

Sorunları gündelik fıkra gibi kısa yazılarla dile getirmek ve açıklamak olanaksızdır. Bu nedenle uzun yazma gereği duyuyoruz. Aksi takdirde düşünce temelinde bir ilerleme olmaz. Ancak, bıktırmamak için yazıyı bölümlere ayırıyorum. İstediğiniz bölümü seçmenize yardımcı olur diyerek.
***
Türkiye’de bazı askerlerin, bir kesim üst yargının ve CHP’nin, dahası Ak Parti’nin tutucu kesimlerinin çirkin muhalefet ve engellemelerine karşın hükümet demokratikleşme doğrultulu çalışmalarını, ağır aksak da olsa yürütüyor. Örneğin, askere tek yanlı olayları bastırma ve polisi emrine alma yetkisi tanıyan ‘Emasya Protokolu’ iptal edildi, asker sivil yönetim tarafından çağrılmadığı sürece olaylara artık müdahale edemeyecek. Bazıları ‘Demokratik açılım’ diye bir şey yok, ortada bir aldatmaca var’ gibi şeyler söylüyorlar ama biz farklı düşünüyoruz. Demokratikleşme bir zorunluluk, Ak Parti istese de istemese de bu olacak, kaçınılmaz. Koşullar bunu zorluyor, daha fazlasını ülke kaldıramaz. Bu arada birbirini izleyen askeri darbe planları da bir bir açığa çıkartılıyor, soruşturma ve yargı devam ediyor. Bu ne korkunç şey, halkına tuzak kurma, bombalama, suikast, çocukları bile bile öldürme iddiaları. Bunlar bizim dünya kadar para ödeyerek el üstünde tuttuğumuz kişiler tarafından tezgahlanmış şeyler deniyor. Oradan, buradan silah ve mühimmat, bilgisayarlardan krokiler çıkıyor. Konu yargı önünde, karar onun. Daha fazla konuşmayı gereksiz buluyorum.
Kafkasya’daki üzücü gelişmeler
Biz bütün bunlardan genişliğince sözetmeyi düşünüyorduk. Ancak anayurttan hem üzücü ve mide bulandırıcı, hem de gurur verici haberler alıyoruz: Gençlerimiz atayurduna ve demokratik haklara sahip çıkmaya başladılar. Üzücü olarak da, Kuzey Kafkasya’da konuşulmakta olan dillerin Rus dil denizi içinde boğulmakta oldukları haberlerini alıyoruz, hem Adıgey ve hem de Kabardey-Balkarya’dan. ‘Eriyoruz ama toplum bunun farkında bile değil’ diyorlar yurtsever gençlerimiz. Büyük balık küçük balığı yutuyor. Yöneticiler ise, edilgen, kişisel çıkar peşindeler deniyor. Abartmamalıyız. Yöneticiler içinde de muhakkak bilinçli ve yurtsever bir kesim olmalı. Tanışmıyoruz ama, demeçlerinden anladığım kadarıyla Başkan Thakuşın Aslan değerli kişilerden olmalı. Görüştüğüm eski Parlamento Başkanı Tlıuj Adam’ın bende bıraktığı izlenim, onun bilgili ve konularına hakim biri olduğu biçiminde. Böylesine yetenekli yöneticilere kavuşmuş olan bir yöre, Adıgey, ne diye böylesine berbat, böylesine bir erime sürecini yaşıyor olabilir? Niçin yeterli önlem alınmıyor, alınamıyorsa neden?Açıklanmıyor ve ben de anlayamıyorum.
Yeni genel vali Aleksey Hloponin’in işi hiç de kolay değil. Başkanları Moskova’dan atanmış ve birçoğu kendi dünyalığı peşinde koşan yerli yöneticiler ile iş görmek durumunda kalacak, bu da bir cesaret işi, ancak Hloponin’in yetkileri vali üstü. Bu da unutulmamalı. Kuzey Kafkasya dipsiz bir kuyu, para yutan bir tuzak. Yeni valinin, oportünist kadrolar tarafından, Şevmen Hazret örneğinde olduğu gibi iş göremez biri haline getirilmesi tehlikesi de vardır (1). Biz, geçmişi temiz ve başarılı olduğu söylenen yeni valinin demokrasi doğrultulu çalışmalarında başarılı olmasını, hukuku ve yasallığı oturtmasını elbette dileriz. Hloponin iyi isim bırakmış biri, ancak Kuzey Kafkasya, Krasnoyarsk Kray gibi bol kaynağı olan ve az nüfuslu bir yer değil, var olan kaynakları yeterince kullanılamayan bir bölge. Ancak vali, aynı zamanda Putin’in de yardımcısı, yani RF Başbakan yardımcısı, arkasında devlet desteği var. İşin üstesinden gelmemesi için, görünürde bir neden yok. Kuzey Kafkasya halkları, kuşkusuz her halk gibi, özgür ve huzurlu bir yaşama layık olan insanlar.
Biz de sayın Hloponin’in başarılı olmasını,adını onurla yazdırmasını diliyoruz.
Adıgey’de dil ve eğitim sorunu
Adıgey’den bir dost, ‘Bu gidişle, 20 yıl içinde Adıgece,Türkiye’deki Adıgece’nin durumuna dönüşecek. Gidiş o yönde’ diyor. Nalçik’ten de bir arkadaş, ‘Adıgece (Kabardeyce) erime süreci içinde. Bu durum halkın umurunda bile değil, hiçbir şeyin farkında değiller’ diyor, umut Türkiye’den döneceklere bağlanmış gibi.
Kurbağayı kaynar suya atarsan sıçrayıp kaçar, suyu yavaş yavaş ısıtırsan, farkına varmadan kurbağa haşlanır. Türkiye’de ve Arap ülkelerinde bu yaşandı. Sıra Kafkasya’ya gelmişse felaket…
Adıgece eğitim konulu bir toplantıda AC Eğitim Bakanı yardımcısı Alıy Maryet, özetle şöyle diyor: ‘Cumhuriyetteki 139 okulda ve okul öncesi 47 merkezde Adıgece öğretiliyor. Cumhuriyetteki 39 ulusal okulda ise 8 bin öğrenci öğretim görüyor…Adıgece’nin yaşatılması konusunda, birçok engel ve düşündürücü sorun belirmiş vaziyette …Adıgece’nin yaşatılması ve geliştirilmesi için, Adıgece’nin öncelikle aile içinde konuşulan bir dil olması gerekiyor.
AC Parlamentosu Eğitim Komitesi Başkanı Vıdıç’eko Yura da ‘Birçok aile, evinde Adıgece konuşmamayı bir alışkanlık haline getirmiş… Maykop ve Adıgekale kenti ile büyük beldelerde Adıgece konuşulan bir dil olma özelliğini yitirmek üzere. Evde, okulda ve yuvada çocukla Adıgece konuşmuyorsan, elbette Adıgece’nin de bir geleceği olamaz. Bakanlık tarafından yapılan –teselli nitelikli- açıklamalara katılmıyorum ve söylenenleri de inandırıcı bulmuyorum. Adıge evinden okula giden çocuk doğruca Rus sınıfına kaydediliyor, o sınıfta Rusça aracılığıyla –eğer müfredata konmuşsa- Adıgece dersi de alıyor, bu da –bu yasak savma kabilinden Adıgece dersi- yıkıma yol açıyor ve neden oluyor’ (2).
‘Adıge maq’ın açıklaması son derece kısıtlı. Cumhuriyette kaç okul var? Belli değil, bu nedenle bir kıyaslama yapamıyoruz. Yani 139 okul dışında daha kaç okul var? Bu okullarda ne kadar öğrenci haftada kaç saat Adıgece ders alıyor? Okuluna ve sınıfına göre haftalık ders dağılımı nedir? Büyük olasılıkla 300’den az olmaması gereken toplam okuldan sadece 39 kadarı, yani onda birinden azı ulusal okul, ‘Adıge okulu’. Yine büyük bir olasılıkla bu okullar köylerde, Adıgece zorunlu ders yasak, sadece seçmeli bir ders, tek bir ders var.
İşin başlangıcı nasıldı?
1992’de Maykop’taki bir kültürel toplantıya katılmıştım. Konuşmacılar Rusça için yarışıyorlardı. Benim söylemem ve yazar Peneşu Sefer’in uyarısı üzerine toplantıyı yöneten Hadeğal’e Asker, konuşmacılardan Adıgece konuşmalarını rica etmişti, hiç unutamıyorum Çerkeskale’den gelme genç ve güzel bir konuşmacı bayan ‘Ne olur, 5 dakikacık Rusça konuşmama izin tanıyın, sonra Çerkesçe konuşurum’ diyordu.
Devlet Başkanı Carıme Aslan da, basından izlediğim ve aklımda kalanı kadarıyla, en başlarda şöyle diyordu: ‘Adıgey’de herkesin bildiği ve kullandığı ortak dil, Rusça’dır. Bu böyle kalacaktır. Adıgece eskiden iyice kenara itilmiş durumdaydı. Şimdi ona daha fazla önem vereceğiz. Örneğin Adıgece kitap basılan basımevi ve Adıgece yayınlar, gazeteler için Adıgece bilme koşulunu arayacağız, hepsi bu…’
Başkana göre, birkaç şey dışında Adıgece’ye gerek yoktu. İşte bu yanlış çıkış noktası bizi bugünlere getirmiş olmalı. Bunu o günlerde de yazmış ve eleştirmiştim.
Toplantıda konuşmacı listesine alınmamış olmama ve bana söz verilmemiş olmasına karşın, yüzsüzlük yapmış, adeta zorlayarak kürsüye çıkmış ve özetle şunları söylemiştim: ‘Bir cumhuriyetimiz varsa, bu da Adıge Cumhuriyeti ise,onun bir dili de Adıgece’dir ve Rusça’dan daha geriye düşmemeli, iki dil de baş başa yarışmalı. Başlangıç, çıkış yeri böyle olursa, sonuç da başarılı olur’.
Bu sözlerim ertesi günkü ‘Adge maq’da yayınlanmıştı, ancak iş o kadarlıkla kalmıştı.
Başlangıç teslimiyetçi olduğu için sonuç da böyle olmuş olmalı. Oysa çıta yüksek tutulsaydı, bu olamaz mıydı, bunu yapma gücü yoktu denilebilir miydi? Ruslar, o zamanlar Adıgey’e ayrıcalıklı davranıyorlardı. Ancak oportünist yönetimlere gereksiz övgüler düzen bazı dönüşçü dostlarımız da bu oluşumda pay sahibi olsalar gerektir.
‘Ulus olma’ ve Hatko Schamis’in dedikleri
Hatko Schamis yazısında özetler ve kısaltırsak şöyle diyor: Bir perspektifimiz olmalı, çıtayı yüksek tutmalıyız!
Sürece denk düşen vizyon ise, “Çerkes Halkının Uluslaşması”dır.
Çözüm, vizyon ve misyon uluslaşmaktır. Uluslaşmanın ekseni ise ''Tek Halk, Tek Dil, Tek Vatan“ veya '' Çerkes, Çerkesce, Çerkesya“ olacaktır. Bugün etimizle, tırnağımızla, her şeyimizle kendimizi bu misyona hazırlamalı, bu misyon için yaşamalıyız.
Uluslaşmalıyız (3)
Biraz kırpar, basite indirgersek, Shamis yazısına şöyle devam ediyor:
Kafamızı kuma gömmemeli, xabzelerimize-geleneğimize- sihirli anlamlar/güçler yüklememeliyiz. Başkaları ne yapıyor, nasıl yapıyor diye bakmalıyız.
Mesela Bask halkı bugün bizim sahip olmayı düşlediğimiz çok şeye yıllardan beri sahipti (neydi bunlar?-HCY), dillerini öğrenme ve öğretme hakları, gazete ve radyo yayınları da vardı ama olmadı; asimilasyonu durduramadılar. Uluslaşmayı gündeme getirip dillerini eğitim, bilim ve sanat dili yapınca durum değişmeye başladı. Bugün anneleri babaları Baskça bilmedikleri halde, kendileri Bask dilini rahatça kullanabilen yeni nesiller yetiştirdiler, Baskçayı bilenlerin oranını da yirmi yılda % 10 oranında artırmayı başardılar, başarıyı kurumlaşma sayesinde yakaladılar …
Öyleyse bizim de her şeyimizle ulus olabilmek için çalışmamız, örgütlenmemiz veya örgütlenmelerimizi uluslaşmanın ihtiyaçlarına göre dönüştürmemiz gerekiyor. Biz Çerkesler için çıtayı yüksek tutmak demek, böyle bir uluslaşma perspektifine sahip olmak demektir.
Peki, Hatko’nun istediği uluslaşma ne anlama geliyor? Bana göre pek belli değil. Bunu açmak gerekir. Basklar özerklik ötesi bir aşamaya ulaşabilmişlerse, bu nedir, ne anlama gelir ve bunu nasıl gerçekleştirmişler? Bize sadece adı söyleniyor, sürecin kendi, bunun ne olduğu ve sürecin nasıl işlediği de anlatılmalı.İş ete ve kemiğe büründürülmeli.
Bildiğim kadarıyla İspanya’nın Bask bölgesinde ve Navarra’da Baskça İspanyolca ile eşit haklara sahip bir resmi dil. Kafkasya’da ise değil, Adıgece kağıt üzerinde Rusça ile eşit bir dil. Bask Ülkesinde Baskça bilmeyen bir hekime çalışma izni verilmiyormuş. Bunu daha önce Hatko yazmıştı galiba. Adıgey’de ise Adıgece’yi kimselerin iplediği yok. Bask Parlamentosu’nda ‘Baskça konuşamazsın’ diyen birinin ağzını yırtarlar, Adıgey’de ise bu yok, geçmişte, Sovyetler döneminde Adıgece konuşanı dövdükleri bile görülebiliyordu. Şimdi 20 yıllık Adıge Parlamentosu’nda tek bir kez olsun Adıgece konuşulduğu duyulmuş değil.
‘2006 AC Eğitim Yasası’, Adıgey’deki Rus Savcının başvurusu üzerine iptal edildi ve Adıge çocuklarına zorunlu olarak Adıgece öğretilmesi yasaklandı. Bu bize, Anayasa Mahkemesi’ne zırt pırt parti kapatma ya da yasaları iptal ettirme davaları açan ‘ünlü’ Başsavcılarımızı anımsatıyor. Erdoğan eksik ya da yanlış söylemiş, asıl bunlar, bu savcılar ‘Ruh ikizleri’ olmalı.
Diline sahip çıkmayan ya da çıkamayan parlamentolar Karaçaylardan olsun ders almalı.
Ulus, ama nasıl bir ulus?
1864 yılı öncesinde 2 milyonluk bir Adıge/Çerkes halkı idik. Bugünkü Krasnodar Kray, Karaçay-Çerkesya ve Abhazya’nın Gagra yöresi Batı Çerkesya idi.1864’te Batı Çerkesya nüfusunun yüzde 5’i ya da 100 bin kadarı deportasyon (ülke dışına sürülme) dışı tutulmuştu. Bu yüzde 5’in 4’ü de daha sonra, ikinci bir zorlama ile Türkiye’ye göç ettirilmişti. Şimdi Şapsığya, Adıgey ve Karaçay-Çerkesya’da 1864’teki nüfusun yüzde 1’i ve o yüzde 1’den türeme bir Adıge nüfusu yaşıyor.
Bunlar bilinen şeyler.
Bugün Adıgeler 4 ayrı yörede 4 ayrı ulusal ad altında tanınıyorlar-Şapsığ, Adıge, Çerkes ve Kabardey. Bu 4 topluluk kendini yöre adı yanında Adıge adıyla da anıyor. Ama Rusya Federasyonu, bu dört gruptan sadece birini, Adıgey ile bağlantılı olanları Adıge adı altında tanıyor.
Basklara gelince; Baskların yaşadıkları topraklar bir bütün halinde. Kafkasya’da ise öylesine bir bütünlük yok, parçalanmışlık ve dağılmışlık var. Yerleşim yerleri birbirinden kopuk olan 4 Adıge halkı var. Bunlardan üçünün egemenlik, yani devlet kurma hakkı var. Örneğin, Adıgey tek bir etnik ad altında ve egemen bir birim olarak RF’na katıldı. Karaçay-Çerkesya ve Kabardey-Balkarya’da ise, egemenlik haklarını birlikte kullanarak Federasyon’a katılan ikişerden 4 egemen halk bulunuyor.
Ulus toprak birliği üzerinde oluşur. Şu koşullarda böyle bir toprak birliği ya da başka bir olanak var mı?
Politika olabilecek şeyler üzerinden yürütülür. Şu halde Kafkasya’da egemenlik hakkı olan 3 Adıge halkı (ya da ulusu-Adıge, Çerkes, Kabardey) ile ‘küçük bir yerli ulusal toplumu’ statüsündeki Şapsığ halkı bulunuyor.
Somut gerçeklik, bu dört toplumun her birini güçlendirme ve bu toplumlar arasındaki işbirliğini ve dayanışmayı geliştirme olabilir. İşbirliği ölçüsünde dayanışma ruhu da güçlenebilecektir.
Yasal ve isabetli olacak olanı da, sanırım bu olacaktır. Tabii başka türlü demokratik çözüm önerisi olanlar varsa dinlemeye ve tartışmaya açığım. Tek bir koşulum var-o da dürüst olmak.
Nüfus sorunu
Kimileri diyor ki, Adıgey’de Adıgeler, yüzde 64 Rus’a karşı yüzde 24’ler. Yani nüfus olarak Adıgeler azınlık. Referandum ve çoğunluktaki Rusların oyu ile cumhuriyet kaldırılabilir, toprakları da Krasnodar Kray’a katılabilir.
Önce şu nokta bilinmeli, Adıgey’de birey olarak, yurttaş olarak Adıge olmayanlar Adıge olan bireylerle eşit haklara sahiptirler ama toplum olarak aynı haklara sahip değildirler. Örneğin, Adıge olmayanların Adıgeler gibi bölgenin statüsünü ve geleceğini belirleme hakları yoktur. Karaçay-Çerkesya’da Kuban Kazak nüfusu Çerkes nüfusundan daha fazladır ama Kazakların Karaçay ve Çerkesler gibi, orada bir devlet kurma ya da devletin geleceğini belirleme ya da devlet topraklarının bir bölümünü alıp götürme gibi yetkileri yoktur, böyle bir hak, devletin oluşumunda Kazaklara tanınmamıştır.
Karaçay-Çerkesya’nın oluşumu ve Rusya Federasyonu’na katılması o çerçevede ve her iki tarafın rızasıyla gerçekleşmiştir.
Toparlarsak, çoğunluk salt sayısal değil,siyasaldır. Siyasal deyince,kapsama tarihsel geçmiş, o yerin yerlisi olmak gibi birçok etmen girer. Nitekim Rus nüfusun çokluğunu çantada keklik gibi gören Krasnodar Kray’ın yerel yöneticileri referandum oyunlarıyla Adıgey’i yutmaya niyetlenmişlerdi ama Adıgey Adıgeleri bu oyuna gelmediler. 21 Mayıs 2006’da toplanan Adıge Halk Kongresi, Adıgey’in geleceğini belirleyecek olan bir referanduma sadece etnik Adıgelerin katılabileceğini, Adıge olmayanların da katılacağı ve Adıgey’in geleceğini belirleyecek olan bir referanduma etnik Adıgelerin katılmayacağını açıklayarak kesin tavrını koymuş ve Slav oyununu bozmuştur.
Peki, çoğunluk sayısal olsaydı Abhazya konusundaki Rus tutumunu nasıl açıklayacaktık?
Rusya’nın destek verdiği ve tanıdığı Abhazya’da yerli Abhaz oranı, Adıgelerden de düşük olmak üzere yüzde 18, Gürcü oranı ise yüzde 45 idi.
Bir halk, tükenmediği sürece, sayı ve oranı düşük de olsa, kendi toprağının asıl sahibidir. Göçmen yabancıların çoğunluğu oluşturması, bu yabancılara o etnik devleti yok etme hakkını vermez.
Asıl sorun cumhuriyetler yönetimlerinin pasifliği ve temsil ettikleri halkların sorunlarına yabancılaşmış olmalarıdır.
Herhalde RF hükümeti pasif yöneticilerle Kuzey Kafkasya halklarının sorunlarına çözüm getirilemeyeceğini anlamış olmalı.
Adıge Xase ve Çerkes Kongre’leri dimdik ayakta
Adıgey Adıge Xase örgütü Başkan Thakuşın ile görüşmesinde, son dönemde mantar gibi biten ve çoğalan haç dikme furyasına karşı önlem alınmasını istemiş, Başkan’dan doyurucu bir yanıt alamamıştı.
Rus Ortodoks Kilisesi, Dünya Kiliseleri içinde şöhreti en kötü olan kilise. Katolik kilisesi gibi demokrasi yanlısı değil. Eskiden Çarlık yönetiminin bir aracı ve maşası, iktidar stepnesi idi. 1860’lardaki Çerkes soykırımını ve Çarlık’ın tüm cinayetlerini hararetle desteklemiş, onay vermiş, 2 Haziran 1864’te Kbaada Yaylasındaki askeri törene katılmış ve dini ayini yönetmişti. Ülkesinden sürülen hasta, aç ve sefil insanlara, annesiz ve babasız yavrulara hiç acımamış,merhamet eli uzatmamış, sadece istavroz çıkaranları deportasyondan kurtarmıştı.
Aldığımız haberlere göre Adıge başkenti Maykop’un köşe bucakları ve Adıge anlatılarına göre Nartların uykuya yattıkları efsanevi Fışte Dağı (2,867 m) başta olmak üzere Adıgey’in dağ doruklarına demir Ortodoks haçları dikiliyormuş.
Bunun bir kışkırtma olduğunu söyleyen Adıgey Çerkes Kongresi Başkanı Berzeg Murat da, tıpkı Adıge Xase Başkanı Hapaye Arambıy gibi, ‘dinsel simgelerin yeri ibadethaneler ve mezarlıklardır’ diye uyarıda bulunuyor, Başkan Thakuşın’dan geç olmadan fanatiklere karşı önlem aldırmasını istiyorlar.
Kilise temsilcileri ise, haçların yerel yöneticilerin izniyle Kazak örgütleri tarafından dikildiğini söylüyorlarmış.
Demokratik ve çok dinli bir ülkede, haç ya da başka kışkırtıcı semboller dikmeye kalkışmak, barışı dinamitlemek anlamına gelir. Barış bir bozulursa Adıgey ile sınırlı kalmaz, dalga dalga başka bölgelere de yayılır ve bunun altından kalkılması da zor olabilir.
Kabardey’de dağ otlakları sorunu
Okuyucularımız anımsayacaklardır. Geçtiğimiz Aralık ayı başlarında Kabardey-Balkarya’daki bazı Adıge sivil örgüt liderleri önderlerine karşı çirkin saldırılar düzenlenmişti. Saldırıya neden, dağ otlaklarının Kabardey köylülerden alınması girişimine karşı çıkılmış olmasıydı.
Hareketin öncülerinden Xase Başkanı Yağan İbrahim’in konuya ilişkin ayrıntılı bir söyleşisi elimize ulaşmış bulunuyor (4).
İbrahim şunları söylüyor: Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarının yüzde 70’i dağlık, bu gibi yerlerde cumhuriyet nüfusunun sadece yüzde 5-6’ı kadarı barınıyor. Bu da Balkarların yüzde 40’ı gibi bir rakam, Balkarlar dağlardan inip ovaya, düzlüklere yerleşiyorlar, yani dağlardaki nüfus giderek daha da azalıyor. Eskiden beri Adıge köylüleri tarafından da kullanılan otlaklar da dahil hemen bütün dağ otlakları, yakın köy gibi –Rusya için geçerli olabilecek - gerekçelerle, nüfusları gittikçe azalmakta olan Balkar köylerine verilmek, büyük Kabardey nüfusu, köyleri ise otlaksız bırakılmak isteniyor. Bu da Kabardey hayvancılığını öldürme anlamına gelir. Biz de tarihsel geleneği ortadan kaldıran, geniş kitlelerin yoksullaşmasını getirecek olan bu haksız politikaya karşı çıkıyoruz. Yönetim ise, Elbrus yöresindeki turistik tesisleri ve turizm alanlarını merkezin elinde tutmak için, sus payı olarak, sözkonusu dağ otlaklarını bazı Balkar köylerine peşkeş çekmek istiyor’.
Karaçaylar ve bizim Türk ulusalcılar gibi, Balkarlar arasında da uydurma tarih tezleri revaçta imiş. Akşamki sofra söyleşisinin etkisiyle midir, bilemem, bir sabah Atatürk harika bir buluşla uyanmıştı: Bütün dillerin anası Türkçe, bütün uluslar da Türk’ten türeme, bir Türk de ‘dünyaya bedel’ idi. Bol ödenekli ekipler Meksika, Kanada ve Peru’ya, dünyanın dört bir yanına araştırmalar için gönderilmeye, üniversitelerde öğrencilere Sümer, Hitit ve Kızılderili dillerinden derlenen ve Türkçe’yi çağrıştıran sözcükler ezberletilmeye, bu türden sözcükler kurumlara ve kişilere ad olarak takılmaya başlanmıştı.
Karaçay ve Balkarların uydurmaları da öyle. Bu iki toplumun Adıgelerden farklı olarak sadece dilleri vardır, denebilir. Ancak onlar Adıgeler gibi Ruslara entegre olmamışlar. Rus,Karaçay ya da Balkar köyü ya da toplumu içine girmiyor, onlarla derin ilişkiler kurmuyor. Kabardeyler de Balkarlardan uzak duruyorlar. Bu nedenle Nalçik’in dibinde Hasaniya ve Belaya Reçka gibi ayrı özel Balkar beldeleri oluşmuş durumda.
Elbrus yöresine gelince, bu yörede Adıge ve Osetler de (Alanlar) yaşadılar. Bu insanlar, geçmişte Karaçay ve Balkarlarla da karıştılar. Ancak bu sonuncuları dağlı ve içe kapanık kaldılar. Elbrus hepsine ait, Adıge efsanlerinde yer almış bir yer. Ancak, sürülmüş de olsalar, askere alınmadıkları için Karaçay ve Balkarlar İkinci Dünya Savaşı vartasını Adıgey Adıgelerine oranla çok daha az bir zayiatla atlatmayı ve genç nüfusu ayakta tutmayı başardılar. Bu sayede de hızla çoğaldılar, Balkarlar-1939’da 41 bin, 2002’de 105 bin; Karaçaylar-1939’da 71 bin, 2002’de - 169 bin.
Zavallı Adıgey Adıgeleri ise, faşizme karşı savaşta erkek nüfusunun yüzde 60’nı yitirdiler, neredeyse kısır topluma dönüştüler, Adıgey Adıgeleri- 1939’da 55 bin, 2002’de 108 bin.
Yağan İbrahim’e dönersek, şu sözlerine değinmeden olmaz:
Mücadelemiz tamamen yasal. Aksi takdirde kendimizi Sibirya’da bulurduk. İş toprağı koruma konusu olduğunda ödün vermemiz düşünülemez. Yasal yollardan mücadelemizi sürdüreceğiz. Geri adım atmamız ise, söz konusu bile olamaz.
Tarih boyunca Kabardeyler ile Balkarlar hiç çatışmamış, dost olarak yaşamışlardır, bundan sonrası için de bu böyle sürecektir, bir tehlike görmüyoruz. Balkarların temsilcileri ile son olaylardan önce de görüşüyorduk, şimdilerde de görüşüyoruz.Bir çıkış yolu arıyoruz…
Bilgi notu:
1-‘Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hazret Ş’ovmen’in Veda Mesajı’, internet.
2- ‘Adıge maq’, 01,02,2010.
3- ‘Vizyon yoksa misyon da yoktur!’ CC Yazarları, 31,01,2010.
4-‘Ajans Kafkas’, 01,02,2010.
Not: Tire içindekiler, yazı siyahlaştırmaları, sadeleştirme ve özetlemeler bize aittir. -HCY
