasındaki beyler için bu oluşum,ürkütücü bir olaydı.Bu özgür yöre/Çerkesya ya da Batı Çerkesya dışı bölgelerde,Rus yönetimi vardı,Rus devlet sistemi,yerel feodal beylerin yetki ve haklarını tanımış ve koruma altına almıştı.Abhazya,Karaçay,Kabardey,Balkar,Oset,Çeçen,Dağıstan,Gürcistan ve bütün bölgelerde yerel beylerin çıkarları Rus devlet sisteminin koruması ve garantisi altındaydı.Bey'e karşı gelindiğinde ya da beyin kölesi kaçtığında, Rus polisi,karşı gelenleri yakalıyor,cezalandırıyor ya da sahibine getirip teslim ediyordu.Bu gibi konularda çok yazdığım yazı var.
Bu bölgeler yerel beyleri -ki toplumlar onların kontrolunda idi ve o kişiler Rus makamları ile işbirliği içindeydiler,çıkarları bunu gerektiriyordu-Çerkesya'daki eşitlik anlayışı ve özgürleşmeden korkuyorlardı.Bu nedenle de Çerkesya'daki direnişe destek vermiyorlardı.
Şu durumda o gibi yerlerde, gönüllülerin gidip Çerkes direnişine destek vermemeleri için sıkı baskı yöntemleri uygulanıyordu.
Yine de,fırsatını bulan Batı'ya kaçıyor ve direnişçilere katılıyordu.Bunlara 'Hajret' deniyordu,bugün bile karşılaşılan Kuban yöresinde yaşayan 'Hajret Kabardeyleri' bunların torunlarıdır.Her nerede yaşıyor olursa olsunlar,Kafkasya'nın bütün bölgeleri ezilenleri,temel halkları,kalben Çerkeslerin direnişini destekliyorlardı.Kürt korucular örneğindeki gibi,beyler komutasında oluşturulmuş,Rus işbirlikçisi hain/korucu birlikleri de vardı,bu tür birlikler ve hainler Çerkeslere ön safta Çerkeslere saldırıyor,Rus'tan daha fazla zulüm uygulamaktan kaçınmıyorlardı.Bunu anlatan çok sayıda destan (ğıbze) vardır.
Son direniş 1829-64 yılları arasında verildi ve 35 yıl sürdü.Bu doğrudur.Ancak bundan,daha önce Ruslara karşı bir direniş verilmediği anlamı da çıkarılmamalıdır.Her bölge yıllarca direnmiştir.Karaçaylar,Balkarlar,Kabardey yöresi Adıgeleri ve diğerleri de güçleri oranında direnmişlerdir,ancak egemen sınıf (pşı -werk) çoğunluğunun Ruslarla uzlaşmaları sonucu,direnişleri başarısız kalmıştır.Hiçbir Kafkas yöresi,sevinerek ve gönüllü olarak Rus yönetimini kabul etmemiştir.Çünkü Rus yönetimi,esaret ve kölelik zincirini kalınlaştırmak anlamına geliyordu.Ezilen halk bunu biliyordu.Koşullar gereği davranılmıştır.
Bu bakımdan tarihe tarafsız ve doğru yaklaşmak,kabileci ve bölgeci görüşlerden uzak durmak gerekir.Ben değil,'hepimiz' anlayışını geliştirmeliyiz.Sen,ben değil,hepimiz sözkonusuyuz.
Sevgilerimle.

07 Mart 2011 Pazartesi Saat 13:39
Badinokue

Sn Hapi,

Insaallah orada olursaniz yada daha öncesinde Sn.Özdenin yaptigi radikal hatayi(35 yil ????? biran evvel usulünce telaffi etmesi telkinin de bulunursunuz.

Vupsou,vuznshu

07 Mart 2011 Pazartesi Saat 00:24
SEMİH AKGÜN

Cevdet ağabey, cesaret kokan, onur ve öz-gururla kuşanmış yazılarınız adeta yaralara merhem gibi.
Tek eksik ne kalıyor biliyor musun?
Bu yazının bir de Çerkesçe olanı.
Aynı sayfada Çerkesçe olarak ta yazınız okunabilse ne kadar güzel olur.
Kuşkusuz zor olur ama ağabey ne dersin?
Çok şey mi istemiş oluruz.
Selamlar!
Ankara'da görüşmek üzere....

06 Mart 2011 Pazar Saat 19:36
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net