

Benim kahramanlarım, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyip, halkı mücadeleye çağıran insanlardı. Aralarında benim de yer aldığım yüz binlerce insan, onların açtığı yolda ilerledi.
Heidi, Marco Rossi ve Peterpan'dan geçtikten sonra kendime yeni kahramanlar aramaya başladım. İletişimin son derece sınırlı olduğu günlerde ilk gençliğimize ayak basmıştık. Bir isim, bir olay duyduğunuzda onu zihninize çivilemeniz gerekiyordu. Ve eski gazetelerden yapılan kese kâğıtlarını açıp haberleri okumanın bir sakıncası yoktu. Yeni kahramanlarım da bu gazetelere aranma, tutuklanma, işkence haberleri ile giriyordu. Onlara duyduğum hayranlık, polisin onlar hakkında hazırladığı fezlekelerin kalınlığıyla doğru orantılıydı. Yeni kahramanlarım, yaşayan, hayatın içinde, gerçek insanlardı. Kaybedenler liginin oyuncuları olmaları ise ortak özellikleriydi. Hiçbir karşılık beklemeden bu ligde top sürmenin ne kadar zorlu bir mücadele olduğunu çok yıllar sonra öğrenecektim.
Anladınız zaten, benim kahramanlarım, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyip, halkı mücadeleye çağıran insanlardı. Aralarında benim de yer aldığım yüz binlerce insan, onların açtığı yolda ilerledi. Sadece devrim ve sosyalizm idealini savunanları kastetmiyorum. Kürt siyasetinin, Çerkes siyasetinin öne çıkan isimleri aynı torbanın içinden dökülmüş gibiydi. Birbirinden farklı mecralarda aksalar da aynı kaynaktan beslenerek büyümüşlerdi.
70'li yıllarda eylemleri, 80’li yıllar boyunca da işkence ve cezaevi haberleri ile gündeme geldiler. Ama onların asıl zorlu sınavı 90’lı yıllarda başladı. Fikirlerinin değersizleştiği iddia edildi, kuşkuyla bakılır oldular. Çevreleri hızla boşaldı, siyasal etkinlikleri azaldı.
Benim kahramanlarım, onların açtıkları yollardan yürüyen yüz binlercesi gibi, acıdan, zulümden paylarına düşeni fazlasıyla aldı. Dostluğu da, ihaneti de tattılar. Buna rağmen hâlâ ayakta duruyorlar. Ve bazıları, hâlâ kaybedenler liginde top sürmeye devam ediyor.
Kahramanlardan birini de geçtiğimiz günlerde kurşunlar onu bulduğunda tanıdım. Tsıbıne Aslan'ı kör teröre kurban verdiğimizi internetten öğrendim.
Artık, dünya değişti. Eski gazetelerden yapılan kese kâğıtlarını açıp bir hafta öncesine kayıtlı gazeteleri okumayı bıraktık. Ne yazık ki, değişen tek şey iletişim kanallarıydı. Kahramanlar yine aynı akıbete uğruyor. Yine kovuşturuluyor, işkenceye uğruyor ve öldürülüyorlar…
Şiddetin, terörün dili her dönem aynı. Her defasında en bilge ve en masumlar, ilk hedef oluyor. Kanlı iktidarlar, varlıklarını sürdürmek için, aydınları, kanaat önderlerini hedef seçmeye devam ediyor. Namluya sürülen mermiler, yine kahramanların üstüne boşaltılıyor. Kurşun yağdırıyorlar yine düşünceye... Karanlık bir çağın kapılarını aralamak isteyenler, yine şiddetten medet umuyor. Ne yazık ki kahramanlarım hâlâ nafile çiçekleri gibi... Zamansız çiçeğe durmuş olmanın tüm acılarını yaşasalar da baharı dört gözle bekleyenleri heyecanlandırmaya da devam ediyorlar. Hâlâ başka bir dünyanın mümkün olduğunu söylüyorlar.
Ve başka bir dünya mümkün…
BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN. Çok güzel bir cümle bu^^ yaşam kadar gerçek ve güzel bir cümle hemde...
20 Ocak 2011 Perşembe Saat 01:07Recep bey neredeyse elli yaşında biri olarak hislerime tercüman oldunuz kardeşim. Ne diyeyim sağlıcakla kal.
16 Ocak 2011 Pazar Saat 18:59Başka bir Dünya mümkün...
Bireyler içinde toplumlar içinde mümkün. Birbirine çelme takmadan, başka fikirlere tahammül ederek, ikna yolunu es geçmeden, enseyi karartmadan,umudu canlı tutarak.
Başka bir Dünyanın mümkün olduğuna en çok bizim inanmamız gerekli bence. iyi pazarlar.
