

Bir süre önce Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde, Türkiye’de iki dilliliğe gidilmesi görüşü savunuldu. Kamuoyu “iki dil” dendiğinde,genellikle Türkçe ve Kürtçeyi anlıyor. “İki dil” görüşünü destekleyen BDP sözcülerine göre ise, ’iki dilden’ biri, ilki Türkçe, diğeri de Türkiye’de konuşulan dillerin hepsidir (Kürtçe,Ermenice,Lazca ,Çerkesçe,vb) . Çerkesçe’nin adı fazla geçmiyor. Bunun bizce bilinen nedenleri var.
***
İşin ilginç yanı, son zamanlarda Kurtuluş Savaşı’nı Türk ve Kürtlerin birlikte verdiği görüşü sık sık söyleniyor, Çerkes katkısı ise belleklerden silinmeye çalışılıyor. Son derece yakışıksız olan bir eğilimdir bu. Samsun ve Sivas’taki Çerkes desteği olmasaydı Mustafa Kemal, bir lider olabilir miydi? Mustafa Kemal, görevi gereği, asıl gitmesi gereken Trabzon’a değil de, niçin Samsun’a ve oraya yakın Çerkes ağırlıklı yörelere gitti? İki üç ay süreyle niçin Çerkes evlerinde kaldı? Niçin ilkin Türk yoğun nüfuslu yörelere gitmedi?..
Batıda, Ege’de Yunan işgaline karşı ilk direniş Çerkes öncülüğünde başlatıldı ve ilk cephe Çerkes milislerce kuruldu. Mustafa Kemal’in başlarda bu direnişle bir bağlantısının bulunmadığı, BMM yönetiminin de Çerkes Ethem’in desteği ile güçlendiği gerçeği gizlenmek mi isteniyor?..
Bunun gizlenmesi ya da unutturulmaya çalışılması, tarihi değiştirmek olur. Gerçeği değiştirmeyi kimse başaramaz.
Ancak, Batı Cephesi’nin vurucu Çerkes gücüne, bu gücün başındaki Çerkes Ethem’e ve yanındaki toplama Çerkeslere ilişkin rezervlerimiz var.
***
Çerkes Ethem ve Düzce ayaklanması
Beğensek de beğenmesek de İttihat ve Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa mensubu yarı Türkleşmiş bir Türkçü ailenin bireyi olan Çerkes Ethem’i savunuyor ve onu bir Çerkes önderi olarak lanse ediyor da değiliz. O bir Türkçü olarak, Çerkesleri kullanmasını ve onlara dayanmasını bildi, doğrusu bir milis komutan olarak görevini de yerine getirdi, Çerkes toplulukları arasında terör estirdi, Teşkilat-ı Mahsusa örgütünün desteğiyle topladığı Çerkes milisleri Yunanlıların karşısına dikti ve Yunan ilerleyişini durdurdu, iç ayaklanmaları (Biga,Adapazarı,Düzce ve Yozgat) bastırdı, BMM yönetimini ülkeye hakim bir konuma getirdi, Ankara’nın düzenli bir ordu kurma gücüne ulaşmasını sağladı.
Çerkeslere karşı dehşet politikalarını izlerken, kendi altını oyduğunun farkında bile olmadı. Ağabeyi Reşit Bey’in aracılığıyla Mustafa Kemal’in uydusu oldu. Dönen dolapların,kendisini dışlayacak bir milliyetçi ordunun kurulmakta olduğunun farkına bile varmadı. Vardığında da iş işten geçmişti.
“Kim oldum” derken de okkalı bir tekme yedi. Harcandı. Etme bulma dünyası.
Ethem için yas tutuyor değiliz. Ankara’nın direktifiyle,ayaklanma durumu fiilen sona ermiş olan Düzce’ye, gözdağı anlamında, ‘Mahşerin Dört Atlısı’ gibi girdi, 53 kişiyi astırarak beklenmedik bir terör estirdi. Ancak kendi sonunu da hazırladı. İdamcı Evren Paşa bile adam astırma konusunda Ethem’in eline su dökemez. Ethem’in adam astırma furyasını, Bolu Mudurnu’dan Düzce’ye gelen Albay Refet Bey’in (Bele) durdurduğu söylenir.
***
“Çingeneyi padişah yapmışlar önce babasını asmış” derler. Çerkes Ethem de öyle biri, asıl darbeyi Çerkeslere indiren biri .
Bazıları Mustafa Kemal’in Düzce ayaklanmasının lideri Sefer Bey’in (Berzeg) asılmasına karşı çıktığını söylüyorlar. Doğru olamaz bu. Seyit Rıza’nın da başına geldi buna benzer bir şey:
Cumartesi günü Elazığ’da bulunan Hükümet temsilcisi/ polis şefi İhsan Sabri Bey’e (Çağlayangil) Seyit Rıza ve adamlarının, oraya Atatürk’ün varmasından,pazartesi sabah 09.00’dan önce, kılıfına uydurularak, hemen idam edilmelerini sağlaması emri verilir. Cumartesi öğleden sonra ve Pazar günü çalışma günü değildi. Ancak Atatürk Pazartesi sabahı saat 09.00’da yöreye gelip bir köprü açılışına katılacaktır. Orada topluluk Seyit Rıza’nın affını isteyebilecektir, idamlar yapılarak bunun önüne geçilmelidir. Formaliteler tamamlanır, asılacak kişiler öncesinden bellidir, ipler yağ tenekelerine atılır, marangozlara sehpalar yaptırılır, mezar yerleri kazdırılır ve cellat da bulunur. Pazar gününü pazartesiye bağlayan gece tutuklular uyandırılır, yargılanmak üzere apar topar halkevine götürülür, şipşak bir “yargılamadan” sonra da hemen asılırlar (74 yaşındaki Seyit Rıza ve 16 yaşındaki oğlunun idamı için bkz.” Son Rus Saldırıları ve Kemal Kılıçdaroğlu ” yazımız).
***
Çerkes Ethem ve ayaklanma lideri Berzeg Sefer Bey
Düzce’deki ayaklanmanın önderi Sefer Bey Mudurnu’ya gider ve orada Albay Refet Bey’le ayaklanmayı yatıştırma/sona erdirme konusunda uzlaşır. Bu durum üzerine, Ethem Bey’in Düzce’ye gitmesine gerek kalmadığı, “Ethem Bey’in Düzce’ye girmesinin bir felaket olacağı”, uzlaşma konusunda Sefer Bey’in samimi olduğu biçiminde, Ankara’dan gönderilen Nasihat Heyeti’nden Hüsrev Bey ve yanındaki Osman Bey’in, ayrıca Albay Refet Bey’in Ankara’ya gönderdiği telgraflara Ankara’nın yanıtı da, özetle şöyle oldu: Düzce’ye silahlı kuvvetle girilmelidir. Asilerin yumuşama eğilimi/dehaleti inandırıcı değildir… Kan dökenlerden bunun hesabını soracağız. Halka yumuşak davranılacak...ama halkı kandıranlar asla affedilmeyeceklerdir.
Bu yanıt şefaat mi içeriyormuş?..
Albay Refet Bey’in, uzlaşma için Mudurnu’ya gelen Sefer Bey’i yanında alıkoymak (kurtarmak) istediği, ancak Sefer Bey’in halkı yatıştırmak için Düzce’ye dönmeye karar verdiği yazılıyor.
Çerkes Ethem isteseydi, Ankara’yı dinlemeyerek, Sefer Bey’i ve adamlarını bağışlayabilir miydi?..Belki daha yumuşak davranabilir, bazı isyancıları ayrık tutabilir ya da işi hafiften alabilirdi.
Ethem’in idamları, özellikle Sefer Bey’in idamı Düzce’de genel bir nefrete, infiale yol açtı, Ethem lanetlenen biri oldu, harcanması da, sanırım bundan sonrası için çok daha kolay oldu. Çünkü Çerkes desteğini iyice yitirmişti. Düzce Çerkesleri,birçok yöredeki diğer Çerkeslerden farklı olarak gururlu ve kolay bağışlamayan kişiler olarak tanınırlar .
Sefer Bey’e gelince, o da Saray’a yakın bir Türkçü/gerici kişiydi, herhalde nam ve kişisel çıkar peşindeydi, ancak Türk ve Çerkes zenginler tarafından sevilen bir Çerkes zengini idi, kızkardeşlerini Çerkeslere değil de, zengin Türk ailelerine vermiş olan biriydi. O bir oportünist idi,bundan eminim.
Sefer Bey, Berzeg kökenli bir Wıbıh idi, Wıbıhlar Karadeniz kıyısında yaşayan ve Türklere esir, özellikle köle kızlar satan bir topluluk idiler. Dolayısıyla Türklerle bağlantılı idiler. 1864’te toplu biçimde Türkiye’ye göç ettiler, ancak bir bölüm Wıbıh, daha doğuda, dağların öte yakasında bulunan Kuban düzüklerine göç edip oradaki Çerkes toplulukları arasına yerleşmişti. Sefer Bey’in ailesi de, Kuban’daki bir Çerkes K’emguy köy topluluğu/Haç’emzıy içine katılmış, ardından 1880’lerde Kafkasya’dan Düzce’ye göç etmişti. Sefer Bey, K’emguy Çerkeslerince kurulan bu Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde (Çerkesçe adı –“Haç’emzıy”) doğmuş ve büyümüş olan biriydi. Bunlar paralı olarak Kafkasya’dan gelmişlerdi.
Feodal gelenekleri olan bu köy/Haç’emziy, öbür Düzce Çerkes köylerinden farklıydı. Bu köyde baba ya da o yoksa aile büyüğü/ağabey, kızı kendi istediği kişiyle evlendirebiliyordu. Mülk büyük kardeşe/ağabeye kalıyordu. Öbür Çerkeslerde mülkün gövdesi ve baba evi en küçük kardeşe kalıyordu, ancak küçük kardeş ağabeyi dinliyordu. Yani demokratik bir yetki dengesi vardı. Çerkes Ethem Pşave ailesinden bir Şapsığ idi ve ağabeyi Reşit Bey’in yanlış kararlarına karşı çıkamıyordu. Şapsığlarda kız eşini serbestçe seçiyordu. Wıbıh ve K’emguylarda, evlilikler, çoğunlukla menfaate dayalı oluyor, fakire kız vermiyor, zor durum ile karşılaşıldığında, altından kalkılması olanaksız ağa başlığı isteniyordu.
Bir anı:
Rahmetli eniştemin rahmetli annesi Neziha Hanım, Köprübaşı Ömer Efendi Köyünün en zengini Haç’emzıy Neşşuts’e’nin (Нэш1уц1э) kızıydı. Çok güzeldi. Dul ve bir kız çocuğu olan köyden biri kızı istetti. Baba isteği reddetmiş olmamak için, nasıl olsa bulamaz düşüncesiyle “ağa başlığı” istedi. Ertesi gece, erkek tarafı istenen parayı masaya koydu, baba da sözünü tuttu.
Anne,”Ne yaptın böyle, kızımı yaktın!” diye karşı çıkmış, ama “Ben köle (hatıwel/хьатыол) değilim, sözümün altında kalamam” demiş, kırbacını kaldırmış.
Kız babasının annesini dövmesinden çekinerek karara karşı çıkmamış. Böyle anlatılır.
Bu türden bir gelenek halen Kürtler arasında yaşıyor.
Toparlarsak Çerkeslere darbeyi, birer Türkçü kişi olarak Atatürk ya da İnönü değil, asıl Çerkes Ethem indirmiştir.
Söylemek istediğimiz, bir kişinin Çerkes kökenli olması, onun yurtsever biri olduğu anlamına gelmez.
***
İki dil konusu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP, MHP, DP ve diğer sağcı politik çevreler ile Genelkurmay, “iki dil” ve “demokratik özerklik” isteklerine, değişik biçimlerde ve muğlak da olsa, karşı çıkıyorlar. AKP Adana Milletvekili Ömer Çelik’e göre, böyle şeyler, yani iki dil isteği “demokrasiye karşı bir suikasttır”.
Başbakan Erdoğan da “Türkiye’nin dili, resmi dili Türkçedir” diyor. Peki, Türkiye’de konuşulan öteki diller nereye konacak?..Boğulacaklar mı?..
AKP Genelbaşkan yardımcısı Hüseyin Çelik ise daha ılımlı ve daha akılcı bir tutum içinde. Hüseyin Çelik’e göre Türkçe dışındaki dillerin üniversitelerde akademik düzeyde ve seçmeli ders olarak okutulmaları olanaklı. Mevcut yasalar da buna engel değil.
Hüseyin Çelik öyle diyor. Ama, bir yandan da, Kürtçe konuşanlar üzerindeki baskılar, savcıların açtıkları davalar da aynen sürüyor.
Bu çelişki de güvensizliğe yol açıyor. En hoş olmayan durum da budur.
Türkiye’de sadece Türkçe değil bir dizi başka dil de konuşuluyor. Sayıyı 20’ye, 30’a çıkaranlar var. Olabilir. Bu diller yeni bir icat mıdır ki? Bunlar yüzlerce, dahası bazıları binlerce yıldan beri bu topraklarda konuşulmakta olan diller.
Demagoji demagoji üstüne. Yalan yalan üzerine.
***
Osmanlı döneminde Türkçe resmi dildi, deniyor;doğru, ama “başka bir resmi dil yoktu” deniyor, işte bu doğru değil, sözgelişi Murat Bardakçı gibi kişiler bile Habertürk Tv programlarında öyle söylüyorlar. Osmanlı Devleti’nde Türkçe dışında bir resmi dilin olmadığı iddiası doğru değil. “Elveda Rumeli” filminde resmi dairelerin kapılarında iki dilin-Türkçe ve Makedonca’nın- yazılı olduğu görülüyor. Bu bir filmdir, yakıştırmadır diye geçelim. Ama iş onunla sınırlı değil. Örneğin ve bildiğim kadarıyla özerk bir idari birim olan Sisam Adası’nda Rumca da resmi dildi. Bunu Osmanlı Anayasası’ndan (eski yazı) bizzat kendim okudum. Bulgarca, Sırpça, Romence gibi dillerin de devletçe tanınmış statüleri vardı.
O halde gizli açık Türkçülerin/aşırı milliyetçilerin dil konusunda söyledikleri şeyler doğru değil.
Bizde en beteri olan durum, “aydın” geçinenlerimiz arasında “ar duygusunun”, utanma denen kavramın hayli irtifa kaybetmiş olmasıdır, diyebiliriz.
Cumhuriyet döneminde dil ve kültürlere karşı sürdürülen devlet politikaları demokrasi adına onaylanabilir bir şey midir? Bu ülke, 9 yıl süren resmi bir dil yasağı dönemini de yaşadı, asimilasyon politikaları resmen uygulandı. Dil ve kültür soykırımı kapsamına giren bu türden politikaları hiçbir demokrat kişi savunamaz. Ama ‘demokrat ve solcu’ geçinip bunu halen savunan kişinin sürüsüne bereket…
***
Demokratik özerklik konusu
Demokratik özerkliğe gelince, bu da demokrasi gereği olan ve geliştirilmesi gereken bir öneri, yeni bir icat değil. Korkulacak bir şey de değil.
Peki, Türkiye’de özerk idari birimler yok muymuş? İl Genel Meclisi, Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyeti/meclisi, vb özerk idari birimler/makamlar değil midirler? Bunlar ta Osmanlı döneminden beri varlıklarını sürdüren özerk birimler. Daha önceleri, özerk bir idari ünite olarak bucak/nahiye birimleri de vardı.
Günümüzdeki idari birimlerin özerkliği, yetkileri çok sınırlı. Atanmış bir vali ve kaymakam bu birimlerin de amiri konumunda.
Neyi isteyebiliriz? Vali ve kaymakamların da seçilmelerini, özerk birim yetkilerinin artırılmalarını isteyebiliriz. Halk, cumhurbaşkanını seçebildiğine göre, ne diye vali ve kaymakamı da seçemeyecekmiş? Demokrasi halk temelinde kurulur, niçin halka güvenilmeyecekmiş? Halka değil de kime güvenilecekmiş? Niçin bucak örgütlenmesi geri getirilmesin ki? Niçin özerk birimlere ve köylere daha fazla yetki tanınmasın ki? Bütün bunları dile getirmenin ve demokrasiyi geliştirme kapsamında düzenlemelere gitmenin ne gibi bir sakıncası olabilir ki?..
***
Dil ve bayrak konusu
Bakın İsrail’de Kfar-Kama adlı 3 bin nüfuslu bir Çerkes beldesi var, bir de 1,500 nüfuslu Reyhaniye Çerkes köyü var daha. Belediye ve köy yönetimi binasında İsrail ve Çerkes (Adıge Cumhuriyeti) bayrakları birlikte dalgalanıyor, resmi binaların kapılarında da 4 dil (Yahudice,Arapça,İngilizce ve Çerkesçe) yazılı. Okul eğitimi de bu 4 dilde veriliyor. O nedenle anadili tam kapasite konuşuluyor, Çerkesçe Türkiye’de olduğu gibi can çekişmiyor.
Bu da, Ömer Çelik’in dediği gibi,demokrasiye karşı bir suikast mıdır?
Peki, İsrail bölünme tehlikesi mi geçiriyor?..
Rusya Federasyonunda her bir idari birimin, ilçelerin (rayonların) bile ayrı bayrakları ve devlet armaları var. Sayısı belki de binleri bulan bu bayrak ve armalar serbestçe kullanılıyor, kimseyi de rahatsız etmiyor. Rusya’nın 34 resmi dili, ek olarak da yüzü aşkın eğitim dili var. Bu diller, 140 küsur dil okullarda devletçe öğretiliyor, okutuluyor. Rusya bölünmüş mü oluyor?
Küçücük Bolivya’da bile bütün diller, tam 37 dilin hepsi resmi dil yapıldı, bu dillerde kitaplar hazırlandı ve okullarda okutulmaya, radyo ve televizyonlarda kullanılmaya başlandı. Ama genel ortak dil İspanyolca. Çin’de de tam 55 resmi dil var.
Peki bu ülkeler bölünmüş mü oluyorlar?
***
İsviçre örneği
İsviçre’de 4 resmi dil var, İsviçre’de bir okulda hangi dil/diller ve hangi dersler okutulacak? Buna İsviçre Hükümeti değil, her bir kanton (eyalet) ve bucak (Gemeinde) yönetiminin kendisi karar verir. Tek bir köy bile bucak (Gemeinde) oluşturabilir, hangi dil ve derslerin okutulacağı kararını alır, bizdeki gibi cılız bir özerklik değil,ülkenin üzerinde yükseldiği bir temel,güçlü ve gelişmiş bir özerkliktir bu. Kanton’un egemenlik (İsviçre Konfederasyonu’ndan ayrılma ve ayrı devlet kurma) hakkı vardır. Ancak, hiçbir birim/kanton, yüzlerce yıldan beri İsviçre’den ayrılmayı düşünmemiştir, çünkü orada bizdeki gibi ırkçı baskılar ve insan ayırımları yoktur; ama iç dönüşüm, iç düzenleme yolları açıktır. Halkın görüşü esastır. Örneğin 1978’de nüfus çoğunluğu Almanca konuşan Bern Kantonu’ndan Fransızca konuşan azınlık kesimi, referandum yoluyla ayrılıp kendi Jura Kantonu’nu kurmuştur. Kıyamet de kopmamıştır.
***
Türkiye’de durum
Bizde Alevi , Gayrimüslim,vb gibi biri isen bir kenara atılabilirsin.O zaman “Anayasa” dediğin şey ayak altında çiğnenen bir kağıt parçasına dönüşebilir.
Konuya dönersek, Türkiye’de ikinci bir resmi dil talebi de yoktur. Bu karın ağrısı da nereden çıkıyor? Efendim, Kürt milletvekilleri meclis’teki konuşmalarında Kürtçe (bilinmeyen bir dilde) sözcükler telaffuz ediyormuş. Demek ki Türkçe dışındaki diller yasak, tabu, öyle mi?
Türkçe hem resmi, hem ortak bir iletişim dilidir, kimse buna karşı çıkmıyor. Burada istenen Türkçe yanında o yörede konuşulan diğer dil ya da dillerin de serbest bırakılmaları, kullanılabilmeleri, o diller üzerinde sürdürülen baskıların, birtakım ‘gerekçeler’ öne sürülmeden hemen kaldırılmasıdır. Bu türden bir isteğin demokrasiye aykırı bir yanı olabilir mi? Bu diller seçmeli ders niteliğinde, isteğe bağlı olarak okullarda okutulabilir. Devlet o dilleri de koruma altına almalıdır. Uluslararası hukuk dillerin korunmasını ve asimilasyondan kaçınılmasını öngörüyor. Türkiye dışında dil ve kültür yasağı bulunan bir ülke kalmış mıdır? Dil özgürlüğünün önünde ne gibi yasal engeller vardır? Bilemiyorum, herhalde yoktur. Varsa bile, en kısa bir süre içinde bu engeller kaldırılmalıdır.
O halde bu baskılar, dil ve kültür düşmanlığı gibi görüşler nereden kaynaklanıyor? Bunun bir yasal dayanağı var mıymış?..
Resmi üniversitelerle vakıf üniversitelerinde bu diller isteğe bağlı seçmeli dersler olarak okutulabiliyor. Bir gelişim olarak bu yasal olanak da var.
Türkiye tam bir çelişkiler ülkesi…
Burada önemli olanı, barışçı yollarla demokrasinin alanını genişletmek olmalıdır. Bu da akıl ve sabır gerektiren bir süreci gerektirir. Türkiye artık bölünme paranoyalarından kurtulmalı, kan ve gözyaşından başka bir şey vaat etmeyen çatışmacı ve ırkçı görüşlerin peşine takılmamalıdır.
Bölünme uzlaşmadan değil, asıl çatışmadan doğar.
Dil ve kültürlerimiz bu ülkenin zenginliği ve güzelliğidir. Bırakın yüzlerce dil konuşulsun, yüzlerce kültür ahenk içinde yan yana yaşasın. Bahçedeki çiçek sayısı ve rengi çoğalsın. Bunun kimseye zararı olmaz.
Bütün bunların değerini bilmeliyiz.
Sevgili kardeşim Semih,
Ben de bu çarpıcı şiirini anadilimize çevirerek bir yeni yıl armağanı olarak sevgili gençlerimize sunuyor,nice mutlu yeni yıllar diliyorum.
***
«Уи Макъэ Къимыгъэк1эу/Зыуут1ы1оу»
Сэмихь Акъгюн
“Жъалымагъэм лъэныкъуит1у и1.
Зыр жъалымагъэр зызэрихьэрэ жъалымэр,
Адрэр жъалымагъэм фэ1орыш1эрэр”
Хьазрэти Алый
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
Ц1ыт къып1умык1эу
Уяпэмыуцужьэу
Зэфэнчагъэхэм
К1омэ к1омэ къэс
Зыщыофэ
Псынджы ш1ойхэр
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
О уипкък1э хъумак1оу
Уфэуцу
Жъалымагъэм
О уи к1ыхьагъэ щизэу
Бгъэк1ыгъэ 1убзырхэм,1ут1анхэм
Ахэм ахэлъ блэхэм
Оп пфэдэу о уаухъумэн
К1уач1э я1эп.
Зимыш1эжъэу зыгорэу зилъытэжьрэхэр
Нахь рэхьатэу аущэк1у.
О 1убзыр
О пщагъо
О дэй
О убзэджэдэд Рыза.
Уипшъэ ууфэу
Ц1ыфыгъэм ик1оц1
Огъэшъу,ащ ар
иолъэхьэ.
Уипшъэдыкъ фэоуфы
Жъалымагъэм лъыишъум
Фитынчагъэм зэпхъок1оныгъэм
1оф дэош1э
Псэк1од зэохьэ Рыза.
Убгъэ къибгъэпщэу
Уфитэу шъыпкъэр
Кэп1онэу л1ыгъэ къызхэмыгъафэмэ
Уипсэ зы пщыл1эу
Уи1эхэр жъалымагъэм фатхэхэу
Уиц1э Тхьэм арэп
Жъалымагъэм фэ1орыш1э зэпытыщт Рыза
Уипсэ пщыл1ыпсэу къэнэщт...
2010 илъэс Тыгъэгъазэм и 28
Sevgili kardeşim Semih,
Ben de bu çarpıcı şiirini anadilimize çevirerek bir yeni yıl armağanı olarak sevgili gençlerimize sunuyor,nice mutlu yeni yıllar diliyorum.
***
«Уи Макъэ Къимыгъэк1эу/Зыуут1ы1оу»
Сэмихь Акъгюн
“Жъалымагъэм лъэныкъуит1у и1.
Зыр жъалымагъэр зызэрихьэрэ жъалымэр,
Адрэр жъалымагъэм фэ1орыш1эрэр”
Хьазрэти Алый
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
Ц1ыт къып1умык1эу
Уяпэмыуцужьэу
Зэфэнчагъэхэм
К1омэ к1омэ къэс
Зыщыофэ
Псынджы ш1ойхэр
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
О уипкък1э хъумак1оу
Уфэуцу
Жъалымагъэм
О уи к1ыхьагъэ щизэу
Бгъэк1ыгъэ 1убзырхэм,1ут1анхэм
Ахэм ахэлъ блэхэм
Оп пфэдэу о уаухъумэн
К1уач1э я1эп.
Зимыш1эжъэу зыгорэу зилъытэжьрэхэр
Нахь рэхьатэу аущэк1у.
О 1убзыр
О пщагъо
О дэй
О убзэджэдэд Рыза.
Уипшъэ ууфэу
Ц1ыфыгъэм ик1оц1
Огъэшъу,ащ ар
иолъэхьэ.
Уипшъэдыкъ фэоуфы
Жъалымагъэм лъыишъум
Фитынчагъэм зэпхъок1оныгъэм
1оф дэош1э
Псэк1од зэохьэ Рыза.
Убгъэ къибгъэпщэу
Уфитэу шъыпкъэр
Кэп1онэу л1ыгъэ къызхэмыгъафэмэ
Уипсэ зы пщыл1эу
Уи1эхэр жъалымагъэм фатхэхэу
Уиц1э Тхьэм арэп
Жъалымагъэм фэ1орыш1э зэпытыщт Рыза
Уипсэ пщыл1ыпсэу къэнэщт...
2010 илъэс Тыгъэгъазэм и 28
Sevgili kardeşim Semih,
Ben de bu çarpıcı şiirini anadilimize çevirerek bir yeni yıl armağanı olarak sevgili gençlerimize sunuyor,nice mutlu yeni yıllar diliyorum.
***
«Уи Макъэ Къимыгъэк1эу/Зыуут1ы1оу»
Сэмихь Акъгюн
“Жъалымагъэм лъэныкъуит1у и1.
Зыр жъалымагъэр зызэрихьэрэ жъалымэр,
Адрэр жъалымагъэм фэ1орыш1эрэр”
Хьазрэти Алый
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
Ц1ыт къып1умык1эу
Уяпэмыуцужьэу
Зэфэнчагъэхэм
К1омэ к1омэ къэс
Зыщыофэ
Псынджы ш1ойхэр
О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
О уипкък1э хъумак1оу
Уфэуцу
Жъалымагъэм
О уи к1ыхьагъэ щизэу
Бгъэк1ыгъэ 1убзырхэм,1ут1анхэм
Ахэм ахэлъ блэхэм
Оп пфэдэу о уаухъумэн
К1уач1э я1эп.
Зимыш1эжъэу зыгорэу зилъытэжьрэхэр
Нахь рэхьатэу аущэк1у.
О 1убзыр
О пщагъо
О дэй
О убзэджэдэд Рыза.
Уипшъэ ууфэу
Ц1ыфыгъэм ик1оц1
Огъэшъу,ащ ар
иолъэхьэ.
Уипшъэдыкъ фэоуфы
Жъалымагъэм лъыишъум
Фитынчагъэм зэпхъок1оныгъэм
1оф дэош1э
Псэк1од зэохьэ Рыза.
Убгъэ къибгъэпщэу
Уфитэу шъыпкъэр
Кэп1онэу л1ыгъэ къызхэмыгъафэмэ
Уипсэ зы пщыл1эу
Уи1эхэр жъалымагъэм фатхэхэу
Уиц1э Тхьэм арэп
Жъалымагъэм фэ1орыш1э зэпытыщт Рыза
Уипсэ пщыл1ыпсэу къэнэщт...
2010 илъэс Тыгъэгъазэм и 28
İkidillilik bir yana, artık çokdilli bir dünyada yaşıyoruz.
Çifte standart gösteren anlayış yerini yavaş yavaş empatiye bırakıyor.
Bence Türkiye'de ki yönetim ve hükümet birimleri de bunun fazlasıyla farkında.
Fakat önümüzde seçimler var.
Ve onyılların propagandası ile beyinleri çöplüğe dönmüş insanlarımız, ülkenin hala önemli bir kısmını oluşturmakta.
Eeee seçim oylarla kazanılıyor.
Demokrasi gereği.
Şimdi burada "aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık" durumu var.
İktidara talip olan, ne söylerse söylesin oy kaybetme olasılığı var.
Neyse tüm bunlar geçecek.
Türkiye'de giderek duyarlıkları artan bir kitle var.
Ve insanlar yavaş yavaş farkına varmaya, bilinçlenmeye başlıyorlar.
Yine eski(meyen) bir şiirim.
Ne dersin ağabey... Okuyalım mı?
"
Ses Çıkarmayarak
Semih Akgün
“Zulüm de iki ortak vardır.
Biri zulmeden zalim,
Diğeri zulme boyun eğen mazlum.”
Hz.Ali
Sen sazlık
Sen bataklık gibisin Rıza
Ses çıkarmayarak
Karşı koymayarak
Adaletsizliklere
Gittikçe gittikçe
Bulanıyorsun
Çamurlara
Sen sazlık
Sen bataklık gibisin Rıza
Doğal bir sütre vazifesi
Görüyor varlığın
Zulümlere
Sanki de boyunca
Büyüttüğün sazlar ardında
Gizlenen yılanlar
Kendini sen gibi
Korumaktan aciz
Sonsuz güvenir gafiller
Rahatça avlanırlar
Sen saz
Sen pus
Sen bet
Sen betersin Rıza
Sesini yükseltmeyerek
İnsanlığın içine içine
Yozluğu
Sıkıştırıyor
Sokuşturuyorsun
Boyun eğerek
Zorbalığa sömürüye
Haksızlığa talana
Ortak oluyorsun
Günah işliyorsun Rıza
Göğsünü gere gere
Doğruyu cesaretle
Savunma gücünü
Bulamazsan kendinde
Ruhun bir köle
Ellerin zulme katip
Adın Hak''ka değil
Zulme Rıza
Ruhun bir köle…
