Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Demokrasiye Tuzak mı Kurulmak İsteniyor?
11 Aralık 2010 Cumartesi Saat 20:56

Başbakan Erdoğan, bir süre önce, üniversite rektörleriyle görüşmek üzere gittiği Dolmabahçe Sarayın'daki bir toplantı sırasında  bir grup öğrenci  tarafından protesto edildi. Bununla yetinmeyip toplantı salonuna girmek isteyen öğrencilerin protesto eylemi, ölçüsüz bir güç kullanan polis tarafından sert bir biçimde bastırıldı. Bazı öğrenciler polis tarafından ağır bir biçimde darp edildi, yaralandı. Bazı öğrenciler de gözaltına alındı.

Bu öğrenciler çeşitli üniversitelerden organize olmuş bir biçimde gelmişlerdi. Arkalarında darbe yanlısı/Ergenekon gibi bazı odaklar bulunuyor olabilir. Polis'inki gibi, öğrenci eylemlerinin büyümesi tehlikesi vardır.

Muhalif ve tarafsız basın olayı bir vahşet örneği olarak değerlendirdi. Muhalefet partileri de (CHP;MHP ve BDP) olayı kınadı ve polisin tutumundan AKP iktidarını sorumlu tuttu.

Başbakan ise öğrencinin polise saldırma ve yumurta atma hakkı olmadığını söyleyerek, polis şiddetini arkaladı. Başbakan'ın sözleri demokrasi adına üzücüdür. Kabinenin yumuşak bakanı olarak bilinen Egemen Bağış, saldırıya uğrayanın öğrenciler değil, polis olduğunu söyledi. Tam bir kara mizah örneği. Ak Partili  Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ise polisin tutumunu kınamıştır. Bu, örnek ve demokratik bir davranıştır.

Gidiş, önlenmezse hayra alamet değildir. Ak Parti demokrasiyi çığırından çıkarmamalıdır, yoksa altında kendi de kalabilir. Ak Parti'nin büyüklük kompleksine kapıldığı söyleniyor, doğruysa çok tehlikeli günlere hazırlıklı olmalıyız.

Nitekim, AKP, 12 Eylül referandumundan beri demokratik yasalar beklenirken durmadan gerici yasalar çıkarmaya başladı. Örneğin öğrenci ya da yurttaş kendisine işkence uygulayan ya da kendisini döven polis aleyhine dava açamayacak. Olur mu öyle şey? Hitler Almanya'sında ya da Stalin Rusya'sında mı yaşıyoruz?

Polis'e, askere, yargıç ve savcıya selam duracaksın, buna da demokrasi diyeceksin, oh ne ala?

AKP iktidarı askeri harcamaları kamuoyundan kaçırmaya çalışıyor. Bu amaçlı bir Sayıştaş yasa taslağını  Genelkurmay'a hazırlatmış, onu Meclis'den geçirtecekmiş. Hiçbir demokratik ülkede, dahası başka herhangi bir NATO ülkesinde öyle bir yasa var mıymış?

Şeffaf karakol, işkenceye sıfır tolerans diye diye ne günlere kaldık?

Şimdi konuyu tek tek incelemeye çalışalım.

***

Öğrenci sütten çıkmış ak kaşık değil

Ömrüm öğretmen ve öğrenci içinde geçti. Her iki kesimi de çok iyi tanırım. Öğretmenlerin çoğu kof ve boştur. Sınıfta öğrencisine anlatacak kadarını bilir, kalan vaktini toplumdan kopuk öğretmen evlerinde geyik yaparak, demlenerek geçirir. Eline bir kitap bile almaz, gazetelerin spor sayfalarına bir bakar, o kadar. Benim gibi edilgen olmayan, aksine paragöz olanlar da paralı ders verir ve yolunu bulur. Daha önceleri dersanelerde de çalışıyorlardı. Öğretmenin çok azı politik anlamda bilgili ve bilinçlidir. Bir bölümü de geçim sıkıntısı içindedir.

Bu bakımdan o da öğrenci gibi kolayca yönlendirilebilir. Çünkü sığ görüşlüdür  ve kolayca aldatılabilir. Örneğin 27 Mayıs 1960'da CHP ve darbeciler tarafından kullanılmıştı. Bu sayede öğretmen gelirleri (aylık ve ders ücreti toplamı), bir süreliğine  de olsa, subay maaşlarının üzerine çıkarılmıştı. Darbeciler öğretmen desteğine gereksinme duyuyorlardı. Polisin de silah ve coplarını alarak, dövdürdükleri öğrencilerin gönlünü almak istemişlerdi.

'Osmalı'da oyun bitmez'  dememişler boşuna.

Birçok öğretmen Osmanlı dönemindeki gibi, yeniden bir  genişleme, bir altın çağı  geleceğini sanır. Tarih dersinde ona öyle şeyler aşılanmıştır. Solcu öğretmenlerin bir çoğu da kullanılmaya yatkındır. Şimdilerde öğretmen etkinliği  yok gibidir. Öğretmen etkinliği liseli öğrencilerin harekete geçmeleri durumunda canlanabilir.

Öğrenci ise,öğretmenden de daha kolay yönlendirilebilir. Öğrenci 27 Mayıs öncesinde asker ve CHP'nin, faşistlerin kullandığı bir araç  idi. “Devrimci ordu” sloganları, 2007 yılı seçimlerine değin Ergenekon mitinglerinde boşuna söylenmiyordu. NATO ordusu, Ergenekonculara göre, 'milliyetçi'  ve  devrimci oluyordu? Daha önceleri, en güçlü gençlik örgütü olan Dev-Genç, 'devrimci ordu' sloganıyla 12 Mart 1971 askeri müdahalesini,bilmeyerek faşist müdahaleyi desteklemişti. Tabii ceremesi pahalı olmuştu.

12 Eylül 1980 darbesi gençliği ve tüm sol kesimleri bir buldozer gibi ezdi geçti.

Gençlik şimdi de sahneye çıkmak istiyor.

Ulusalcı, ırkçı, Batı demokrasisine ve Avrupa Birliği'ne karşı olan bir gençliktir bu. Bu çağda ırk üstünlüğüne inanan bir gençlik başka ülkelerde kalmış mıdır?

Bakınız sarı ırktan Japonlar gelişmişlikte zirvede. Avrupalı Japonları, Türkler gibi aşağı ırklardan sayıyordu. Dünya o hastalıktan kurtuldu, biz kurtulamadık. 'Kim takar Yalova Kaymakamını?' dememişler boşuna. Çin, akıllı bir politika izleyerek büyük bir gelişim sürecinin içine girmiş bulunuyor. Kalkınma hızı en yüksek olan ülke. Bizim öğrencilerimiz  gibi Çinli öğrenciler de ırkçı mı, öyleyse ülkelerinde tam 55 resmi dile nasıl izin verilmiş?

Bizimkiler, anlaşılan kargadan başka kuş tanımak istemiyorlar…

Öğrenci bilgisiz ve kof. AB olmasa biz bu gelişmeyi sağlayabilir miydik? İhracatımızın çoğu oraya yapılıyor. Wikileaks belgelerinde, o çok güvendikleri  İlam Aliyev'in ne denli “Türkiye dostu” olduğu açığa çıkmadı mı? Onunla ve diğerleriyle nasıl bir Türk birliği kuracaklar mış?

Bu kadar bilgisiz ve dünyadan habersiz, ama bunları da bilmekten yoksun olan bir gençlik, tehlike üretmez mi? O sayede, 12 Mart ve 12 Eylül'de gençlik parçalandı ve birbirine düşürüldü, kullanıldı, parsayı da faşist generaller ve vurguncular/parababaları topladılar.

Çıkış yolu olarak gençlik programları düzenlenmeli, gençler bazı toplantılara alınmalı, görüşleri sorulmalı, radyo ve televizyonlarda gençlik programları yapılmalı, gençlerin vakitlerini iyi işlerle doldurmaları sağlanmalı ve onların darbeciler tarafından olası kullanılmalarının önüne geçilmelidir.

Gencinin geleceğini güvence altına almayacak bir yönetim, geleceğe yönelik sağlam temeller atamaz. Çocuklar ve gençler ülkenin geleceğidir.

***

Polis devletine hayır, asker sayısı azaltılmalıdır

Polis kadroları,yeterli eğitim almamış ve yanlı/sağcı olan kişilerden oluşuyordu. 12 Eylül darbesi  sol görüşlü polisleri ayıklamıştı. Geride MHP ve Erbakan yanlısı polisler kalmıştı. Şimdi  üniversite mezunları sınavla polis oluyor. İyi bir şey. Ancak polisin arınması uzun bir süreyi alabilir. Polis, hala fanatik milliyetçi, ırkçı, gerici ve dinsel anlamda da bağnaz kişileri barındırıyor.

Bir Alevi genç anlatmıştı. Karakolda bir polis  “Alevi misin?” diye sordu, ben de “Evet,Aleviyim” dedim, o polis beni bir dövdü,bir dövdü…diye anlatmıştı. Anlaşılan Sünni olsa sopa yemeyecekti.

Hrant Dink'in katili Ogün Samast örneği de ortada. Caninin eline bayrak tutuşturulmuş, Kurtuluş Savaşı gazisi karşılanır gibi polis ve jandarma onunla hatıra fotoğrafı çektirmişti. Bütün bunlar tablonun ne denli bir geriliği ve cehaleti yansıttığını gösteriyor.

Bir de Meclis yasa çıkararak caniyi çocuk mahkemesi avantajından yararlandırdı.

Görev yeminine bağlı hiçbir polis ve jandarma taraf gözetmez, insan ayırımı yapmaz, yapmamalı. Uygar ülke polisi “Alevi misin, Kürt müsün?” gibisine sorular soramaz, sorması yasaktır. Polis ve jandarmanın böyle şeylere hakkı olmamalı, ama kim ağzını açabilir ki?

Polise çekidüzen verilmeli. Özellikle polis şefleri önemli. Yurttaş polisle konuşmaktan korkar hale getirildi. Bu, olmamalı. Cop ve sopa değil, ikna, para ve görev içerikli cezalar da getirilmeli. Bazı yargıçlar toplumsal hizmet gerektiren cezalar veriyorlar. Ne güzel…

Türkiye bir barış dönemini yaşıyor. Komşularımızdan bize yönelmiş bir tehlike yok. NATO korumasındayız. Üstelik Yunanistan silahlanma giderlerini azaltıyor. Böyle bir dönemde silahlanmanın ve 700 bin asker beslemenin bir mantığı olabilir mi? Asker bir üretim gücü değil ki. 700 küsur bin askere 200 bin küsur polis de ekleyin.

Bu ağır yük altında ülke nasıl kalkınacak? Masraf büyüdükçe, bunun yükü zam biçiminde yurttaşın sırtına biniyor. Ordu modernleştirilmeli, sayı azaltılmalı ve Genelkurmay Başkanlığı da Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır.

***

Ak Parti ve CHP demokrasiyi geliştirme konusunda işbirliği yapmalıdır

Eski CHP Başkanı Deniz Baykal, müzmin bir hizipçi ve muhalif idi. Ecevit'e illalah dedirtmişti. Ardından Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin ve Altan Öymen'e de muhalefet etti durdu. Ama Çiller'e iyi bir uyum sağladı, onun Kürt sorununu askere havale politikalarına ortak oldu. Demokrasi içerikli herşeye olmaz dedi durdu.

Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu CHP Başkanı. 18 Aralık'ta CHP Kurultayı var. Bu, Kılıçdaroğlu için son bir fırsat olabilir. Kılıçdaroğlu bütün safralarını atmaktan kaçınmamalıdır. Bazılarını değil, safraların hepsini çekinmeden atmalıdır. İşte o zaman bir lider olduğunu kanıtlamış olacaktır. Yanında genç ve bilgili bir kadro olmalıdır.

Ecevit, vaktiyle CHP'de bir dönüşüm yapmak istemiş başaramamıştı. Kılıçdaroğlu'nun önünde eksik kalmış olan bu görevi tamamlama fırsatı duruyor.

Bunu başarırsa ulus ve gençlik ona destek çıkacak, demokratik muhalefet büyüyecek, 2011'de olmasa bile, izleyen seçimde Kılıçdaroğlu Başbakan olabilecektir. Bunun için cesur ve kararlı olmalıdır. Kendisine dansöz elbisesi giydirmek isteyenleri utandırmalıdır.

Ak Parti'ye gelince, Başbakan'ın ve Egemen Bağış'ın polis baskısını arkalayan tutumlarını savunamayız. Kınıyoruz.

Kılıçdaroğlu 'yumurta atmak şık bir şey değildir' diyor. Daha ötesi yumurta atmak sadece şık değil, bir suçtur. Böyle şeylere izin verilmemeli, yeltenenler de yakalanıp yargı önüne çıkarılmalıdır. Bu işler organize yapılıyor. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun üzerine hep birlikte sayısız yumurta fırlatıldı.

Ancak hiçbir öğrenci ve hiçbir kimse dövülmemelidir. Polisin görevi adam dövmek değildir, suç işlenmesini önlemek ve suç işleyenleri yakalayıp adalete teslim etmektir.

Öğrenci eylemi, diyelim Başbakan'dan yüz bulduğu söylenen polis terörüne karşı bir tepkiydi . Yani haklı nedenleri var. Taşkınlık yapılmadığı sürece normal öğrenci gösterilerine polis karışmamalıdır.

Polis sağ ve dinsel görüntülü gösterilere yumuşak, diğerlerine sert davranıyor. Yani polisin yanlı olduğu söyleniyor ve yazılıyor. Bu bir Demirel ve bir Faruk Sükan politikasıdır. Ülkeyi felakete götürdüler. Bundan ders alınmalıdır.

Ama bundan sonra devletten ve yurttaşlardan gelecek saldırılara da fırsat verilmemeli, göz yumulmamalıdır. Polis ve jandarma da başıboş bırakılmamalıdır.

Polisin içinde ilkokul mezunu olup ardından yolunu bulup lise ve üniversite diploması da “almış” olan, ama bilgisi ilkokul düzeyinde kalmış birçok torpilli  kişi var. Buna müdürlük ve öğretmenlik yaptığım dönemden de tanığım. Böyle bir kolluk gücü adamı astırır.

Adamın, torpilin yoksa karşına bir sürü engel çıkarılıyor ve polis olamıyordun.

Başbakan 2007 genel seçimleri ve izleyen referandum zaferi sonunda büyüklük kompleksine kapılmış, -belki de Akıncı ve Türkçü olduğu gençlik günleri yeniden depreşmiş-, ilericilere, solculara ve Kürtlere cephe almış, gerici bir vaziyet takınmış, ardından da hızla inişe geçmiş, 2009 seçimlerinde 8 puan kayıpla oyları yüzde 39'un altına düşmüştü. Bu kadarını da hızla çark ederek ve Kürtçe tv açarak kurtarmıştı.

Başbakanı şimdi daha kötü bir sonuç bekliyor olabilir. Bu millet iki kez 'oyun oynayan' birine 'güven' olmaz diyebilir, Demirel ve Özal örnekleri ortada. Ufak tefek ödünlerle de işi kurtaramaz. Kürtler kendilerinin aldatıldığını söylüyorlar. Bunu tersine çevirmek, tüm yurttaşlara güven vermek gerekir. Erdoğan, demokrasi girişiminde cesur ve kararlı olmalıdır.

Demokratik güçleri , gerçek aydınları da kendinden soğutmamalıdır.

İyi kullanırsa konjonktür hala ondan yanadır.


Bu yazı toplam 3043 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net